Yeni Kentsel Düzene Geçiş
YENİ KENTSEL DÜZENE GEÇİŞ
Kentleşme süreci 21. yüzyılın başlarında da hala yüksek bir hızla sürmektedir. 1995-2000 yılları arasında ülke nüfus artışı yüzde 1,5 iken, kentleşme hızı yüzde 2,6 olmuştur. 1980 yılında yaklaşık 20 milyon olan kentsel nüfus, 1995’de 35 milyon, 2000 yılında da 44 milyona ulaşarak toplam nüfusun yüzde 67’sini oluşturmuştur. Kentleşme oranının önümüzdeki bir kaç yıl içinde yüzde 80 dolaylarına çıkacağı sanılmaktadır.
* * *
Kentlerimizin ölçeği genişlemekte, nüfusu artmakta, sorunları gittikçe karmaşıklaşmaktadır. Altyapı ve kentsel donanım, çağdaş düzeyin çok gerisinde bulunmakta, büyük kentlerimizin çoğu önemli altyapı yatırımı bitirildiği halde yeterince işletilememektedir. Kentlerimiz çoğu kez gereksiz, kimliksiz, zevksiz inşaatlarla doldurulmaktadır. Teknik çalışmaların yeterince yapılamaması ve saydam bir yapının oluşturulamaması nedeniyle hemen hemen tüm belediye yatırımları hemşehriler tarafından şaibeli olarak değerlendirilmektedir. Aynı olgu belediye kadroları için de geçerlidir. Kentlerde ortak yaşamı düzenleyen yasalar, uygulanmamakta, kent insanları tarafından, giderek kent yönetimleri tarafından bile umursanmamaktadır. Bu gün kentlerimizde yaşanan sorunların önemli bir bölümü, yetki ve kaynak yetersizliğinin dışında, yasaların umursanmamasından ve uygulanmamasından kaynaklanmaktadır. Göç alan kentlerimizde, özellikle de büyük kentlerimizde yaşayan insanlarımız hemşerileşememektedir. İnsanlarımız kendilerini yaşadıkları kentin kimliği ile değil de, geldikleri yerin hatta ebeveynlerinin geldikleri yörenin kimliği ile tanımlamaktadır. Göç eden insanlarımızın büyük bir bölümü, kent içinde ya da kent çevresinde kendi toplumsal dokularını koruyabilecekleri yerlerde yaşamlarını sürdürmekteler. Bu yalnızca ucuz konut gerekçesiyle ya da nostaljik nedenlerle açıklanamaz. Kentlerimizde insanlarımızı toplumsal olarak harmanlayacak mekanizmalar bulunmamaktadır. Toplumsal barışı ülke genelinde istediğimiz ölçüde gerçekleştiremeyişimiz biraz da bu nedenden kaynaklanmaktadır. Yoksulluk ve işsizlik kentlerimizde Türkiye ortalamasının çok üzerindedir. Bu alanda asıl sorumluluğu taşıyan merkezi yönetimin yetersiz kalması nedeniyle insanlar gittikçe artan ölçülerde bu sorunlarının da belediyelerce çözümünü talep etmekteler. Bu sorunlara ek olarak kent yönetimlerimiz yetki ve özellikle mali kaynak açısından çok ciddi yetersizlik içinde bulunmaktadır.
* * *
Öte yandan ağır sorunlara karşılık, Türkiye kentleri önemli fırsatları da içinde barındırmaktadır. Kentsel nüfus büyük ölçüde gençlerden oluşmaktadır. Ülke nüfusunun yüzde 70’i otuz yaşın altındadır vr bu yapı çok yüksek oranda kentlere yansımıştır. Kentlerimizde yetersiz olmakla birlikte alyapı stoku ile bina stoku da gençtir. Devlet İstatistik Enstitüsünün 2000 yılı için 3212 Belediyede yaptığı bina sayımına göre Türkiye kentlerinde 7,8 milyon tane bina vardır ve bunun yüzde 77’si son otuz yılda, yüzde 57’si de son yirmi yılda yapılmıştır. Türkiye kentlerinin konut stoku ise daha da gençtir. DİE’nin sayımına göre 2000 yılında konut birimi sayısı 16.2 milyondur ve bunun yüzde 56’sı son 16 yılda yapılmıştır. Aynı olgu sanayi tesisleri ve hizmet kuruluşları için de geçerlidir. Bu sektörler kentlerde ulusal gelirimizin yüzde 86’sını yaratmaktadır.
* * *
Türkiye’de kent yönetimleri iki temel yasaya dayanmaktadır: 1930 tarihli ve 1580 sayılı Belediyeler Yasası ve 1984 tarihli ve 3030 sayılı Büyükşehir Belediyeleri yasası. Ayrıca, doğrudan olmasa bile çok sayıda yasa Belediyelerin çalışmalarına ilişkin çeşitli öngörülerde bulunmaktadır. İlgili mevzuatını kent yönetimleri ile ilgili olarak ortaya koyduğu anlayış ve bunların öngördüğü idari işleyiş, kentlerde yaşanan sorunları çözmek için de, kentlerde varolan fırsatlardan en iyi biçimde yararlanılması için de yeterli değildir. Türkiye geçmiş yıllarda değişik alanlardaki sorunlarını zamanında çözememenin bedelini daha sonra ki yıllarda çok ağır olarak ödemiştir. Ülkemiz artık sorunların çözümünün ertelenemeyeceği bir dönemin içinde bulunmaktadır. Bunların en önemlilerinden birisi de kent yönetimi sorunudur. Bugünkü kentsel düzen sürdürülemez. Türkiyenin yeni bir kentsel düzene gereksinmesi vardır. Anayasamıza göre bugün itibarı ile tam bir yıl sonra yapılacak yerel yönetim seçimlerinden itibaren Türkiye’de yeni bir kentsel düzen işletilmelidir. Aslında Anayasamızın 123. maddesine göre “idare” bir bütündür. Merkezden yönetim ve yerinden yönetim esasına dayanır ve hem bu nedenle hem de işin tekniği o’nu gerektirdiğinden, yapılacak düzenlemeler bütünsel olarak ele alınmalıdır. SHP de, Türkiye’nin idari yapısının ülkenin ve toplumun gereksinmelerine yanıt vermediği inancındadır ve bütünsel bir değişikliği öngörmektedir. SHP giderek yalnızca idari yapıda değil, yargı ve yasama yapısında da çok temel değişiklikler talep etmektedir. Ancak konunun aciliyetine karşın Türkiye henüz böyle bir tartışmanın içine girmiş değildir. Basında Hükümetin konu ile ilgili hazırlıklar yaptığına ilişkin ciddi duyumlar yer almakla birlikte henüz taslak ya da tasarılar, kamuoyunun tartışmasına açılmamıştır. Kaldı ki Bakanlar tarafından zaman zaman yapılan açıklamalar Hükümetin, yönetimin bir bütünsellik anlayışıyla değiştirilmesi yerine merkezden yerel yönetimlere yetki devrini öngören anlayış ile sınırlı bir yaklaşım içinde olduğunu göstermektedir. SHP olarak Hükümetin konuya ilişkin açıklamalarını bekliyoruz ve açılacak tartışmaya görüş, eleştiri ve önerilerimizle katılacağız. Bugün gelinen aşamada Hükümetce bir taslağın hazırlandığı ve kısa bir süre içinde tartışmaya açılacağı anlaşıldığından böyle bir tavır takınmayı daha doğru buluyoruz.
* * *
Ancak Türkiye’nin önümüzdeki günlerde hızla yerel yönetim seçimleri sürecine gireceğini giderek AKP’nin bir Anayasa değişikliği ile yerel seçimleri daha da öne çekebileceğini, özellikle kentlerimizde yaşanan sorunların akıl almaz ölçüde derinleştiğini gözönünde tutarak ve illerde yerel yönetimlerin, başta il özel idaresi olmak üzere değişik yönlerine ilişkin önerilerimizi açıklayacağımızı belirterek, bugünden Türkiye kentlerinde düzen değişikliği anlayışımızı bir kavramsal çerçeve içinde tartışmaya açmayı gerekli görüyoruz. Türkiye yeni bir kentsel düzene geçmeli, Türkiye’nin düzeni kentlerden başlayarak değiştirilmelidir.
* * *
Yeni kentsel düzende, merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin, o arada kent yönetimlerinin ilişkileri birbirinden kopuk olmayacaktır. Tam tersine hizmet boşlukları doldurularak ve birbirlerinin hizmet etkinliklerini arttıracak yatırımları da planlayarak iki yönetim kademesi arasında vesayet anlayışına dayanmayan daha da güçlü ilişkiler kurulabilecektir. Örneğin Türkiye’de sürdürülen planlama çalışmalarında içerik ve nitelik farklılıkları, kimi mekanlarda ve alanlarda önemli boşlukların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ülkemizde merkezi yönetim iktisadi ve toplumsal planlama, yerel yönetimlerde de yalnızca Belediyeler fiziki planlama yapmaktadır. Bu nedenle Belediyeler tarafından yapılan planların tutarlılığı ve başarı düzeyi bir yana, Belediye sınırları dışına çıkıldığında o alanları fiziki olarak planlayacak hiçbir yönetim birimi bulunmamaktadır. Belediye sınırları dışında yapı izinleri merkezi yönetimin taşra birimi olan Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü tarafından verilmekte ve bunun bir gelişme planına dayanması zorunluluğu bulunmamaktadır. Türkiye’de kentlerin hemen bitişiğinde ama resmen Belediye sınırlarına girmeyen yerlerde kent içinden çok farklı yapı ve doku görüntüleri bu nedenden kaynaklanmaktadır. Merkezi yönetimin ve Belediyelerin planlama sorumluluklarındaki bu içerik ve nitelik farklılığı harcama ve yatırımlarda verimsizlik, çirkinlik, savurganlık gibi sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunu aşmak için merkezi yönetim Türkiye genelinde iktisadi ve toplumsal planlamanın yanı sıra fiziki planlama çalışması da yapmalı ya da yaptırmalıdır. Türkiye’nin her karış toprağının nasıl kullanılacağı, orada ne yapılabileceği yada yapılmayacağı planlanmalıdır. Bu kararlar çerçevesinde Belediyeler de kendi kentlerini ve gelişme alanlarını alt ölçeklerde planlamalıdır. Böyle bir düzenleme ile çevre sorunlarının da önüne geçilebilecek, insanların artık kötü kader diye alışmaya başladıkları olumsuzluklar yaşanmayacaktır. Öte yandan ancak merkezi yönetim düzeyinde yapılabilecek yatırımlarla yerel yönetimlerin özellikle Belediyelerin hizmetlerinin niteliği arttırılacak, onların ileriki yatırımlarının daha ucuza gerçekleştirilmesi sağlanabilecektir. Türkiye’de merkezi yönetim son yıllarda uygulanmasa da çok sayıda bölgesel ve fiziksel plan hazırlatmıştır. Hala da hazırlatmaktadır. GAP, DAP, DOKAP, Yeşilırmak Havzası Planı bu çalışmaların önemli örnekleridir. Bu planların öngördüğü kimi yatırımların tek başına o bölgedeki bir Belediye tarafından hatta bir İl Özel İdaresi tarafından yapılması hem mali açıdan adeta olanaksızdır hem de hukuken yetkilerin aşılmasına neden olabilir. Örneğin DOKAP, Trabzon-Rize arasında bir raylı sistemin yapılmasını öngörmektedir. Bu sınıra kadar gidebilecek, hatta belki de ileride eğer ortak kullanıma açılırsa Batum Havaalanına kadar uzayabilecektir. Bu önemli yatırımı hangi yerel yönetim birimi yapabilecek yada yaptırabilecektir? Soru hem mali hem de hukuki açıdan geçerlidir. Trabzon Belediyesi mi? Rize Belediyesi mi? Yoksa Artvin Özel İdaresi mi? Aynı soru Çukurova bölgesi ya da İskenderun Körfezi için de sorulabilir. SHP Çukurova Bölgesi için ya da İskenderun Körfezi için Anamur-Samandağ arasında kitlesel taşımacılıkta bir raylı sistemin yapılmasını gerekli görmektedir. Bunu o bölgedeki hangi Belediye ya da Özel İdare yapabilir? Örnekler çoğaltılabilir: - Habur-Mersin koridoru - Iğdır, Kars, Ardahan ve Artvin koridoru - Saroz Körfezi - Kocaeli ve Sakarya sınırları içinde bulunan Sapanca gölü - Doğu Karadeniz Katı Atık Projesi SHP bunların ve bu tür yatırımların doğrudan merkezi yönetim tarafından üstlenilmesinin ya da merkezi yönetimin desteği ile oluşturulacak proje birliklerince yapılmasını öngörmektedir. Merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasında fiziki planlama çalışmalarının kademelendirilmesi ile başlayan ve projelerle süren işbirliği SHP’nin öngördüğü yeni kentsel düzenin önemli bir özelliğini ortaya koymaktadır.
* * *
Türkiye kentlerinde oluşturulacak yeni düzen Avrupa Birliği’nin karar ve uygulamalarını önemle göz önünde tutma durumunda olmalıdır. Türkiye’nin AB üyeliği, yalnızca insan hakları ve demokratikleşme konuları ile sınırlı bir biçimde değerlendirilemez. 2004 yılı sonu itibariyle AB ile üyelik müzakerelerine başlayacak olan ülkemizin kentlerini de bu sürece hazırlamak zorundayız. Önümüzdeki seçimde göreve gelecek olan yeni kadrolar, bir yandan büyük altyapı projeleriyle eksikliklerini tamamlayarak AB kentsel yaşam standartlarına ulaşmayı sağlayacak, öte yandan AB kentsel yönetim anlayışı çerçevesinde yeni yapılanmaya gidecektir. Türkiye’nin 2004 yılında seçilecek yeni kent yönetimleri Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Avrupa Kentsel Şartı, Avrupa Kentli Hakları Deklarasyonu, Gençlerin Yerel ve Bölgesel Yaşama Katılımlarına İlişkin Avrupa Şartı gibi karar ve belgeleri göz önünde tutulmalıdır. Gelişmiş ülkelerin kentlerinde insanlar nasıl yaşıyorsa, hangi kentsel yaşam standartlarına sahiplerse, SHP’li kent yönetimleri de bu değerleri Türkiye’nin kentlerine taşıyacaktır. Bizim kentlerimiz kişi başına düşen yeşil alan, temiz hava, çöp toplama, oto park, toplu taşım, kirletilmemiş sağlıklı bir çevre, kültür değerlerinin korunması, sanat, spor gibi tüm ölçütlerde Avrupa kentlerini yakalayacaktır.
* * *
Türkiye, kentlere yeni düzen verme çalışmasını öncelikle nüfusumuzun yüzde 20’ye yakın bölümünü barındıran ve AB üyesi ülkelerin büyük bir kısmından nüfus ve gelir açısından daha büyük olan İstanbul kentinden başlatmalıdır. SHP, İstanbul düzgün bir biçimde yönetilmeden, Türkiye’nin öteki kentlerinin, hatta Türkiye’nin bütününün yönetilemeyeceği iddiasındadır. Ülkemizin yaklaşık yirmi yıldır uyguladığı büyükşehir belediyesi modeli artık İstanbul için geçerliliğini yitirmiştir. İstanbul için dünya deneyimini de göz önünde tutarak yeni bir model ortaya konmalıdır. Anayasamız 127. maddesi ile, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimlerinin getirilebileceğini öngörmektedir. SHP olarak kamuoyuna daha önceden sunulan önerimizi tartışmaya açıyoruz.
- İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İlçe Belediyeleri kaldırılmalı, bunların yerine T.C. İstanbul Başkanlığı adı ile yeni bir tüzel kişilik kurulmalıdır.
- Başkanın seçimi, Başkanlık organları, Meclisin oluşumu, Başkanlığın gelirleri vergi alabilme yetkisi, iç ve dış borçlanma yetkileri, Merkezi idareden alacağı trafik gibi hizmetler belirlenmeli, yeniden oluşturulacak kent polisi, Kent Mahkemesi gibi kurumlar bu modelde yer almalıdır.
İstanbul Yönetimi Modelini bir tartışma çerçevesi olarak öneriyoruz. Bu tartışma ivedilikle yapılmalı ve üzerinde bir mutabakat sağlanırsa TBMM’ne iktidar ya da muhalefet partisi tarafından tasarı veya teklif olarak sunulmalı ve 2004 Nisan’ında yapılacak İstanbul seçimleri bu yapıya oturtulmalıdır. Önerimizin alışık yapıyı zorlayacağının bilincindeyiz. Ancak İstanbul’un, çözümü ertelenemez bir sorun olarak önümüzde durduğu da açıktır. SHP önerisi kabul edilirse, yaygınlaştırılmamalı, İstanbul ile sınırlı olarak uygulanmalı ve kamuoyu uygulamayı sürekli gözetim ve denetim altında tutmalıdır.
* * *
Kentlerimizin sorunları büyük ölçüde mevcut imar düzeninden kaynaklanmaktadır. Yolsuzluk iddialarından, kentlerin çirkinleşmesine altyapı sorunlarından kentsel kıtlık rantlarının yaratılmasına ve paylaştırılmasına kadar çok sayıda sorunun temelinde imar kararları ve uygulamaları bulunmaktadır. SHP herşeyden önce yurttaşlarımıza kent kimliğine ve kültürüne uygun, gecekondu bölgelerini de, imarlı alanları da bütün olarak algılayan, sektörleri kent içinde dengeli dağıtan, kentsel hizmetleri kentin her bölgesine yeterli ve adil bir biçimde sunan, meslek odaları ve ilgili hemşehri örgütleri ile birlikte hazırlanan ve onlarla birlikte denetlenen bir planlama anlayışını ödünsüz olarak uygulamayı taahhüt etmektedir. SHP ayrıca iki yeni planlama tercihini öngörmektedir. Birincisi kentsel yenileme projeleridir. Kentlerimiz artık yeni kent projelerinden çok, kentsel yenileme projelerine öncelik vermelidir. Bilindiği gibi çeşitli imar uygulamaları ile yaratılan kentsel rantlar, belli kesimler tarafından paylaşılmaktadır. SHP, ulusal düzeyde olduğu gibi, yerel düzeyde de kamu rantlarıyla sermaye birikimi yaratılmasının karşısındadır. SHP, kamunun yarattığı kentsel rantların kentsel yenileme projeleri yolu ile toplumsallaştırılmasını öngörmektedir. Kentsel yenileme projeleri aynı zamanda geçmiş dönemlerde yapılan yanlış imar uygulamalarını telafi edebilecek ve kentin bu alanlarında da gelişmeyi sağlayabilecektir. İkinci olarak kentlerde altyapı hizmetlerini sıkıntıya sokan, kentsel estetiği bozan, çirkinleşmeye yol açan parsel ölçeğinde imar uygulamalarına son verilecek, ada ölçeğinde imar uygulamalarına geçilecektir. Böylece teknik ve toplumsal altyapı açısından daha iktisadi ve yeterli bir hizmet sunulabilecek, kentin gelişimi ve estetiği açısında daha doğru bir sürece girilecektir.
* * *
Kent yönetimleri imar uygulamaları, yatırım kararları, büyük ihaleler başta olmak üzere yaptıkları hemen her çalışmada saydam bir işleyişe sahip olmak zorundadır. Haklı ya da haksız kent yöneticileri için yaygın bir biçimde yolsuzluk iddiaları ortaya atılmaktadır. Yakın geçmişte servet artışını açıklayamayan ya da bunu armağan altınlara bağlayanların veya yurt dışına kaçanların sergiledikleri örnekler, yolsuzluk iddialarına haklılık kazandırmıştır. Yolsuzluk iddialarının da, yolsuzluğun da önüne geçebilmek için kent yönetimlerinin tüm uygulamalarında kesinlikle saydam bir işleyişe sahip olmaları gerekmektedir. Saydam yönetim anlayışının yaşama geçirilmesi için SHP, bazı yeni yaklaşımların sergilenmesini gerekli görmektedir.
- Yatırım kararlarının, ihalelerin, yapılan harcamaların internet üzerinden, kent panolarından, radyo ve TV kanallarından duyurulması sağlanacaktır.
- Hizmetlerdeki fiyat artışları ve nedenleri hakkında kesinlikle bilgilendirme yapılacaktır.
- Kent halkının bilgi alma, soru sorma hakkını sürekli kılan bir işleyiş kurumsallaştırılacaktır.
- SHP, kent yöneticileri için bir “Ahlak Sözleşmesi” hazırlamıştır. Göreve gelecek SHP’li tüm kent yöneticileri bu sözleşmeyi imzalayacaktır.
Kentte yaşayanların, sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin hatta kent yönetimlerinde çalışanların kente ilişkin olarak alınan kararlara katılımı yok denecek kadar azdır. Bu uygulama ülkemizde yerleşememiştir. Genellikle kararların oluşumundan sonra basın önünde karşılıklı eleştiri ve tartışmaların yapılması daha çok kullanılan bir yöntem olarak ortaya çıkmaktadır. Aslında seçimle gelmiş kent yönetimleri de karar alma güçlerini paylaşmak eğiliminde değildir. Büyükşehir Belediyelerinde karar alma süreçlerinin paylaşımı sorunu, sıkça yaşanan örnekleriyle bir başka boyutu da gözler önüne sermektedir. Büyükşehir belediye başkanları ile metropol belediye başkanları zaman zaman basının karşısında kamuoyunun önünde sert ifadelerle tartışmaktan çekinmemektedir. SHP’nin Yeni Kentsel Düzen Bildirgesi, katılımcı yönetim anlayışını uygulamaya sokacak yeni kurumlar önermektedir.
- Büyükşehir Belediyelerinde Başkanlar Kurulu adıyla tüm metropol belediye başkanlarının da katılacağı ve kararların ortaklaşa alınacağı bir kurul oluşturulacaktır.
- Kentsel yönetişim olarak adlandırılan ve proje uygulamalarında projeden etkilenecek tüm kesimlerin katılacağı Proje Karar Kurulları oluşturulacaktır.
- Her yıl ilgili tüm sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve kentte yaşayan her kesimin katılacağı, kent bütçesi ve yıllık programın tartışılacağı Kent Kurultayları düzenlenecektir.
- Kentin iktisadi geleceğinin ve istihdam olanaklarının değerlendirileceği sanayi ve ticaret odalarının, esnaf odalarının, işçi konfederasyonu temsilcilerinin, TMMOB temsilcisinin ve ilgili öteki meslek kuruluşlarının katılacağı Ekonomik ve Sosyal Konsey kurulacaktır.
* * *
Kent yönetimleri merkezi yönetim tarafından mali denetime tabii tutulur. Asıl olarak, Sayıştay tarafından yapılan bu denetimin dışında hizmetlerin niteliği ve yeterliliği gibi konularda kent yönetimlerini daha etken ve verimli çalışmaya yönlendirecek yeni denetim kurumlarına gereksinim vardır.
- Kentte yaşayanların hizmetlere ilişkin sorunlarını iletecekleri ve çözüm arayacakları bir Kent Hakemliği kurulacaktır.
- Mali müşavirlerden oluşacak bir kurumun kent yönetimlerini her yıl denetlemesi ve denetim sonuçlarının kamuoyuna duyurulması sağlanacaktır.
Toplumumuzun çok büyük bir bölümünün kentsel hizmetlerin yeterli olmadığı, ayrıca hizmetlerin niteliğinin düşük düzeyde olduğu, altyapı çalışmalarının eşgüdüm içinde yürütülmediği, bürokratik işleyişin ağır ve hantal olduğu gibi bir çok konuda ortak yakınmaları bulunmaktadır. Kent yönetimlerinin mevcut yasal çerçeve ve gelir kaynakları itibariyle bazı haklı gerekçeleri olsa bile, sorunları aşmaya ve kentsel yaşam düzeyini yükseltmeye yönelik yeni bir yönetim anlayışını ortaya koymaları gerekmektedir.
- Yeni kent yönetimleri insanı merkez alan, planlı, niteliği yüksek bir kent işletmeciliği modelini oluşturacaktır. Mevcut yasal çerçeve içerisinde kentin ihtiyaçlarına hızla yanıt verebilecek yeni birimler kurulacaktır.
- Yeterli ve niteliği yüksek hizmet verebilmek için personelin eğitilmesi, bilgili ve donanımlı personel yetiştirilmesi sağlanacaktır.
- Bürokrasinin azaltılması ve hızlı hizmet sunumunun sağlanabilmesi için, hizmet birimleri teknolojik donanıma kavuşturulacak, bilgi teknolojisi kullanılacak, E-Belediye kurulacaktır. Kent Bilgi Bankası oluşturularak kente ilişkin tüm bilgiler ve veriler toplanacak ve böylelikle bilgiye hızlı ulaşım sağlanacaktır.
- Herhangi bir kriz ortamının kent yaşamını en alt düzeyde etkilemesi amacıyla, kriz yönetimine ilişkin eğitim ve hizmet programı hazırlanacaktır.
- Kent kültürünün oluşturulabilmesi, hemşerilerin özgün kültürünü koruma ve geliştirme adına, semtlerde kültür evlerinin kurulmasıyla gerçekleştirilecektir. Kültürel anlayış ve etkileşim kentli bilincini geliştirmekle birlikte, kentte karşılıklı anlayış ve dayanışmanın güçlenmesini de sağlayacaktır.
* * *
Dünyada gelir dağılımı en bozuk ülkelerden biri olan Türkiye’de yaklaşık 15 milyon kişi yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır. Bu yurttaşlarımızın çok büyük bir bölümü de kentlerdedir. SHP yoksulluk konusunu ülkenin birinci derecede önemli ve acil bir sorunu olarak görmektedir. Bu nedenle, yoksulluğun sonuçlarını ortadan kaldırmak için üç yıllık bir proje hazırlanmıştır. SHP’nin, “Yoksulluğu Yenmek İçin Acil Plan” başlığını taşıyan bu projesi Türkiyede yoksullukla savaşım için hazırlanan ilk somut çalışmadır. Göreve gelecek SHP’li kent yönetimleri, yoksulu teşhir eden, onları rencide eden bugünkü uygulamalar yerine, “Yoksulluğu Yenmek İçin Acil Plan” çerçevesinde kentlerdeki yoksulluğun yenilmesi için örgütlenmelerini ve bütçelerini hazırlayacaklardır.
- Yoksullukla savaşım programı çerçevesinde eğitim yardımı, sağlık yardımı, beslenme yardımı, ayni yardım, nakdi yardım ve barınma yardımı gibi yoksullara doğrudan yardım uygulamaları mahallelerde kurulacak Halk Merkezleri aracılığıyla yapılacaktır.
- İstihdama hazırlamak üzere gençlere yönelik beceri kazandırma ve meslek kursları, yabancı dil, bilgisayar kursları açılacaktır.
- Kadınlar öncelikli olmak üzere kendi işini kurmak isteyen bireylere başlangıç sermayesi sağlanacak, mesleki eğitim verilecek ve teknik yardım sağlanacaktır.
* * *
Yukarıda yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasındaki ilişkileri yeni bir anlayış noktasına taşıyan AB kentlerinin fiziksel ve toplumsal standartlarını ivedilikle yakalamayı amaçlayan altyapı yatırımlarıyla kentsel yaşam düzeyini yükselten katılımcılığı sağlayarak hemşehrileri karar alma sürecine katan saydam yönetim yapısı ile yolsuzluk kuşkularını gidermeye çalışan kent yoksulluğu sorununu dönem içinde çözmeyi öngören yeni bir imar anlayışı getiren yüksek nitelikli kentsel hizmetleri dengeli bir biçimde sunan bir kent yönetimi anlayışını ana hatlarıyla açıkladık. 18 Nisan 2004 tarihinde yapılacak yerel yönetim seçimlerine giderken belediyelerle ilgili yeni çalışmalarımızı, özellikle İl Özel İdarelerimiz ve muhtarlıklarla ilgili önerilerimizi belli aralıklarla ayrıca kamuoyuna açıklayacağız.