SHP’NİN YEREL YAŞAM PROGRAMI (2009 Yerel Seçimleri için)


İÇİNDEKİLER

Önsöz
Giriş

1 SAPTAMALAR
. Kentlerimizin Sorunları Daha da Artıyor
. Merkeziyetçi Geleneğin Sonu
. Planlama Karmaşası

2 ÖNERİLER
. Yeni Planlama Anlayışı Başlatılacak
. Bölge Planlamasına Geçilecek
. Havza Projeleri Uygulanacak
. İl ve İlçe Özel İdareleri Devreye Girecek
. AB Standartlarında Yaşam
. Rantlar Topluma Dönecek
. Ucuz, Sağlıklı, Güvenli Konut
. Kentli Yönetime Katılacak
. Muhtarlıklara Yeni İşlev
. Saydam Yönetim
. Çok Yönlü Denetim
. Kent İşletmeciliği Modeli Kurulacak
. Kent Yoksulluğunu Yeneceğiz

Bitirirken

ÖNSÖZ


SHP, kurulduğundan bu yana program ve projeler üzerinden siyaset yapılmasını savunan bir parti oldu. Siyaseti bir laf yarışı olarak görmedik ve her konuda somut çözümler getirmeyi kendimize görev bildik. Bu, Türkiye’nin alışık olmadığı bir tavır. Maalesef ülkemizde siyaset böyle yapılmıyor. Çünkü bu tür siyaset kolay bir iş değil, emek istiyor, bilgi istiyor, kararlılık istiyor.

Siyasi partiler seçmenlere seçimleri kazanırlarsa hangi politikaları uygulayacaklarını açıklamak zorundadırlar. Seçimlerde oy kullanacak yurttaşlarımız da oyunu bu programlara ve projelere göre vermelidir. SHP bu nedenle, uzmanların ve partililerimizin katılımıyla yerel yönetimlerle ilgili politikalarını belirlemiştir ve bunu elinizdeki kitapçıkla, 2009 Mart’ında yapılacak yerel yönetim seçimleri için kamuoyunun değerlendirmesine sunmaktadır.

“SHP’nin Yerel Yaşam Programı”nın ön taslağı SHP Parti Meclisi’nin 1.3.2008 tarihinde yaptığı toplantıda onay almış ve daha sonra Türkiye’nin çeşitli kentlerinde meslek kuruluşları ve üniversitelerimizin ilgili bölümlerinden akademisyenlerin görüşleri alınarak son haline getirilmiştir. “SHP’nin Yerel Yaşam Programı” daha sonra her kentimiz için hazırlanacak yerel programlara esas olacaktır.

Saygılarımla

Murat Karayalçın
SHP Genel Başkanı


GİRİŞ

SHP, özünü özgürlük, eşitlik, katılım, dayanışma kavramlarında bulan evrensel değerleriyle Türkiye’nin geleceğine talip olmaktadır.


SHP, bireyi, yurttaşı ve kentliyi birlikte düşünen, demokrasiyi ve cumhuriyeti birlikte gerçekleştirmeye çalışan tek partidir. Laikliği demokrasi ile birlikte ele alan, demokrasiyi çoğunluk egemenliği olarak yorumlayanlara karşı insan haklarını öne çıkaran partidir.

SHP öteki partilerden farklı olarak kentleşmeden ve büyük kentlerden korkmamaktadır. Aksine, Türkiye’nin kentleşmeye ve daha çok büyük kente ihtiyacı olduğu düşüncesindedir. Bu nedenle, Türkiye’deki kentlerin yönetimine taliptir, yani Türkiye’nin geleceğine taliptir.

Kentlerinin sorunlarını çözmekten aciz AKP’li Büyükşehir belediyelerinin, metro yapımını Hükümete devretme, doğalgazı işletemeyip özelleştirme tavırlarına karşı, SHP kentlerin tüm sorunlarını çözmeye hazırdır. Tüm sorunlarla ilgili projelerini, programlarını hazırlamıştır.

Bundan önceki dönemlerde de Türkiye’de kentleşme atılımlarına sosyal demokrat belediyeler damgasını vurmuştur. Bir ülkede demokrasinin gelişmesi için yerel yönetimlerin güçlendirilmesinin gerekliliği, Türkiye’nin siyasi gündemine 1973 yerel seçimleri sonrasında sosyal demokrat belediyecilik anlayışı ile girmiştir. Toplu taşıma kavramını öne çıkaran, otobüs filolarını güçlendiren, yaya alanları uygulamalarını başlatan, toplu konut uygulamalarına girişen, ekmek fabrikaları kuran, halk için ucuz alışveriş merkezleri açan ilk yönetimler sosyal demokrat belediyeler olmuştur.

1989 yerel seçimlerinden sonra SHP’li belediyeler saydamlık, katılımcılık ilkelerini gündeme getirmiş, büyük altyapı projelerini başlatmış, Türkiye’deki ilk metro ve doğalgaz çalışmalarını yaşama geçirmiş, yeşil kentlerin yaratılması için çalışmalara başlamış, Türkiye’ye belediyeciliği bilen en nitelikli kadroları yetiştirmiştir.

2009 yerel seçimlerine giderken SHP, Türkiye’de doğayı ve çevreyi, kültürü ve tarihi koruyarak; çocuklara, yaşlılara, engellilere, tüm kentlilere insanca yaşam koşulları hazırlayacak, kentlerimizde yoksulluğa son verecek, kentlerimizi dünya kentleri ile her alanda yarışır hale getirecek olan tek partidir.

Yurttaşlarımızı geleceğimizin kentlerini kurmamıza omuz vermeye çağırıyoruz.

1. SAPTAMALAR

KENTLERİMİZİN SORUNLARI DAHA DA ARTIYOR


Türkiye’de kentleşme süreci 21. yüzyılın başlarında da hala yüksek bir hızla sürmektedir. 1980 yılında yaklaşık 20 milyon olan kentsel nüfus, 2000 yılında 44 milyona, 2007 yılı sonunda 49,7 milyona ulaşarak toplam nüfusun yüzde 70,5’ini oluşturmuştur. İl ve ilçe merkez belediyelerinden oluşan kent nüfusunun 2010 yılında 53,5 milyon kişi ile toplam nüfusun yüzde 75’ine yaklaşması beklenmektedir. Belde belediyeleri de eklendiğinde belediyelerde yaşayan nüfusun 62 milyona ve bu nüfusun toplam nüfusa oranının yüzde 86’ya ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Türkiye kırsal alanlardan kentlere, yüksek rakımlı yerleşmelerden kıyılara göç yaşamaktadır. Ancak bu sürece paralel olarak tarım dışı alanların istihdam kapasitesi daralmaktadır. Sonuçta kentsel alanlarda en önemli sorun olarak işsizlik öne çıkmaktadır. Kentlere yönelik göç kentsel toprak talebini artırdığı gibi doğal ve tarihi çevrenin tahribine, su kaynaklarının kapasitesinin zorlanmasına yol açmaktadır.

Kentlerimizin ölçeği genişlemekte, nüfusu artmakta, sorunları gittikçe karmaşıklaşmaktadır.

Sağlıklı bir ortamda yaşamak, temel insan hakkıdır. Ancak bu hak, plansız gelişmiş ve yanlış yönetilen kentsel alanlarda tehdit altında bulunmaktadır. Sağlıklı kent, kentte yaşayan insanların fiziksel, toplumsal ve çevresel konularda eşit hak ve özgürlüklere sahip olmasını sağlamak durumundadır. Oysa, ülkemizde, yasalardaki boşluklar, kurumsal yapıdaki yetersizlikler, kurumlar arasındaki yetki karmaşası ve rant kaygıları gibi nedenlerle kentlerimizin planlamasında ve yönetiminde pek çok aksaklıklar ortaya çıkmakta ve bu durum, kentlerimizi yaşanamaz bir duruma getirmektedir.

Kentlerimizde altyapı ve kentsel donanım, çağdaş düzeyin çok gerisinde bulunmaktadır. Daha vahimi büyük kentlerimizin çoğu önemli altyapı yatırımları bitirildiği halde yeterince işletilememekte, su havzaları yapılaşmaya açılmakta, böylelikle normalin biraz üzerindeki yağışlar bile kentlerimizi teslim almaktadır.

Kentlerimiz çoğu kez gereksiz, kimliksiz, zevksiz yapılarla doldurulmaktadır. Gerekli toplumsal ve teknik altyapı araştırmaları yapılmadan parçacı plan uygulamalarına geçilmekte, kentlerin doğal ve kültürel değerleri hiçe sayılmaktadır. Bütün bunlar kente karşı suç niteliği taşımaktadır. Kent yönetimleri kentleri korumakla, özen göstermekle yükümlüdür. Ancak ülkemizde kent yönetimleri genellikle bu tür suçların ortağı, zaman zaman doğrudan kaynağı konumundadır.

Teknik çalışmaların hazırlık aşamasında ve uygulamada yeterince yapılamaması ve saydam bir yönetim yapısının oluşturulamaması nedeniyle hemen hemen tüm belediye yatırımları hemşeriler tarafından şaibeli olarak değerlendirilmektedir.

Kentlerde ortak yaşamı düzenleyen yasalar ve idari kararlar uygulanmamakta; bunlar kent insanları tarafından, giderek kent yönetimleri tarafından bile umursanmamaktadır. Bugün kentlerimizde yaşanan sorunların önemli bir bölümü, yetki ve kaynak yetersizliğinin dışında, yasaların umursanmamasından ve uygulanmamasından kaynaklanmaktadır.

Göç alan kentlerimizde, özellikle de büyük kentlerimizde yaşayan insanlarımız hemşerileşememektedir. İnsanlarımız kendilerini yaşadıkları kentin kimliği ile değil de, geldikleri yerin hatta ebeveynlerinin geldikleri yörenin kimliği ile tanımlamaktadır. Göç eden insanlarımızın büyük bir bölümü, kent içinde ya da kent çevresinde kendi toplumsal dokularını koruyabilecekleri yerlerde yaşamlarını sürdürmektedir. Kentlerimizde insanlarımızı toplumsal olarak harmanlayacak ve onları yaşadıkları yerin hemşerisi yapacak mekanizmalar bulunmamaktadır. Toplumsal barışı ülke genelinde istediğimiz ölçüde gerçekleştiremeyişimiz biraz da bu nedenden kaynaklanmaktadır.

Yoksulluk ve işsizlik kentlerimizin bir başka sorunudur. Bu alanda asıl sorumluluğu taşıyan merkezi yönetimin yetersiz kalması nedeniyle insanlar gittikçe artan ölçülerde bu sorunlarının da belediyelerce çözümünü talep etmektedir. Ancak yoksulluğun çözümüne yönelik sistemli bir yaklaşımın sergilenebildiğini söylemek olanaklı değildir. Günümüzde kimi belediyeler yoksulları rencide etmekten hiçbir rahatsızlık duymadan çeşitli yardım kampanyaları düzenlemekte ve buradan siyasi getiri beklemektedir.

Bu sorunlara ek olarak kent yönetimlerimiz yetki ve özellikle mali kaynak açısından çok ciddi yetersizlik içinde bulunmaktadır.


MERKEZİYETÇİ GELENEĞİN SONU


Türkiye’de kent yönetimleri üç temel yasaya dayanmaktadır: 2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu. Ayrıca, doğrudan olmasa bile çok sayıda yasa belediyelerin çalışmalarına ilişkin çeşitli öngörülerde bulunmaktadır. İlgili mevzuatın kent yönetimleri ile ilgili olarak ortaya koyduğu anlayış ve bunların getirdiği idari işleyiş, kentlerde yaşanan sorunları çözmek için de, kentlerde varolan fırsatlardan en iyi biçimde yararlanılması için de yeterli değildir.

Türkiye geçmiş yıllarda değişik alanlardaki sorunlarını zamanında çözememenin bedelini daha sonraki yıllarda çok ağır olarak ödemiştir. Ülkemiz artık sorunların çözümünün ertelenemeyeceği bir dönemin içinde bulunmaktadır. Bunların en önemlilerinden birisi de kent yönetimi sorunudur.

Bugünkü kentsel düzen sürdürülemez. Türkiye’nin yeni bir kentsel düzene gereksinmesi vardır. 2009 martında yapılacak yerel yönetim seçimlerinden sonra Türkiye’de yeni bir kentsel düzen kurulması gerekmektedir.

Türkiye’de kimileri merkezi yönetimin üstlenmiş olduğu hizmetleri yerel yönetimlere devretmenin ülkenin üniter devlet yapısını ihlal edeceğini, bozacağını ileri sürmektedirler. SHP bu endişenin yersiz olduğu görüşündedir. Bir hizmetin merkezi yönetim tarafından görülmesi, o hizmeti daha çok “kamu” yapmaz. Örneğin, suların Devlet Su İşleri tarafından dağıtılması, suların ASKİ, İSKİ ya da BUSKİ tarafından dağıtılmasına göre o hizmeti daha çok kamu yapmaz. Hatta tam tersi geçerlidir. O kentte yaşayan yurttaşlarımızın su gereksinmelerinin kentin belediyesi tarafından, belediyenin ilgili birimi tarafından karşılanması, o hizmetin kamu hizmeti olma niteliğini daha da güçlendirecektir. SHP’nin yönetim anlayışına göre önemli olan yönetim kademesi değil kamu alanı ve kamu çıkarıdır.

Anayasamızın 123. maddesine göre “idare” bir bütündür, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esasına dayanır. Onun için yalnızca teknik değerlendirmelerle değil hukuki gerekçelerle de, ilgili hizmetlerin merkezde değil de yerel yönetimlerde üretilmesi ve dağıtılması o hizmetin üniterlik çerçevesindeki niteliğini olumsuz etkilemez.

1950 yılına kadar trafik hizmetleri Türkiye’de yerel yönetimler tarafından verilmekteydi. Trafik hizmetleri anayasanın yerel ortak gereksinme ya da anayasadaki deyimiyle “mahalli müşterek ihtiyaç” tanımına denk düşmektedir. Trafik hizmetini belediye vermelidir. Trafikten daha yerel ortak gereksinim olabilir mi? Elektriğin de yerel yönetimler tarafından dağıtılması gerekmektedir. Bir kentin neresinin ne kadar aydınlatılacağı, o kentte elektrik fiyatlandırmasının ne olacağı, belediye tarafından belirlenmelidir.


PLANLAMA KARMAŞASI


Ülkemizde, planlama anlayışı, son yıllarda yasal ve kurumsal sorunlar nedeniyle çok büyük yaralar almış; bu duruma rant kaygısı ve siyasi baskılar da eklenince, büyük kentlerimiz başta olmak üzere tüm kentlerimiz geriye dönüşü olmayan kentleşme sorunları ile karşı karşıya bırakılmıştır.

Türkiye’de ulusal fiziki planlama yaklaşımından uzak, parçacı planlama yaklaşımını benimseyen, imar rantlarını akıl almaz ölçülerde iştah kabartacak plan kararları ile üst ölçekte destekleyen, ya da verilmiş imar haklarını dikkate almayıp yok sayan, su havzalarının yapılaşmaya açılmasına yol açan, kentlerin ve içinde bulunduğu bölgelerin toplumsal, iktisadi ve kültürel değerlerini hiçe sayan bir planlama süreci işletilmektedir.

Nazım imar planı ölçeğindeki planlamalarda da, benzer sorunlarla karşılaşılmaktadır. Nazım planlara dayanarak yapılması gereken alt ölçekli uygulama imar planları, siyasi ve spekülatif baskılar nedeni ile farklı kullanım kararları ve yoğunluk kararları ile değerlendirilmekte, kentsel dönüşümler adı altında, rant kazanmaya yönelik, parçacı plan uygulamaları gündeme getirilmekte, bu durum kentlerin makroform kararlarını olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, söz konusu planların pek çoğu için, çeşitli kişi, kurum ve kuruluşlarca yasal yollara başvurulmakta ve plan uygulamalarında aksaklıklar ortaya çıkmaktadır.

Son yıllarda özellikle, İstanbul’da benimsenen, öteki büyük kentlerimizde de gündeme gelen büyük alışveriş merkezlerine yönelik planlama çalışmaları, gerekli teknik ve sosyal altyapı çalışmaları yapılmaksızın parçacı bir yaklaşımla ele alınmakta ve hızla yaygınlaştırılmaktadır. Çevre plan kararları ve kentin yoğunluk kararları, ulaşım sistemi, topografyası, silüeti, kültürel değerleri gibi önemli veriler dikkate alınmaksızın yapılan bu uygulamalarda, kent merkezi kavramı ortadan kaldırılmakta, farklı gelişmişlik düzeyinde kent parçaları ortaya çıkmaktadır.

Ülkemizde, belediye sınırları içinde kalan alanlar için yapılan fiziksel planlar uygulanmakta, ancak belediye sınırları dışına çıkıldığında, son derece karmaşık bir yapı ile karşılaşılmaktadır. Bunun nedeni, belediye sınırları dışında ulusal plana referansla yapılmış bölge planlarının bulunmayışı ve bu alanlarda farklı bir otoritenin söz sahibi olmasıdır. Bu bölgelerde, üst ölçekli plan kararı olmayan, birbirleri ile ulaşım, kullanım, yoğunluk kararları açısından bir bütünlük taşımayan parçacı plan uygulamaları gözlenmektedir. Bu durum, belediye sınırları içi ve dışındaki planlama bütünlüğünün göz ardı edildiği gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır.

Yasal ve kurumsal sorunlar nedeniyle, kentlerimizin toplumsal, kültürel, doğal, tarihi değerlerinin de, üst ölçekli planlamadan gelen yanlış kararlarla planlanması sonucunda hiçe sayıldığı; alt ölçekli planların, parçacı bir yaklaşımla, gerekli veri tabanına dayandırılmaksızın, rant kaygısı ile şekillendirildiği; böylelikle, başta büyük kentlerimiz olmak üzere, tüm kentlerimizin kentleşme sorunları ile, sahil kentlerimizin tam bir kıyı yağması ile karşı karşıya getirildiği, doğal ve çevresel değerlerin dikkate alınmaması sonucu, iklimsel verilerin hızla değiştiği, tarihi kent merkezi kavramının ortadan kaldırıldığı gibi sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

Ayrıca, belde belediyelerimizin büyük bir bölümü kırsal alandadır ve bu yerleşmelerin en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Kentsel sorunlar tartışılırken, kırsal yerleşmelerin sorunlarının da göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Başta toprak reformu olmak üzere köyden kente göçü düzenleyecek iktisadi ve toplumsal önlemler alınmalı; hayvancılık ve tarımı özendirecek başta sulama yatırımları olmak üzere tarımsal altyapıyı hazırlayacak bir planlama anlayışı ortaya konulmalıdır. Kırsal alanda yaşam düzeyini kentsel yaşam düzeyine taşıyacak çağdaş, toplumsal ve kültürel yatırımlarla yeni yapısal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Bu konudaki politikalarımız SHP Tarım Programı’nda yer almaktadır.

Önemle üzerinde durulması gereken bir başka konu, yerel yönetimlerde özellikle küçük belediyelerde yeterli ve donanımlı teknik elemanların istihdam edilmeyişidir. 1985 sonrasında 3194 sayılı yasa ile yetkili kılınan belediyeler, gerekli teknik altyapıları sağlanmadan planlama sürecinde yer almışlar, bunun doğal sonucu olarak, özellikle turistik değeri olan kıyı yerleşmelerimiz, kıyı yağması ile, pek çok yerleşmemiz ise imar tahribatı ile karşı karşıya bırakılmıştır.


2. ÖNERİLER

YENİ PLANLAMA ANLAYIŞI BAŞLATILACAK


Türkiye’nin önümüzdeki günlerde hızla yerel yönetim seçimleri sürecine girecek olması nedeniyle genel olarak yerel yönetimlerde yapı değişikliği zorunluluğunu, özel olarak da kentlerimizde yaşanan sorunların akıl almaz ölçüde derinleştiğini göz önünde tutarak ve çözüm önerilerinin yaygın bir biçimde ve yeterince tartışılmasına fırsat sağlamak, katkıda bulunmak amacıyla yerel yönetimlerde ve o arada kentlerde düzen değişikliği anlayışımızı ve önerilerimizi bugünden tartışmaya açıyoruz.

3194 sayılı İmar Yasası uygulamalarının temel sorunu, mekansal planlamanın, fiziksel plan elde etme amacına indirgenmesidir. Oysa, AB ülkelerinde ve öteki gelişmiş ülkelerde, Yapısal Planlama - Ulusal Planlama anlayışı ve planlamada kademeli birliktelik ilkesi, 1980 sonrasında planlama literatüründe ve uygulamasında yerini almıştır. Bu nedenle imar mevzuatı, AB standartları dikkate alınarak hızla değiştirilmelidir.

Türkiye’de iki farklı planlama anlayışı vardır. Merkezi yönetim sektörel ve parasal, belediyeler ise fiziksel planlama yapmaktadırlar.

Merkezi yönetimin ve belediyelerin planlama sorumluluklarındaki içerik ve nitelik farklılığı harcama ve yatırımlarda verimsizlik ve savurganlık gibi sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Planlama sürecinin yasal ve kurumsal yapısındaki dağınıklık, kurumlar arası eşgüdümün sağlanamaması sorununu da beraberinde getirmektedir. Bu durum, merkezi yönetim ve yerel yönetimler, büyükşehir belediyeleri ve ilçe belediyelerinin çalışmalarında açıkça kendini göstermektedir. Merkezi otorite tarafından alınan ulusal plan kararlarını, yerel yönetimlerin bilmemesi veya hiçe sayması, büyükşehir belediyelerince hazırlanan nazım imar planlarının ilçe belediyelerince dikkate alınmaması, alt ölçekli planların nazım planlardan bağımsız olarak yapılabilmesi gibi durumlar kentlerimizin gelişmelerini son derece olumsuz etkilemektedir. Özellikle siyasi görüş ayrılıklarının yaşandığı dönemlerde, planlama süreci çok büyük yaralar almış, kentlerimiz geriye dönüşü olmayan yatırım kararları ile karşı karşıya bırakılmıştır.

Bu nedenle, planlama konuda yasal düzenlemeler hızla yapılarak, kurumların görev ve yetki alanları tanımlanmalı, yasalarda, kurumlar arası eşgüdümün kolaylaştırılmasına yönelik düzenlemeler getirilmelidir.

SHP olarak Türkiye’de yeni bir kentsel düzene gereksinme olduğu iddiasındayız. Bu yeni kentsel düzenin tasarımlanmasında öncelikle Türkiye’de var olan planlama sisteminin değiştirilmesini gerekli görüyoruz. Bu düzenleme aynı zamanda Anayasamıza göre bir başka yerel yönetim birimi olan il özel idareleri için de büyük bir önem taşımaktadır. Türkiye’nin yapılaşma düzeni kentlerden başlayarak değiştirilmelidir.

Bu çerçevede SHP olarak Türkiye’nin her karışının planlanmasını öngörüyoruz. Bize göre, Türkiye’nin en yüksek yerlerinden ve en yoğun meydanlarından başlayarak, deniz kıyılarına ve en düşük yoğunluklu yerlerine kadar tüm alanlar planlanmalıdır. Ülkenin planlanmamış yeri kalmamalı ve bu planlar bir hiyerarşiye oturtulmalıdır.

SHP bu anlayış çerçevesinde “Üç Basamaklı Planlama” adını verdiğimiz bir modeli önermektedir.


Merkezi yönetim, Türkiye genelinde bugünkü anlayışın ötesinde, fiziksel ve mekansal verileri ve yönlendirmeleri de içeren fiziksel, iktisadi ve toplumsal planlama çalışması yapacaktır. Türkiye’nin her karış toprağının nasıl kullanılacağı, orada ne yapılabileceği ya da yapılmayacağı planlanacaktır. Merkezi planla uyumlu olarak her bölgede iktisadi, toplumsal ve fiziksel boyutlar taşıyan bölge planları yapılacaktır. Kent planlarının, merkezi plan çerçevesinde hazırlanan bölge planlarına referansla yapılması, toplumsal ve iktisadi çözümler ortaya koyması gerekmektedir. Plan kararları çerçevesinde belediyeler de kendi kentlerini ve gelişme alanlarını alt ölçeklerde planlayacaktır. Böyle bir düzenleme ile çevre sorunlarının da önüne geçilebilecek, insanların artık kötü kader diye alışmaya başladıkları olumsuzluklar yaşanmayacaktır. Üç Basamaklı Planlama, yalnızca merkezden yerele dikey hiyerarşi oluşturarak değil, her üç aşamadaki planlama süreçlerinin birbirini etkilemesi yoluyla yürütülecektir.


Planlama anlayışının değişmesi, yurttaşlarımızın belediyelerle ilgili taşıdığı kaygıların da ortadan kalkmasını sağlayabilecektir. Türkiye’nin seçkin herhangi bir mekânının, o sırada tesadüfen görevde olan bir belediye meclisi tarafından ya da bir belediye başkanı tarafından değiştirilememesinin güvencesi de üç basamaklı planlama sisteminin uygulanması, oturtulması olacaktır.


SHP’nin önerdiği düzende, merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin, o arada kent yönetimlerinin ilişkileri birbirinden kopuk olmayacaktır. Tam tersine hizmet boşlukları doldurularak ve birbirlerinin hizmet etkinliklerini arttıracak yatırımları da planlayarak iki yönetim kademesi arasında vesayet anlayışının ötesinde, daha da güçlü ilişkiler kurulabilecektir.


BÖLGE PLANLAMASINA GEÇİLECEK


Türkiye’de merkezi yönetim, uygulama aşamasına pek taşınmasa da, çok sayıda bölgesel plan hazırlatmıştır. Hala da hazırlatmaktadır. GAP, DAP, DOKAP, Yeşilırmak Havzası Planı bu çalışmaların önemli örnekleridir. Bu planların öngördüğü kimi yatırımların tek başına o bölgedeki bir belediye tarafından ya da bir il özel idaresi tarafından yapılması hem mali hem de hukuken yetkilerin aşılması yönüyle olanaksız olabilir. Örneğin DOKAP, Trabzon-Rize arasında bir raylı sistemin yapılmasını öngörmektedir. Bu sistem sınıra kadar gidebilecek, hatta belki de ileride eğer ortak kullanıma açılırsa Batum Havaalanına kadar uzayabilecektir. Ancak bu önemli yatırımı hangi yerel yönetim birimi yapabilecek ya da yaptırabilecektir? Soru hem mali hem de hukuki açıdan geçerlidir. Trabzon Belediyesi mi? Rize Belediyesi mi? Yoksa Artvin Özel İdaresi mi? Aynı soru Çukurova Bölgesi ya da İskenderun Körfezi için de sorulabilir. SHP Çukurova Bölgesi için ya da İskenderun Körfezi için Anamur-Samandağ arasında kitlesel taşımacılıkta bir raylı sistemin yapılmasını gerekli görmektedir. Bunu o bölgedeki hangi Belediye ya da Özel İdare yapabilir?

Sonuçları itibariyle belediyeleri ve il özel idarelerini ilgilendiren ya da doğrudan etkileyen bu tür projelerin merkezi yönetim tarafından üstlenilmesi gerekmektedir. Türkiye’de merkezi yönetim tarafından yapılmasını gerekli gördüğümüz, ulusal ve bölgesel yararlarının yanı sıra beldeler ve iller için de olumlu ve çekici sonuçlar getireceğine inandığımız çok sayıda proje bulunmaktadır.

Bir bölümünü SHP olarak fikir projesi düzeyinde tartıştığımız, bir bölümü de değişik adlarla devletin portföyünde yer alan bu projelerin bazıları şunlardır; Habur-Mersin koridoru, Iğdır, Kars, Ardahan ve Artvin koridoru, Saros Körfezi, Kocaeli ve Sakarya sınırları içinde bulunan Sapanca gölü, Söke Ovası ve Büyük Menderes Havzası, Gediz Havzası, Ergene Havzası, İskenderun Körfezi, Konya Ovası ve Tuz Gölü Çevresi, Kapadokya Turizm Havzası, Doğu Karadeniz Bölgesel Gelişme Projesi.

Ancak yerel etkileri çok yüksek olan bu tür projelerin merkezi yönetimin herhangi bir bakanlığı ya da birimi tarafından üstlenilmesi de tek başına yeterli olamamaktadır. Türkiye’nin idari yapısında da küçük değişikliklerin bu amaçla yapılması gerekebilecektir. Örneğin Doğu Karadeniz’in genelini ve tüm belediyelerini çok ciddi olarak etkileyecek olan DOKAP’ın öngördüğü programlardan, projelerden herhangi birinin Artvin’de, Rize’de, Gümüşhane’de, Bayburt’ta, Ordu’da, Tokat’ta uygulanabilmesi için yeni bir kurumlaşmanın devreye sokulması, yeni bir kurumun buna sahip çıkması gerekmektedir. Eğer böyle bir değişiklik Türkiye’nin idari yapısının içine yerleştirilirse hem kamu yönetiminin etkenliği artırılmış olacak, hem de yerel yönetimler için çok önemli kazanımlar elde edilebilecektir.

Merkezi yönetimin bazı yatırımları yerel yönetimlerin iktisadi ve toplumsal gelişimini belirleyen, perspektif veren yatırımlar niteliği taşımaktadır. Özellikle büyük ulaşım projelerinin bu tür bir etkisi vardır. Bölge planlaması yapılmayan ülkemizde karayolu yatırımları yıllarca bir bölge planlaması aracı özelliği kazanmıştır. Bölgesel gelişme karayolu yatırımlarına paralel olarak ortaya çıkmıştır.

SHP önümüzdeki dönemde hızlı tren ve otoyol yatırımlarının benzer bir etki yaratacağı kanısındadır. Bu bağlamda; Çanakkale köprüsünü de içeren Edirne-İzmir bağlantısı, GAP Bölgesi-İskenderun-Mersin bağlantısı, GAP Bölgesi-Karadeniz bağlantısı öncelikli projeler olacaktır.

Bazı büyük yatırımların yalnızca bölge planlama konusu ya da imar konusu olarak değerlendirilmesi yetersiz kalacaktır. Örneğin Ceyhan, boru hatlarının kesişme noktası olması nedeniyle büyük bir gelişme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle Ceyhan-Yumurtalık-İskenderun Körfezi planlaması Türkiye’nin iç borçlarının karşılanmasını sağlayacak ölçüde kaynak yaratması yönüyle de değerlendirilmelidir.

Türkiye 2002 yılından bu yana 2002/4720 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi uyarınca istatistiksel olarak 1. düzeyde 12, 2. düzeyde 26 bölgeye ayrılmıştır. 26 bölgeden en gelişmişinin milli gelire katkısı yüzde 21,3 iken, en gelişmemişinin katkısı yüzde 1’de kalmaktadır. Kişi başına gelirde Türkiye ortalaması 100 kabul edildiğinde, en yüksek gelirli bölgedeki bireylerin geliri 143, en düşük gelirli bölgedeki bireylerin geliri 34’tür.

Bu durum sosyal adaletsizliğe yol açtığı gibi, çarpık kentleşme, çevre kirliliği, altyapı yetersizliği, asayiş sorunları gibi bir dizi toplumsal sorunun da temel kaynağını oluşturmaktadır. Ülkemizin en geri bölgesi olan Güneydoğu’da yaşanan siyasal sorunların üstesinden gelinememesinde de bölgesel dengesizliklerin payı çok önemlidir. SHP bu nedenle, bölgesel gelişme ile ilgili mevcut politikaların değiştirilmesini savunmakta ve yeni bir yaklaşım getirmektedir. Bu yaklaşım yeni bir planlama anlayışıdır.

Şu anda ülkemizde iktisadi ve toplumsal planlama, merkezi yönetim tarafından, fiziksel planlama ise yerel yönetimler tarafından yapılmaktadır. Planlama sorumluluklarındaki bu içerik ve nitelik farklılığı harcama ve yatırımlarda verimsizlik, çirkinlik ve savurganlık gibi sonuçlara yol açmaktadır.

Bu sorunları gidermek için SHP’nin önerisi ülkede üç basamaklı planlama sisteminin uygulanmasıdır. Buna göre:


· Merkezi yönetim iktisadi ve toplumsal planlama ile yetinmeyerek fiziksel ve mekansal kararları da içeren yeni ulusal planları hazırlayacaktır. Ulusal plan kararları çerçevesinde bölge planları hazırlanacak, yerel yönetimler de kendi illerini, kentlerini ve gelişme alanlarını alt ölçekte planlayacaktır.


· Bu planlama anlayışı ulusal ve yerel düzeyler arasında bir bölge planlaması kavramını öne çıkartacaktır. Bölge planlaması fiziki planlamanın çok ötesinde işlevler taşıyan bir yaklaşımdır. Bölgeler arası gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderilmesi, yoksulluğun yenilmesi, kırdan kente göçün yönlendirilmesi gibi yaşamsal önem taşıyan konularda en temel araç niteliğindedir.


· SHP bölge planlaması yapmak amacıyla yeni bir kurum önermektedir. Bu kurum Bölge Planlama Ofisi’dir (BPO). Bölge Planlama Ofisi Devlet Planlama Teşkilatından bağımsız olarak kurulacaktır. BPO’nun görevi DPT tarafından hazırlanan ulusal plan çerçevesinde ve ulusal planla eşgüdümlü olarak, sorumlu olduğu bölgeyi planlamaktır. Hazırlanan bölge planları iktisadi ve sosyal sektörleri kapsadığı gibi bölgenin fiziksel planlamasıyla ilgili temel kararları da verecektir. Yerel yönetimlerin fiziksel planları da bu kararlar ve veriler çerçevesinde hazırlanacaktır.


· Bölge Planlama Ofisleri ulusal planla ilişkili olmakla birlikte, DPT’den bağımsız, bölge yöneticileri tarafından idare edilen kamu kurumları olacaktır. BPO’lar bölgedeki il yöneticileri, belediye yöneticileri, işçi ve işveren örgütleri, meslek kuruluşları ve üniversitelerin katılımıyla oluşturulacaktır. Bu yaklaşım bölge halkını temsilen bölgedeki sivil toplum örgütlenmelerinin planı sahiplenmesini ve uygulamasını sağlayacaktır. Kalkınma çabalarına demokratik içerik kazandıracaktır.


· Kent planları plan hiyerarşisi çerçevesinde, bölgesel planlar doğrultusunda hazırlanacaktır. Böylece kent varoşlarından kaynaklanan toplumsal ve siyasal sorunların çözümü için önemli bir araç kazanılmış olacaktır. İşsizlik sorununun çözümüne yönelik olarak kent ve bölge düzeyinde teşvik mekanizmalarının oluşturulması olanağı elde edilecektir. Hedef tüm bölgelerin kendi içinde ve bölgeler arasında kişi başına gelirin arasındaki farklılıkların azaltılması olacaktır.


· DPT tarafından yıllardır uygulanagelen kalkınmada öncelikli yöreler yaklaşımı toplam istihdamın artırılmasında yararlı olmayan, yalnızca istihdamın iller arasında kaydırılmasına yol açan, çağdışı bir modeldir. Son olarak kalkınmada öncelikli yörelerin kapsamı 49 ile çıkarılmış, yine de bir sonuç alınamamıştır. Bölge planlaması yoluyla hükümetlerin çözemediği il bazında ve sektör bazında teşvik ikilemi aşılabilecektir.


· Bölgesel planlama, ulusal plan çerçevesinde bölgeler arası dayanışma ve kaynak transferine dayanır. Oysa mevcut Hükümetin kurduğu Bölgesel Kalkınma Ajansları tam tersine bölgeler arasında yarışmayı öne çıkarmaktadır. Bölgeler arasında, özel yatırımların bölgeye çekilmesi konusunda rekabet ortamı yaratılmaktadır. Bölgeler arası gelişmişlik farkları dikkate alındığında, bunun eşit koşullar altında bir rekabet olmadığı görülmektedir. Bu durum bölgeler arası dengesizlikleri daha da artırma tehlikesi taşımaktadır.

· Bölgesel planlamaya esas olacak bölgeler belirlenirken, bölge sınırları o bölgede yer alan havzaları kapsayacak şekilde oluşturulacaktır. Bu uygulama havza projelerinin tek bir bölge kapsamında ele alınmasına büyük ölçüde olanak verecektir.


HAVZA PROJELERİ UYGULANACAK


Aslında bugünkü planlama anlayışı değişirse, yani üç basamaklı planlama anlayışı hayata geçirilirse, bunun sonucu olarak Türkiye topraklarının nasıl kullanılması gerektiğine ilişkin karar alma biçimimiz de, projelendirme sistemimiz de değişecektir.

Ayrıca, önerdiğimiz düzende belediyelerin, il özel idarelerinin yatırımlarından yüksek verimliliğin elde edilebilmesi, merkezi yönetimin yerel yönetimlerden ayrı ve bağımsız olarak kimi projeleri uygulamasına bağlıdır.

Bölgelerin iklim koşulları, doğal zenginlikleri, iktisadi düzeyleri gibi birçok veri göz önüne alınarak, aynı bölgede yer alan belediyelerin bölge kalkınmasına katkı sağlayacak projeleri geliştirmek için birlikte çalışmaları önem kazanmaktadır. Aynı bölgede, aynı iklimde veya başka ortak bir platformda yer alan belediyelerin aralarında yapacakları güç ve proje birliktelikleri etkin projeler üretilmesine zemin hazırlayacaktır. Ülkemizin en önemli sorunlarının başında gelen katı atık ve atık su konuları havza ölçeğinde projelendirilerek, belediye birlikleri eliyle uygulanacaktır.

Bölgesel temelde kurulacak belediye birliklerinin yanı sıra, deniz ve kültür turizminin sürdürülebilir gelişimi için gerekli çalışmaları yapmayı amaçlayan ve Antalya’dan İzmir’e denize kıyısı olan belediyelerin; alternatif turizmin (dağ, yayla, golf, mağara, kayak vb.) sürdürülebilir gelişimi için gerekli çalışmaları yapmayı amaçlayan belediyelerin; sınır ticaretini geliştirmeyi amaçlayan ve komşu ülkelere sınırları olan belediyelerin birlikler oluşturmaları da özendirilecektir.


Belediye Birlikleri, işlevleri yeniden tanımlanarak, kimi yeni görevler getirilerek ve yeniden yapılandırılarak işlevsel kılınacaktır. Zamanında pek de gerekli olmadığı halde kurulmuş, zaman içinde işlevsiz ve etkisiz kalmış belediyeleri kapatmak bir anlamda o yöre insanını devre dışı bırakma anlamı taşıyacaktır. Onun yerine, bu sorunu belediye birlikleri yoluyla aşmak daha uygun olacaktır.


Büyükşehir belediyeleri dışındaki belediyelerin hizmet kalitelerinin arttırılması için araç, makine ve bazı kadroları ortak kullanmalarının sağlanabileceği bir sistem oluşturulması ülkemiz şartları açısından uygun görülmektedir.

Özellikle küçük yerleşimlerdeki belediyelerin belli bir kapasitenin üzerinde kadro istihdam etmeleri birçok nedenden mümkün olamamaktadır. Örneğin norm kadroya uygun olarak bir veya iki teknik kadro bulundurma olanağı verilmiş birkaç küçük belediyenin teknik kadrolarını ortak kullanma olanağının sağlanması yoluyla hizmet götürmekle yükümlü oldukları yerleşimde daha etkin olmaları, aynı zamanda yerleşimin de sağlıklı gelişmesi açısından önemli görülmektedir.

Bir diğer konu da kültürel varlıklarımıza sahip çıkılması, korunması ve devamlılığının sağlanmasıdır. Merkezi yönetim kültürel varlıklarımızın korunması için yeterli önlemleri alamamaktadır. Kültür mirasımızın en önemli belgelerinden olan arkeolojik kalıntılarımız her geçen gün yok olmakta, yakın geçmişimize ait izleri taşıyan mimari eserler hızla gelişen teknoloji ve değişen yaşam şartları karşısında korunmasız kalmaktadır. Bu nedenle yukarıda belediyeler arasında oluşturulmasını önerdiğimiz birlikteliklere Kültür Ortaklığı işlevi de eklenebilir. Örneğin Bafa, Didim, Milet, Priene arasında bir arkeoloji parkı ortaklığı oluşturulabilir. Bodrum yarımadası için bir turizm birliği kurulabilir. Bursa, Mekece, Taraklı, İznik, Göynük, Mudurnu, Safranbolu, Amasra aksı Osmanlı sivil mimari havzası olarak değerlendirilebilir.

Merkezi yönetim, bölgeler ve yerel yönetimler arasında planlama çalışmalarının kademelendirilmesi ile başlayan ve projelerle süren işbirliği SHP’nin öngördüğü düzenin önemli bir özelliğini ortaya koymaktadır.


İL VE İLÇE ÖZEL İDARELERİ DEVREYE GİRECEK


Yeniden ele alınması gereken önemli bir kurum da İl Özel İdareleridir. İl özel idarelerinin, önerdiğimiz Bölge Planlama Ofisleri ile işbirliği içinde yerel kalkınmayı sağlayacak biçimde yeniden örgütlenmesini, bu çerçevede yeni hizmetler üstlenmesini, üretmesini, dağıtmasını gerekli görüyoruz. Bu doğrultuda, merkezi yönetimce karşılanmış olan kimi hizmetlerin il özel idarelerine devrini Cumhuriyetimizin temel ilkesi olan üniter devletin zedelenmesi olarak değil tam tersine güçlenmesi olarak değerlendiriyoruz.

SHP olarak İlçe Özel İdaresi adıyla yeni bir kurum öneriyoruz. Biz ilçeleri kamunun temel hizmet üssü olarak görüyoruz. Son yıllarda yaşanan deneyimler yerel hizmetlerin üretilmesinde, ilçelerimizin çok büyük bir önem taşıdığını ortaya koymuştur.

Önerimiz 1980’den bu yana işlemekte olan Büyükşehir yapılanmasının bir benzerinin, illerimiz için de yapılarak ilçe özel idarelerinin kurulması, ilçe genel meclislerinin seçilmesi, belli sayıdaki ilçe meclis üyesinin il genel meclislerine gitmesi, il genel meclisi üyelerinin ayrıca seçilmemesidir.

Öte yandan Avrupa Birliği ülkelerinde, belediye sınırlarının kırsal alanları da kapsaması ve ülkedeki tüm toprakların belediye sınırları içine alınması uygulaması yaygınlaşmaktadır. Bu durum, bir ildeki belediyelerin, ilçelerde olduğu gibi, ilin tüm alanını içermesi anlamına gelmektedir. İlçe özel idarelerinin kurulması, belediye sınırlarının kırsal alanları da kapsayacak ölçüde genişlemesinin getireceği idari yapıya geçişi kolaylaştıracaktır.


AB STANDARTLARINDA YAŞAM


Türkiye kentlerinde oluşturulacak yeni düzen, Avrupa Birliği kentlerinin karar ve uygulamalarını önemle göz önünde tutma durumunda olmalıdır. Türkiye’nin AB üyeliği, yalnızca insan hakları ve demokratikleşme konuları ile sınırlı bir biçimde değerlendirilemez. AB ile üyelik müzakerelerine başlamış olan ülkemizin kentlerini de bu sürece hazırlamak zorundayız. Önümüzdeki seçimde göreve gelecek olan yeni kadrolar, bir yandan büyük altyapı projeleriyle eksikliklerini tamamlayarak AB kentsel yaşam standartlarına ulaşmayı sağlayacak, öte yandan AB kentsel yönetim anlayışı çerçevesinde yeni bir yapılanmaya gidecektir.

Türkiye’nin 2009 yılında seçilecek yeni kent yönetimleri; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Avrupa Kentsel Şartı, Avrupa Kentli Hakları Deklarasyonu, Gençlerin Yerel ve Bölgesel Yaşama Katılımlarına İlişkin Avrupa Şartı, Avrupa Peyzaj Sözleşmesi gibi karar ve belgeleri göz önünde tutmalıdır.

Avrupa Komisyonu’nun 6 Kasım 2007’de yayınlanan Türkiye ile ilgili 2007 Yılı İlerleme Raporu, belediyeleri bire bir ilgilendiren çevre konuları ile ilgili olarak gerek mevzuat boyutunda ve gerekse uygulama boyutunda Türkiye’nin yapması gerekenlerin çok azını yapabildiğini ileri sürmektedir. Belediye yönetimlerini bekleyen en önemli görevlerden birisi de AB uyumlu çevre mevzuatının uygulanmasıdır. Uygulamada yerel yönetimlerin kapasitesinin artırılmasının yanı sıra zamana ve finansmana ihtiyaç olduğu da açıkça görülmektedir.

2007-2023 yılları arası çevre yatırımları için kaynak ihtiyacının yaklaşık 60 milyar avro seviyelerinde olduğu tahmin edilmektedir. Kaynak ihtiyacı, genel olarak yerel yönetim (belediye öz kaynakları, İller Bankası, kamu-özel işbirliği ve dış krediler), merkezi yönetim, özel sektör, kamu iktisadi teşekkülleri, fonlar (Avrupa Birliği ve diğer hibe fonlar) tarafından karşılanmaktadır.

Gelişmiş ülkelerin kentlerinde insanlar nasıl yaşıyorsa, hangi kentsel yaşam standartlarına sahiplerse, SHP’li kent yönetimleri de bu değerleri Türkiye’nin kentlerine taşıyacaktır. Bizim kentlerimiz kişi başına düşen yeşil alan, temiz hava, temiz su, temiz enerji, çöp toplama, oto park, toplu taşım, kirletilmemiş sağlıklı bir çevre, kültür değerlerinin korunması, sanat, spor gibi tüm ölçütlerde Avrupa kentlerini yakalayacaktır.


RANTLAR TOPLUMA DÖNECEK


Kentlerimizin sorunları büyük ölçüde mevcut imar düzeninden kaynaklanmaktadır. Yolsuzluk iddialarından, kentlerin çirkinleşmesine; altyapı sorunlarından kentsel kıtlık rantlarının yaratılmasına ve paylaştırılmasına kadar çok sayıda sorunun temelinde imar kararları ve uygulamaları bulunmaktadır.


SHP her şeyden önce yurttaşlarımıza; kent kimliğine ve kültürüne uygun, kentleri bir bütün olarak algılayan, sektörleri kent içinde dengeli dağıtan, kentsel hizmetleri kentin her bölgesine yeterli ve adil bir biçimde sunan, meslek odaları ve ilgili hemşeri örgütleri ile birlikte hazırlanan ve onlarla birlikte denetlenen bir kentsel planlama anlayışını ödünsüz olarak uygulamayı taahhüt etmektedir. Kıtlık rantı yaratmayacak bir biçimde, kentlerin iktisadi ve toplumsal gelişme perspektifleri uyarınca imar planları hazırlamayı, çıkar sağlamaya yönelik plan tadilatlarına son vermeyi ve imar rantı ekonomisinin önünü kesmeyi en öncelikli taahhütlerimiz olarak sunuyoruz.


Bilindiği gibi 2023 yılı Cumhuriyetimizin 100. yılıdır. SHP önümüzdeki 15 yıllık sürede kentlerimizde cumhuriyet dönemi yapılarının, meydanlarının, sanat yapılarının ve anıtlarının özel bir planlama ve projelendirme anlayışı içerisinde ve bir program dahilinde hızla ele alarak ve her biri için ayrı proje üreterek, 29 Ekim 2023’e kadar tamamlanmasını hedeflemektedir.

SHP kentlerimizde yeni planlama yaklaşımları öngörmektedir.

Öncelikle plan yapımında ilgili meslek odalarından görüş alınmasının gerekli olduğuna inanıyoruz. SHP’li belediyeler plan yapım aşamasında meslek odalarıyla yakın işbirliği içinde çalışacaklar ve onların görüşlerini de alarak planlama sürecini tamamlayacaklardır.

Artık 80’li yıllarda olduğu gibi, yani Batıkent örneğinde olduğu gibi, yurttaşlarımızın konut gereksinmesinin karşılanması için kent dışına çıkarak orada yeni alanlar açma, kamulaştırma, satın alma, orayı planlama, orada talebi örgütleme ve o yolla yapılaşmaya gitme şeklinde özetleyebileceğimiz modelin sınırına gelinmiştir. Bunun yerine kentlerin gerilemiş alanlarının planlanarak orada bu gereksinmelerin karşılanması, oraların yenileştirilmesi, geliştirilmesi daha uygun bir çözüm olacaktır. Ankara’da Dikmen Vadisi’nde ve Portakal Çiçeği Vadisi’nde bu sınanmıştır, başarılı sonuçlar elde edilmiştir.


Kentlerimiz artık yeni kent projelerinden çok, kentsel yenileme projelerine öncelik vermelidir. Yeni kent projeleri hem altyapı maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle kamu kaynaklarının israfına hem de yatırımların yeni açılan alanlara kayması nedeniyle gecekondu bölgelerinin iyileşmesinin sürekli ertelenmesine neden olmaktadır. Kentsel yenileme projeleri ise kent içinde geri kalmış, gelişmeye muhtaç alanların kente kazandırılmasını amaçlamaktadır. AKP’nin o alanlarda yaşayan insanları proje dışına atan “kentsel dönüşüm” anlayışına son verilecektir. SHP beş yıl içinde tüm kentlerimizdeki gecekondu alanlarında kentsel yenileme projelerini uygulamaya sokacaktır. Bu alanlarda oluşacak rantlar ile gecekondularda yaşayan insanlarımızın daha sağlıklı bir çevrede ve çağdaş konutlarda yaşamaları sağlanacaktır. Böylelikle kentsel yenileme projeleri rantın o bölgede yaşayan insanlarla paylaşılmasını sağlayarak toplumsallaştırılmasına da olanak verecektir. Bu süreç, demokratik işleyiş içerisinde, o bölgede yaşayan insanların da katıldığı proje karar kurulları aracılığıyla yürütülecektir.


Tarihi kentlerimiz için kentsel yenileme projeleri özellikle önem kazanmaktadır. Yok olmakta ve tahrip edilmekte olan tarihsel dokunun kente yeniden kazandırılması yoluyla “kentsel miras”ımızın korunması ve yenilenmesi sağlanacaktır. Kentsel mirasın korunması, fiziksel dokunun yanı sıra kültürel zenginliklerimizin yaşamasına da katkı yapacaktır.

Kentsel yenileme projeleri aynı zamanda geçmiş dönemlerde yapılan yanlış imar uygulamalarını telafi edebilecek ve kentin bu alanlarında da gelişmeyi sağlayabilecektir.

Ayrıca özellikle büyük kentlerimizde oluşacak kentsel rantlar bir yandan proje yatırımlarının finansmanına kaynak yaratabilecek, kentlerdeki dar gelirli hemşerilere bazı temel hizmetlerin daha ucuza sunulmasına da katkı sağlayabilecektir.

Öte yandan, kentlerde altyapı hizmetlerini sıkıntıya sokan, kentsel estetiği bozan, çirkinleşmeye yol açan parsel ölçeğinde imar uygulamalarından, ada ölçeğinde hatta ada ölçeğini bile aşan büyük alanlar temelinde imar uygulamalarına geçilecektir. Böylece kibrit kutuları biçiminde yapılaşma yerine, araziyi daha iyi kullanabilme olanağı elde edilecektir. Bu alanlarda otopark sorunu çözülebilecek, yeterli yeşil alanlar yaratılabilecektir. Bunun sonucu olarak, teknik ve toplumsal altyapı açısından daha yeterli bir hizmet sunulabilecek, kentin gelişimi ve estetiği açısından daha doğru bir sürece girilecektir.

Ada ölçeğini aşan büyük alanları temel alan imar uygulamaları kentin bütününden kopuk, kentsel “latifundiya” olarak tanımlanabilecek sitelerin yaratılması anlamına gelmemektedir. Bu sitelerin büyük kısmının, ülkenin toplumsal dengelerinin bozulmuş olması nedeniyle, güvenlik amacıyla yapıldığını biliyoruz. Yine de, orta çağlarda kentsoyluların burçlar içinde kendilerine güvenli alanlar yaratmasına benzer şekilde, kentteki farklı kesimlerin birbirinden kopuk sınıfsal ve kültürel cemaatler oluşturmasını doğru bulmuyoruz. Bu yaşam tarzı kent halkının harmanlanmasına ve kentte hemşerilik ilişkilerinin geliştirilmesine engel olmaktadır.

Demokrasinin tam olarak işlemesiyle yerel yönetimlerin başarısının ve kentlerde hemşeriliğin gelişmesinin arasında güçlü bağlar vardır. Kentlere yeni göç eden insanların eskiden yaşadıkları yerlerle duygusal bağlarını koruması olağan ve anlaşılabilir bir durumdur. Ancak kentte yaşayan tüm insanların zaman içinde kendini o kentin hemşerisi olarak hissetmesi önemlidir. Bunun sağlanması yerel yönetimlerin tüm çalışmalarında dikkate alınması gereken bir konu olmalıdır. Yerel yönetimler imar planlarını kent halkının harmanlanmasını, hemşerileşmesini hedefleyecek şekilde hazırlamalıdır.

Ülkemizde hemen her kent çeşitli nedenlerle aşırı yoğunlaşmış, çirkinleşmiş, kimliğini yitirmiş, beton yığınlarına dönüşmüştür. SHP belirli bir program çerçevesinde geçmişten gelen bu yanlışlıkları ortadan kaldırmaya kararlıdır. Bu yaklaşım kentin yapılaşmasıyla ilgili radikal kararlar almayı gerektirmektedir. Kentsel seyreltme adını verebileceğimiz bu yaklaşım; kimi zaman noktasal müdahalelerle belirli yapıların yıktırılması, kimi zaman bir adadaki yapıların seyreltilmesi, kimi zaman da kaybedilen doğal değerlerin veya tarihi yapıların ortaya çıkarılması biçiminde uygulanacaktır. Otoyola çevrilen kent içi bulvarların eski haline getirilmesi, hiçbir işlevi olmayan çirkin alt ve üst geçitlerin yıkılması da bu kapsamda ele alınacaktır.


Taahhüt ettiğimiz gibi, keyfi kararlarla ve noktasal operasyonlarla, rant pompalamayı ve çıkar sağlamayı amaçlayan plan tadilatları yapılması dönemine son verilecektir. Plan tadilatı yapılabilmesi için;

- altyapı, ulaşım, kullanım ve yoğunluk kararlarını içeren üst ölçekli plan kararlarına uyumlu olması,

- kamu yararı sağlamayı amaçlaması,

- belli bir büyüklüğün üzerinde olması,

- plan müellifinin onayının alınması,

- ilgili meslek odalarının görüşünün alınması

gibi koşulların yerine getirilmesi zorunlu kılınacaktır. Bu amaçla, yukarıdaki koşulların yerine getirilmesini denetleyecek bir kurul oluşturulacaktır. Bu kurulun onayından geçmeyen plan tadilat önerileri meclise sunulamayacaktır.


Plan tadilatının gerçekleşmesi sonucunda oluşacak ranttan kamunun pay almasını sağlayacak çözümler geliştirilecektir. Çeşitli Avrupa kentlerinde örneklerine rastlanıldığı gibi, proje ve hizmet karşılığı, katılım ortaklığı payı, yeni imar düzeni vergisi biçiminde uygulamalara gidilecektir.

Kentlerimizin tarihi kimlikleri korunarak, kültürel ve ekonomik özellikleri ön plana çıkartılacak, gelişmelerine yön verilecek, binalara mimari tarz, kentsel estetik, yükseklik ve renk uyumunu getirecek plan kararları alınacaktır. Kentlerimizde sağlıksız, yanlış işlevli, yöre ile tutarsız ve estetiği bozan özellikle eğitim, sağlık, yargı ve ibadet yapılarını özenli bir biçimde ele alarak iyileştirmeyi gerekli görüyoruz.

Ekolojik planlama yaklaşımı içerisinde planlanacak kentlerimizin tarihi, kültürel ve doğal kaynak değerlerinin tahribatına kesinlikle son verilecektir. Ülkemizin çoğu kentinde kent içindeki akarsuların üzeri kapatılmakta, atık su deşarjı olarak kullanılmaktadır. Kent içindeki su kaynakları ve su yolları olanaklı olduğu ölçüde açığa çıkarılacak, kentteki bir damla suyun bile kullanılması hedeflenecektir.

Kent içinde planda yer almasına rağmen gelişemeyen alanlar ile atıl durumda kalan yapılar ele alınarak yeniden değerlendirilecek ve kente kazandırılacaktır. Bu alanlarda oluşabilecek rantın kamuya dönüşümünü sağlayacak çözümler geliştirilecektir.


UCUZ, SAĞLIKLI, GÜVENLİ KONUT


SHP barınma konusunu en temel insan haklarından biri olarak görmektedir. Ülkemizde özellikle orta ve dar gelirli kesimlerin ucuz, sağlıklı ve güvenli konut edinmeleri konusunda sorunlar aşılamamıştır.

Yukarıda önerdiğimiz kentsel yenileme projeleri uygulanarak elde edilecek kaynakla, proje bölgelerinde gecekonduları olan insanlar sağlıklı bir çevrede çağdaş konutlarda yaşama olanağı kazanacaklardır. Ancak bu bölgelerde kiracı konumunda olanlara ve kentlerdeki tüm dar gelirli insanlara yönelik konut edindirme programları halen mevcut değildir. TOKİ’nin bugünkü uygulamalarında bu soruna yönelik kapsamlı bir çözüm yoktur. TOKİ, esas olarak konut edinebilecek düzeyde gelire sahip kesimlere yönelik projeler uygulamaktadır.

SHP iktidarında TOKİ kaynakları ağırlıklı olarak kendi olanaklarıyla konut sahibi olamayacak dar gelirli kesimlere ve kamu çalışanlarına yöneltilecektir. TOKİ’nin dar gelirli kesimlere yönelik projelerinin arsa temini, altyapı yatırımları ve konut üretimi belediyeler ile işbirliği içinde yürütülecektir.

Türkiye’nin hemen her yeri deprem tehlikesi altındadır. Yaşanan acı örnekler mevcut konutların güvenli olmadığını ortaya koymuştur. Özellikle İstanbul’daki konut stokunun yüzde 10’unun yenilenmesi veya güçlendirilmesinin gerekliliği uzmanlarca belirtilmektedir. Yalnızca İstanbul’daki yenileme ve sağlamlaştırma çalışmaları için 4,5 milyar dolarlık harcama gerektiği uzmanlarca hesaplanmaktadır. Öteki kentlerde de benzer çalışmalar yapılarak, yenilenecek binalar ve gerekli harcama tutarları hesaplanacaktır.

Kentlerin depremden etkilenecek alanlarında kentsel yenileme projelerindeki modelimizin işletilmesini öngörmekteyiz. Yurttaşlarımızın can güvenliğini tehlikeye atmadan bu konutlar boşaltılacak ve kentsel yenileme projeleri ile yeni, güvenli konutlar üretilecek ve hak sahiplerine verilecektir. Bu uygulamada TOKİ-Valilik-Belediye işbirliği sağlanacaktır. SHP bu çalışmaları tüm kentlerimizde hazırlayacağı afet planları çerçevesinde sürdürecektir.


KENTLİ YÖNETİME KATILACAK


Kentte yaşayanların, sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin kente ilişkin olarak alınan kararlara katılımı yok denecek kadar azdır. Bu uygulama ülkemizde yerleşememiştir. Genellikle kararların oluşumundan sonra basın önünde karşılıklı eleştiri ve tartışmaların yapılması daha çok kullanılan bir yöntem olarak ortaya çıkmaktadır. Aslında seçimle gelmiş kent yönetimleri de karar alma güçlerini paylaşmak eğiliminde değildir.

Büyükşehir belediyelerinde karar alma süreçlerinin paylaşımı sorunu, bu belediyelerin içinde de sıkça çeşitli tartışmaların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Büyükşehir belediye başkanları ile metropol belediye başkanları zaman zaman basının karşısında kamuoyunun önünde sert ifadelerle tartışmaktan çekinmemektedir.

SHP her anlamıyla katılımcı yönetim anlayışını uygulamaya sokacak dört yeni kurum önermektedir.


· Büyükşehir Belediyelerinde Başkanlar Kurulu adıyla tüm metropol belediye başkanlarının da katılacağı ve kararların ortaklaşa alınacağı bir kurul oluşturulacaktır. 


· Proje demokrasisi olarak adlandırdığımız ve proje uygulamalarında projeden etkilenecek tüm kesimlerin katılacağı Proje Karar Kurulları oluşturulacaktır.


· Her yıl ilgili tüm sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve kentte yaşayan her kesimin katılacağı, kent bütçesi ve yıllık programın tartışılacağı Kent Kurultayları düzenlenecektir.

· Kentin iktisadi geleceğinin ve istihdam olanaklarının değerlendirileceği sanayi ve ticaret odalarının, esnaf odalarının, işçi konfederasyonlarının, meslek odalarının temsilcilerinin katılacağı Kent Ekonomik ve Sosyal Konseyi kurulacaktır.

Türkiye’nin belediyelerle ilgili yasalarında bu kurumların hiç birisi bulunmamaktadır. SHP, herhangi bir yasal düzenleme yapılmadan da bunların kurulmasını ve işletilmesini taahhüt etmektedir.

Uygulamada büyükşehir belediye başkanlarıyla metropol belediye başkanlarının sürekli anlaşmazlık yaşadığı görülmüştür. Aynı partiden de, farklı partilerden de olsalar bu durum değişmemektedir. Bunun sağlanabilmesi için büyükşehir belediye başkanının başkanlığında her ay tüm belediye başkanlarının ‘Başkanlar Kurulu’ adını verdiğimiz bir platformda bir araya gelip kentin yönetimiyle ilgili ortak kararlar almalarını, imzalamalarını ve bunu devreye sokmalarını öngörüyoruz.

İkinci olarak, yurttaşlarımıza kaynakların kullanımında düzgünlüğü, demokratikliği ve dürüstlüğü öngören Proje Demokrasisi adını verdiğimiz yeni bir modeli öneriyoruz. Bu model, kamu kuruluşları uygulamaya girerken, uygulamalarından etkilenecek insanlarla birlikte karar almalı, uygulamayı birlikte yapmalı diye özetleyebileceğimiz bir anlayış, bir yaklaşımdır.

Katılımcı belediyecilik lafı herkesin ağzında vardır. Ama kimse bir yere katılmamaktadır. İnsanların bir yere katılabilmeleri ya da belediye yönetimlerinin ve il özel idarelerinin kararlarına katkıda bulunabilmeleri için sonuçta bu katılım sürecinden bir yarar sağlamaları gerekmektedir. İnsanların katılması için maddi ya da manevi ama somut bir neden bulunmalıdır.

Çeşitli proje alanlarında, ama özellikle yeni kent projelerinde ve kentsel yenileme projelerinde, sanayi sitelerinde, o projenin toplumsal hinterlandında bulunan hemşeri kitlesiyle belediye bir Proje Karar Kurulu içinde, bir proje çatısı altında bir araya gelerek birlikte karar almalıdır. Buna proje demokrasisi diyoruz.

Üçüncü olarak, ‘Kent Kurultayı’ adını verdiğimiz bir platformu sunuyoruz. Kent Kurultayı’nda hemşeriler, üyesi oldukları sivil toplum örgütleri aracılığıyla olacağı gibi, tekil kimlikleriyle de belediyenin oluşturduğu bu platform içinde yer alabileceklerdir. Burada belediye başkanı, belediye meclisine sunacağı bütçeyi, o bütçe içindeki projeleri, o bütçe içindeki programları öncelikle Kent Kurultayı’nda sivil toplum örgütlerinin yönetici ve temsilcileriyle ve hemşerileriyle paylaşacaktır, tartışacaktır.

Bir başka önerimiz, merkezi yönetimin Başbakan’ın başkanlığında toplamayı öngördüğü, ancak pek işlemeyen ‘Ekonomik ve Sosyal Konsey’ adlı yapılanmayı yerel yönetimlerde kurmaktır. Belediye başkanlarımız, işçi işveren örgütlerini, meslek odalarını, baroları, kentin iktisadi ve toplumsal yaşamını etkileyecek bütün kuruluşları belli aralıklarla toplayarak, kentinde iktisadi gelişmeyi sağlayacak, yoksulluğu yenecek ve giderek ortadan kaldıracak, kültürel ve toplumsal gelişme sürecini devreye sokacak kararları alacaktır.

Kent Ekonomik ve Sosyal Konseyi’nin kararıyla belediye bir yatırım için ya da bir girişim için arsa verebilecek, suyun ücretini indirebilecek, atık suyla ilgili yine benzer teşvik edici kararlar alabilecektir. Ekonomik ve Sosyal Konsey kent ölçeğinde iktisadi, toplumsal ve kültürel gelişmeyle ilgili kararlar alacaktır.

Ayrıca SHP, sosyal demokrat katılımcılık anlayışı gereği, yerel seçimlerde belediye meclis üyelikleri için meslek örgütlerinden aday göstermelerini isteyecektir.


MUHTARLIKLARA YENİ İŞLEV


Muhtarlıkların da çok etkin bir biçimde kullanılması önem taşımaktadır. Muhtarlara kendi mahallelerinde ilçe belediyeleri tarafından, büyükşehir belediyeleri tarafından yapılmakta olan bayındırlık projelerinde ek gözetim hizmeti verme gibi bir işlev kazandırmayı öngörüyoruz.

Ayrıca muhtarların kendi mahallelerini ilgilendiren konularda belediye meclisi toplantılarına katılmalarını ve konuşma hakkına sahip olmalarını gerekli görüyoruz.

Türkiye’de bir yanda katılımı esas alacak ilçe belediyeleri, öte yanda merkezden üretildiğinde hizmeti hemşerilerine daha kolay ve ucuz verebilecek bir anakent belediyesi birlikte düşünülmüştür. Ancak bir milyon nüfuslu bir ilçe belediyesinde katılımcılığı sağlamanın olanağı olabilir mi? Oysa örneğin 30 bin nüfuslu, 20 bin nüfuslu, belki 10-15 bin nüfuslu muhtarlıkların özellikle işin katılımcılık yönünü öne çıkartarak, hatta küçük hizmetleri onlara vererek devreye sokulması, sistemin işletilmesinde yararlı sonuçlar getirebilecektir.


SAYDAM YÖNETİM


Kent yönetimleri imar uygulamaları, yatırım kararları, büyük ihaleler başta olmak üzere yaptıkları hemen her çalışmada saydam bir işleyişe sahip olmak zorundadır. Haklı ya da haksız kent yöneticileri için yaygın bir biçimde yolsuzluk iddiaları ortaya atılmaktadır. Yakın geçmişte servet artışını açıklayamayan ya da bunu armağan altınlara bağlayanların veya yurt dışına kaçanların sergiledikleri örnekler, yolsuzluk iddialarına haklılık kazandırmıştır.

Yolsuzluk iddialarının da, yolsuzluğun da önüne geçebilmek için kent yönetimlerinin tüm uygulamalarında kesinlikle saydam bir işleyişe sahip olmaları gerekmektedir. Saydam yönetim anlayışının yaşama geçirilmesi için SHP, bazı yeni yaklaşımların sergilenmesini gerekli görmektedir.

· Belediye başkanlarının ve öteki kent yöneticilerinin ve ailelerinin servet beyanlarının her yıl yenilenerek internet üzerinden yayınlanması sağlanacaktır.

SHP’nin başkan adayları tıpkı SHP’nin kurucularının, yöneticilerinin olduğu gibi kendilerinin ve eşlerinin mal varlıklarını daha başlangıçta, aday olduklarında internet sitesi aracılığıyla hemşerilerine sunacaklardır. Böylelikle hemşerileri de zaman içinde onların mal varlığında ortaya çıkan değişiklikleri izleme olanağı bulacaktır.

· Belediye meclis toplantılarının, belediyelerin yatırım kararlarının, ihalelerinin, harcamalarının internet üzerinden, kent panolarından, radyo ve TV kanallarından duyurulması sağlanacaktır.

Belediyelerde, belediye meclis toplantılarını naklen hemşerilere sunmayı taahhüt ediyoruz Tıpkı TRT-3’teki TBMM’nin naklen yayını gibi, SHP’li belediyelerin yönetiminde bütün meclis toplantıları ya radyo aracılığıyla ya da televizyon aracılığıyla hemşerilere sunulacaktır. Böylelikle hemşeriler kimin neyi savunduğunu, yeşil alanların ticari alana dönüşüp dönüşmediğini, hangi projelerin tartışıldığını, hangi projelerle ilgili karar alındığını radyodan ya da televizyondan izleyecektir. Bunun belediyelerin saydamlaştırılması açısından yaşamsal derecede önemli olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca bütün ihalelerde yine bu yöntem uygulanacaktır, bütün projeler ilan edilecektir.


· İmar planları kentin tüm öngörülerini içermektedir. İmar planlarının yasal gereklilik olan askıya asılarak duyurulması ile yetinilmeyecek, sürekli olarak internet üzerinden izlenebilmesi sağlanacaktır.


· Hizmetlerdeki fiyat artışları ve nedenleri hakkında kesinlikle bilgilendirme yapılacaktır.


· Kent halkının bilgi alma, soru sorma hakkını sürekli kılan bir işleyiş kurumsallaştırılacaktır.

· SHP, kent yöneticileri için bir ‘Ahlak Sözleşmesi’ hazırlamıştır. Göreve gelecek SHP’li tüm kent yöneticileri bu sözleşmeyi imzalayacaktır.

ÇOK YÖNLÜ DENETİM


Kent yönetimleri merkezi yönetim tarafından mali denetime tabii tutulur. Asıl olarak Sayıştay tarafından yapılan bu denetimin dışında hizmetlerin niteliği ve yeterliliği gibi konularda kent yönetimlerini daha etken ve verimli çalışmaya yönlendirecek yeni denetim kurumlarına gereksinim vardır.

· Kentte yaşayanların hizmetlere ilişkin sorunlarını iletecekleri ve çözüm arayacakları bir ‘Kent Hakemliği’ kurulacaktır.

Belediye ile hemşeriler yargıya gitmeden önce aralarındaki anlaşmazlığı, belediyeler tarafından atanacak kent hakemleri aracılığıyla çözebilmelidirler. Belediye başkanı kent hakemi adaylarını önermelidir. Belediye meclisi saygın hemşeriler arasından birini seçmelidir. O kişi kent hakemi olarak göreve gelmelidir ve anlaşmazlıklar bu yolla çözülebilmelidir.


· TURMOB’un belirleyeceği, bedelini anakent belediyesinin ödeyeceği bir müşavirlik firmasının kent yönetimlerini her yıl denetlemesi ve denetim sonuçlarının kamuoyuna duyurulması sağlanacaktır.

· Belediyelerin çeşitli işlevlerini ne ölçüde yerine getirdiğini değerlendirilmek üzere TTB, TMMOB gibi meslek örgütlerinin ve üniversitelerin ilgili bölümlerinin her yıl değerlendirme raporları hazırlaması ve bu raporların Kent Kurultaylarında tartışılması sağlanacaktır.

KENT İŞLETMECİLİĞİ MODELİ KURULACAK


Toplu taşıma, su, doğalgaz gibi yerel yönetimlerin vermekle sorumlu olduğu kentsel hizmetler, kentte yaşayanlar açısından olmazsa olmaz, kimsenin dışarıda bırakılamayacağı kamusal hizmetlerdir. Dolayısıyla bu hizmetler en başta yoksul kesimler olmak üzere herkesin ulaşabileceği düzeyde olmak zorundadır. Oysa bugün kentsel hizmetlerin sunulmasında geniş halk kesimlerinin ezildiği, ticari bir anlayış hâkimdir. Bir yandan yoksul kesimlere şirin gözükmek için yardım kolileri dağıtılırken, öte yandan toplu taşıma hizmetleri o kesimin sokağa çıkmasını engelleyecek düzeyde pahalı ve erişilemez duruma getirilmektedir.

Ayrıca toplumumuzun çok büyük bir bölümünün kentsel hizmetlerin yeterli olmadığı, hizmetlerin niteliğinin düşük düzeyde kaldığı, altyapı çalışmalarının eşgüdüm içinde yürütülmediği, bürokratik işleyişin ağır ve hantal olduğu gibi birçok konuda ortak yakınmaları bulunmaktadır. Kent yönetimlerinin mevcut yasal çerçeve ve gelir kaynakları itibariyle bazı haklı gerekçeleri olsa bile, sorunları aşmaya ve kentsel yaşam düzeyini yükseltmeye yönelik yeni bir yönetim anlayışını ortaya koymaları gerekmektedir.


· SHP’li kent yönetimleri insanı merkez alan, planlı, nitelikli bir kent işletmeciliği modelini oluşturacaktır. Mevcut yasal çerçeve içerisinde kentin ihtiyaçlarına hızla yanıt verebilecek yeni birimler kurulacaktır. Büyükşehir belediyelerinde su, enerji, ulaşım, çevre genel müdürlükleri oluşturulacaktır.


· Yeterli ve niteliği yüksek hizmet verebilmek için personelin eğitilmesi, bilgili ve donanımlı personel yetiştirilmesi sağlanacaktır.


· Bürokrasinin azaltılması ve hızlı hizmet sunumunun sağlanabilmesi için, hizmet birimleri teknolojik donanıma kavuşturulacak, bilgi teknolojisi kullanılacak, e-belediye kurulacaktır. Kent Bilgi Bankası oluşturularak kente ilişkin tüm bilgiler ve veriler toplanacak ve böylelikle bilgiye hızlı ulaşım sağlanacaktır.


· Temel bir ihtiyaç ve kamusal niteliği nedeniyle kentsel hizmetler, özel sektörün insafına bırakılamayacak, ticari işletme mantığı ile ele alınamayacak hizmetlerdir. Bu nedenle, toplu taşıma, doğalgaz, su, vb. kentsel hizmetlerin halk yararına ücret politikaları ile yerel yönetimlerin doğrudan kendisi tarafından sunulması temel önceliğimiz olacaktır.


· Temiz hava, su ve gıda sağlanması belediyelerin en önemli görevidir. Belediyelerin altyapı yatırımları yapmakla yetinmesi görevini yerine getirmediğini gösterir. Hava ve su kalitesinin düzenli olarak denetlenmesi ve sonuçlarının hemşerilere duyurulması saydam belediyeciliğin gereğidir. Kamu sağlığını giderek daha çok ilgilendiren kimyasallar, hormonlar, ilaçlar gibi konularda belediyeler görev üstlenerek sürekli gıda denetimleri yapacak ve hemşerileri bilgilendirecektir.


· Kentsel hizmetlerden sorumlu tüm kurum ve kuruluşlar güvenli bir kentin gereklerini yerine getirmek zorundadır. Bu da ancak, yaşam hakkına ve insana saygı başta olmak üzere, planlı ve tekniğine uygun hareket etmekle olanaklıdır. Hedefimiz, hiç kimsenin çukura düşüp ölmediği, “kader kazalarının” yaşanmadığı güvenli kentleri yaratmak olacaktır. Yerel yönetimler, ulaşım ve öteki kent altyapısında güvenlik açısından üzerine düşeni yapacak, yurttaşların kazaya uğramama ve asayiş yönünden güvenliğini her türlü önlemle güvence altına alacaktır.


· Herhangi bir afet ortamının kent yaşamını en alt düzeyde etkilemesi amacıyla, bütün kentlerimizin afet planı olacak, sürekli çalışan afet yönetim birimleri kurulacak ve afet yönetimine ilişkin eğitim ve hizmet programı hazırlanacaktır. Kentlerimizin afete yenilmemesi için yangın ve kurtarma birimleri oluşturulacaktır.


· İmar, sağlık, çevre, temizlik, trafik, estetik gibi alanlarda kent yaşamını olumsuz etkileyen uygulamaların önüne geçmek amacıyla “kente karşı suç” kavramı kurumsallaştırılacaktır.


· Bugünkü uygulamada kent yönetimleri, kavşak düzenlemeleriyle ve kent içi yolları otoyola çevirerek ulaşım ve trafik sorununu çözmeye çalışmaktadırlar. Hemen bütün kentlerimiz bu anlayışın çirkin ve işe yaramaz örnekleriyle doludur. Kentlerimizin ulaşım sorununun çözümünün tek yolu toplu taşımın geliştirilmesidir. Kentlerin büyüklüklerine göre metro, tramvay gibi raylı sistem projeleri gündelik hayata sokulacaktır. Toplu taşım projeleri ulaşım sorununun yanı sıra hava kirliliği, otopark gibi öteki sorunların çözümüne de katkı yapacaktır.


· Türkiye’nin kentleri kent kültüründen uzak yönetimler tarafından meydansız bırakılmıştır. Kentlerimizin hemen tüm ünlü meydanları birer büyük kavşak durumuna getirilmiştir. Oysa bütün dünyada kentler meydanları ile var olur, meydanları ile tanınır. Kent kültürü meydanlarda oluşur. Kentlere değişik yörelerden gelen insanların hemşerileşmesine meydanlar katkı yapar. Meydanlar kentlileşmenin, hemşerileşmenin güçleneceği, yeşereceği yerlerdir. SHP tüm belediyelerde meydanları öne çıkaran, güzelleştiren, yaşamın bir parçası haline getiren bir anlayışı sergileyecektir.


· SHP’li kent yönetimleri tüm uygulamalarında yayalara öncelik veren yaklaşım sergileyecektir. Bu amaçla yaya bölgeleri oluşturulacak, araçların kaldırımları işgal etmelerini önleyecek yeni düzenlemeler getirilecektir. Özellikle büyük kentlerimizde yayaları yok sayan, kent içi bulvarları otoyola çeviren uygulamalara son verilecektir.


· Bütün kentlerimizde ama özellikle büyük kentlerimizde yaşanan en önemli sorunlardan biri otopark sorunudur. Kaldırımlar işgal edilmekte, yaya ulaşımı zorlaşmaktadır. Aslında uygun olan çözüm kent merkezlerinde araç trafiğinin azaltılması ve toplu ulaşımın özendirilmesidir. Ancak mevcut durum kent merkezlerinde otopark kapasitesinin artırılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle öncelikle olanaklı her türlü finansman modeliyle otopark gereksinmesini karşılayacak projeler üretilecektir. Ayrıca yeni yapılan binalarda da yeterli otopark yaptırmak zorunlu hale getirilecektir. Daha önce önerdiğimiz kentsel yenileme projeleri ve ada bazında yapılaşma yaklaşımımız otopark sorununun çözümünde etkili olacaktır.


· Büyük alışveriş merkezlerinin yaygınlaşması küçük esnafı zor durumda bırakmıştır. Özellikle büyük kentlerimizde yaya bölgelerinin oluşturulması kente nefes alma olanağı sağlamak, kent insanlarının sosyalleşmesine yardımcı olmak gibi yararlarının yanı sıra küçük esnafın ticari gelişimine de olanak verecektir.


· Büyük alışveriş merkezlerinin yaygınlaşması, pazar yerleri için de yeni bir düzenleme yapılmasını gerekli kılmaktadır. İnsanların daha ucuza, daha güvenli gıdaya ulaşmaları amacıyla, pazar yerlerinde teknik düzenlemeler yapılmasının yanı sıra fiyat denetimine ve organik ürün satışına yönelik yeni uygulamalara geçilecektir.


· Halka ucuz ekmek sunmak için belediye fırınlarında üretilen ekmekler, dar gelirli insanların kuyruklarda beklemelerini önlemek amacıyla, büfelerin yanı sıra belediye araçları kullanılarak mahallelere ulaştırılacaktır.


· Engelliler ve yaşlılar özel uygulamalarla toplumsal hayata katılacaktır. Konut girişlerinden başlayarak, alışveriş merkezleri, sinema ve benzeri sosyal yapılar, parklar, kaldırımlar, yollar, alt ve üst geçitler gibi halen engellilerin ve yaşlıların kullanma olanağının bulunmadığı alanların ve ulaşım araçlarının bu kesimlerin ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde düzenlenmesi zorunlu kılınacaktır.


· Yerel yönetimlerde engellilerin işlerini hızlı ve sorunsuz çözebilmeleri için özel bir birim kurulacaktır. Bu birimde yerel yönetim görevlileri ve gönüllüler, engelli hemşerilerin sorunları ile doğrudan ilgilenecektir.


· Madde bağımlılığı, eğitim sorunları, iş bulamama gibi nedenlerle psikolojik desteğe ihtiyacı olan gençler için üniversitelerin katkısı ile, psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri verilecek, sokak çocukları için Ankara’da ILO işbirliği ile gerçekleştirilen “Sokakta Çalışan Çocuklar Merkezleri” ülke düzeyinde yaygınlaştırılacaktır.


· Türkiye’nin pek çok kentsel ve kırsal yeri çeşitli nedenlerle yarım kalmış yatırımlar mezarlığı durumundadır. Örneğin İstanbul’da Park Otel, Ankara’da Kızılay Genel Merkezi, Çankaya Oteli, yurdun pek çok yerinde çeşitli nedenlerle tamamlanmamış yapıların neden olduğu ekonomik, fiziksel, görsel ve diğer zararların giderilmesi amacıyla önceden oluşturulacak teminat ve benzeri yöntem ve fonlarla yatırımların girişimci adına tamamlanarak kullanılır hale getirilmesi ya da kamulaştırılması sağlanacaktır.


· Kent kültürünün oluşturulabilmesi, hemşerilerin özgün kültürünün korunması ve geliştirilmesi amacıyla, semtlerde halk merkezleri kurulacaktır. Kültürel anlayış ve etkileşim kentli bilincini geliştirmekle birlikte, kentte karşılıklı anlayış ve dayanışmanın güçlenmesini de sağlayacaktır.


· Kentlerimiz açısından bir başka önemli konu ise kent belleğidir. Bir kentin belleği çeşitli kurumlardaki o kente ait belgelerin yer aldığı arşivlerdir. Bu bağlamda belediye arşivleri çok önem kazanmaktadır. Özellikle de kentin fiziksel oluşumuna ait belgelerin yer aldığı imar birimlerinin arşivleri. Oysa günümüz belediyelerinin arşivleri kurulduğu günkü arşiv sistemi ile yürütülmektedir. Bu sistem ise hızla gelişen kentlerimize ait bilgilerin düzenli saklanmasına artık yetmemekte, kentlerin hafızası kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu konudaki önerimiz her belediye içinde bir kent belgeliği oluşturulması, o kentteki bütün kurumlardaki kente ait görsel ve işitsel belgenin saklanmasının sağlanmasıdır.

· Özellikle büyük kentlerimizde tek bir mezarlık yerine, kentin çeşitli yerlerine yeni mezarlıklar gerekli hizmet birimleri ile birlikte planlanarak yapılacak, böylelikle mezar ziyaretlerinin komşu mezarlara zarar vermeden yapılması ve ihtiyaç duyulan bütün hizmetlere kolaylıkla ulaşılması sağlanacaktır.

KENT YOKSULLUĞUNU YENECEĞİZ


Dünyada gelir dağılımı en bozuk ülkelerden biri olan Türkiye’de TÜİK verilerine göre yaklaşık 13 milyon kişi yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır. Bu yurttaşlarımızın çok büyük bir bölümü de kentlerdedir. Mevcut yönetim yoksulluğu derinleştiren ve yaygınlaştıran politikalar uygulamakta ve çözüm olarak bu politikaların yarattığı yoksul kitlelere yardım dağıtma ile yetinmektedir. Bu uygulamalar yoksulluğu kalıcılaştırmakta, olağanlaştırmaktadır. Amaçları yoksulluğu ortadan kaldırmak değil, yoksulluğun sürdürülebilir olması ve bu durumdan politik çıkar sağlamaktır. Özellikle seçim dönemleri yaklaştığında yoksullara dağıtılan yardım paketlerinin sayısı da artmaktadır.

SHP yoksulluk konusunu ülkenin birinci derecede önemli ve acil bir sorunu olarak görmektedir. Bu nedenle, yoksulluğun sonuçlarını ortadan kaldırmak için üç yıllık bir proje hazırlanmıştır. SHP’nin, ‘Yoksulluğu Yenmek İçin Acil Plan’ başlığını taşıyan bu projesi Türkiye’de yoksullukla savaşım için hazırlanan ilk somut çalışmadır. Bu proje daha sonra beş yıllık ‘Sıfır Yoksulluk Projesi’ ile geliştirilmiştir.

Göreve gelecek SHP’li kent yönetimleri, yoksulu teşhir eden, yoksulluğu sürdüren bugünkü uygulamalar yerine, Sıfır Yoksulluk Projesi çerçevesinde kentlerdeki yoksulluğun yenilmesi için örgütlenmelerini ve bütçelerini hazırlayacaklardır. Projenin amacı yoksullara yardım etmenin yanı sıra yoksulluk koşullarını ortadan kaldırmaktır.


Sıfır Yoksulluk Projesi kentlerde başlatılacaktır. Türkiye, yoksulluğu yenmeden, özellikle büyük kentlerdeki yoksulluğu ortadan kaldırmadan demokratik-laik düzenini koruyamaz. Büyük kentlerdeki yoksulluk yenilmeden Türkiye toplumsal bütünlüğünü sağlamada çok ciddi olarak zorlanır. SHP yoksulluğu ortadan kaldırmak için Toplumsal Dayanışma Kurumu adıyla yeni bir kamu kurumu oluşturulmasını gerekli görmektedir. Toplumsal Dayanışma Kurumunun yerel birimleri olan Halk Merkezleri belediyelerle birlikte çalışacaktır.


Sıfır Yoksulluk Projesi çerçevesinde, Yurttaşlık Geliri kavramı paralelinde Hemşerilik Geliri kavramını getiriyoruz. Bu kavram uyarınca kentlerimizde yaşayan dört kişilik bir aile ayda toplam en az 600 YTL gelir elde etmelidir. Proje kapsamında ayda 600 YTL altında geliri olan her aile, bu gelir düzeyine ulaşacak kadar yardım alacaktır. Kentlerimizdeki tüm aileler, belediye hizmetlerinden alacakları katkılarla birlikte, ayda en az 600 YTL gelir düzeyine ulaşacaktır.

Hemşerilik Geliri uygulaması kapsamında; ayda 600 YTL altında geliri olan tüm ailelere eğitim yardımı, sağlık yardımı, gıda yardımı, eşya yardımı, yakacak yardımı, nakdi yardım ve barınma yardımı gibi doğrudan yardım uygulamaları yapılacaktır. Hemşerilik Geliri kapsamında yoksul ailelerin her düzeyde eğitim gören çocuklarına eğitim bursu sağlanacaktır. Bu yardımlar mahallelerde kurulacak Halk Merkezleri aracılığıyla sağlanacaktır. Halk Merkezlerinde ayrıca aşağıdaki hizmetler verilecektir.


· İstihdama hazırlamak üzere gençlere yönelik beceri kazandırma ve meslek kursları, yabancı dil, bilgisayar kursları açılacak, var olanlar geliştirilecektir.


· Kadınlar öncelikli olmak üzere kendi işini kurmak isteyen bireylere başlangıç sermayesi sağlanacak, mesleki eğitim ve teknik yardım verilecektir.


· Merkezi düzeyde uygulanan teşviklerin yanı sıra yerel teşvikler yürürlüğe sokularak, yerel istihdamın artırılmasına katkı sağlanacaktır. Yerel yönetimler, istihdam yaratacak işyerlerine arsa, su, doğalgaz gibi girdileri ucuzlatarak sağlayacaktır.

· Belediyelerin geliştirecekleri projelerle yoksul hemşeriler çalışmaya özendirilecek, çeşitli yerel projeler kapsamında, kent işçiliği gibi hizmetler karşılığında ödeme yapılması sağlanacaktır. Engelli ve yaşlı hemşerilerin gündelik işlerine yardımcı olan gönüllü gençlere de kent işçiliği kapsamında ödeme yapılacaktır.

SHP’li belediyeler doğrudan yardım uygulamalarının yanı sıra, kentlerindeki yoksul ve işsiz hemşerilerine, öğrencilere su, atık su, ulaşım gibi kimi belediye hizmetlerini ücretsiz ya da düşük bir bedelle sunacaklardır.

Sosyal demokrat belediyeler, dünyanın her yerinde, belediyenin üretip sattığı hizmetler arasında ‘çapraz finansman’ diye adlandırılan modeller kullanmaktadırlar. Daha varlıklı hemşerilerin tükettiği bir hizmeti niteliğini yükseltmek koşuluyla bir miktar pahalılaştırarak elde edilen kaynağın, dar gelirli hemşerilerin tükettiği bir hizmeti ucuzlatmak için kullanılması çapraz finansman modelinin temelini oluşturmaktadır. Özellikle aile bütçesinde önemli bir yer tutan ulaşım giderlerinin bu yolla azaltılması ilk akla gelebilecek uygulama alanıdır. Ayrıca ulaşım hizmetlerinin saatler itibariyle farklılaştırılması ve ucuza satılması hem dar gelirli hemşerilerin bütçelerine katkı sağlamakta hem de en az onun kadar önemlisi, kent içi ulaşımın düzenlenmesine çok ciddi katkıda bulunabilmektedir. Örneğin Ankara’da 1989-94 yıllarında, saat 6.00 ile 7.30 arasında, ‘Halktaşıt’ diye adlandırdığımız ve hemşerilerimizi bedava taşıdığımız bir ulaşım projesini başarıyla uygulamıştık.

Dört kişilik aileye sunulan 600 YTL Hemşerilik Geliri düzeyi, bu hizmetlerin parasal toplamı olarak değerlendirilecektir.


BİTİRİRKEN


Halkımız yüzyıllardır süregelen yaşamının yaklaşık olarak son elli yılında kentleşmeye başlamıştır. SHP olarak bunu çeşitli olumsuzluklarının yanında büyük bir fırsat olarak görüyoruz. Kentleşme bir toplumun atılım yapabilmesi, gelişmesi için ön koşul niteliğindedir. Aynı zamanda toplumun değişik kesimlerinden, farklı coğrafyalardan gelen insanların harmanlanmasına da yol açmaktadır. Demokratikleşme süreci kentlileşmenin bir ürünü olarak ivme kazanacaktır.

Bunları dikkate alarak kent yönetimlerini yalnızca iyi bir yaşam sürmenin aracı olarak değil aynı zamanda ülkenin geleceği üzerinde etkili bir kurum olarak görüyoruz.

SHP kentlerimizin ve halkımızın aydınlık bir geleceğe yönlenmesi için yerel yaşam programına özel bir önem vermekte ve kamuoyunun tartışmasına sunmaktadır.

Gündem haberlerine dönmek için tıklayınız