Üretici Kurultayı Sonuç Bildirgesi
SOSYALDEMOKRAT HALK PARTİSİ
ÜRETİCİ KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ
27.11.2005
Sosyaldemokrat Halk Partisi 27 Kasım 2005 tarihinde Mersin’de tarımla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve akademisyenlerin katılımıyla, Üretici Kurultayı düzenlemiştir. Üretici Kurultayı’nda “AB-DTÖ Sürecinde Türk Tarımı”, “Tarımda Örgütlenme ve Finansman”, “Tarım Hukuku, Toprak-Su İlişkileri” konuları tartışılarak, tarım politikaları için çerçeve oluşturulmuştur.
Sosyaldemokrat Halk Partisi Üretici Kurultayı Düzenleme Kurulu, Üretici Kurultayı’ndaki sunuş ve tartışmaların ışığında, ulaştığı sonuçları ve çözüm önerilerini bu bildirge ile kamuoyuna açıklamaktadır.
AKP Hükümeti tarım dışında vahşi kapitalist, tarımda ise Stalinist bir politika gütmektedir. Bu politika, iç ticaret hadlerini tarım aleyhine bozarak, kırsal kesimi yoksullaştırma pahasına oradan sanayiye kaynak aktarmaya dayanır. Bunun sonucu olarak, Türkiye’de tarım kesimi giderek yoksullaşmaktadır. DİE verilerine göre kırsal kesimde yoksulluk Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu gibi, ülkenin genel yoksullaşmasından daha büyük bir hızla yaygınlaşmaktadır. Kırsal kesimin kendi içindeki gelir dağılımı da son yıllarda bozulmaktadır. Tarımdaki mevcut yapı zarar ettirilerek çökertilmektedir. Tarımda çalışanlar topraksızlaştırılmakta, işsizleştirilmekte ve kent varoşlarında kaderine terk edilmektedir.
Türkiye’de yaklaşık yarım yüzyıldır tarımla ilgili sorunların tümü hala varlığını sürdürmektedir. Yine yaklaşık yarım yüzyıldır bu sorunların çözümü için gerekli olan tüm teknik, yasal ve kurumsal öneriler ortaya konmuştur. Türkiye tarımının ve kırsal kesiminin sorunlarının çözümüne ilişkin söylenmedik söz hemen hemen kalmamıştır. Bu durum üç önemli saptamanın yapılmasını gerektirmektedir.
Tarıma ilişkin sorunlar kısmi değil genel niteliktedir. Yani sorun, bir ürünün değil, tüm ürünlerin; bir bölgenin değil tüm ülkenindir.
Olay geçici değildir, süreklilik kazanmıştır. Tarımsal katma değerin yıllık artış hızı ,bunun en temel göstergesidir. 1990-1999 yılları arasında % 1,6 olan yıllık katma değer artış hızı, 2000-2004 yılları arasında % 0,8 olmuştur.
Sorunların çözümü teknik değil, politik yaklaşım gerektirmektedir.
Buna karşılık, başka bir yapı da yeni fırsatlar yaratılarak yerleştirilmektedir. Nitekim, bugün Türkiye tarımına bakıldığında üç yeni eğilim dikkati çekmektedir;
.Özel sektör tarımsal üretime girmektedir,
.Özel bankalar tarım sektörüne kredi açmaktadır,
.Yabancı sermaye yatırımlarının beşte birinden fazlası tarım sektöründe yapılmaktadır.
Bu eğilimler Türkiye’de tarım sektörünün gözden çıkarılacak, kaderine terk edilecek, umut kesilecek bir alan olmadığını göstermektedir. Türkiye tarımını yapısal bir dönüşümle uluslararası rekabete açık, verimli bir sektöre dönüştürmek, kırsal hizmetlerin niteliğini ve kırsal kesimin refahını yükseltmek olanaklıdır.
Türkiye tarımı, Türkiye sanayisinin ardından, AB ve DTÖ süreçleri nedeniyle dışa açılmaktadır. AB üyeliği, müzakerelerin olumsuz sonuçlanması durumunda söz konusu olmasa bile, DTÖ süreci kaçınılmaz bir zorunluluk olarak Türkiye’nin önünde durmaktadır.
Türkiye her iki sürecin iç dinamiklerini ve rasyonelini göz önünde bulundurarak tarımda ve kırsal alanda bir büyük atılım ve dönüşüm programı hazırlamalıdır.
Türkiye AB müzakere sürecinde şimdiye kadar ertelediği sorunlarını çözmek zorundadır. Tarım dosyası, müzakere edilecek 35 dosyadan herhangi birisi olarak görülemez. Türkiye’nin AB’ye üye olması durumda, tarımın değişik alt sektörlerinde kullanılacak kotalar, müzakere süreci içinde Türkiye’nin gerçekleştirmiş olduğu üretim düzeyine göre belirleneceği için, tarım dosyasının müzakeresi Türkiye için yaşamsal bir önem taşımaktadır. Türkiye bu dönemde sulama yatırımları başta olmak üzere tarımsal alt yapının oluşturulması amacıyla gerekli tüm yatırımlar için AB fonlarından kaynak kullanmak zorundadır. Türkiye bütçesi için bugünkü ve yakın gelecekteki durumu göz önünde tutulduğunda, Türkiye’nin AB fonlarından yararlanmadan tarımsal alt yapı yatırımları için gerekli düzeyi tek başına sağlaması olanaklı gözükmemektedir.
Türkiye ekonomisinin dışa açıldığı bir dönemde tarım sektörünün rekabet gücü olan, verimli bir yapıya kavuşturulması gerektiği açıktır. Tarım ürünlerinin fiyatları dünya fiyatları ile uyumlu hale getirilmelidir. Ancak bunun ön koşulu, halen dünya fiyatlarının çok üzerinde olan girdi fiyatlarının da dünya fiyatları düzeyine çekilmesidir. Girdi fiyatları dünya fiyatlarına indirilecek ve bundan sonra tarımsal ürün fiyatlarının dünya ortalamalarında oluşması sağlanacaktır.
Kırsal alanda çok ciddi bir örgütlenme karmaşası ve örgütlenme yorgunluğu yaşanmaktadır. Türkiye’de halen kooperatif sayısı ve kooperatif üyesi sayısı çok yüksektir ama kooperatiflerin yaşama müdahil olma gücü son derece yetersizdir. Oysa AB ülkelerinde kooperatifler ve birlikleri son derece güçlü ve ekonomik hayatın vazgeçilmez kurumlarıdır.
Türkiye tarımında küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin ağırlığı da göz önünde bulundurularak asıl örgütlenme modeli olarak çok amaçlı kooperatifler ve bunların üst birlikleri ve merkez birlikleri seçilmelidir. Ancak iç ve özellikle dış pazarlama için, özel kesimin de içinde yer alacağı ürün birliklerinin kurulması ikincil bir örgütlenme kanalı olarak değerlendirilmelidir. Üreticilerin girdi temininden üretime, teknik destekten pazarlamaya kadar tüm faaliyetlerini üstlenecek yeni bir kooperatif modeli oluşturulmalıdır. Bu model tohumdan sofraya kadar tüm aşamaları kapsayacaktır. Havza düzeyinde özendirilecek ürün çeşitlerinin belirlenmesi ve yeni üretici örgütlerinin bu ürünler esas alınarak oluşturulması gerekmektedir.
Önerilen kooperatif modeli ve sözleşmeli tarımın birlikte uygulanabilmesi için ürün borsalarının geliştirilmesi zorunludur. Vadeli işlem borsaları da bu bağlamda önem taşımaktadır. Borsaların tarımın büyük kısmını kapsayacak ölçüde gelişmesi, Türkiye ekonomisinin bütünü için temel bir sorun olan kayıt dışılığın ortadan kaldırılması için de önemlidir.
Halen yüzde 2 oranındaki zirai stopaj nedeniyle üretici kayıt altına girmekte isteksiz davranmaktadır. Stopaj kesintisinin yapılmaması, hatta pamukta geçmiş dönemlerde uygulanan prim sistemi gibi ama yüzde 1’i aşan oranda prim verilmesi üreticiyi kayıt altına girmekte teşvik edecektir. Bu uygulama üretimin daha sonraki aşamalarında vergi gelirlerinin yükselmesini sağlayacaktır.
SHP yalnızca tarımda değil, ekonominin bütün alanlarında kayıt dışını ortadan kaldırmayı vazgeçilmez, ihmal edilmez bir hedef olarak belirlemiştir. Kayıt dışı işlemleri ortadan kaldırmak için tarımsal üretimin tüm aşamalarını kapsayan yeni örgütlenme modelinin güçlenmesi de yararlı olacaktır. Kooperatifler örgütlenmenin doğası gereği kayıtlı olarak faaliyet gösteren birimlerdir.
Önümüzdeki dönemde Türkiye tarımın en temel çabalarından birisi, toprakların parçalanmasının önlenmesi ve tarım işletmelerinin parçalı topraklarının toplulaştırılması olmalıdır. Tarımsal teknolojinin, göreceli üstünlüğe sahip olduğumuz ürünler başta olmak üzere, yaygın bir biçimde kullanılabilmesi; birim alanda yüksek verimliliğin sağlanması ve öylelikle uluslar arası düzeyde rekabet koşullarının yaratılması için bu çaba gereklidir.
Önümüzdeki dönemde toprak - insan ilişkilerinin düzenlenmesinde önem taşıyan başka bir gelişme toprak reformu olmalıdır. Türkiye yaklaşık otuz yıldır tartışmasını bile yapmadığı bu konuyu yeniden tartışmaya açmalıdır. Bu günün iktisadi koşulları çerçevesinde ve sulama projelerine koşut olarak bir torak reformu uygulamasına geçilmelidir. Tarım dışı kesimlerde yaratılan istihdam olanaklarının da gittikçe azalması nedeniyle son yıllarda kırsal kesimde yaşayan topraksız ve az topraklı ailelerin toprak talepleri bu çerçevede karşılanmaktadır.
Türkiye, kırsal alanın mekansal düzenlenmesi konusunda çok zaman yitirmiştir. Bu arada çeşitli gerekçelerle hızlanan göçün önümüzdeki dönemde yeni bir ivme kazanacağı görülmektedir. Butik projelerin bir yana bırakılarak ülke genelinde kullanılmasını önerdiğimiz fiziki ve bölgesel planlama anlayışı çerçevesinde kırsal alanda yeni, yaygın mekansal düzenleme projelerine gidilmelidir.
Tarım sektöründe karar alma süreçlerinin demokratikleştirilmesi amacıyla kamunun öncülüğünde üretici örgütlerinin, borsaların, odaların katılacağı bir platform oluşturulmadır.
Tarımsal üretim için yalnızca toprak değil, su da yaşamsal önemdedir. Türkiye’de son yıllarda sulamaya açılan tarım alanı yok gibidir. Hükümet çiftçiyi suya kavuşturmaktan vazgeçmiştir. Oysa, bu kadar borç altına sokulan bir ülkenin kaynaklarını temel sektörlerin gelişmesi için kullanması gerekmektedir. Sulanan alanların genişletilmemesinin yanı sıra çevre konularına dikkat edilmemesi nedeniyle, yanlış su kullanımı sonucu toprağın kalitesi bozulmakta, tuzlulaşma yaygınlaşmaktadır. Türkiye sanıldığı gibi su konusunda zengin bir ülke değildir. Buna karşın su kaynakları geleceği düşünmeden, tükenmeyecekmiş gibi kullanılmaktadır.
SHP Özel sektörün tarıma girmesine karşı değildir. Öte yandan SHP tarımda yeni kurumların kurulmasından yanadır. Sözleşmeli üretim modelinin, hem pazarlama sorunlarını çözen hem de tarımsal üretimin plansızlık nedeniyle sık sık yaşadığı dalgalanmaları önleyen bir yöntem olarak yaygınlaşması yararlı görülmektedir. Sözleşmeli tarım köylünün üreticiye dönüşmesini de hızlandıracaktır.
Halen uygulanmakta olan “doğrudan gelir desteği” üretimi değil mülkiyeti ödüllendirici bir sistemdir. Üretime hiçbir katkısı olmayan büyük mülk sahiplerine kamu kaynakları akıtılırken, gerçek üreticiler yeterli destekten mahrum bırakılmaktadır. Bu sistem üretime destek verecek şekilde dönüştürülecektir.
Üreticiye yol gösterebilmek için mevcut yapının tüm yönleriyle tanımlanması ön koşul niteliğindedir. Oysa bugün Türkiye’nin tarımsal üretimine ilişkin bilgiler son derecede yetersizdir. Doğru politika oluşturabilmek için sağlıklı bilgiler edinilmesi ve kayıt tutulması gerekmektedir. Tarımda üretim planlaması gerçek anlamda bu düzenlemelerden sonra yapılabilecektir.
Tarımı güçlendirmek, kırsal yoksulluğu gidermek için parasal destekler zorunludur. Ancak parasal olmayan destekler de parasal destekler kadar önemlidir. Üreticinin verim artışı, tohumluklar, tarımsal hastalıklar, Pazar koşulları hakkında bilgilendirilmesi, yol gösterilmesi önem taşımaktadır. Oysa 1980’li yıllardan itibaren kamunun araştırma kurumları işlevsizleştirilmiş hatta kapatılmıştır. Gerek kamunun gerekse özel sektörün araştırma, geliştirme, danışmanlık işlevlerinin güçlendirilmesi sağlanacaktır.
SHP tarımı ülkenin sırtında bir yük olarak değil, ekonominin vazgeçilmez bir bileşeni olarak görmektedir. Tarım sektörü ülkenin değerlendirilmeyen gücüdür. Bu güç ancak tüm sektörü kapsayan sol bir programla ortaya çıkabilir. Tarım sorunlarının çözülmesi aynı zamanda ülkenin en temel sorunu olan yoksulluğun ortadan kaldırılması için de ön koşuldur. Bu nedenle tarım yalnızca köylülerin değil kentlilerin de en önemli ilgi alanı olmalıdır. Kent yoksullarının ve kır yoksullarının kaderi birbirine bağlıdır.
SHP tarım sorunlarını çözecek siyasi kararlılığa sahiptir. SHP programında tarımda dört amaç ortaya koymuştur.
1. Nitelikli ve rekabet fiyatlarına dayalı üretim
2. Kırsal gelir paylaşımının iyileştirilmesi
3. Köylülüğün üreticiliğe dönüştürülmesi
4. Kırsal yerleşimin mekansal düzenlemesi
Bu sol bir programdır. SHP benzer amaçlar taşıyan sol partileri programlarını ayrıntılandırmaya ve somutlaştırmaya davet etmektedir. Aslında aynı çağrımız sağ siyasi partiler içinde geçerlidir.. Çünkü tarımı gözden çıkaran ülkeyi de elden çıkarabilir.
SOSYALDEMOKRAT HALK PARTİSİ
ÜRETİCİ KURULTAYI DÜZENLEME KURULU