SIFIR YOKSULLUK PROJESİ

SOSYALDEMOKRAT HALK PARTİSİ

SIFIR YOKSULLUK

HAZIRLAYAN:
Şener ÖZŞAHİN

Mart 2007
ANKARA

Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Bilmem söylesem mi söylemesem mi

AŞIK MAHSUNİ ŞERİF

İÇİNDEKİLER

SUNUŞ

TEKNİK NOT

ÖZET

1. DÜNYADA YOKSULLUK VE YOKSULLUKLA MÜCADELE
A.
Giriş
B. Yoksulluk Nedir
C. Dünyada Yoksulluk
D. Yoksullukla Mücadele Yöntem ve Araçları
E. Yoksulluğun Giderilmesine Yönelik Uluslararası Stratejiler

2. TÜRKİYE’DE YOKSULLUK, YOKSULLUKLA MÜCADELE İÇİN AYRILAN
KAYNAKLAR VE UYGULAMALAR
A.
Türkiye’de Yoksulluk
B. Yoksullukla Mücadele İçin Ayrılan Kaynaklar
C. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu (SYDTF)
D. Mevcut Uygulamaların Değerlendirmesi

3. SHP’NİN YOKSULLUĞU YENME POLİTİKALARI
A.
Giriş
B. Hızlı ve Sürdürülebilir Büyüme – Tam İstihdam
C. Gelir Dağılımı
D. Sosyal Harcamalar
E. Doğrudan Yardım Programları

4. SHP’NİN SIFIR YOKSULLUK PROJESİ
A.
Sıfır Yoksulluk Projesinin Esasları
B. Örgütlenme Modeli
C. Sıfır Yoksulluk Projesi Uygulamaları
D. Sıfır Yoksulluk Bütçesi

KAYNAKLAR

SUNUŞ

Sosyaldemokrat Halk Partisi’nin Kasım 2002’de yayımladığı, Şener Özşahin, Bülent Danışoğlu, Murat Karakuşçu, Dr. Hüseyin Özer, Feridun Yücel ve Emrullah Türkmen tarafından hazırlanmış olan “Yoksulluğu Yenmek için Acil Plan” başlıklı çalışma, kapsamı ve somut çözümleriyle ülkemizin öncelikli sorunu yoksulluk konusunda siyasi partiler adına bir ilki oluşturmuştur. Çalışmanın hazırlanıp kamuoyuna sunulduğu yıl 2000-2001’de yaşanılan çok ağır iktisadi krizi izleyen ilk yıldı. Aradan geçen 4 yılda yoksulluk ve işsizliğin ülke sorunlarının en başındaki yerlerini hala ciddi boyutlarda koruyor olmalarından kaygı duymamak mümkün değil. Geçen sürede SHP dışındaki siyasi partilerin sorunla ilgili olarak bir plan-proje niteliğinde, somut çözümlere, bütçe ve kaynak değerlendirmesine yer veren bir çalışma üretmemiş olmaları, yapılanların sadece durum tespiti, bazı göstergelerin aktarılması, yüzeysel ve klişe söylemler ile genel hedeflerin ortaya konulmasıyla sınırlı kalması da ayrı bir talihsizliktir. Buna karşılık SHP bu soruna gerekli önceliği ve önemi verme kararlılığını bugün de sürdürmektedir. Türkiye’de yoksulluğu 2007-2011 yıllarını kapsayan 5 yıllık bir sürede tamamen yok etmeyi amaçlayan “Sıfır Yoksulluk” başlıklı bu projeyi bugünün koşullarına göre hazırlayıp kamuoyunun bilgisine sunma düşüncesi bu nedenden kaynaklanmıştır.

SHP’nin “Yoksulluğu Yenmek için Acil Plan”ı 2003-2005 yıllarını kapsamaktaydı. Dolayısıyla Acil Plan analizlerinin baz aldığı ve çözüm önerileri getirdiği dönem 2005 sonunda bitmiştir. Geçen 4 yıl içinde Acil Planla ilgili iktisadi büyüklükler, buna bağlı olarak da yoksulluğu yenmek için gerekli bütçe büyüklükleri doğal olarak büyük ölçüde değişmiştir. Buna karşılık aynı sürede ne yoksullukla mücadeleye ayrılan kamu kaynakları yeterli bir düzeye çıkartılmış, ne de mevcut kaynakların tahsisi ülke çapında dağınıklıktan kurtarılarak adil, etkin ve eşgüdümlü şekilde yapılmıştır. Bunun için gerekli yeni bir örgütlenmeye gidilmemiş, soruna ulusal ölçekte araştırma, bilgi ve teknoloji tahsisi ve yatırımı esirgenmiştir. Aynı sürede kayıt dışı ekonomi de hiç olmadığı kadar büyük boyutlara ulaşmıştır. Geçen 4 yılda hükümetin yoksulluğa gereken önemi verdiğini, yeterli duyarlılığı gösterdiğini söylemek mümkün değildir.

SHP bu gelişmeler ışığında, değişen istatistiksel göstergeler ve iktisadi büyüklükleri dikkate alarak “Sıfır Yoksulluk” Projesini 5 yıllık 2007-2011 dönemi için hazırlamıştır. Bu projede konuyla ilgili örgütlenme aynen korunmuştur. Öte yandan, doğal olarak değişen bütçe büyüklükleri ile birlikte bütçe kaynakları temininde kayıt dışı iktisadi etkinliklerin kayıt altına alınması ve vergi tahsilatının etkinleştirilmesiyle birlikte bu defa mevcut oransal büyüklüğü içinde “faiz dışı fazla (FDF)” da önemli bir kaynak seçeneği olarak değerlendirilmiştir.

“Yoksulluğu Yenmek için Acil Plan”ın hazırlanmasında olduğu gibi “Sıfır Yoksulluk” Projesinin hazırlanması ve yayımlanmasında da yoksulluğun esas olarak sosyal demokratların sahip çıkması ve çözmesi gereken bir sorun olduğundan ve bunun yapılabilirliği fikrinden hareket edilmektedir. SHP yoksulluğu yenmeyi ulusal sorumluluğunun gereği olarak görmekte ve önemsemektedir.

TEKNİK NOT

Sıfır Yoksulluk Projesi için basım çalışmalarına 2006 yılı Aralık başında başlanılmıştır. Dolayısıyla bu projede esas alınan işsizlik, gelir dağılımı ve yoksullukla ilgili TÜİK’in istatistiksel verileri ile 2007 yılı merkezi yönetim bütçesi büyüklükleri Aralık’tan önce elde edilebilen veriler olup, işsizlik verileri 2006 yılının 2. çeyrek verilerini, gelir dağılımı ve yoksullukla ilgili veriler 2004 yılı verilerini, merkezi yönetim bütçesi büyüklükleri ise hükümetin TBMM’ne sunduğu 2007 merkezi yönetim bütçe tasarısında yer alan büyüklükleri kapsamaktadır.

Diğer taraftan, 2006 yılının Aralık ayının son haftası içerisinde ve Ocak 2007 başında bir yandan TÜİK’in bu istatistiklerinin yenileri yayımlanmış, diğer yandan 2007 yılı merkezi yönetim bütçesi TBMM’de kabul edildiği şekliyle kesinleşmiştir. Ancak bu aşamada söz konusu değişiklikleri projeye yansıtma olanağımız olmamıştır. İşsizlik istatistiklerinde 2006 yılı 3. ve 4. çeyrek verilerindeki değişmeler işsizlikte tedrici ancak çok düşük bir azalmaya işaret etmekle birlikte sorunun özünü, esasını etkilemekten uzaktır. Aynı şekilde gelir dağılımıyla ilgili olarak en son yayımlanan 2005 yılı sonuçları da Gini katsayısındaki düzelme trendine karşın modelin parametrelerini etkileyecek bir değişiklik getirmemektedir. Modelin sayısal yapısı bakımından en ciddi değişikliği oluşturan parametre yeni açıklanan 2005 yılı yoksulluk göstergeleridir. 2005 yılı sonuçlarında yoksul sayısının yaklaşık 18 milyondan 14,7 milyona gerilemiş olduğu görülmektedir. Buna göre 2006 yılında yoksul sayısı yeniden değişmezse proje kapsamında 5 yılda sıfırlanacak yoksul sayısı yaklaşık 3,3 milyon kişi eksilmiş olmaktadır. Öte yandan 2007 yılı merkezi yönetim bütçesindeki değişiklikler modelin yoksullukla mücadele bütçesinde ancak küçük ölçekli bir revizyonu gerektirebilecek boyuttadır.

Sıfır Yoksulluk Projesinde yukarda işaret edilen parametrelerle ilgili değişiklikler, modelin sayısal büyüklüklerini bir ölçüde etkilemekle birlikte ülkemizde yaşanan yoksulluk sorunun büyüklüğünü, önemini asla değiştirmemektedir. Konunun projede de değinilen bir başka boyutu ise TÜİK istatistik yöntem ve güvenilirliğinin tartışılabilir olmasıdır. Fakat yoksullukla ilgili olarak asıl olan hiç kuşkusuz soruna ülke çapında bir siyasal yönetim formatında nasıl bir perspektif, temel anlayış ve modelle yaklaşıldığı, hangi yol ve yöntemlerin tercih edildiği, kullanıldığı ve hangi somut çözümlerin, politikaların üretildiğidir. Bu projede esas amaçlanan da bu olmuştur.

ÖZET

Tanımlar ve Saptamalar

Günümüzde, gelişmekte olan ülkelerin çoğu çetin yoksulluk sorunlarıyla karşı karşıyadır. Aynı sorun başta A.B.D. olmak üzere birçok gelişmiş ülkede de görülmektedir. Küreselleşme süreciyle birlikte dünyada egemen olan neoliberal politikalar sorunu çözmek bir yana daha da kötüleştirmektedir.

Yoksulluk, bireylerin, yeterli beslenme, barınma, öğrenim-eğitim, sağlık olanaklarından ve toplum içinde kendi yazgılarını belirleyen tercih ve kararlarda söz sahibi olma özgürlüğünden yoksunluğu olarak tanımlanabilir. Yoksullar bu tanım gereği, haklarını arama ve eşit sosyal fırsatları kullanabilme konumunda değildirler. Güçsüzlükleri nedeniyle sömürüye açık, hastalıklar, kazalar, ekonomik kayıplar ve doğal afetler karşısında son derece korunmasızdırlar.

Mutlak yoksulluk, insanın salt yaşamını sürdürebilmesi için gerekli en az kaloriyi (günde 2450 kalori) ve gerekli diğer besin bileşenlerini sağlayamaması olarak tanımlanırken, göreli yoksulluk, toplumdaki belli birey ve kesimlerin yaşam ve geçim standartlarının diğerlerine göre daha düşük olduğunu gösteren bir kavramdır. Dünya Bankası’nın 1993 yılı satın alma gücü pariteleri tahminleri esas alınarak küresel boyutta mutlak yoksulluk, günde 1,08 ve 2,15 dolarlık gelir düzeyi altındaki yaşam koşulları olarak 2 kümede belirlenmiştir.

Bugün dünya nüfusunun yüzde 20’sini oluşturan yaklaşık 1,2 milyar insan günde 1,08 dolarlık mutlak yoksulluk sınırının altındadır. Bütün dünyada gelir dağılımı eşitsizliği büyümektedir. 1990’lı yıllarda artan ve hızlanan küresel sermaye hareketleri bağlamındaki yapısal uyum programları sonucu, çoğu ülkede kamunun sosyal harcamalarının azaldığı IMF verileriyle de doğrulanmaktadır.

Dünyada yoksullukla mücadele konusunda bir yanda sürdürülebilir büyüme ve istihdam olanaklarının arttırılması, gelir dağılımının iyileştirilmesi, sosyal devlet harcamalarının artırılması ve etkenleştirilmesi gibi uzun vadeli ve köklü politikalar, diğer yanda yoksulluğun artan boyutları ve aciliyeti karşısında doğrudan yardım politikaları uygulanmaktadır. Doğrudan yardım programları; nakit transferi, ayni yardımlar, kredi programları ve kamu yatırım programları şeklinde olmaktadır. Bu programlar sorunun temelli çözümü değil, sorunun hafifletilmesini ve kalıcı çözüm için bir altyapı oluşturulmasını amaçlamaktadır.

Türkiye’de Durum

Dünya Bankası 2000 yılı raporunda Türkiye nüfusunun yüzde 2,5’inin günde 1,08 dolarlık geçim sınırının altında yaşadığı yer almıştır. Günde 2,15 dolarlık sınırın altında yaşayanların nüfusa oranı ise yüzde 18 olarak verilmiştir. 2001-2005 yıllarını kapsayan 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı’na göre toplam nüfus içinde mutlak yoksulların oranı yüzde 11,8’dir. Öte yandan, TÜİK’in 2004 yılı yoksulluk çalışmasında 4 kişilik bir aile için aylık açlık sınırı 182 YTL, yoksulluk sınırı ise 429 YTL gibi çok düşük düzeylerde belirlenmiştir. Bu düzeyler Türk-İş, Kamusen, Harb-iş gibi STK’ların aynı alanda yaptığı çalışmalarla büyük oranda çelişmekte, bu örgütlerce bulunan açlık ve yoksulluk sınırlarının çok altında kalmaktadır. TÜİK’in 2004 yılı araştırma sonuçlarına göre Türkiye’deki yoksul sayısı yaklaşık 18 milyon, açlık sınırı ve altındaki yoksul sayısı 909 bin kişidir. Buna karşılık Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü (UNDP)’nün Türkiye temsilcisi 2005 yılında ülke nüfusunun yüzde 42’sinin, yani 29,8 milyon insanın günde 4 dolar sınırının altında yaşadığına işaret etmiştir.

Türkiye’de halen gelir dağılımı eşitsizliği ciddi boyutlardadır. Diğer yandan işsizlik resmi istatistiklere göre yüzde 9 civarında, gerçekte ise yüzde 20’ye yaklaşan çok yüksek bir düzeyde sürmektedir. UNDP’nin ‘İnsani Gelişmişlik Endeksi’ne göre Türkiye, 1995 yılında 174 ülke arasında 69. sırada iken aynı kuruluşun 2006 raporunda 2004 yılı verileriyle 177 ülke arasında 92. sıraya gerilemiştir.

Türkiye’de yoksullukla mücadele etkinlikleri, merkezi kamu yönetimi’nin yanı sıra belediyeler, il özel idareleri, özel vakıflar, sivil toplum örgütleri ve özel kişi ve kuruluşlarca yapılmaktadır. Bu çalışmada kamu etkinlikleri ve bütçesine odaklanma gereği ön planda olmuştur. Yoksullukla mücadeleye harcandığı öğrenilebilen merkezi yönetim kaynaklar toplamının 2005 yılı itibarıyla GSMH’ya oranı yüzde 1,07’dir. Merkezi yönetimin bilgi edinilemeyen harcamalarıyla birlikte bu oranının yaklaşık yüzde 1,19 olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’nin 2005’de yoksullukla mücadeleye ayırdığı kamusal ve özel kaynakların tamamının ise GSMH’nın en çok yüzde 1,5’i olabileceği varsayılmaktadır. Merkezi yönetim bünyesinde yoksullukla mücadele etkinlikleri; Sosyal Yardım ve Dayanışmayı Teşvik Fonu (SYDTF), Sağlık Bakanlığı (yeşil kart uygulaması), Milli Eğitim Bakanlığı ve Kredi ve Yurtlar Kurumu, Emekli Sandığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK), Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Maliye Bakanlığı aracılığıyla yürütülmektedir. Kamuda adı geçen kuruluşlar aracılığıyla yürütülen çalışmalar yeterli ve etken değildir, kurumlar ve etkinlikler arasında yeterli işbirliği, eşgüdüm ve tutarlılık yoktur. Fondan bütçeye aktarımlara son verilmiş olmakla birlikte proje uygulamalarında kimi kaynakların gerçek ihtiyaç sahipleri yerine başkalarına tahsis edildiği Devlet Denetleme Kurulu (DDK) tarafından saptanmıştır. Yardımlar yetersiz, göstermelik ve zaman zaman da onur kırıcı tarzda yapılmaktadır. Yoksullukla ilgili olarak müdahale edilmemiş alanlar olduğu gibi, aynı veya benzer etkinlikler farklı aracılarla yürütülmektedir. Sivil toplum örgütleri, yerel yönetimler ve özel kesimin karar, proje ve uygulamalara katılımı sağlanmamaktadır. Yetki, görev, sorumluluk tanımları ve işleyişinde düzeltmeler gerekmektedir. Bilimsel çalışma anlayışı ve standartlar eksiktir.

SHP’nin “Sıfır Yoksulluk” Projesi

SHP yoksulluğu Türkiye’nin birinci derecede öncelikli sorunu olarak görmektedir. SHP, önce gelirin büyütülmesi sonra paylaşımın düzeltilmesini ilke olarak kabul etmemektedir. Sürdürülebilir hızlı büyüme, kuşkusuz işsizliğin giderilmesi ve yoksulluğun yenilmesi için çok temel, çok öncelikli bir koşuldur. TÜİK verilerine göre ülkemizde yaklaşık 18 milyon insan, yani toplam nüfusun dörtte biri gıda ve diğer temel gereksinimlerini karşılayamayacak ölçüde yoksuldur ve yoksulluğu yenmek için çok ivedi önlemlerin alınmasının gerekliliği açıkça ortadadır. Bu kapsamda, Avrupa Birliği’nde oluşturulan Temel Gelir Avrupa Ağı (BIEN) örneğindeki gibi bir temel vatandaşlık geliri (“yurttaş geliri”) kavramını esas alan nakit gelir desteği ve bunun için devlet tarafından düzenli ve etkili biçimde gelir transferi önem kazanmaktadır.

SHP yoksulluğu yenmek için 5 yıllık bir proje hazırlamıştır. Projenin iki ayağı bulunmaktadır; birincisi yoksullukla mücadele etkinlikleri için yeni bir örgüt ve yapılanma modeli, ikincisi de Devletin Merkezi Yönetim Bütçesi kapsamında tanımlanan Yoksullukla Mücadele Bütçesi’dir. Proje 2007-2011 yıllarını kapsamakta ve şu üç temel hedefin gerçekleşmesini öngörmektedir:

- Yoksulların sayısı her yıl belli oranlarda düşürülerek dönem sonunda 2006’ya göre günde 4,50 YTL tutarındaki gelir sınırının altında hiçbir yurttaşımız bırakılmayacak, bu suretle 2011 sonunda tüm yurttaşlarımızın 2450 kalorinin üzerinde beslenme olanağına kavuşmaları ve gıda dışı temel gereksinimlerini karşılayabilmeleri sağlanmış olacaktır.
- Kamunun destek ve eşgüdümünde yerel yönetimler ve STK’lar tarafından gerçekleştirilecek geçici istihdam projelerine, kamunun katkı payı olarak aylık net 150 YTL/kişi düzeyinde yardım yapılacaktır. Bu kapsamda her yıl yaklaşık 1,5 milyon kişiye kişi başına yılda en çok 12 ay olmak üzere ortalama 9 ay süreli, sigortalı, geçici istihdam olanağı yaratılması sağlanacaktır.
- İşsiz ve yoksul yurttaşlarımıza ülkenin her bölgesinde ücretsiz olarak meslek ve beceri kazandırma eğitimleri verilecektir. Ayrıca, Mikro Kredi sisteminin yurt çapında verimli şekilde işletilmesiyle başta kadınlarımız olmak üzere, kendi işini kurmak isteyen yurttaşlarımıza ve küçük işletme sahiplerine kredi desteği sağlanacaktır.

Yoksullukla mücadele etkinlikleri için öngörülen yeni örgütlenmenin omurgasını Toplumsal Dayanışma Kurumu (TDK) oluşturacaktır. Bu kurum, Başbakanlığa bağlı özel bütçeli bir kuruluş olacaktır ve mevcut aksaklıkların giderilmesi için çeşitli kuruluşlarca verilen hizmetleri kendi yapısı içinde toplayacaktır. TDK’nun özgün yanı; yıllık programlarının oluşturulmasında ve yoksullukla mücadeleye yönelik projelerinin hazırlanmasında yada dışardan hazırlanan projelerin değerlendirilmesinde sivil toplum örgütlerini, özel kuruluşları ve üniversiteleri devreye sokmasıdır. TDK’nun en uç hizmet birimi mahallelerde ve merkez köylerde kurulacak Halk Merkezleri olacaktır. Meslek edindirme ve beceri kazandırma eğitimi bu merkezlerde yoğunlaştırılacak, her türlü parasal ve ayni yardım bu merkezler aracılığıyla verilecektir. Yardım ve hizmetlerin doğru kişilere ulaşıp ulaşmadığı yada ne ölçüde ulaştığı, vatandaşlık numarası aracılığıyla ve bilgisayar ortamında Halk Merkezleri ve TDK’nda izlenebilecektir.

Projenin Devlet Bütçesi içindeki yerinin ve büyüklüğünün belirlenmesinde Maliye Bakanlığı Kamu Mali Yönetimi Projesi kapsamındaki yeni ‘Bütçe Kod Yapısı’ndan yararlanılması öngörülmüştür.

Bütçe Harcamaları: Bugünkü kaynak tahsisi ve yönetim-icraat etkinliği düzeyindeki yetersizlikler göz önünde tutularak, yoksullukla mücadele için mevcut bütçenin ötesinde, merkezi kamu yönetimi için ek bir bütçe gereksinimi saptanmıştır. Gereksinilen ek harcamalar mevcut hizmet harcamalarının dışında üç kalemden oluşmaktadır. Bunlardan birincisi gıda, sağlık, eğitim gibi temel gereksinimlerin karşılanması için yapılacak doğrudan yardımlardır. Projede, yoksul insanlarımızı 2006 bazında en az 4,50 YTL/günlük bir gelir düzeyine çıkarabilmek için, kişi başına ortalama 0,97 YTL/gün tutarında bir yardım öngörülmektedir. Bu yardımın yıllık bütçesi 2007-2011 yıllarında sırasıyla 6,20, 5,49, 4,25, 2,66 ve 0,89 milyar YTL tutmaktadır. İkinci harcama kalemi, her yıl geçici istihdam projeleri için kişi başına yapılacak kamusal katkı/destek harcamalarından oluşmaktadır. Yıllık olarak bunun büyüklüğünün 2 milyar YTL olacağı tahmin edilmiştir. Meslek ve beceri kazandırma eğitimi, organizasyonu ve mikro kredi sistemi için de yılda ayrıca 600 milyon YTL tutarında bir finansman öngörülmüştür. 2007-2011 döneminde Sıfır Yoksulluk projesi gereği yapılacak yıllık toplam ilave harcamalar sırasıyla 8,80, 8,09, 6,85, 5,26 ve 3,49 milyar YTL’dır. Yıllar itibarıyla azalan ilk harcama kaleminin toplam içindeki payı 2007’de yüzde 70,5 iken bu oran 2011’de yüzde 25,5’e kadar düşmektedir. Mevcut hizmet harcamalarıyla birlikte proje dönemi için hesaplanan yıllık toplam bütçe harcamaları sırasıyla 14,93, 14,22, 12,98, 11,39 ve 9,62 milyar YTL’dır. Proje bütçesinin dönem toplamı 63,14 milyar YTL’dır.

Bütçe Kaynakları: 2006 itibarıyla yoksullukla mücadele amacıyla devlet bütçesinden yapılan transferlerin GSMH’ya oranı yüzde 1,19 olarak hesaplanmıştır. Buna göre devlet bütçesinden yoksullukla mücadeleye ayrılan mutlak miktar 2006 değeriyle 6,13 milyar YTL’dır. Sıfır Yoksulluk Projesi bütçesinde ilk olarak devlet bütçesinden halen GSMH’nın yüzde 1,19’u oranında tahsis edilebilen kaynakların, buna bağlı harcamaların daha etkin biçimde yapılması kaydıyla süreceği kabul edilmiştir. Proje döneminde devlet bütçesinden aynı oranda sağlanabilecek kaynak toplamı 2007‘de 6,44, 2008’de 6,89, 2009’da 7,38, 2010’da 7,90 ve 2011’de 8,45 milyar YTL olarak hesaplanmıştır. Bu tahsislerin 5 yıllık dönem toplamı 37,06 milyar YTL’dır. Proje bütçesinin gereksinilen ek kaynaklarını, GSMH’ya oranı sabit tutulan bu kaynağın dışında iki kalemde toplayabiliriz. Birinci kalem, Projenin ilk 3 yılı için başvurulacak olan ‘Faiz Dışı Fazla’(FDF) dan aktarılacak kaynağı içermektedir. FDF’dan yoksulluk bütçesine 2007 için 8 milyar YTL, 2008 yılı için 5 milyar YTL ve 2009 yılı için 3 milyar YTL kesinti yapılması planlanmıştır. İkinci kalem, kayıt dışı ekonominin bazı önlemlerle kayıt altına alınarak vergilendirilmesi ve vergi denetimlerinin etkin şekilde yapılması suretiyle yaratılacak ek kaynaktır. Çalışmalarımızda Vergi Denetmenleri Derneği, İSMMMO ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının KADİM Projesi verilerine göre kayıt dışı ekonomi ve tahsil edilemeyen vergilerin neden olduğu yıllık vergi kaybının en az 16-17 milyar YTL olduğu kabul edilmiştir. Bu potansiyel kaynak değerlendirilerek, beş yıllık dönem zarfında toplam 10,08 milyar YTL tutarında bir ek vergi gelirinin yoksulluk bütçesine dahil edilmesi öngörülmüştür. Toplam ek kaynakların mevcut harcama düzeyine oranı dönemin ilk yılında yüzde 57, dönemin son yılında ise yüzde 12’dir. Dönem zarfında toplam yoksulluk bütçesi içinde devlet bütçesinden bugünkü oranda yapılacak tahsislerin payı yüzde 58,7, FDF’dan yapılacak kesintilerin payı yüzde 25,3, kayıt dışından ve vergi denetimi yoluyla sağlanacak ek vergi gelirlerinin payı ise yüzde 16’dır. Ayrıca mikro kredi uygulamasının büyük ölçüde uluslararası kuruluşlardan sağlanacak kaynaklardan finanse edilmesi öngörülmektedir. “Sıfır Yoksulluk” bütçesi için herhangi bir yeni vergi salınması yada mevcut vergi oranlarının artırılmasına gerek duyulmamış ve planlanmamıştır.

“Sıfır Yoksulluk” için toplam kamu yoksulluk bütçesinin 2007-2011 yıllarında GSMH’ya oranları sırasıyla yüzde 2,8, 2,5, 2,1, 1,7 ve 1,4; ek kaynaklar toplamının GSMH’ya oranları ise yüzde 1,6, 1,3, 0,9, 0,5 ve 0,2 olmaktadır. Aynı şekilde toplam kamu yoksulluk bütçesinin devlet bütçesi gelirlerine oranları sırasıyla yüzde 9,2, 8,3, 7,2, 6,0 ve 4,8; ek kaynaklar toplamının devlet bütçesi gelirlerine oranları ise yüzde 5,3, 4,3, 3,1, 1,8 ve 0,6’dır.

Toplumsal Dayanışma Kurumu ve Yoksullukla Mücadele Yüksek Kurulu’nun işlevi beş yıllık Sıfır Yoksulluk Projesi dönemi ile sınırlı değil süreklidir. Proje döneminden sonra da, yeni koşullara uyarlanmış plan, program ve bütçelerle yurttaşlarımız sürekli olarak yoksulluk çizgisinin üzerinde, bir başka deyişle “temel yurttaş geliri” düzeyi ve üzerinde tutulacaktır.

5 yıllık proje süresi zarfında azalan yoksulluğun yeniden artmaması ve bu sürenin bitiminden sonra da makro ekonomik sistemin sıfırlanan yoksulluğu yeniden üretmemesi çok önemlidir. Bu nedenle SHP, 5 yıl boyunca projeye paralel olarak uygulanacak iktisadi ve sosyal plan, program ve politikalar ve alınacak önlemlerle ulusal gelirde dengeli ve yeterli ölçekte büyümenin sağlanması, işsizliğin giderilmesi, gelir dağılımının düzeltilmesi ve bunların sürdürülebilirliği için gerekli koşulların oluşturulmasını hedeflemektedir.

1. DÜNYADA YOKSULLUK VE YOKSULLUKLA MÜCADELE

A. Giriş

Sanayi devriminden bu yana, Avrupa’dan başlamak üzere, bilimsel ve teknolojik gelişmeler dalga dalga tüm dünyaya yayılıyor. Ekonomiler gelişiyor, üretim ve tüketim çeşitleniyor. Bütün ülkelerde nüfus kentlerde yoğunlaşıyor, eğitim ve sağlık olanakları yaygınlaşıyor.

Özellikle, yaklaşık son yirmi yılda bilgi çağı, iletişim devrimi, küreselleşme gibi isimler verilen süreçler sonucunda bilimsel ve teknolojik gelişmeler olağanüstü hızlara erişti, dünya ekonomisi bütünleşme yoluna girdi, uluslararası yakınlaşma ve bağımlılaşma hızlandı. Dünya ekonomisi en zengin dönemini yaşamaya başladı.

Bütün bu gelişmelere karşın, tarihin en eski sorunlarından biri olan yoksulluk varlığını sürdürüyor, giderek yaygınlaşıyor. Gelişmekte olan ülkelerin büyük kısmında nüfusun çoğunluğu yoksulluk sorunlarıyla karşı karşıya olduğu gibi, başta ABD olmak üzere bir çok gelişmiş ülke de yoksulluk sorunu ile baş edemiyor. Küreselleşme sürecine egemen olan liberal eğilim ve “yapısal” dönüşümler yoksulluk sorununa çare olmak bir yana bu sorunu daha da artırıyor.

Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası gibi uluslararası örgütler yoksulluğu içinde yaşadığımız dönemin en ciddi sorunları arasında sayıyorlar. Peş peşe yoksullukla savaşım programları hazırlanıyor, hedefler belirleniyor. Ancak küçük ve yerel başarılar dışında, soruna kapsamlı bir çözüm getirilemiyor.

Yoksulluk Türkiye’nin de yaşadığı ve çözümler üretmek zorunda olduğu en önemli sorunların başında geliyor. Türkiye hem kişi başına ulusal gelirin düşüklüğü, hem de gelir dağılımının dengesizliği nedeniyle yoksulluk sorununun her zaman önem taşıdığı bir ülke olmuştur. 2001 ekonomik krizi ve bu kriz ertesinde uygulanan politikaların sonucu, yoksulluk işsizlikle birlikte daha da şiddetlenmiş, ülkenin en öncelikli sorunlarından biri haline gelmiştir.

Gerek dünyada, gerekse Türkiye’de egemen olan neoliberal politikaların ve IMF programlarının yoksulluk sorununu çözmekte yetersiz kaldığı görülmektedir. SHP bütün dünyadaki sosyal demokrat hareketler gibi, yoksulluk konusunu en öncelikli sorun olarak görmekte ve çözüme yönelik politikalar geliştirmektedir.

Uygun ve tutarlı politikaların oluşturulması için önce sorunun tanımlanması gerekmektedir.

B. Yoksulluk Nedir

Yoksul insanlar, daha iyi durumda olanların doğal bir veri olarak aldıkları; toplum içinde üstlenecekleri roller, görevler, yapacakları işler, içinde bulunacakları ve kendi yaşamlarını etkileyen sosyal etkinlikler, kurumlar, süreçler gibi sosyal yaşama ilişkin alanlardaki bireysel tercihleri ve kararları ile ilgili temel özgürlüklerden yoksun yaşamaktadırlar. Yoksulların, herkesin değer verdiği tarzda bir yaşam sürdürmeleri için çoğu kez yeterli besinleri, barınakları, öğrenim ve sağlık koşulları yoktur. Üstelik hastalıklar, ekonomik kayıplar ve doğal afetler karşısında aşırı ölçüde korunmasızdırlar.

Bunların yanı sıra, yoksul insanlar kendi yararları ve hakları konusunda yeterli siyasal, hukuk ve mevzuatla ilgili bilgi, araç ve donanıma da sahip değillerdir. Devlet ve toplumun ilgili kurum ve kuruluşlarında çoğunlukla varlıklı ve güçlü olanlar kayrılmakta, işlerini ilişkileri yoluyla hatta gerekirse rüşvetle, vaatlerle yürütebilmektedirler. Buna karşılık yoksullar haklarını savunacak avukat tutabilme olanağından dahi yoksun kalabilmektedirler. Yoksullar kamu kuruluşlarında iş takibinde, işe alınmada genellikle aşamayacakları zorluklarla karşılaşırlar. Hakları, kimi avantajları kendi bilgileri dışında veya alenen güçlü ve ayrıcalıklı kesimlere, kişilere aktarılabilir. Dolayısıyla yoksullar haklarını arama ve eşit sosyal fırsatları kullanabilme konumunda değildirler; güçsüzlükleri nedeniyle sömürüye açık ve korunmasızdırlar.

Yoksulluk çizgisi genellikle belli kalori verecek düzeyde yiyecek tüketimine göre tanımlanır. Buna bireyin sosyal gereksinimleri de eklenir. Gerekli gıda tüketimi sağlayan bir ailenin 12 yaşında çocuğu okula gitmeyip çalışıyorsa o aile yine yoksul sayılır. Eğitim harcamasından vazgeçmek pahasına gıda gereksinimini gereği gibi karşılayabilmek bir ailenin yoksul sayılmamasına yetmez. Her aileye elektrik, su, ısınma, sağlık gibi temel hizmetlerin de verilmesi gerekir. Bunların olmaması nedeniyle harcama yapılmaması da onların yoksul olmadığını göstermez.

Yoksullukla ilgili olarak çeşitli tanımlamalar kullanılmaktadır. Bu tanımlamaların her biri sorunun farklı bir boyutunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle politikaları saptarken söz konusu tanımlamaları da dikkate almak gerekmektedir.

Mutlak Yoksulluk: İnsanın biyolojik olarak yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli kaloriyi ve gerekli diğer besin bileşenlerini sağlayacak beslenmeyi gerçekleştiremeyen kişiler mutlak yoksul sayılmaktadır. Bununla beraber, asgari beslenme ötesinde bazı temel insani gereksinme ölçülerini de dikkate alan mutlak yoksulluk tanımlamaları da vardır.

Günümüzde mutlak yoksulluk için muhtaç (destitute) gibi daha özelleştirilmiş kavramlar yeğlenmektedir.

Göreli Yoksulluk: Bu kavram insanın toplumsal bir varlık olmasından yola çıkmaktadır. Bir toplumda kabul edilebilir en aşağı tüketim düzeyinin altında kalanlar göreli yoksul kabul edilmektedir. Bazı çalışmalarda mutlak yoksulluk sınırı yüzde 50 bazı çalışmalarda yüzde 100 artırılarak göreli yoksulluk sınırı hesaplanmaktadır.

Yukarıdaki yoksulluk sınırının belirlenmesinden ayrı olarak göreli yoksulluğun bir hesaplama yolu da, gelir dağılımı yüzdelerinin esas alınmasına dayanır. En düşük gelire sahip yüzde 20 veya 40 nüfus dilimi içinde yer alanlar yoksul kabul edilir ve bu grubun gelirinin yıllara göre değişimi incelenir. Uluslararası literatürde en alttaki yüzde 40’lık dilim genellikle yoksul kabul edilmektedir. İkinci bir hesaplama yaklaşımı, kişi başına ortalama gelirin belirli bir oranını yoksulluk sınırı olarak belirlemektir. Ortalama gelirin genelde 1/3’ü veya 1/2’sinin altında gelir elde edenler yoksul sayılır ve bu gelir altında kalanların toplam nüfusa oranının değişimi izlenir. Ayrıca, ülke nüfusunun ortanca gelirinin belli yüzdeleri olarak göreli yoksulluk dilimleri veya çizgileri tanımlanabilmektedir.

Mutlak yoksulluğu yoksulluk oranı olarak kullanmanın yetersizliği, bu oranın yalnızca gıdayı esas almasından kaynaklanmaktadır. Göreli yoksulluğu kullanmanın eksikliği ise salt kişi başına ortalama geliri esas alması, dolayısıyla kişilerin yaşam standardı hakkında bilgi vermemesidir. Mutlak yoksulluğu kullanmanın yararı, toplumdaki gıda harcamalarına göre en düşük yaşam standardını ortaya çıkartmasıdır. Göreli yoksulluğu kullanmanın yararı ise gelir dağılımı dengesizliğini en açık şekilde vermesidir.

Gelir Yoksulluğu: Bireylerin veya hane halklarının, mal-mülk varlıkları dışında, belirli zaman dilimlerinde elde ettikleri gelir düzeyine göre belirlenen bir yoksulluk tanımıdır. Gelir yoksulluğunun ölçümü ile ilgili farklı yöntemler vardır. Bu tanımlama gelire göre yapıldığından, uluslar arası kıyaslamalara olanak vermekte ve bu nedenle uluslararası kuruluşlarca tercih edilmektedir.

Dünya Bankası 20 yılı aşkın bir süredir küresel gelir yoksulluğu tahminleri yayımlamaktadır. Dünya Bankası’nın yoksulluk tahminleri hane halkı anketleriyle toplanan tüketim ve gelir verilerine dayanmaktadır. Buradaki sorun az gelişmiş ülkelerde bu verilerin bazılarının bulunmayışı veya güvenli olmayışıdır. Tüketim genel olarak refahın bir göstergesi olarak tercih edilmektedir. Gelir rakamlarının bulunmasına karşın tüketim verilerinin bulunmadığı hallerde, Dünya Bankası bütün gelirleri ülke için bulunan toplam özel tüketimin ulusal gelire oranıyla çarparak hesaplamaktadır. Dünya Bankası ülkeler arası kıyaslama için fiyat verilerinden hareketle “satın alma gücü pariteleri” tahminleri yapmaktadır. Buna göre 1993 yılı satın alma gücü pariteleri esas alınarak, yoksulluk günde dünya ortalaması olarak 1,08 doların altında elde edilen gelir bazında tanımlanmaktadır. Bu saptamadan hareketle, günde 1,08 doların altında gelir elde eden nüfus ve günde 2,15 doların altında gelir elde eden nüfus olmak üzere, iki çeşit yoksul kategorisi belirlenmiştir. Bu tanımlama her ülke için aynı derecede anlamlı olmamakla birlikte, uluslararası kıyaslamalara olanak sağlamaktadır.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü (UNDP) 1997 yılında yayımladığı İnsani Gelişme Raporunda “İnsani Yoksulluk” adı verilen bir kavram geliştirmiştir. İnsani yoksulluk, bireylerin insanca yaşam olanaklarına sahip olmaması anlamına gelmektedir. Bu yoksulluk, sosyal istatistik verilerle belirlenen üç ölçütten yola çıkarak hesaplanmaktadır:

◊ Yaşam Süresi: Uzun bir yaşamdan yoksun olma insani yoksulluğun ilk göstergesi olarak kabul edilmektedir. UNDP hesaplamalarında 40 yaşı esas almakta ve bu yaşın altındaki yaşam süresini insani yoksulluk olarak değerlendirmektedir.

◊ Eğitim: Eğitim olanaklarından yoksun olma, insani yoksulluğun ikinci göstergesidir. Hesaplamalarda yetişkinler arasındaki okuma yazma bilmeme oranı insani yoksulluğun bir diğer ölçütünü oluşturmaktadır.

◊ Ekonomi ve Sosyal İmkanlar: UNDP aşağıda belirtilen başlıca üç veriden yararlanarak ekonomik ve sosyal olanaklara sahip olma düzeyini belirlemektedir.
· Sağlıklı içme suyuna sahip olmayan nüfus yüzdesi,
· Sağlık olanaklarından yoksun olan nüfus yüzdesi,
· Beş yaşın altında olan ve yeterli beslenmeyen nüfus yüzdesi.

UNDP gelişmiş ülkeler için de ayrıca bir insani yoksulluk endeksi geliştirmiştir. Bu endeks aşağıdaki ölçütlerle belirlenmektedir.

◊ 60 yaşından daha fazla yaşam olanağına sahip olmayan nüfus oranı,
◊ Yeterli ölçüde okuma yazma olanağına sahip olmayan nüfus oranı,
◊ Gelir yoksulluğu sınırı altında bulunan nüfus oranı (ortalama kullanılabilir kişisel gelirin yüzde 50’sinden daha az gelire sahip nüfus oranı esas alınmaktadır),
◊ Uzun dönem işsizlik oranı.

UNDP tarafından geliştirilen “Sosyal Olanaklar Yoksulluğu” ise şu üç ölçütten hareketle ölçülmektedir:

◊ Sağlıklı Büyüme Kriteri: Beş yaşın altında olan ve uluslar arası standartlarda bir ağırlığın altındaki çocukların toplam çocuk nüfusu içindeki oranıdır.
◊ Sağlıklı Doğum Olanağı: Eğitimli sağlık personeli olmaksızın gerçekleştirilen doğumların yüzdesidir.
◊ Okuma Yazma Olanağı: On beş yaş üstünde olup okuma yazma bilmeyen kadınların toplam nüfusa oranıdır.

Yoksullukla ilgili olarak “dışlanma” da önemli bir kavramdır. Sanayi toplumunun üretim ve sermaye birikimi modelinde, yüksek nitelikli ve bilgi sahibi olmak yerine daha çok kol gücüne dayanan işgücü ihtiyacı öne çıkmış ve ücretlerin olabildiğince düşük tutulabilmesi önem kazanmıştır. Bu nedenle, sanayi toplumu yoksulları kullanmış, ücretlerin düşük düzeyde belirlenmesi için onlara gereksinim duymuştur. Oysa bilgi toplumunda özellikle 1990’lı yıllardan bu yana yoksullara gereksinim hızla azalmakta ve dışlanma olgusu yaşanmaktadır. Dışlanmada üç farklı boyut görülmektedir. Emek piyasasından dışlanma, siyasal süreçlerden dışlanma ve toplumsal ilişki ağlarından dışlanma. Böyle üç farklı boyutta dışlanmış birinin yoksulluk çizgisini aşması olanaksızdır. Dışlananlar kronik yoksullar haline gelmekte “sınıf altı” (underclass) olarak da adlandırılmaktadır. Bu tanımlama daha çok gelişmiş ülkeler için geçerli olmakla birlikte, Türkiye dahil birçok gelişmekte olan ülkenin de gündemine girmektedir.

Yoksulların yaşadıkları ülke ve kentlerin belirli bölgelerinde yoğunlaşması, zaman içinde toplumun genelinden farklı yaşam ve davranış biçimleri geliştirmelerine yol açmaktadır. Bu yaşam tarzı “yoksulluk kültürü” adı verilen, kendisini besleyerek süreklilik kazanan ve yoksulluktan kurtulmanın önünde engel haline gelen bir durum oluşturmaktadır. Yapılan araştırmalar, yoksulluk süresi uzadıkça yoksulluktan çıkma olasılığının da giderek azaldığını göstermektedir. Yoksulluğun kuşaktan kuşağa geçerek devam etmesi, eğitim ve gelir düzeyinde sürekli bir düşüklüğe yol açarak, bir kısır döngü oluşturmaktadır. Bu durum, Türkiye gibi yoksulların büyük gecekondu bölgelerinde yoğunlaştığı ülkeler için özellikle önem taşımaktadır.

C. Dünyada Yoksulluk

Son dönemde kaydedilen bütün teknolojik ve ekonomik gelişmelere karşın, yoksulluk bugün dünyanın karşı karşıya olduğu en önemli sorunların başında gelmektedir. Bu durumu uluslararası kuruluşlar da kaygıyla izlemekte ve çözüm arayışlarına girmektedir. Birleşmiş Milletler 1996 yılını Yoksullukla Mücadele Yılı, 1997-2006 dönemini de Yoksullukla Mücadele On Yılı ilan etmiştir. Dönemin içinde bulunduğumuz son yılı itibarıyla bu konuda kat edilen mesafe maalesef pek parlak ve umut verici değildir. 2000 yılında yapılan Milenyum Zirvesinde de mutlak yoksulluk içinde yaşayan insan sayısının 2015 yılına kadar yarıya indirilmesi yönünde ilke kararı alınmıştır. Dünya Bankası 2000/2001 Dünya Kalkınma Raporunu bütünüyle yoksullukla mücadele konusuna ayırmıştır.

Bununla birlikte, yapılan araştırmalar dünya çapında yoksullukta anlamlı bir gerileme sağlanamadığını göstermektedir. Bugün dünya nüfusunun beşte birinden fazlasını oluşturan yaklaşık 1,2 milyar insan mutlak yoksulluk sınırının altında, günde bir dolardan az gelirle yaşamaktadır. Yoksulluk oranı Doğu Asya, Pasifik,Güney Amerika gibi bölgelerde yüzde 15, Güney Asya’da yüzde 40, Sahra Altı Afrika’da yüzde 45 oranlarına ulaşmaktadır.

Yoksulluk sınırı günde 2,15 dolardan daha düşük gelire sahip olmak şeklinde tanımlandığında, bu oranlarda çok büyük artışlar görülmektedir. Bu tanıma göre birçok azgelişmiş ülkede yoksulluk oranı yüzde 60-90 arasında değişmektedir. Türkiye, Rusya, Mısır, Şili gibi bazı ülkelerde yoksul nüfusun esas olarak günde 1,08 dolarla 2,15 dolar arasındaki gelir grubunda yoğunlaştığı görülmektedir.

Kişi başına gelirde olduğu gibi, çocuk kötü beslenme oranı, çocuk ölüm oranı, kaliteli suya erişim oranı, doğumda yaşam beklentisi, okur yazarlık oranı, okullaşma oranı ve benzeri sosyal refah göstergeleri de yoksulluk oranına benzer sonuçlar vermektedir. Ancak burada sosyal göstergeler ile ekonomik göstergelerin paralellik göstermemesi ilginçtir. Bu da ekonomik koşullar yetersiz olsa bile, sosyal refahı yükseltme çabalarının yoksulluğu en azından hafifletebileceğini göstermektedir.

Yoksulluk esas olarak bir az gelişmişlik sorunu olmakla birlikte, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerde de yoksulluğun giderilemediği görülmektedir. Hatta yer yer bu ülkelerde de yoksulluğa uzun dönemli bir olgu olarak rastlanmaktadır.

Hemen tüm ülkelerde yoksulluğun belirli bölgelerde ve yerleşim yerlerinde yoğunlaştığı, gelirin ve kalkınmanın bölgeler arası dağılımında dengesizlikler olduğu görülmektedir. Yoksulluk az gelişmiş ülkelerde kırsal kesimde yoğunlaşmakla birlikte, Güney Amerika ülkelerinde olduğu gibi kentlerdeki yoksulluk da önemli boyutlara ulaşabilmektedir. Gelişmiş ülkelerde ise yoksulluk daha çok kentlerde ağırlık kazanmaktadır. Az gelişmiş ülkelerde kırsal kesimde mülksüzlük ya da küçük toprak mülkiyeti yoksulluğun önemli nedenlerindendir.

Yoksulluğun yoğun olduğu az gelişmiş ülkelerin çoğunda gelir dağılımının da dengesiz olduğu görülmektedir. Dünya Bankası’na göre, bu ülkelerde genellikle otoriter siyasal yönetimlerin bulunması, yoksul kesimlerin istemlerini dile getirip mücadelede bulunmalarına olanak vermemektedir. Ancak, demokratik yönetimlere sahip azgelişmiş ülkelerde de yoksulluğun giderilemediği gözlenmektedir. Bu durum demokrasinin tek başına yoksulluğu ortadan kaldırmaya yetmediğinin işaretidir. Bu ülkelerde örgütlenme anlayışının yaygınlık kazanamaması, sivil toplum kavramının zayıflığı, politikanın toplumsal kesimlerden çok etnik ya da dinsel gruplara dayalı olarak yapılması gibi nedenler yoksulluğu yenme konusunda başarısızlığa yol açmaktadır. Söz konusu saptama Türkiye’nin demokrasi deneyimi açısından da önem taşımaktadır.

Yoksulluğun giderilememesinin nedenlerinden biri de hızlı nüfus artışıdır. Kadın nüfusun eğitim, gelir seviyesi ve işgücüne katılımı yalnızca gelir dağılımı ve yoksulluk açısından değil, aynı zamanda nüfus politikaları açısından da oldukça önemlidir, doğrudan nüfus artış hızını etkileyen bir faktördür. Kadın nüfusun okur yazarlık oranı ve kadının tarım dışı işgücüne katılım oranı yüksek olan ülkelerde nüfus artış hızı düşüktür. Bu durum, yoksulluğu yenmeye yönelik politikaların etkisi açısından önemli bir ipucu oluşturmaktadır. Ancak yoksul ülkelerin en yoksul kesimlerinde, bebek ölüm oranlarının yüksek olmasının da doğum oranlarının yüksek olmasına yol açtığı saptanmıştır. Bu nedenle, nüfus artışı ile yoksulluk arasındaki ilişkinin çok yönlü olduğu, karşılıklı birbirini beslediği yolunda tezler vardır.

Yoksulluk ve hızlı nüfus artışı nedeniyle kırsal kesimden kentlere göçen nüfus genellikle resmi kayıtların dışında niteliksiz emek olarak kent yoksulluğunu oluşturmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde istihdam olanaklarının yetersizliği yoksulluğun en önemli nedeni olarak görülmektedir. Kentsel alanlardaki yoksulların en önemli bölümünü düşük verimlilik ve düşük kazanç düzeyinde bulunan ve işsiz kalmaya tahammülleri olmayan yoksullar oluşturmaktadır. İşsizler ise yoksulluğu çok daha şiddetli hisseden ve sayıları giderek artan yoksul kesimi oluşturmaktadır.

Yoksulluğun temel nedenlerinden biri olan işsizlik, teknolojik gelişme ve faktör verimliliği ile yakından ilgilidir. Teknolojik gelişme ilk aşamada işgücü verimliliğini artırmakta, emek ihtiyacını düşürmekte ve istihdamı azaltıcı yönde etki yapmaktadır. Ancak üretimde daha da hızlı bir büyümeye yol açması nedeniyle teknolojik gelişmenin, daha ileri aşamada tekrar ek istihdam yarattığı ve işsizliği azaltıcı yönde etki yaptığı da savunulmaktadır. Bununla birlikte, teknolojinin çok geliştiği ülkelerdeki üretim artışının sadece bilgiye dayalı kesim ve iş kollarında istihdam artışı sağladığı, diğer kesimlerde istihdamın düştüğü gözlenmektedir. Bu durum, yeni teknolojinin eğitimin değerini artırdığını göstermektedir. Yeni teknolojiler, eğitimi yetersiz geniş halk kitlelerini yararsız hale sokma eğilimi taşımaktadır.

İstihdam edilen kesim de bir yoksullaşma süreci içindedir. Bu aşamada gözlemler, şirketlerin genellikle nitelikli ve yüksek ücretli bir çekirdek işgücü yanında, çok sayıda düşük ücretli, yarı zamanlı veya geçici işçi konumunda, iş güvenliği olmayan işçileri istihdam etme eğilimine girdiğini göstermektedir. Bu eğilim gelişmiş ülkelerde de yaygınlaşmaya başlamıştır. Az gelişmiş ülkelerde yoksulluk oranının, düzenli istihdama ve sosyal güvenliğe sahip nüfusta düşük, düzensiz işlerde sosyal güvencesiz çalışanlarda yüksek olduğu saptanmıştır.

Öte yandan, yoksulluğu etkileyen bir başka sorun da kayıt dışı ekonomidir. Kayıt dışı ekonomi en düşük maliyetli üretimi hedeflediğinden dolayı, personelini en düşük ücret ve sosyal haklarla çalıştırmakta, sonuç olarak ülke ekonomisi içinde büyük bir niteliksiz veya düşük nitelikli emek pazarını yaratmaktadır. Başka bir deyişle, düşük gelirli, düşük nitelikli yaşamı topluma dayatmaktadır. Kayıt dışı ekonomi sanayi ve hizmetlerde düşük gelirli yaşamı yaratırken, tarımda var olan düşük gelirli yaşamı pekiştirmektedir. Bunun ötesinde kayıt dışı, büyük vergi kayıplarına neden olmakta ve buna bağlı olarak devletin “sosyal” niteliğiyle ilgili transfer harcamalarına yeterli kaynak bulunmasını engellemektedir.

Eğitim, sağlık harcamalarının GSMH ve bütçe içindeki payları ile yoksulluk arasındaki çok yakın ilişki vardır. Bu oranların düşük olduğu ülkelerde yoksulluk oranı yüksektir. Eğitim ve sağlık harcamalarının düşüklüğü emeğin verimliliğini düşürüp işgücü piyasalarında istihdamını engellediğinden, tüm hane halkını yoksulluğa sürüklemekte, yoksulluğun nesilden nesile aktarılarak süreklilik kazanmasına yol açmaktadır. Eğitim ve sağlık harcamalarına ağırlık verilen Güney Kore, Çin gibi ülkelerde yoksulluk sorununun hafifletildiği görülmektedir.

Gelişmekte olan ülkelerde sosyal refahın artırılmasında karşılaşılan bir başka engel ise askeri harcamalar ile sosyal harcamalar arasındaki dengesizliktir. 1990’ların sonunda askeri harcamaların, eğitim ve sağlık harcamaları toplamına oranı, gelişmiş ülkelerde yüzde 55 iken, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 104 ve Türkiye’de yüzde 188’dir. 100 öğretmene düşen asker sayısı Japonya’da 25, İsviçre’de 62, İngiltere’de 85, ABD’de 100, Fransa’da 113, İspanya’da 125, Yunanistan’da 263 ve Türkiye’de 271’dir.

Bütün bunların yanı sıra, son dönemde tüm dünyayı saran küreselleşme eğilimlerinin ve bu sürece paralel olarak ülkelerin gündemine giren yapısal uyum (“reform”) programlarının da gelir dağılımı ve yoksulluk üzerinde önemli etkileri vardır.

Yapılan araştırmalara göre, Latin Amerika ülkelerinde uygulanan ekonomik ve yapısal reformların gelir eşitsizliğine etkileri ülkeden ülkeye değişmektedir. Reform paketinin devreye alınmasıyla Arjantin, Şili ve Meksika’da eşitsizlik artmış, Kolombiya, Brezilya ve Kosta Rika’da sabit kalmış, Bolivya, Jamaika ve Peru’da ise azalmıştır. Arjantin ve Şili’deki eşitsizlik artışı askeri yönetimler sırasında işgücü piyasasında kısa sürelerde gerçekleştirilen hızlı ve katı kurumsal düzenlemelerle ortaya çıkmıştır.

Yapısal uyum programları sırasında uygulamaya giren ticari ve ekonomik reformların eşitliğe etkisi olumsuz bulunmuştur. Aynı şekilde, vergi reformlarının açık biçimde eşitsizlik yarattığı saptanmıştır. Öte yandan, dış sermayeye açılmanın bu konudaki etkisi olumludur. Sonuç olarak reformlar hepsi birlikte ele alındığında, eşitliğe yaptıkları toplam net etki olumsuzdur. Ancak bu etki büyüme, enflasyon ve öğrenim yapısındaki değişmeler gibi faktörlere oranla daha küçüktür.

Yapısal uyum programlarının çalışan kesimler üzerinde ise doğrudan ve belirleyici etkileri olmuştur. Öncelikle sanayi sektörü istihdamı azalırken hizmetler sektörü istihdamı artmıştır. Hizmetler sektörünün genişlemesiyle birlikte kayıt dışı istihdam da artmıştır. Sanayileşmenin daralması işsizlik oranını da yükseltmiştir. Ayrıca özelleştirme çalışmaları da daha önce istihdam edilen nüfusun bir bölümünün açık işsiz olmasına yol açmıştır. Genel olarak reel ücretlerde düşüş, taşeronlaşmada ve sosyal güvencesiz çalışma biçimlerinde artış görülmüştür.

Yapısal uyum programları sonucu, genel olarak çoğu ülkede kamunun sosyal harcamalarının azaldığı saptanmıştır. IMF verilerine göre, IMF desteğiyle uygulanan programların yüzde 92’sinde üç sosyal harcama kaleminden (eğitim, sağlık, sosyal hizmetler) en az birinde, yüzde 67’sinde ise her üçünde azalma görülmüştür.

Kamu hizmetlerinde sübvansiyonların kaldırılması, hem başta tarım olmak üzere küçük üreticilerin kredi faiz yükünü artırmış, hem de genel olarak yoksulların kamu hizmetlerinden yararlanma olanağını kısıtlamıştır. Yapılan araştırmalar, kamu hizmetlerinden sübvansiyonların kaldırılmasının, yoksulların bu hizmetlerden yararlanmaktan vazgeçmelerine yol açtığını göstermektedir.

Yoksulluğun giderilmesi ülkelerin siyasal ortamlarının normalleşmesi ve istikrar kazanması açısından da önem taşımaktadır. Yoksulluğun yaygın olduğu ülkelerde, toplumsal gerilimlerin şiddetlenmesi nedeniyle sosyal barışın sağlanması mümkün olmadığı gibi, geniş kitlelerin din açısından istismarlarının önüne geçmek de güçleşmektedir.

D. Yoksullukla Mücadele Yöntem ve Araçları

Yoksullukla mücadeleye yönelik politikalar bütün dünyadaki farklı uygulamalarla geniş bir çeşitlilik göstermektedir. Bu politikalar ülkeye, döneme ve giderilmek istenen yoksulluk tipine göre farklılıklar göstermekle birlikte, birkaç başlık altında toplanabilir.

Büyüme:

Genellikle yoksulluğa nihai çözümün ekonomik büyüme ile bulunacağı düşünülmektedir. Yoksulluğa yol açan en önemli nedenlerden birinin işsizlik olduğu düşünüldüğünde, büyüme ile genişleyen istihdamın sorunu büyük ölçüde çözmesi beklenebilir.

Yapılan çalışmalar, büyümenin istihdam artışını sağlaması nedeniyle genellikle, yoksullukla mücadele konusunda olumlu rol oynadığını göstermiştir. Ancak çeşitli ülke deneyimleri, büyüme ile birlikte piyasa mekanizmasının kendiliğinden yoksulluğu gidermeye yetmeyeceğini de göstermiştir. Ulusal gelirde sağlanan büyüme her zaman yeterli istihdam artışı yaratamayabilmektedir. Bunun en yakın ve açık örneği 2002-2005 döneminde ülkemizde sağlanan ekonomik büyümeye karşın, bunun halka yansımaması nedeniyle yaşanan yüksek işsizlik ve yoksulluktur. Ekonomik büyüme koşullarında bile, piyasa mekanizması yoksul gruplardan yalnızca bazılarının istihdam edilmesini sağlayabilmektedir. Piyasanın talep etmediği niteliklere sahip nüfusun, salt büyümeden elde edeceği fazla bir şey yoktur.

Ayrıca büyüme, nimetlerinin toplumun bütün kesimlerine yeterince yansıması bakımından uygulanan iktisadi modelin temel yaklaşımı, sosyal politikaların yeterliliği ve yeterli paylaşım gibi koşullara bağlı bir süreçtir ve çoğunlukla yoksul kesimlerin, büyümenin belirsiz bir geleceğe ertelediği çözümü bekleme gücü yoktur.

Gelir Dağılımı:

Büyümenin gelir dağılımı sorununa kendiliğinden çözüm getireceği görüşü uzun süre bazı iktisatçılar tarafından savunulmuştur. Bu görüşleri destekleyen Kuznets Hipotezi, büyümenin ilk aşamalarında gelir dağılımının bozulacağını ve daha sonra düzeleceğini öngörmektedir. Ancak çeşitli ülkelerin deneyimleri bu görüşü doğrulamamıştır. Büyümenin toplumdaki gelir adaletsizliğini gidermeye yetmemesi nedeniyle dünyada çeşitli gelir dağılımı politikaları uygulanmaktadır.

Bu politikalar arasında; kentleşme oranı yüksek ülkelerde vergilendirme yoluyla gelirin yeniden dağıtımı uygulamaları, tarıma dayalı ve büyük toprak mülkiyetinin hakim olduğu ülkelerde toprak reformu, bölgesel dengesizliklerin belirgin olduğu ülkelerde bölge planlaması ve teşvikler yoluyla bölgesel kalkınma projeleri öne çıkmaktadır. Söz konusu politikalar, piyasa mekanizması ile yetinmeyerek, gelirin dağılımında adaleti sağlamak amacıyla müdahale etmeye yönelik politikalardır.

Gelir dağılımı ile yoksulluk sıkı korelasyon içinde olan ancak birbirlerinden farklı konulardır. Bir ülkede gelir dağılımı dengeli olduğu halde yoksulluk oranı yüksek ya da gelir dağılımı dengesiz olduğu halde yoksulluk oranı düşük olabilir. Dolayısıyla bu sorunlara getirilecek çözümler de birbirinden farklı olabilmektedir. Ancak toplam geliri ve kaynakları itibarıyla varsıl sayılabilecek veya yeterli toplam gelir üretebilen toplumlarda gelir dağılımı yoksulluk sorununu belirleyen temel faktördür. Nitekim, Güney Kore, Çin ve Tayvan gibi örnekler, büyüme süreci öncesinde gelir dağılımını düzeltmeye yönelik politikalar uygulanmasının, büyümenin yoksulluğu azaltıcı yönde etki yapmasını sağladığını göstermektedir.

Sosyal Harcamalar:

Kamunun eğitim, sağlık, konut, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler gibi sektörlerde yaptığı harcamaların, özellikle bu konularda kamu desteğine ihtiyaç duyan geniş kesimlerin refahını olumlu yönde etkilediği açıktır. Kamu sektörünün sosyal harcamaları bu nedenle en çok yoksul gruplar için önem taşımaktadır.

Yoksul kesimler üretim sürecine yalnızca emekleri ile katkıda bulunabilecek insanlardır. Bu nedenle kamunun sosyal harcamaları öncelikle emeğin yeniden üretimine yardımcı olan ve bu özellikleriyle yalnızca yoksulluğu azaltmaya yönelik değil, aynı zamanda ekonomik büyümeye olumlu etkileri olan harcamalardır. Yoksullar açısından da niteliklerini yükselten, istihdam piyasasına girmelerini sağlayan, gelirlerini artırmalarına olanak veren ve kendilerinden sonraki kuşakların daha uygun koşullarda yetişmesi olasılığını güçlendiren fırsatlardır.

Kamunun sosyal harcamaları içinde, istihdamla yakın ilişkisi nedeniyle eğitim öne çıkarılmaktır. Gerçekten de eğitimin istihdamı ve geliri artıcı niteliğini deneyimler göstermektedir. Ancak burada işgücü piyasasının talep yönü de önem taşımaktadır. Eğitimle birlikte ekonomik büyümenin ve nitelikli emeğe talebin de artması gerekmektedir.

Kamu harcamalarının yoksulluğun giderilmesine yönelik olumlu etkisi 2. Dünya savaşından sonra sanayileşmiş Batı ülkelerinin uygulamaları ile görülmüştür. Son dönemde Pasifik ülkelerinin deneyimleri de sosyal harcamaların olumlu etkilerini göstermektedir. Ancak tüm kamu harcamalarının yoksulluk üzerinde etkili olduğu söylenemez.

Kamu harcamalarının yoksulluğu gidermeye yönelik olup olmadığının anlaşılması için üç ölçüte bakmak gereklidir:
· Kamu harcamaları içinde sosyal sektörlere ayrılan payın düzeyi
· Sosyal harcamaların sosyo-ekonomik gruplara dağılımı
· Sosyal harcamaların etkenliği

Burada toplam sosyal sektör harcamaları içinde temel eğitim, koruyucu sağlık hizmetleri gibi birincil düzeylere yönelik harcamaların payı önemlidir. Bunlar daha çok yoksullara yönelik harcamalardır.

Kamu harcamalarının söz konusu ölçütler uyarınca yoksul kitlelere yönlendirilmesi durumunda, yeterince hızlı bir büyüme sağlanamasa dahi, yoksulluk oranının düşürülebildiği görülmektedir.

Doğrudan Yardım Programları:

Yukarıda belirtilenler yoksulluk sorununa genellikle köklü ve uzun vadeli çözümler öneren politikalardır. Ancak yoksulluk birçok kişi için aciliyet taşıyan ve doğrudan yardım gerektiren bir sorundur. Bu nedenle gelişmiş ya da azgelişmiş birçok ülkede doğrudan yoksullukla mücadele programları yürürlüğe konmuştur. Dünya Bankasının Güvenlik Ağı Programları bu programlar kapsamındadır.

Yoksullukla doğrudan mücadele programlarının ilk ve en önemli örneklerinden biri, 1929 bunalımından sonra ABD’de uygulamaya konulan New Deal programıdır. ABD’de o dönemde hem depresyonla mücadele etmek, hem de işsiz kalan milyonlarca yoksula istihdam sağlamak amacıyla iç talebi artırmaya yönelik projeler uygulanmıştır. Bir yandan yoksulları ve göçmenleri barındırmaya yönelik kamu kampları kurulurken, diğer yandan her türlü emeği istihdam etmeye yönelik kamu istihdam projeleri devreye sokulmuştur. Bu projelerde ekonomik verimlilik değil salt istihdam sağlamak amaçlandığından, her alanda çeşitli projelerin gündeme getirilmesinden kaçınılmamıştır. Sonuçta yoksulluğun azaltılması ve ekonominin canlandırılması başarılmıştır.

New Deal çapında olmamakla birlikte benzeri projeler bugün birçok ülkede uygulanmaktadır.

Doğrudan yardım programları toplumdaki en yoksul kesimlere yönelik olarak hazırlanan programlardır ve yoksulluğa çözüm değil, geçici düzeltmeler sağlamaktadır. Bu nedenle büyümeye yönelik uzun vadeli programlara paralel uygulanırlar. Geleneksel yardımlaşma mekanizmalarının yerini almayan, tam tersine onları güçlendiren programlardır.

Bütün yardımlar yardım alanın davranışlarını etkiler. Yüksek ücretli kamu yatırım programları insanların özel işlerini bırakıp bu projelere kaymasına yol açabilir. Nakit transferleri daha az çalışmaya, çocuklara gıda yardımı evdeki gıda harcamalarını azaltmaya neden olabilir. Bunlar gerçek ekonomik maliyeti artırır. Bu nedenle, doğrudan yardım programları ülkenin kalkınma hedeflerinden sapmaya imkan vermeyecek, genel sosyal nitelikli, çoğunlukla altyapısal ve geçici acil önlemler olarak hazırlanır.

Doğrudan yardım programları toplumda politik destek sağlayacak kadar geniş kapsamlı programlar olarak tasarımlanır. Hedefi çok dar belirlemek yoksul olmayanlarla birlikte yoksulların da dışlanmasına yol açabilir ve programa olan desteği azaltabilir. Ayrıca bu hedef belirleme çalışmasının da bir idari maliyeti vardır. Ama bunun yanı sıra açık ve genel sübvansiyonlardan da kaçınmak gerekmektedir. Bunlar daha çok yoksul olmayanlara yarar. Özel gruplara ulaşmak için yaratıcı tasarımlar ve mekanizmalar geliştirilmesi gerekmektedir.

Programların idari maliyeti, doğrudan yardım bütçesinin çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır. Doğrudan yardım hizmetleri bir kereye mahsus geçici yardım dağıtımı şeklinde değil, yoksulluk giderilene kadar sürecek programlar dahilinde hazırlanır.

Doğrudan Yardım Programları;
¨Nakit transferi
¨Ayni yardımlar
¨Kredi programları
¨Kamu yatırım programları
şeklinde düşünülmektedir.

Nakit Transferi: Yoksulların iyi tanımlanabildiği ülkelerde küçük programlar halinde uygulanır. Yoksulları belirlemenin zor olduğu durumlarda, coğrafi bölgelere yönelik programlar olarak da uygulanır. Toprak, araba sahipliği gibi kriterlerle yoksul olmayanları saptamak, yoksulları saptamaktan daha uygun bir yöntem olarak seçilebilir.

Bu yöntem piyasaları bozmaz ama başka sorunlara yol açabilir. Örneğin, geleneksel özel yardımlar son bulabilir ya da yardım alan kişilerin daha az çalışmasına yol açabilir. Program bunlar dikkate alınarak tasarlanır.

Ayni Yardımlar: Çeşitli ülke deneyimleri şu dersleri vermektedir:

· Genel ayni yardımlar programın mali sürdürülebilirliğini yok etmektedir. Hedef kitlelerin iyi belirlenmesi gerekmektedir.
· Yoksul olmayanları elemek için bazı koşullar getirilmekte, ancak bazı durumlarda bu koşullar yoksulları da eleyecek düzeyde belirlenmektedir.
· Nakit transferinde olduğu gibi, bu yöntem de kötü kullanıma açıktır. Yoksul olmayan kişilerin sistemi istismar etmesini önlemek için görece düşük kalite mallar veya yoksulların kullandığı mallar seçilmelidir.
· Okul çocuklarına veya annelere gıda yardımı etkin bir yöntemdir. Ancak iyi bir yönetim ve dağıtım sistemi kurmayı gerektirmektedir.

Kredi Programları: İşsizliğin yaygın olduğu durumlarda önemlidir. Kendi işini kurma eğilimini artırır. Mali piyasaların etkinsizliğini giderir. Çünkü normal koşullar altında bu piyasalar yoksul kesimlere kredi vermezler. Yoksulların verimliliğini ve ekonomik büyümeyi artırır. Özellikle sivil toplum örgütleri tarafından yürütüldüğünde, geleneksel cinsiyet ayrımcılığını kırma açısından etkili olur.

Ancak bu programlar kredilendirilecek projeler açısından bir ölçüde nitelikli emek gerektirir. En yoksul kesimlerin genellikle okuma yazma bilmemesi ve tümüyle niteliksiz olması uygulamayı zorlaştırmaktadır.

Kredi programlarında genellikle sübvanse edilmiş faiz oranları uygulanır. Bu durum, yoksul olmayanların da programdan yararlanmak istemesine yol açar. Bu nedenle, dünyadaki uygulamalarda en iyi yürütülen programlarda bile, yoksullara ulaşmada tam bir başarı sağlanamamıştır. Örneğin devletin yürüttüğü programlarda yoksul olmayan kesimlerin de kredilerden yararlandığı görülmektedir. Buna karşılık, sivil toplum örgütleri ve diğer yerel grupların yürüttüğü projeler daha başarılıdır. Özellikle kadınların “mikro kredi” grupları genellikle başarılı olmuştur. Bu programlarda kurallar ve bürokrasinin basit ve açık olması önem taşımaktadır. Grup kredisi gibi yollarla süreklik sağlanmakta ve risk azaltılmaktadır. Mikro kredi sisteminin amaca uygun biçim ve ölçekte yürütülebilmesi için gerekli hukuksal altyapısının da eksiksiz olarak tesis edilmesi önemlidir.

Kamu Yatırım Programları: Kıtlık, durgunluk gibi dönemsel sorunlara karşı önemli bir yöntemdir. Bu programlar esnektir. Genişletilebilir veya kesilebilir. Ayrıca köy su tankları, kırsal yollar, ağaçlandırma gibi büyümeye yardımcı olan altyapıların yapımında yararlı olmaktadır.

Bu programlarda ücret düzeyini belirlemek önemlidir. Ücretlerin düşük belirlenmesi durumunda programa sadece yoksulların katıldığı görülmektedir. Ücretler ortalamadan yüksek olduğunda, geniş kesimler her zamanki işini bırakıp bu programlara başvurabilmektedir. Ücretin bir bölümünün ayni olarak verilmesinin kadın başvurusunu artırdığı görülmüştür.

Bu programların ücret dışı maliyetleri de yüksek olmaktadır. Dolayısıyla zamanı geldiğinde projelerin sona erdirilmesi önem taşımaktadır. Yoksulluğa sürekli bir çözüm olarak düşünülmemektedir.

En önemli doğrudan yardım programı düşük ücretli iş için kamu güvencesidir. Merkezi yönetim yerel projelerde ayda örneğin 15 gün ve ortalama niteliksiz emek ücretinin örneğin yüzde 90’ı kadar ücretle istihdamı destekleyeceğini bildirir. Projeler yerel olarak, sivil toplum örgütleri, yerel yönetimler ve özel sektör katılımıyla geliştirilebilir. Kamu hizmeti niteliğinde olan projeler seçilir ve desteklenir. Projenin yapılabilirliği doğrudan yardım programını uygulayan kamu kuruluşunca denetlenir. İstihdam düzeyi yerel proje katılımcıları tarafından önceden saptanır.Yatırım yerinin belirlenmesi için önceden “yoksulluk haritaları”nın yapılması yararlı görülmektedir. Yoksul olmayan bölgelerde uygulanan projelerde merkezi yönetimin katkısı olmayacaktır.

Bu projeleri geliştirmek ve desteklemekle görevli merkezi yönetim geçici değil sürekli nitelik taşımaktadır ve gündeme gelecek yeni yerel projeleri desteklemeye hazır durumda olmaktadır. Ancak projelerin yerel düzeyden gelmesi başarı olasılığını yükseltecek bir etkendir. Merkez yerel gruplara proje tasarımında yardımcı olmaktadır. Özel sektörden ve diğer kamu projelerinden de kaynak aktarılabilir. Projeler basit eğitim programları da içerebilir.

İş programları tek başına yeterli olamaz. Bu projeler bölgedeki yoksul kesimin tümünü kapsayamayacağından, bölge nüfusu içinde olup da çalışamayanlar için nakit ve gıda yardımı sürecektir. Ücretli iş programları genişledikçe zaman içinde yardımlar azalabilir. Krediler en verimli uygulamalardır ama diğer yöntemlerden farklı olarak, yoksulların ulaşması en zor olan programlardır.

Doğrudan yardım programları yoksullara güvence sağlayan, yoksulların ihtiyacına yanıt verecek esnekliğe sahip ve uzun dönemli kalkınma hedeflerinin bir parçası olan programlardır.Doğrudan yardım programları kriz dönemleri için düşünülse bile süreklilik taşıyan ve uzun dönemli yatırımlar olarak ele alınan programlardır. Çeşitli türde krizler sürekli olarak var olacaktır. Kriz dönemine girildikten sonra hazırlanan programlar genellikle geç kalır, yavaş işler. Bunların finansmanı zaman alır, uluslararası destek gecikir, gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşılamaz, diğer kalkınma programları ile ilişki kurulamaz.

Unutulmaması gereken, doğrudan yardım programlarının sorunun çözümü değil, çözümün sadece bir bölümü olduğudur.

E. Yoksulluğun Giderilmesine Yönelik Uluslararası Stratejiler

Yukarıda sıralanan politika ve projelerin hiçbiri yoksullukla mücadele konusunda tek başına yeterli olmayacaktır. Bu politikaların hepsi tutarlı bir biçimde ve birlikte uygulanmalıdır. Nitekim uluslararası kuruluşlar da gerek hedefleri gerekse politikaları çok yönlü olarak belirlemektedirler.

2000 yılı Eylül ayında yapılan Birleşmiş Milletler toplantısında yoksulluğun giderilmesine yönelik arayışlar ve çözüm önerileri tartışılmıştır. Dünyanın karşı karşıya bulunduğu küresel yoksulluk ve eşitsizliğe karşı uluslararası topluluk kendisi için 1990’lı yıllardaki Birleşmiş Milletler konferanslarında ortaya konulan görüşler etrafında pek çoğu 2015 yılına kadar tamamlanmak üzere yoksulluğun azaltılması yönünde bazı hedefler koymuştur. Bu hedefler şunlardır:

- Aşırı yoksulluk içinde yaşayan (günde 1 doların altında geliri olan) dünya nüfusunu yarı yarıya azaltmak
- Öğrenim koşul ve olanaklarını evrensel ölçekte güvence altına almak
- İlk ve orta öğrenimde cinsiyet farklarını ortadan kaldırmak (2005’e kadar)
- Bebek ve çocuk ölüm oranlarını 2/3 oranında azaltmak
- Doğumda anne ölümlerini 3/4 oranında azaltmak
- Yeterli sağlık hizmetlerinden evrensel olarak herkesin yararlanmasını sağlamak
- Her ülkede sürdürülebilir kalkınma için ulusal stratejiler uygulamak (2005’e kadar) ve bu yoldan 2015’e kadar çevresel kaynakların kaybını önleyip artıya geçirmek.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansında, küresel yoksulluğu önlemeye yönelik politikalar sekiz ana başlık etrafında toplanmaktadır:

- Ekonomik programlar çerçevesinde üretken ve emek yoğun faaliyetlerin desteklenmesi ve altyapı yatırımlarının bu amaca uygun olarak planlanması, ticaretin özendirilmesi,
- Sosyal programlar çerçevesinde sosyal hizmetler ve sosyal güvenlik hizmetlerine yönelik yatırımlara hız verilmesi,
- Bütçe uygulamalarında, yapısal uyum programlarında ve büyük kalkınma hamlelerinde, yoksulların durumunun dikkate alınması,
- Örgütsüz olan yoksul kesimin ve bu kesime yönelik etkinliklerin kurumsal örgütlenmeye kavuşturulması ve etkilerinin artırılması,
- Yurtiçi kaynakların harekete geçirilmesi, yurtdışı kaynaklardan da sosyal kapsamlı yardımlar temin edilmesi,
- Emeğe dayalı mal ve hizmet üretiminin teşvik edilmesi ve bu sayede küçük ölçekli işletmelerin dünya pazarlarına çıkışının sağlanması, dış etkilere karşı bunların bir koruma şemsiyesi altına alınması, işletmelerde ürün çeşitlemesine gidilmesi,
- Çevrenin korunması; çevresel kirlilik ve bozulmanın önlenmesi,
- Gelişmekte olan ülkeler için nüfus artışı ve göçün büyük önem taşıması nedeniyle bu ülkelerdeki nüfus artışı ve göçlerin denetim altına alınması.

Dünya Bankası yoksullukla mücadele stratejisi için şu üç yolu önermektedir:

Fırsatların artırılması: İş, kredi, yol, elektrik, ürün pazarları, okul, su, temizlik ve sağlık hizmetleriyle ilgili arz ve olanakların artırılması. Fırsatları artıracak en önemli araç genel ekonomik büyümedir. Eşitsizliğin yüksek olduğu ülkelerde, yoksulluğu azaltma yönünde hızlı bir ilerleme için özellikle daha fazla eşitlik gerekmektedir.
Toplumsal siyasal erke katılımın sağlanması: Yoksulların politik süreçler ve yerel karar alma süreçlerine katılımlarının güçlendirilmesi; cinsiyet, etnik köken ve sosyal statü farklarından doğan sosyal ve kurumsal engellerin kaldırılması.
Güvenliğin artırılması: Yoksul kesimlerin, ekonomik şoklar, doğal afetler, hastalıklar, sakatlıklar ve bireysel asayişsizlikler karşısındaki korunmasızlıklarının giderilmesi.

Bu üç koşul veya yolun biri diğerinden öncelikli değildir. Üçü de ayrımsız önemde ve birbirlerini tamamlamaktadır. Bunların uygulaması için evrensel anlamda tek tip bir taslak yoktur. Her ülkenin koşullarına en uygun yaklaşım ve uygulama modelleri geliştirilebilir.

2. TÜRKİYE’DE YOKSULLUK, YOKSULLUKLA MÜCADELE İÇİN AYRILAN KAYNAKLAR VE UYGULAMALAR (2002-2005)

A. Türkiye’de Yoksulluk

Yoksulluk konusunda çok sayıda tanımın olması araştırmalara da yansımakta ve her tanıma göre farklı yoksulluk oranları bulunmaktadır. Ama tüm çalışmaların ortak sonucu Türkiye’de yoksulluğun çok yaygın ve acil bir sorun oluşturduğudur.

Daha önce de belirtildiği gibi, yoksulluk sınırı araştırmalarında temel kavram günlük kalori gereksinimidir. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu konuda çeşitli araştırmalar yapmış ve yaş grupları, cinsiyet, az, orta veya çok faal olma durumlarına göre kişi başına günlük kalori gereksinmelerini belirlemiştir.

Türkiye’de yapılan bir çalışmada (R. Dumanlı, 1996, DPT) ülkenin yaş, cinsiyet vb. durumu göz önüne alınarak, her bireyin asgari ölçülerde günlük ortalama 2.450 kaloriye gereksinimi olduğu saptanmıştır. Bu rakam aynı zamanda Türkiye’de asgari ücretin hesaplanmasında kullanılan ve yetişkin bir kol işçisi için günlük alınması gereken kalori miktarı olan 3.500 kalorinin yüzde 70’ine denk gelmektedir.

2001 krizinden öncesine dayanan yoksulluk çalışmaları Türkiye’de 1987 ve 1994 yıllarındaki gelir dağılımı araştırmalarının sonuçlarını esas almaktadır. Son yıllarda ise periyodik işgücü ve istihdam istatistiklerine ek olarak hem gelir dağılımı, hem de doğrudan açlık ve yoksulluğun boyutlarını ortaya koyan bazı yeni çalışmalar yapılmıştır. İşsizlik, gelir dağılımı ve yoksullukla ilgili veri ve değerlendirmeler aşağıda sunulmuştur.

♦İşsizlik2003-2005 yıllarında, 2001 krizinin büyük kayıplarından bir çıkış ve görece büyüme süreci yaşanmıştır. Ayrıca, resmi istatistiksel rakamlara yansıma ölçüsü ve metodolojisi tartışmalı olmakla beraber genel tüketici fiyatları bazında enflasyon da önemli ölçüde gerilemiştir. Bunlara karşın IMF güdümünde uygulanmakta olan makro ekonomik program kapsamında görece yüksek faizlerle ivme kazanan yüksek sıcak para girişine bağlı düşük kur, yüksek borçlanma ile birlikte kamu yatırımlarının durması, özelleştirmeler ve işten çıkartmalar, iç pazarı sınırlı tutan buna karşılık zorunlu işgücü verimliliği ve asgari karlılığa dayalı ihracatla büyüme stratejisi, tarımda istihdam kapasitesinin giderek düşmesi ve ekonomide aşırı büyüyen kayıt dışı kesim sonucunda Türkiye’de işsizlik yüksek düzeyini korumuştur. Yüksek işsizlik, resmi istatistiklerde işsizliği daha az gösteren bazı teknik değişikliklere gidilmiş olmasına karşın son üç yıldır aynen sürmektedir. 2006 yılının ilk yarısında yaşanan dalgalanma da dikkate alındığında 2006 ve ötesi için doğrudan yeni fiziksel yatırım yapacak yabancı sermaye girişlerinde önemli ölçüde artış olmazsa işsizliğin bir miktar daha artması da olasıdır. 2005 yılı son üç aylık dönemi (Kasım) ile 2006 yılının 2. üç aylık dönemi itibarıyla işsizlik göstergeleri aşağıda verilmiştir:

TABLO 1: İŞSİZLİK GÖSTERGELERİ

——————————————————————————————————————

Genel Kent Kır

2005/IV 2006/II 2005/IV 2006/II 2005/IV 2006/II

—————————————————————————————————————————————

15 ve daha yukarı yaştaki nüfus(000) 51.146 51.561 32.046 32.573 19.100 18.988

İşgücü(000) 24.539 25.075 14.697 14.845 9.842 10.230

İstihdam(000) 21.928 22.860 12.815 13.211 9.113 9.650

İşsiz (000) 2.611 2.215 1.882 1.635 729 580

İşgücüne katılma oranı(%) 48,0 48,6 45,9 45,6 51,5 53,9

İstihdam oranı(%) 42,9 44,3 40,0 40,6 47,7 50,8

İşsizlik oranı(%) 10, 6 8,8 12,8 11,0 7,4 5,7

—————————————————————————————————————————————

İşgücüne katılma oranı (erkek) % 72,0 71,9 71,7 - 72,5 -

İşsizlik oranı(erkek) % 10,5 9,0 11,7 - 8,5 -

İşgücüne katılma oranı (kadın) % 24,4 25,8 19,9 - 31,6 -

İşsizlik oranı(kadın) % 11,1 8,3 16,9 - 5,1 -

—————————————————————————————————————-

Kaynak: TÜİK

2002 yılında 2.412.000 olan toplam işsiz sayısı 2005 yılı son çeyreğinde 2.611.000 olarak hesaplanmıştır. 2006’nın 2. çeyreğinde işsiz sayısının 2.215.000’e, işsizlik oranının da yüzde 10,6’dan yüzde 8,8’e düşmesinde, hizmet sektöründeki belirgin artışa karşılık işgücünün çok az artmış olması etkili olmuştur. Hizmet sektöründeki yüksek istihdam ise daha çok mevsime bağlı olarak turizm, inşaat ve tarımdaki kısa süreli, geçici çalışma koşullarından kaynaklanmaktadır. Diğer yandan, TÜİK’in bazı uluslararası standartlara uygun olarak 2002 sonrasında getirdiği yeni tanımlamalar sonucunda işsiz olduğu halde bir süredir aktif olarak iş aramayanlar, aramaktan umudunu kesenlerin oluşturduğu işsizlik, mevsimlik çalışanların çalışma mevsimi dışındaki işsizliği ile daha çok çalışabilmeleri mümkün olduğu halde çok kısa süreli işlerde çalışma imkanı bulabilenlerin işsizliği gibi işsizlik kategorileri TÜİK’in yukarıdaki işsizlik göstergesi içinde yer almamaktadır. Resmi istatistiklerde yer alan işsizlere bu işsiz eksik istihdam, işbaşı yapmaya hazır olanlar ve mevsimlik çalışanlar da eklendiğinde gerçek işsizliğin 2006 Mayısı itibarıyla yüzde 19,6 olduğu ve bunun 2002-2006 döneminde azalmadığı, aksine arttığı görülmektedir. Türkiye’de istihdama katılım oranı çok düşüktür ve bu oran son 30 yılda görece azalan bir trend izlemiştir. İstihdam göstergelerinin bir başka boyutu da son zamanlarda tarımda iş imkanlarının giderek yok oluşu, tarım işçisinin bu sektörü terk etmek zorunda kalışıdır. Kadınların işgücüne ve istihdama katılım ve işsizlik oranları alarm verici boyutlardadır. İşsizlik gençler arasında da yüksektir ve eğitim faktörü işsizliği önlemede yetersiz kalmaktadır. Eğitimli genç işsizlerin sayısı artmıştır. 2006 yılının 2. çeyreği verilerine göre işsizlerin yüzde 40,7’si lise üstü eğitimlidir.

♦Gelir Dağılımı

Türkiye gelir dağılımı bozukluğu bakımından OECD ülkelerinin en üst sıralarında yer almaktadır. Son yıllarda enflasyonun büyük ölçüde gerilemiş olması ve ulusal gelirde kaydedildiği ifade edilen, ancak bazı haklı gerekçelerle tartışılan ‘büyük’ artışlara karşın gelir dağılımında kayda değer bir düzelme olmayışının ana nedenleri;

· enflasyon ölçümüne esas mal ve hizmetler bileşiminin (sepetinin), ülke nüfusunun en yüksek gelir sahibi yüzde 20’lik dilimi dışındaki çoğunluğun ağırlıklı harcama gereksinimleri bileşimine uygun olmaması ve gelir düzeyi düştükçe enflasyonun yukarı doğru sapması,
· gerçek enflasyon değerleri itibarıyla nüfusun alt gelir gruplarında reel gelirlerin artmamış hatta azalmış olması,
· hükümetin gelir dağılımını düzeltici ciddi bir çaba ve uygulama içinde olmaması,
· vergi yapımızda giderek dolaylı vergilere ağırlık verilmesi ve vergi adaletinin negatif yönde gelişmesi

olarak özetlenebilir. TÜİK tarafından açıklanan 2004 yılı Hane halkı Bütçe Anketi sonuçlarına göre gelir dağılımı önceki iki yıla göre çok az da olsa düzelme göstermiştir. Oysa liberal ekonomi dinamikleri içinde krizden çıkışta, üst gelir gruplarının kendi gelirlerini alt gelir gruplarına göre daha hızlı onarmaları ve artırabilmeleri, bu nedenle de gelir dağılımında bir miktar bozulma olması beklenir. Bu durumda eğer istatistiksel verilerde bir yanlışlık yoksa, yüzde 20 ve yüzde 10’luk üst gelir gruplarındaki kriz erozyonu da henüz onarılamamıştır.

Dünya Bankası’nın 2004 verilerine göre gelir dağılımının çarpıklığını belirleyen Gini katsayısı Türkiye için 0,37 olarak verilmiştir. Bu katsayıya göre Türkiye’nin gelir dağılımı Polonya, Rusya, Hindistan ve Yunanistan gibi ülkelerden daha kötü, Arjantin, Brezilya ve Çin’den daha iyidir. Ancak, yine Dünya Bankası’nın Dünya Kalkınma Göstergeleri 2005 Yılı

Raporunda Gini katsayısı 0,40 olarak saptanmıştır. Bu rapora göre nüfusun yüzde 20’lik dilimlerinin ulusal gelirden aldığı paylar şöyledir:

Gelir Düzeyine Göre Nüfus Grubu Ulusal Gelirden Aldığı Pay (%)

Birinci % 20’lik grup 46,7

İkinci %20’lik grup 21,8

Üçüncü %20’lik grup 14,9

Dördüncü %20’lik grup 10,6

Beşinci %20’lik grup 6,1

Buna göre nüfusumuzun en varsıl yüzde 20’lik grubunun geliri en yoksul yüzde 20’lik gruptan yüzde 760 oranında fazladır (7,6 kat). Nüfusun yüzde 10’luk gruplara bölünmesi halinde en varsıl grupla en yoksul grup arasındaki fark 13 kata çıkmaktadır. Rapora göre Türkiye 124 ülke içinde gelir dağılımı en adaletsiz 55. ülke olmuştur.

Dünya Bankası’nın yukarıda anılan raporuna ek olarak TÜİK’in Hane halkı Bütçe Anketi yöntemiyle hazırladığı 1994, 2002, 2003 ve 2004 yılı gelir dağılımı çalışmaları mevcuttur. SHP’nin “Yoksulluğu Yenmek İçin Acil Plan” projesini ilk kez 2002 yılında ve 2003-2005 yıllarını kapsar şekilde yayımlamış olması göz önünde bulundurularak, nüfusun yüzde 20 ve yüzde 10’luk gelir grupları itibarıyla gelir dağılımının seyri aşağıda 2002, 2003 ve 2004 yılları itibarıyla verilmiştir.

TABLO 2: GELİR DAĞILIMI TABLOSU A

—————————————————————————————————————-

Gelir Düzeyine Göre Nüfusun Genel Kent Kır

%20’lik Grupları 2002 2003 2004 2002 2003 2004 2002 2003 2004

% % %

—————————————————————————————————————-

1. grup 50,0 48,3 46,2 48,3 46,1 46,3 43,9

2. grup 20,8 20,9 21,9 20,8 21,4 21,2 22,7

3. grup 14,0 14,5 15,2 14,5 15,2 15,0 15,8

4. grup 9,8 10,3 10,7 10,3 10,8 11,0 11,2

5. grup 5,3 6,0 6,0 6,1 6,4 6,4 6,8

Kaynak : TÜİK

TABLO 3: GELİR DAĞILIMI TABLOSU B

—————————————————————————————————————-

Gelir Düzeyine Göre Nüfusun Genel Kent Kır

% 10’luk Grupları 2002 2003 2004 2002 2003 2004 2002 2003 2004

% % %

——————————————– ——————————————————————-

1. grup 34,6 33,2 30,9 - 33,2 31,3 - 31,2 27,9

2. grup 15,5 15,1 15,3 - 15,0 14,8 - 15,2 15,9

3. grup 11,5 11,5 12,0 - 11,5 11,7 - 11,7 12,5

4. grup 9,3 9,4 9,9 - 9,4 9,8 - 9,5 10,2

5. grup 7,6 7,8 8,3 - 7,9 8,3 - 8,1 8,6

6. grup 6,4 6,6 7,0 - 6,7 7,0 - 6,9 7,3

7. grup 5,4 5,6 5,8 - 5,6 5,9 - 6,0 6,1

8. grup 4,4 4,7 4,9 - 4,7 4,9 - 5,0 5,1

9. grup 3,4 3,7 3,8 - 3,7 4,0 - 4,0 4,0

10. grup 1,9 2,3 2,3 - 2,3 2,5 - 2,4 2,3

Kaynak : TÜİK

♦Açlık ve Yoksulluk

Türkiye için 2000-2001 krizinden önceki yılları kapsayan belli başlı yoksulluk çalışmaları sonuçlarına 2003-2005 dönemi için hazırlanan “Yoksulluğu Yenmek için Acil Plan” da yer verilmiştir. Bunlar DPT’de 1996 yılında R. Dumanlı ve 1997 yılında E. Dansuk, DİE’de (şimdiki adıyla TÜİK) 2000 yılında G. Erdoğan ve M. Pamuk tarafından yapılan çalışmalar ve bunlara ek olarak Dünya Bankası’nın 2000 yılı raporu, AC Nielsen Zet araştırma kuruluşunun 2000 yılındaki bir çalışması, TÜSİAD’ın 2000’de yayımlanan araştırması ve 8. Beş Yıllık Kalkınma Planında verilen sonuç ve değerlendirmelerdir.

Dünya Bankası’nın 2000 yılı raporuna göre de, Türkiye için “bir günde bir dolar” yaklaşımına göre yoksulluk çizgisi belirlendiğinde, nüfusun yüzde 2,4’ü yoksuldur. Bir günde bir dolar yaklaşımının basitçe ikiye katlanmasıyla bulunan “bir günde iki dolar” yaklaşımına göre ise nüfusun yüzde 18’i yoksulluk sınırının altındadır.

Türkiye’de yoksul kitle şu kesimlerden oluşmaktadır: eğitimsizler, düşük eğitimli kişiler, kadınlar, sosyal güvenlik ağı dışında bulunanlar, tarım kesiminde yaşayanlar ve kayıtsız işgücü.

Vergi politikaları incelendiğinde Türkiye’de vergi öncesi ve sonrası faktör gelirleri dağılımı varolan eşitsizliği daha da artırmaktadır. Vergi sonrası dağılımda tarım, kira ve faiz gelirlerinin payları sırasıyla yüzde 13 ve yüzde 4 artarken, kar gelirleri yüzde 3,5, maaş, ücret gelirleri yüzde 6 oranında azalmaktadır. Oysa ki bu durum gelişmiş ülkelerde tam tersidir. Vergi sonrası düşük gelir grubunun ulusal gelirlerden aldığı pay artmaktadır. Bu sonuçlar düşük gelir grubunun vergi politikaları ile daha olumsuz koşullara itildiğini göstermektedir.

Sosyal devlet anlayışının gereği olarak, toplumsal refahı yükseltmek ve özellikle gelir düzeyi düşük yoksul hane halklarının yaşam standartlarını iyileştirmek amacıyla hane halklarına karşılıksız gelir transferi yapılmaktadır. Bu transferler de ülkedeki yoksulluk düzeyini etkilemektedir. TÜSİAD’ın yaptığı bir araştırmaya göre, 1987 yılında devlet transferi öncesi yoksulluk oranı yüzde 16,5 iken, devlet transferinin etkisiyle yoksulluk oranı yüzde 15,5’e düşmektedir. 1994 yılında da devlet transferi yoksulluk oranının yüzde 17,2’den yüzde 14,5’e düşmesini sağlamıştır. Devlet transferlerinin 1994’de 1987’ye göre yoksulluğu azaltmada daha etkili olduğu görülmektedir.

2001-2005 yıllarını kapsayan Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı verilerine göre ise, Türkiye’de sağlıklı bir yaşam sürmek için gerekli olan minimum gıda harcama düzeyine sahip bulunamama durumu olarak tanımlanabilen mutlak yoksulluk oranı yaklaşık yüzde 8’dir. Mutlak yoksulluk oranı kırsal ve kentsel yerler için sırasıyla yüzde 11,8 ve yüzde 4,6’dır.

Gıda ve diğer tüketim gereksinimlerini bir bütün olarak dikkate alan temel gereksinimler yaklaşımına göre yoksulluk riski altında bulunan nüfusun oranı ise yüzde 24 civarındadır. Temel gereksinimler bakımından yoksulluk riski altında bulunan nüfusun oranı kırsal yerler için yüzde 25,4 ve kentsel yerler için yüzde 21,7’dir.

Mutlak olarak yoksul durumda bulunan 6 ve daha yukarı yaştaki nüfusun yüzde 95’ini eğitim düzeyi ilkokula kadar olan (okuma-yazma bilmeyenler dahil) kesim oluşturmaktadır.

Çalışan kesimdeki yoksullar içindeki en yüksek payı yaklaşık yüzde 50 ile ücretsiz aile işçileri oluşturmaktadır. Bu kesimi yüzde 24,7 ile yevmiyeli işçiler izlemektedir.

İktisadi etkinlik koluna göre ise, yoksulların yüzde 73,5’ini tarım ve ormancılıkla uğraşan kesim meydana getirmektedir.

Birleşmiş Milletler tarafından geliştirilmiş olan İnsani Gelişmişlik Endeksine göre Türkiye, 174 ülke arasında 1995 yılında 69. sırada iken bu kuruluşun 2006 raporunda 2004 yılı verileriyle 177 ülke arasında 92.sıraya gerilemiş olup bu düzeyi ile orta insani gelişmişlik düzeyine sahip ülkeler arasında yer almaktadır.

TÜİK en son 2004 yılı için Hane halkı Bütçe Anketi sonuçları kapsamında bir Yoksulluk Çalışması yapmış ve yayımlamıştır. Bu çalışmanın sonuçları 2002 yılı sonuçlarıyla karşılaştırmalı olarak aşağıdaki tabloda sunulmuştur.

TABLO 4 :

YOKSULLUK SINIRI YÖNTEMİNE GÖRE YOKSUL SAYISI VE YOKSULLUK ORANLARI

—————————————————————————————————————-

Yoksul birey sayısı (000) Yoksul birey oranı (%)

—————————————————————————————————————-

Genel Kent Kır Genel Kent Kır

Yöntemler 2002 2004 2002 2004 2002 2004 2002 2004 2002 2004 2002 2004

—————————————————————————————————————-

Gıda yoksulluğu 926 909 376 269 550 640 1,36 1,29 0,92 0,62 2,01 2,36

Gıda ve Gıda

Dışı Yoksulluk 18441 17991 9011 7146 9429 10846 26,96 25,60 21,95 16,57 34,48 39,97

$1,08/gün altı 136 11 10 5 26 5 0,20 0,02 0,03 0,01 0,46 0,02

$2,15 gün altı 2082 1752 971 529 1111 1223 3,04 2,49 2,37 1,23 4,06 4,51

$4,3 gün altı 20721 16433 10106 5827 10615 8854 30,30 20,89 24,62 13,51 38,82 32,62

Göreli yoksulluk 10080 9967 4651 3596 5430 6371 14,74 14,18 11,33 8,34 19,86 23,48

—————————————————————————————————————————————

Kaynak : TÜİK

Soruna sadece 2003-2004 yılları perspektifinden baktığımızda genel olarak açlık ve yoksulluğun az da olsa gerilediği ancak kırsal kesimde yoksulluk ve açlık sınırının altındaki insan sayısının arttığı görülmektedir. Her şeye karşın 2004 yılında yoksul sayısının yaklaşık 18 milyon kişi olarak bulunmuş olması önemlidir. İktisadi sektörler arasında en yüksek yoksulluk oranı tarımda olup bu oran yüzde 44,9’dur. 2004 yılı sonuçlarına göre okur-yazar olmayan yoksulların oranı nüfusun yüzde 10,22’sini oluşturmaktadır. Öğrenim düzeyi arttıkça yoksulluk oranında bir düzelme göze çarpmaktadır.

TÜİK’in yoksullukla ilgili yukarıda verilen araştırma sonuçlarının bazı bakımlardan tutarlı ve doğru olduğunu söylemek zordur. Anımsanacağı üzere gıda yoksulluğu 2000 yılında DİE (TÜİK) tarafından toplam nüfusun yüzde 8,4’ü, DPT tarafından yüzde 8’i olarak saptanmıştır. Asgari gıda gereksinimine ek olarak temel gereksinimlerin de dahil edilmesiyle bulunan yoksulluk oranları ise yine bu kuruluşlarca yüzde 24,3 ve yüzde 24 olarak hesaplanmıştır. Ayrıca, Dünya Bankası 2000 yılı raporunda Türkiye’de günlük 1,08 dolar gelir/harcama düzeyinin altındaki yoksul sayısının nüfusun yüzde 2,4’ü, günlük 2,15 dolar gelir/harcama düzeyi altındaki yoksul sayısının ise nüfusun yüzde 18’i oranında.olduğu belirtilmiştir. 2000 yılı nüfusumuz yaklaşık 68 milyon olarak kabul edildiğinde, aynı yıl açlık sınırında yaşayanların sayısı yaklaşık 5,5 milyon, yoksulların sayısı ise yaklaşık 16,5 milyondur. Bu veriler yukarıdaki 2004 verileriyle karşılaştırıldığında, eğer TÜİK’in hem 2000 hem 2004 sonuçları doğru kabul edilecekse, Türkiye’de yoksul nüfusun ve yoksulluk oranlarının 2001 krizinde ve bu krizi izleyen 2002, 2003 ve 2004 yıllarında sürekli azaldığı ve bu 3 yıl zarfında kriz öncesinden daha düşük düzeylere gerilediği gibi bir sonuç çıkmaktadır ki, bunu mantıklı şekilde açıklamak zordur.

Diğer yandan UNDP Türkiye temsilcisi Jakop Simenson 2005 yılı Eylül ayında UNDP’nin 2005 yılı İnsani Gelişim Raporu için basına yaptığı değerlendirme ve yorumda Türkiye nüfusunun yüzde 42’sinin, yani 29,8 milyon vatandaşın ortalama günlük gelirlerinin 4 doların altında olduğunu net bir şekilde ifade etmiştir (Radikal Gazetesi, 9 Eylül 2005). Özellikle günlük 1,08 dolar ve 2,15 dolar gelir/harcama düzeyi ve altındaki nüfus dilimlerinin saptanmasında teknik sorun olabileceği akla yakındır. Daha önce de belirtildiği gibi, yoksulluk sınırı Dünya Bankası tarafından 1993 yılında dolar cinsinden satın alma gücü pariteleri dünya ortalamaları esas alınarak günlük 1,08 ve 2,15 dolar olarak iki düzeyde hesaplanmıştır. TÜİK’in 2004 yılı çalışmasında 1 doların satın alma gücüne göre düzeltilmiş paritesi 0,78 YTL olarak saptanmıştır. Bu paritenin enflasyon nedeniyle geçmiş yıllarda daha da düşük olmuş olması gerekir. 2004 yılı satın alma gücü paritesine göre Türkiye için 1,08 ve 2,15 doların YTL karşılıkları gün bazında sırasıyla 0,84 YTL/gün ve 1,68 YTL/gün, ay bazında da 25 YTL/ay ve 50,3 YTL/ay olmaktadır. Oysa Türk-İş’in 4 kişilik bir aile için Aralık 2003 ve Aralık 2004 tarihlerinde aylık bazda hesapladığı açlık ve yoksulluk sınırlarının aritmetik ortalamaları 486,98 YTL ve 1.480,18 YTL’dır ki, buna göre kişi başına açlık sınırı günlük 4,06 YTL, aylık 121,75 YTL, yoksulluk sınırı ise günlük 12,33 YTL, aylık 370,05 YTL’dır. Türk-İş ve diğer bazı kuruluşlarca bulunan günlük açlık sınırı 3-4 YTL iken TÜİK’in satın alma gücü paritesine göre 2,15 doların karşılığının sadece 1,68 YTL olması, 2,15 dolar/gün yoksulluk sınırı YTL karşılığının Türkiye’de hesaplanan açlık sınırının çok altında kaldığını gösteren anlamsız ve çelişkili bir sonuç vermektedir. Ayrıca, dolar bazındaki küresel yoksulluk sınırlarının ötesinde, TÜİK’in 2004 yılı yoksulluk çalışmasında 4 kişilik bir aile için açlık sınırı 182 YTL, yoksulluk sınırı da 429 YTL gibi çok düşük düzeylerde belirlenmiştir. Bu düzeyler de Türk-İş, Kamusen, Harb-iş gibi STK’ların aynı alanda yaptığı çalışmalarla büyük oranda çelişmekte, bu örgütlerce bulunan açlık ve yoksulluk sınırlarının çok altında kalmaktadır. Örnek olarak Türk-İş’in 2002-2005 yılları için bulduğu ve aşağıda gösterilen açlık ve yoksulluk sınırları bu sınırların oldukça üstündedir.

TABLO 5: TÜRK-İŞ’in AÇIKLADIĞI AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRLARI

(YTL)


AY - YIL


AÇLIK SINIRI


YOKSULLUK SINIRI

Aralık 2002

380,06

1.155,18

Aralık 2003

460,03

1.398,26

Aralık 2004

513,93

1.562,10

Aralık 2005

542,95

1.650,31

Diğer yandan aylık geliri 127 YTL veya daha az olanların dışında kesinlikle kimseye verilmeyen yeşil kart sayısı, gerekli ölçütleri karşılamadan yeşil kart sahibi olanların ayıklanması sonrasında, Türkiye genelinde 2006 Ocak ayı sonunda yeniden 11 milyonu aşmıştır. Bu artış sürmektedir ve yeşil kartlı sayısının 2007 yılında 12 milyonu aşacağı anlaşılmaktadır.

Sıfır Yoksulluk Projesi için yoksullukla mücadelede “gıda dışı yoksulluk” hedef alınmıştır. Proje döneminin başı itibarıyla yoksul sayısı TÜİK’in 2004 yılı yoksulluk çalışması sonucundan hareketle 18 milyon olarak kabul edilmiştir. Gıda dışı yoksulluk sınırı ise TÜİK’in 2004 yılı 4 kişilik hane halkı gelir sınırı olan aylık 429 YTL ve 2005-2006 yılları için tüketici fiyatlarında toplam yüzde 18 oranında bir artış oranı esas alınarak hesaplanmıştır. Buna göre dönem başında (2006) yoksulluk sınırı 4 kişilik hane halkı için aylık 506 YTL, kişi başına ise günlük 4,22 YTL’dır.

B. Yoksullukla Mücadeleye Ayrılan Kaynaklar

Türkiye’de yoksullukla mücadele çok geniş bir yelpaze üzerinde dağılmış olarak yürütülmektedir. Yelpazenin bir ucuna merkezi yönetimin bu konudaki etkinlikleri yerleştirilirse, diğer ucuna da kişilerin bireysel bazda yaptıkları yardım etkinliklerini yerleştirmek gerekir. Yelpazenin bu iki ucu arasına ise yerel kuruluşlar olan belediyeleri ve İl Özel İdarelerini, özel vakıfları ve diğer sivil toplum kuruluşlarını yerleştirmek gerekir. Çalışmanın bu bölümünde, Türkiye’de yoksullara yardım ve yoksullukla mücadele yönünde etkinlikte bulunan kuruluşların bu konuya ayırdıkları kaynak miktarının ve yoksullukla savaşımı hangi yöntemlerle yürüttüklerinin belirlenmesi hedeflenmiştir.

Türkiye’nin yoksullukla mücadeleye ayırdığı toplam kaynak miktarını tam olarak saptayabilmek için yukarıda sayılan grupların hepsinin yaptığı harcamaların bilinmesine gereksinim vardır. Merkezi yönetimin yoksullukla mücadeleye ayırdığı kaynaklar, öğrenilmesi en kolay grubu oluşturmaktadır. Nitekim, bu kapsamda yapılan harcamaların büyük bir bölümü bu grupta yer almaktadır.

Yelpazenin öbür ucunda yer alan kişisel yardım etkinliklerinin boyutlarının öğrenilmesi neredeyse olanaksızdır. Bu konuda yeterli bilgiye ulaşılamamıştır.

Sivil toplum kuruluşları tanımlaması kendi içinde değişik özellikte yapılanmaları barındırmaktadır. Çünkü bu tanımlamanın içerisinde bir yanda klasik tarzdaki yardım dernekleri yer alırken, diğer yanda da Kızılay, ticaret odaları, sanayi odaları, meslek odaları, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği gibi kamu kuruluşu niteliğindeki sivil toplum kuruluşları ve Darüşşafaka, Darülaceze gibi tarihi yardım kurumları da yer almaktadır. Genel tanımlama olarak sivil toplum kuruluşları arasında sayılmakla birlikte Türkiye’de ayrı bir yasaya ve denetim sistemine tabi olmaları dolayısıyla özel vakıflar ayrı bir kategori olarak düşünülmektedir. Özel vakıflar içerisinde daha çok özel sektör kuruluşlarının kurup finanse ettiği (TEV – Türk Eğitim Vakfı, VAKSA – Sabancı Grubu, Eğitim Gönüllüleri Vakfı gibi) vakıflar yer almaktadır. Değişik başlıklar halinde gruplandırılan sivil toplum kuruluşları ve özel vakıfların yoksullukla mücadeleye ayırdığı kaynaklar hakkında bir bilgi edinilememiştir. Kızılay’ın genel bütçesi elde edilmiş olmakla birlikte bu kuruluşun bütün etkinliklerini yoksullukla mücadele olarak sınıflandırmak olanaklı değildir. Toplam bütçeden yoksullara ayrılan harcama tutarı doğal afetlerin ve diğer faktörlerin seyrine göre her yıl değişmektedir. 2001 yılı itibarıyla Kızılay’ın toplam bütçesinden yoksullara ayırılan bölümün 1 milyon doların altında kaldığı anlaşılmaktadır.

Belediyeler ve il özel idarelerinin yaptıkları harcamalar hakkında bilgi edinmek olanaklı olmamıştır. Bu kuruluşların bütçeleri ve kesin hesapları Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanmaktadır. Ancak bu yayınlarda yer alan ayrıntı düzeyi, yoksullukla mücadeleye ayrılan kaynakların belirlenmesine elverişli değildir. TÜİK’in yerel yönetimlerin bütçe ve kesin hesaplarına ilişkin yayınlarında “sosyal transferler” başlığı altında yer alan harcamalar da yoksullukla mücadele ile ilgili değildir. Diğer yandan belediyelerin ve il özel idarelerinin ayrıntılı hesap planlarında dahi yoksullukla mücadeleye ayrılan kaynakların belirgin olarak gösterilebileceği başlıklar bulmak olanaklı değildir. Bu bilgiler ancak her belediyenin ve il özel idaresinin kayıtlarına tek tek başvurmak suretiyle elde edilebilir ki, bu araştırma için böyle bir yola gidilmesi mümkün olmamıştır. Genel olarak, belediyelerin yoksullara yönelik etkinliklerinin bir standardı olmadığı, rasgelelik gösterdiği ve diğer kuruluşlarla eşgüdüm kurulmadığı söylenebilir.

Genel Bakış

Yoksullukla mücadele için merkezi yönetimce ayrılan ve harcanan kamu kaynakları mevcut veriler ışığında aşağıda saptanmıştır. Diğer yandan Belediyeler, Özel İdareler ile özel vakıf ve sivil toplum kuruluşlarının aynı alanda tahsis ettiği kaynaklar konusunda yeterli bilgi edinilememiştir. ‘Yoksulluğu Yenmek İçin Acil Plan’da incelenen 1999-2001 yıllarında belediyelerin bu alandaki harcamaları toplam kamu harcamalarının ortalama yaklaşık binde 3,6’sı oranında tahmin edilmiştir. Özel İdareler ve diğer özel kuruluşların toplam harcamaları ise bu çalışmada merkezi yönetim harcamalarının binde 0,5’i olarak varsayılmıştır. Dolayısıyla merkezi kamu yönetiminin harcamalarının dışında kalan diğer bütün harcamaların kamu toplamına oranının binde 4,1 olarak gerçekleşebileceği kabul edilmiştir. Buna göre Türkiye’de 2002-2005 yıllarında yoksullukla mücadeleye tahsis edilen kaynaklar toplamı yaklaşık olarak aşağıda Tablo 6’da verilmiştir.

TABLO 6:

TÜRKİYE’NİN YOKSULLUKLA MÜCADELE İÇİN AYIRDIĞI KAYNAKLAR

(1.000 YTL)

———————————————————————————————————————

2002 2003 2004 2005

Kamu Kuruluşları

-Merkezi Yönetim 2.069.501 2.867.853,5 3.835.505 5.206.441

-Belediyeler (7.450) (10.324) (13.808) (18.743)

-Özel İdareler

Toplam : 2.076.951 2.881.662 3.849.313 5.225.184

Özel Kuruluşlar

-Özel Vakıflar

-Sivil Toplum Kuruluşları

Toplam : (1.035) (1.434) (1.918) (2.603)

GENEL TOPLAM : 2.077.986 2.883.096 3.851.231 5.227.787

Tablo 6’da verilen toplam kaynakların GSMH’ya oranları Tablo 7’de gösterilmiştir.

TABLO : 7

TÜRKİYE’NİN YOKSULLUKLA MÜCADELEYE AYIRDIĞI KAYNAKLARIN

GSMH’YA ORANLARI (1000 YTL)

———————————————————————————————————————–

2002 2003 2004 2005

Yoksullukla Mücadeleye 2.077.986 2.883.096 3.851.231 5.227.787

Ayrılan Toplam Kaynaklar

GSMH (Cari fiyatlarla) 275.032.000 356.681.000 428.932.000 486.401.000

Toplam Kaynakların

GSMH’ya oranı (%) 0,76 0,81 0,90 1,07

———————————————————————————————————————–

Tablo 6’da merkezi yönetim için verilen tutarların merkezi yönetimin yoksulluğa yönelik harcamalarının en az yüzde 90’ını kapsadığı düşünülmektedir. Bu varsayıma göre, kamu kaynaklarının en büyük artışı gösterdiği ve incelenen son yıl olan 2005 yılında merkezi kamu bütçesinden yoksullukla mücadele için yapılan harcamaların nihai toplamı tahminen GSMH’nın yüzde 1,19’sına ulaşmıştır. Belediyeler, özel idareler ve özel vakıf ve kuruluşların varsayılan harcamaları gerçekte burada varsayılan değerlerin çok üzerinde bile olsa, Türkiye’nin yoksullukla mücadeleye ayırdığı kaynaklar toplamının GSMH’ya oranının yüzde 1,5’u aşmadığı kabul edilebilir.

Merkezi Yönetimin Ayırdığı Kaynaklar

Merkezi yönetim olarak hükümetin yoksullukla mücadele için gerçekleştirdiği kamu transfer harcamaları ve bunlarla ilgili önemli oranlar aşağıdaki tablolarda gösterilmiştir.

TABLO 8: YOKSULLARA YARDIM NİTELİĞİNDEKİ KAMU TRANSFERLERİ

(1.000 YTL)

Kurum ve Transfer Konusu 2002 2003 2004 2005

——————————————————————————————————————-

Sosyal Yardımlaşmayı ve Dayanışmayı Teşvik Fonu 609.464 651.990 1.347.846 1.304.664

Sağlık Bakanlığı – Yeşil Kart 619.719,5 809.886 809.596,5 1.627.023

Milli Eğitim Bakanlığı(1) 315.962,5 478.593,7 677.834,2 969.384,2

●Yatılı Bölge Okulları ve Pansiyonlu (126.3) (190,9) (288,7) (436,5)

İlköğretim Okulları

●Taşımalı Eğitim (233,3) (285,1) (348,4) (425,8)

●Burs Ödemeleri (35.000) (40.000) 49.348,4 174.526,1

●Katkı Kredisi Ödemeleri 49.798,2 75.342,2 93.917,1 113.770,9

●Öğrenim Kredisi Ödemeleri 230.804,7 362.775,5 533.931,6 680.224,9

Emekli Sandığı(2) 319.466,6 747.457,5 800.122,8 1.016.727,9

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu 198.401,6 170.328,1 186.152,3 251.101,2

●Genel Bütçeden Aktarılan 81.537,0 133.655,0 178.600,0 242.695,0

●Ayni ve Nakdi Yardım Ödeneği 3.399,9 8.403,4 91,1 8.038,5

●Koruyucu Aile Hizmetleri Ödeneği 309,1 518,6 77,6 66,2

●Katma Bütçeden Yapılan Diğer Aktarmalar 56.672,9 13.469,6 2.223,4 -

●Özel Ödenek Tutarı 56.482,7 14.281,5 5.160,2 301,5

Vakıflar Genel Müdürlüğü 5.325,1 8.970,3 12.276,5 35.725,0

Maliye Bakanlığı(3) 1.161,7 627,9 1.676,7 1.815,5

●İstiklal Madalyası Sahiplerine Şeref Aylığı 546,0 292.9 761,7 788,6

●Muhtaç Er ve Erbaş Ailelerine Yardım (24) (12,5) (33,5) (36,3)

●Vatani Hizmet Tertibi Aylıkları 591,7 322,5 881,5 990,6

GENEL TOPLAM 2.069.501 2.867.853,5 3..835.505 5.206.441

Kaynak : SYDTF Gn.Md.lüğü, DDK, Maliye Bakanlığı, SHÇEK ve MEB web sitesi

(1) Yatılı bölge okulları ve pans. İlköğ. Okuları ile taşımalı eğitime hercama tutarları daha önceki 3 yıl baz alınarak basit projeksiyonla tahmin edilmiştir.

(2) Yaşlılık aylığı, tütün ikramiyesi ödemeleri ve yabancı ülkelerde Türk ve yabancı asıllı öğretmenlere sosyal yardımı kapsamaktadır. Son kalem genel toplamın binde 5!i oranında kabul edilerek tahmin edilmiştir.

(3) Muhtaç er ve erbaş ailelerine yardım tutarları temin edilememiş, bu kalemin Maliye Bakanlığı toplamının % 2’si olduğu kabulüyle tahminde bulunulmuştur..

TABLO 9 :

YOKSULLARA YAPILAN KAMU TRANSFERLERİNİN GSMH ve BÜTÇE

GELİRLERİNE ORANI

(1.000.000 YTL)

——————————————————————————————————————–

Toplam GSMH Konsolide Transferlerin Transferlerin

YILLAR Transferler Cari fiyatlarla Bütçe Gelirleri GSMH’ya oranı (%) Bütçeye oranı (%)

——————————————&