17.Sosyalist Enternasyonal: Lima Bildirgesi
Ek 5- Lima Bildirgesi
Sosyalist Enternasyonalin Lima’da yaptigi 17. kongresinde Ilkeler Bildirgesi ve Lima Bildirgesi adlarinda iki bildirge yayimlandi. Geçen sayimizda ek olarak Ilkeler Bildirgesi’ni vermistik. Bu sayimizda da Lima Bildirgesi’ni veriyoruz.
LIMA BILDIRGESI
(1) Sosyalist Enternasyonal’in Lina Kongresi, baris dünya ekonomisinin gelismesi ve çevrelerin korunmasi için mücadele vermeyi kendine görev edinmistir. Bu hedefler, uluslararasinda miyop bir bencilligi ve çikarciligi degil artan bir isbirligini gerektirmektedir. Son siralarin ikilemi, dünya insanlarinin daha önce hiç olmadiklari kadar birbirlerine bagimli olmalari, ancak bu olgunun etkin bir uluslararasi karsiliginin olmamasidir. Savas sonrasi sistem yetersizdir. Yeni gerçeklerle basa çikilmasi için bu sistemin düzenlenmesi gereklidir.
(2) 1980’lerin kalan yillarinda, önemli politik, ekonomik ve sosyal gelismeler olacaktir ve bu gelismeler dünya ekonomisinin son yillarda daha önce benzeri görülmemis bagimliligi nedeniyle gerçek anlamda küresel etkilere sahip olacaktir.
(3) Bu nedenle, Güney Amerika’da Sosyalist Enternasyonal’in bu tarihi ilk toplantisinin Lima’da bu konulari ele almasi özellikle önemlidir. Baskan Alan Garcia’nin isaret ettigi yol, sadece Peru’nun yarar elde edecegi bir gelecege degil, dünya ekonomisinin 80’lerdeki ortak krizlerine bir ortak çözüme yöneliktir. Baskan Alan Garcia ve partisi “Peruvian Aprista Party”, ilk defa Victor Raul Haya de la Torre tarafindan ifade edilen tüm Latin Amerika’nin özgürlügü için ve baskiciliga karsi kitasal bir mücadele ufkunun mirasçilaridirlar. Bu konular, temel odak noktasi 20. yüzyilin sonlari ve 21. yüzyil sosyalizminin küresel perspektifi olan yeni bir sosyalist bildirge için özellikle uygun unsurlardir.
(4) Son yillarin büyük yeni gerçegi, insan kosullarinin daha önce görülmemis ölçüde birbirlerine bagimlidir. Bu bagimlilik, askeri, ekonomik, sosyal ve politik gerçektir ve demokratik sosyalizmin temel ilkelerinin yaratici bir biçimde yeniden ifade edilmesini gerektirir. Sosyalist hareket, kurumsal olarak her zaman uluslararasi olmustur, ancak yeni kosullar uluslararasiligi pratik bir sekilde saglamamizi gerekli kilmaktadir.
(5) Kuzey ve Güney arasindaki iliskiyi dünyada yasamin her bölümündeki yeni bagimsizliga bir örnek olarak kabul ediyoruz. Politikacilar, 1980’lerde, yoksul ülkelerin borçlarinin, zengin ülkelerin zenginligine karsi bir tehdit oldugunu ögrendiler. Açlik ve azgelismislik hep manevi bir sorun olagelmistir, bugün ise politik, sosyal ve ulusal kurumlarimizin ötesinde, ekonomik olarak birlesen dünyanin sonucu olarak, ortak krizin unsurlari olmuslardir. Ortak bir çözüm bizim tek ümidimizdir.
(6) Dünyanin hem ulusal hem de uluslararasi ölçekte “esitlik karsitligina” (antiegalitarism) dayali ve düzenli bir büyüme dönemine girdigi varsayiminin siddetli bir sokta olmasi nedeniyle, bu düsünce özellikle dogrudur. Ve önemli nedenlerden bir tanesi Üçüncü Dünya’ya seksenlerde yüklenen kanaatkarligin yoksullar için zulüm olmasi kadar gezegenin zenginleri için de tehdit haline gelmesidir. Bu durum, issiz üreticilerin aç tüketiciler ile karsi karsiya kalmasi, tehdit altindaki kreditörlerin yoksullasmis borçlular ile karsilasmasi tehlikesini artirir.
(7) Bugün çevre ve kalkinma ile ilgili olarak karsi karsiya oldugumuz ciddi sorunlarin büyük bir bölümü yaygin yoksulluktan ve kaynaklarin ulusal, bölgesel ve uluslararasi ölçekte dengesiz dagilimindan kaynaklanmaktadir.
(8) Bunun yaninda, mevcut gelismelerin hizli bir sekilde tersine dönmemesi durumunda, silahlanma yarisi, yeni sistemlerin silahlarin kontrolü olanagini ortadan kaldiracak sekilde gelismesi ile, daha da tehlikeli boyutlara ulasacaktir.
(9) Orta Amerika, Orta Dogu, Güney Afrika, Uzak Dogu ve diger bölgelerdeki bölgesel çatismalar, yalnizca ölüm ve yikim getirmeyecek, bunun ötesinde süper gücün müdahalesi için firsat haline gelecektir.
(10) 1970’lerde savas sonrasi hizli ekonomik gelismeyi sona erdiren kronik istikrarsizlik ile halen basa çikmaya çalisan gelismis bati ekonomileri, son üç yilin dalgali ve çeliskili gelisiminin sona ermesi ile birlikte yapisal bir dönüsüme zorunlu olacaktir.
(11) Dogu bloku ülkeleri, demokratik olmayan ve asiri bir merkezi planlama, bürokrasi ve bireysel motivasyon eksikliginden kaynaklanan derin bir krizdedir. Gelecek süphesiz bu ülkeleri kendi ihtiyaçlarini karsilamalari, Kuzey ve Güney ile verimli ekonomik iliskilerde yer almalari için yogun bir kavramsal ve yapisal dönüsüme zorlayacaktir. Gittikçe daha fazla birbirine bagimli hale gelen dünya ekonomileri içinde bu ülkeler kendilerini dünya ülkelerinden ayri tutamazlar, diger ülkeler tarafindan da tecrit edilemezler. Bu ülkeler, yeni bir ekonomik düzen yaratmaya çalisan uluslararasi çabanin bir parçasi olmalidirlar.
(12) Birlesmis Milletler’in, insan haklarinin garanti altina alinmasini, temel insan gereksinimlerinin, barisin ve herkes için güvenligin saglanmasini amaçlayan bir sözlesmeye dayali olarak çok tarafli ve tüm insanlari kapsayan, temsil çerçevesi kapsaminda küresel isbirliginin güçlendirilmesi için çalismayi taahhüt ediyoruz. BM’nin rolü, hem uluslararasi iktisadi isbirligi alaninda, hem de baris ve güvenlik konularinda güçlendirilmelidir. Fonlarin tek tarafli geri çekilmesi ya da kararlarin az sayidaki ülke gruplari arasinda yogunlastirilmasiyla, çok tarafli sistemi devre disi birakmaya yönelik ve sonuçta BM’ye zarar verecek çabalarin, BM’nin uluslararasi isbirliginde ana forum olmasi için yeni girisimlerle engellenmesi gerekmektedir. Bu tür girisimler BM sistemini mevcut sekli ile desteklemenin ötesinde BM’nin etkinligini ve verimliligini gelistirici çabalarla birlikte, BM içinde yeni sonuçlar gelistirme yollari getirilmelidirler.
(13) Lima’da, uzun dönemli degisimlerin gündemde oldugu bir zamanda, yenilenen Sosyalist Ilkelerin öneminin bilinciyle, konustugumuz sey, dünya ekonomisi ve politikasinin ortak krizinin çözümlenmesi çevçevesindeki bu yaklasimlar, 80’lerin sonucu, baslangici kadar çalkantili yapacak gelismelerin en önemli özelliklerini sadece kaba hatlari ile ortaya koyabiliriz. Fakat böyle bir dönem bile, niçin, tüm bu zorluklara karsi bir çözüme sahip oldugumuza degil, düsüncede oldugu kadar eylemde de mevcut krizi çözmek için önemli bir sosyalist katkiya sahip oldugumuza inandigimizi gösterir.
(14) Lima Bildirgesini partilerin çogunlugunun Üçüncü Dünya’dan olmasi nedeniyle güneye oldugu kadar kuzeye, batiya oldugu kadar doguya seslenen bir uluslararasi metin olarak kabul ediyoruz. Insanin en kadar yogun bir sekilde ayni kadere bagli oldugunu gösteren bir çözümlemeyi ortaya koymaktayiz ve sosyalistler olarak, dünyanin her kösesindeki kadin ve erkekleri harekete geçirecek uluslararasi bir ufuk ve politik yön önermekteyiz.
1. ORTAK BIZIZ
(15) Sosyalist Enternasyonal’in, Albuferia Bildirgesi ve Global Challange (Küresel Görev) dökümanlarinda, ayrica Brandt Komisyonu’nun iki raporunda açikça ifade edilmis olan dünya ekonomisi çözümlemesinin ana konusu, Kuzey ve Güney’in ortak sorununa ortak bir çözüm gereksinimidir. Küresel borç krizinin yikici gerçekligi ve daha da yikici olan potansiyeli, en kötümser endiselerimizin teyidi niteligindedir.
(16) Kriz 1971-1973 yillarinda Bretton-Woods mali sisteminin çökmesinden kaynaklanmaktadir. Bu gelisme, savas sonrasi dünyada Amerika’nin iktisadi egemenliginin sona erdigi döneme rastlamistir. Ayni zamanda kötü bir gelismeyle daha çakismistir. 1965-1970 arasinda OECD ekonomilerinden gelisme yardimina ayrilan oran 0.49’dan 0.34’e inmistir ve özel kaynak akisinin rolü artmaya baslamistir.
(17) Bu gelisme, petrol fiyatlarinin 1974’te dörde katlanmasi ile hizlanmistir. Baslica bati bankalari, petrol karlarinda basari ile milyarlarin geri dönüsünü saglamak ve öylelikle petrol sahibi olmayan Üçüncü Dünya’nin yasamasini ve kendi gelismis ek onomilerinin de bir buhrana girmesini engellemekle övünmüslerdir. Kisa vadede hakli idiler ve belki de istemeden bizim temel önermelerimizden bir tanesinin geçerliligini gösterdiler. Kuzey’den Güney’e yogun kaynak transferi, dünyanin ekonomik krizinin ortak çözümünün kritik bir unsurudur. Fakat ayni zamanda 80’lerin borç krizinin de temellerini atmistir.
(18) Bankalarin stratejisinin kisa vadede yararli olmasini, bizim Kuzey ve Güney’in çikari için para miktari düzenlemesi stratejimizin uygulanabilirligi ve saglamliginin bir belirtisi olarak kabul ediyoruz. 1973 ve 1981 arasinda, petrol sahibi olmayan Üçüncü Dünya’nin ortalama yillik büyüme hizi %5.1 idi (1967-1972 arasinda bu oran %5.8 düzeyinde idi) ve bu büyüme hizi enerji maliyetlerindeki yüksek atisa ragmen ve sanayi ülkelerinin 1967-1972 arasinda %4.4 olan büyüme hizinin 1973-1981 arasinda %2.8’e düstügü bir ortamda gerçeklesmistir.
(19) Kuzey, Güney’in borç ile finanse edilen bu performansindan kazanç saglamistir. Çünkü, gelismekte olan ülkelerin büyümesi zengin güçler için yeni ihracat olanaklari saglamistir. Su halde, ortak çözüm kavramimiz soyut bir yaklasim degildir. Bu kavram, 70’lerde gündeme gelmis, bozuk ve esgüdümsüz bir moda olarak kalmis ve dengeli bir gelismeyi saglamamistir.
(20) Kavramin o dönemdeki uygulamasindaki bozuklugun temeli, finansmanin resmi gelisme kaynaklarindan çok özel bankalardan gelmesi idi. Bu, kriz zamanlarinda kar amaçli kurumlarin ekonomik ya da birçok durumda yasal olarak, resmi kaynaklarin yapabilecegi, borcun süresinin uzatilmasi uygulamasini yapamayacaklari anlamina gelir. 70’lerin borç çözümü, özellikle uluslararasi nakit akisinin özel bankalarin önceliklerine bagli kalmasi nedeniyle 80’lerin borç krizine dönüsmüstür.
(21) Bu kriz, Amerika Birlesik Devletleri’nde, bu ülkede yarim yüzyillik dönemdeki en kötü durgunlugun ortaya çikmasina neden olan enflasyona karsi parasal (monetarist) baski sonucu artti. Bu artis petrol fiyatlarinin tanimlandigi para biriminde faizlerin artmasina neden oldu. Bunun sonucunda, Güney’den Kuzey’e ters yönlü bir kaynak akisi basladi. Bu trend, gelismekte olan ülkelerin zenginleriyle batiya tasinan sermaye yaninda Güney’e yapilan silah satislarinin artmasi ile belirginlesti.
(22) Üçüncü Dünya ülkelerinin ihracatçilari için ticaret mallarinin fiyatlari, gelismis ülkelerdeki 1974-1975 durgunlugu döneminde zaten düsmeye baslamisti. Daha sonra 1979 yilinda yeni OPEC artislari, enerji maliyetlerini daha da artiran Amerikan faiz oranlarinin firlayisi, hepsinin ötesinde, 1981-1982 yillarinda büyük bunalimdan sonraki en derin durgunluk yasandi. Bu olaylar Üçüncü Dünya için ekonomik birer facia idi. Petrol fiyatlari düstügünde, bu kaynagi sahip gelismekte olan ülkeler dahi, gelirlerinin, daha kötüsü tüm borç ve yatirim yapilarinin sorunlu bir duruma geldigini gördüler. Gerçekte Kuzey’in Güney’in orunlarina olan ilgisi ticaret mallarinin fiyatlari ile tam bir paralellik içinde azaldi.
(23) Bu gelismeler Üçüncü Dünya’nin degisik bölgelerini degisik sekillerde etkilemistir. Latin Amerika en ciddi sekilde etkilenen bölümdü. Dünyanin en büyük yedi borçlu ülkesinden dördü bu bölgede ortaya çikti ve toplam borçlari yaklasik 300 milyar dolar idi. Filipinler 13 milyar dolardan fazla borç aldi. Güney Kore 31 milyar dolar borç aldi, ancak otoriter ve düsük ücret modeline sahip ekonomik gelismesinin acimasiz basarisi bu borç yükü ile idare edebilmesini sagladi. Diger Asya ülkeleri de benzer bir model izlediler ve antidemokratik kisitlamalar ile batili uluslararasi sirketlerin önceliklerinin buyrugu altinda olmanin bilesiminden kazanç saglamayi basardilar.
(24) Bu sorunlar IMF tarafindan zorlanan klasik kapitalist görüs ile daha da kötü hale geldi. Bu görüs, kemer sikma, yurtiçi tüketimin kisilmasi, ihracati artirmak ve ithalati azaltmak için devalüasyon ve devlet harcamalarinin kesilmesi yöntemleri üzerinde israr etti. Sonuç olarak Üçüncü Dünya kitleleri ve özellikle Latin Amerika, çogunlukla antidemokratik rejimle tarafindan alinan ve batili muhafazakarlarin antienflasyonist politikalari ile yapay ve haksiz olarak artirilan borçlari hayat standartlari ile ödemek zorunda kaldilar.
(25) Fakat bu kriz en acimasiz sekilde dünyanin yoksul bölümünü etkilemis olmasina karsilik, zengin bölümde de birçok olumsuz ekti yaratmistir. Borçlarin devletlere degil özel bankalara karsi olmasi nedeniyle, borçlari ödemeyi reddetme, gerçekte ya da ilke olarak, ilk ve en basta ABD olmak üzere gelismis ekonomilerde büyük bir finansal kriz yaratilmistir.
(26) Ayni zamanda, gelismekte olan ülkelerdeki hayat standartlarinin düsüsü, ihracata yönelik devaülasyon stratejileri, büyük batili güçlerin yabanci pazarlari kaybetmesi ve yeni bir rekabet dalgasi ile karsilasmasi anlamina geldi. New York Federal Merkez Bankasi, 1981 ve 1983 yillari arasinda, Latin Amerika’ya ihracatin %40 azalmasi nedeniyle, ABD’de yaklasik 250.000 kisinin isini kaybettigini belirtmektedir.
(27) Gerçekten, bu sonuçlar gelismis ekonomilerin hükümetleri için o kadar açiktir ki, kendilerini, yetersizlik ve garaz içinde, dünya ekonomik sisteminin çökmedigini kabul etmeye adadilar. ABD 1982 Meksika yardimini yapma noktasina geldi ve diger borçlu ülkelerle de baska düzenlemeler yapildi. Fakat borç krizinin altinda yatan nedenin çözülmesi için hiçbir sey yapilmadi.
(28) Ancak 1986’daki petrol fiyatlarindaki düsüsten de önce krizde yeni bir dönem açildi ve artik açikti ki her zamanki usullerle korunamayacak bir uluslararasi finansal yapi kurulmustu. Örnegin borçlu ülkeler IMF’nin antisosyal önceliklerine basari ile uyum gösterseler dahi borçlarin ödenmesi için gelismis ülkelerin Üçüncü Dünya ile büyük ticaret açiklarini sürdürmeleri gereklidir.
(29) Bu uluslararasi adalet ve sosyal demokrasinin ilgili hedeflerinin kapsamindadir ve biz Global Challange (Küresel Görev) çözümü ile bu kongrede kabul edilen eylem planini desteklemekteyiz.
(30) Demokrasinin gelismis ekonomilere özgü bir ayricalik oldugu inanisini reddediyoruz. Kuzey’de alt tabakadan gelen insanlarin mücadelesinin zengin ve güçlülerin yönetimini zorladigi gibi, Güney’deki sosyalistler de, degisik bir tarihi ve kültürel ortamda olsa da, ayni popüler güçlere güvenmektedirler. Üçüncü Dünya’da son üç yil içinde gerçeklesen demokratik zaferlerle büyük bir cesaret kazandik. Dünyanin çesitli yerlerindeki ülkelerde yer alan bu gelismelere katki saglayan üye partilerimizi ve arkadaslarimizi selamlariz. Bizler kendimizi, hem Kuzey hem de Güney’de gelirin ve zenginligin yeniden dagitimina, ekonomik demokrasiye, refah ve sosyal adalete adadik. Bu nedenle, demokratik ya da demokrasiye dogru ilerleyen ve insan haklarina saygili güçleri desteklemeye öncelik veriyoruz.
(31) Üçüncü Dünya’nin özel problemlerinin isiginda, gelir ve zenginlikte asiri farkliliklarin azaltilmasi, 1985 Nairobi’de kabul edilen, BM Kadin Konferansinin Ileri Bakis Programi’nin uygulanmasi için ilkeli bir mücadele ile irkçi ve etnik baskilarin her türlüsüne sona ermesi üzerinde israrla duruyoruz.
(32) Insan haklari ve demokrasinin Üçüncü Dünya’da lüks olduguna ve insanlarin seçkin bir kitle ile, bu kitle ulusal bir grup bile olsa, ekonomik gelismeyi saglamasindan sora bu lükse sahip olacaklarina inanmiyoruz. Gelir ve zenginligin yeniden dagiliminin, kadin haklarinin, irkçi ve etnik baskilarla savasmanin ekonomik gelismeyi hizlandiracak ve teknolojik gelismenin yeni baski sekilleri haline gelmesini önleyecek, insan özgürlügü için bir araç olmasini saglayacak, bagimsiz güçler olduguna inaniyoruz.
(33) Sonuç olarak, Lima’da bulusan bizler, Kuzey ve Güney, Üçüncü Dünya’da adaletin, Kuzey ve Güney’in ortak politik çikarlarinin bizleri bir araya getiren kritik ve vazgeçilmez degerler oldugunu ve önümüzdeki yillarda bütün eylemlerimizde harekete geçirici ilkeler olacaklarini taahhüt ederiz.
2. ÇEVRE VE DOGAL KAYNAKLAR
(34) Çevrenin giderek daha fazla tahrip edildiginin ve sinirli dogal kaynaklarimiz üzerindeki baskinin farkindayiz. Üçüncü Dünya ülkelerinde ormanlarin yok edildigini ve çöllesmeyi ormanlarimizin ölmesinde, bunun insan sagligi üzerinde yarattigi zararli etkilerde, hava kirliligi ve asit yagmurlarinin rolünün artmakta oldugun tarimda asiri ürün alindigini, denizlerin, göllerin ve içme sularinin bozuldugunu atmosfer ve genetik kaynaklarimizin tehdit altinda oldugunu görmekteyiz. Ayrica dikkatimizi artan oranda, çesitli çevresel faktörlerin insan sagligi üzerinde yarattigi etkilere ve çalistigimiz çevrede var olan risklere yöneltmekteyiz.
(35) Çernobil felaketi, bizim çevresel ilgilerimizin, uluslararasi yapisini vurgulamaktadir. Radyasyon ulusal sinirlari dikkate almaz. Sosyalist Enternasyonalin bütün partilerinin, nükleer enerji hakkinda görüs birligi içinde olmamasina ragmen, bugün nükleer enerji disinda, enerji üretimi için planlamalar yapmaya baslamanin zamanidir ve bütün ülkeler, nükleer enerji santralleri ile ilgili kazalar ve gelismeler hakkinda bilgi verme ve bilgilendirilme hak ve yükümlülüklerine sahiptirler.
(36) Birçok çevre sorunu ile karsi karsiya olmamiza ragmen, ayni zamanda, bu sorunlara çare olusturacak özel bilgi ve teknolojiye de sahibiz.
(37) Biosferin ortak yönetimi, hem ulusal hem de uluslararasi güvenlik için büyük öneme sahiptir. Insan aktiviteleri, ekolojik sistemin dengesine ciddi düzeyde zarar verebilir. Bu, gezegenimiz üzerindeki yasam için gerekli olan temel kosullara bir tehdit olusturmakta ve ayrica uluslararasi bir çatisma riski yaratmaktadir. Bir tarafta çevreye müdahale, diger tarafta ise politik ve sosyal istikrarsizlik arasindaki iliski açikça ortadadir ve görmezden gelinemez. Bu nedenle, çevrenin korunmasi ve dogal kaynaklarimizin yönetimi için uzun vadeli stratejilerin gelistirilmesi önemli bir görev olarak karsimiza çikmaktadir. Hem ekonomik hem de sosyal gelismenin gerekleri ile uyumlu, güvenli ve yasanabilir bir dünya için, bir gelisme stratejisi olusturmak zorundayiz.
(38) Brundtland Komitesi çerçevesinde, dogal kaynaklarin ve çevrenin yönetimi için küresel sorumluluk kabulü olusturmaya yönelik önemli adimlar atildi. Sanayilesmis ülkeler, küresel kaynaklar üzerindeki baskiyi hafifletmede ve ayrica çevrenin ve kaynaklarimizin güvenilir ve saglam yönetimi için gereklilikleri karsilayan teknolojiyi gelistirmede ve bu teknolojiyi yaymada önemli bir rol oynayabilirler. 70’lerde, yüksek petrol fiyatlarina karsi olusturulan tepkiden çikarilabilecek önemli sonuç, bunun yapilabilecegidir. Bugün uluslararasi anlasmalar ya da ulusal standartlarda sart kosulanlardan daha agir talepler ortaya koymak olasidir.
(39) Bu nedenle, uluslararasi isbirligi adina, asagidakileri gerçeklestirmek gerekmektedir:
- Teknolojik gelisme ve dogal kaynaklarin kullaniminin, küresel sistem tarafindan olusturulan taleplere uyumlu hale getirilmesi
- Sanayilesmis ülkelerin, etkin, ekonomik ve çevresel gereksinimler ile uyumlu ve kaynaklar açisindan ekonomik olan teknolojinin, Üçüncü Dünya’ya transferi için daha fazla sorumluluk almasi
- Gelisme yardimi programlarinda çevre boyutuna daha büyük bir önem verilmesi:
- Çevresel tehlikeler içeren ve yerel ortamlarda kabul edilmeyen aktivitelerin diger ülkelere ihraç edilmesi konusunda yasaklamalar getirilmesi
- Yagmur ormanlari ile, Üçüncü Dünya ülkelerindeki ormanlarin yok olmasini ve sanayilesmis ülkelerdeki orman ölümlerini engellemek ve genel olarak dünya ormanlarini korumak için politik araçlarin olusturulmasi ve daha genis kaynaklarin kullanima sunulmasi
- Hava kirliligini azaltmak için, ulusal sinirlar ötesinde daha büyük çaba sarf edilmesi
- Uluslararasi antlasmalar yoluyla içme sulari, göller ve denizleri kirletme riski tasiyan faaliyetlerin yasaklanmasi
- Nesillerin tükenme tehlikesi olan hayvan ve bitki türlerine daha fazla önem verilmesi
- Hem sanayilesmis ülkelerde, hem de gelismekte olan ülkelerde çalisma çevresi, sagligi ve iyilestirilmesi ile iliskili sorunlara daha fazla dikkat edilmesi.
3. YENI GÜVENSIZLIGIN KONTROLÜ
(40) Baris ve silahsizlanma kavramlari, özgürlük, gelisme ve yasami sürdürmek için temel gerekliliklerdir. Silahlanma yarisi, insanligin varligini tehdit etmektedir. Ekonomik ve sosyal gelisme için gerekli olan faaliyetleri engellemektedir. Insan iliskilerini zehirlemektedir.
(41) Bireysel ve ulusal olarak, yasama ve hayatta kalma hakkimizdan toplumlarimizi tam olarak gelistirmek hakkimizdan baris, özgürlük ve dayanisma içinde yasama hakkimizdan yoksun birakiliyoruz.
(42) Nükleer savas, bütün gezegeni yikabilir ve insanligi yok edebilir. Nükleer savas, insanliga karsi en büyük suç olacaktir.
(43) Silahlanma yarisi sadece nükleer silahlar ile sinirli degildir. Yeni ve daha yikici konvansiyonel silahlarin yapimi için gittikçe daha fazla çaba harcanmaktadir. Silahlanma yarisi insan kontrolünden çikmaya baslamistir. Savaslarin patlamasini engellemek yeterli degildir. Silahlanma yarisi döngüsünün kendisini yok etmek gerekmektedir. Hem silahlanma yarisinda hem de savasta kazanan yoktur, sadece kaybedenler vardir.
(44) Hükümetler, kendi güvenlik gereksinimlerinin, silah teknolojisindeki yenilikler ve daha fazla silahlanma ile tam olarak karsilanamayacagini kavramak zorundadirlar. Silahlarin kalitesi yerine, politikalarin kalitesi iyilestirilmelidir.
(45) Gerçek güvenlik, ortak güvenliktir. Bu ise sadece, bütün insanlarin isteklerini ve bütün ülkelerin güvenlik gereksinimlerini dikkate alan bir isbirligi ile olusturulabilir. Yeni bir isbirligi, güven ve açiklik politikasina ve bunun sonucu olarak da ülkeler arasinda bir rahatlamaya, yumusamaya ihtiyacimiz var.
(46) Görüsümüz, bütün ülkelerin, özellikle de büyük askeri güçlerin, bugünkü çilginliklarini durdurmak için yasal oldugu kadar ahlaki ve politik saglam bir yükümlülük altina girmeleridir. Bütün ülkeler, silahlarin kontrolü hakkinda konusarak ve elle tutulur sonuçlara gitmeyi erteleyerek sadece militarizmi maskelemeye çalismadiklarini, etkin düzenlemeler ile kanitlamak zorundadirlar.
(47) Hem Sovyetler Birligi, hem de Amerika Birlesik Devletleri %50’lik indirimle baslamak üzere nükleer silah depolarini yok etmeye hazir olduklarini açiklamislardir. Sosyalist Enternasyonal bu açiklamadan memnunluk duymustur, fakat onlari bu sözlerini gerçege dönüstürmeye çagirmaktadir. Eger söylediklerini amaçlamamislar ise, dünya kamuoyu bunun farkina varacaktir. Bu nedenle, SALT I ve SALT II ile belirlenen limitler taraflarca saglanmali, silahlarin yok edilmesinin uygun düzenlemeler ile titiz bir sekilde takip edilmesi zorunludur.
(48) Bütün nükleer silah denemelerinin durdurulmasi ve daha sonra da tamamen yasaklanmasi, hükümetlerin silah kontrolünü gerçekten ciddiye aldiklarin gösterebilir. Aslinda bütün nükleer silah denemeleri durdurulmalidir. Sosyalist Enternasyonal, Amerika Birlesik Devletleri yönetimine nükleer denemelerin kapsamli olarak yasaklanmasi sorununda takindigi olumsuz tutumu birakmasi için israrla basvuruda bulunmustur. Kapsamli bir nükleer denemeleri yasaklama antlasmasi (CTBT) için görüsmeleri ivedilikle yeniden baslatilmali ve gerçeklestirilebilir bir ÇTBT daha fazla gecikmeden sonuçlandirilmali ve bütün nükleer silah güçlerine uygulanmalidir.
(49) Sosyalist Enternasyonal ayrica, baris ve yumusamanin hizmetinde, gerçeklestirilebilir tek uluslu ve iki uluslu önlemlerin önemini vurgulamaktadir. Silahlarin sinirlandirilmasi, silah indirimi ile ilgili herhangi bir önlem teklifini ciddiyetle ele almak ve olumlu yanit vermek zorundayiz. Bir silahsizlanma teklifinin düsünmeden, rastgele reddedilmesi, uluslararasi baris ve istikrar anlayisini zedeleyecektir.
(50) Stratejik nükleer silahsizlanma ayrica, silah sinirlama rejimlerini güçlendirecektir. Silah sinirlamasini artirmak için, nükleer silahlardan arinmis bölgeler ve koridorlar olusturmak kadar, nükleer silahlari ortadan kaldirmak için de aktif biçimde çalisilmasi gerekmektedir.
(52) Sosyalist Enternasyonal, Tlatelolco Antlasmasi ile Latin Amerika’da nükleer silahlardan arindirilmis bir bölge kurulmakta oldugunu ve 1985 Güney Pasifik Nükleer Silahlardan Arindirilmis Bölge Antlasmasini memnuniyetle bildirmektedir. Sosyalist Enternasyonal, bu antlasmalara henüz katilmayan bütün ülkeleri katilmaya davet ediyor ve bütün nükleer güçleri protokolleri imzalayarak antlasmalara saygili olmaya çagiriyor.
(53) Sosyalist Enternasyonal, Arjantin, Yunanistan, Hindistan, Meksika, Isveç ve Tanzanya hükümet ya da devletlerinden alti baskanin katildigi Bes Kitada Baris Girisiminden memnunluk duymustur. Bu girisimin amaci, silahsizlanmanin sadece nükleer süper güçlere birakilmamasini saglamaktir.
(54) Kimyasal silahlarin tamamen ortadan kaldirilmasi askidadir, bunlarin gelistirilmesinin ve yayilmasinin durdurulmasi için her sey yapilmalidir. Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde SED ve Federal Almanya Cumhuriyeti’nde SPD tarafindan ortaklasa hazirlanan, Avrupa’da kimyasal silahlardan arindirilmis bir bölge olusturulmasina yönelik anlasma önerisi, yumusama ve ortak güvenlik anlayisi üzerine dayandirilmistir. Bu girisim silah indirimi için iki uluslu ve bölgesel bir model olarak degerlendirebilir.
(55) Kimyasal silahlarin küresel olarak yasaklanmasi ile ilgili Cenova görüsmeleri sonucunda, Sosyalist Enternasyonal, Amerika Birlesik Devletleri’ne ve diger güçlere sinir gazi gibi yeni kimyasal silah türlerinin üretilmemesi için basvuruda bulunmustur. Bu tür herhangi bir silahin kullanilmasini ve 1925 Cenova Protokolü’nün ihlalini kiniyoruz.
(56) Sovyetler Birligi ve Amerika Birlesik Devletleri ivedilikle orta menzilli nükleer silah sistemlerinin daha fazla konuslandirilmasini durdurmali ve iki tarafla da, Bati Avrupa’da Amerika’nin yerlestirdigi yeni orta menzilli nükleer güçlere karsi olarak Dogu Avrupa’da yayilan sistemler de dahil olmak üzere, var olan sistemlerin azaltilmasi ve yok edilmesi için görüs birligine varmalidirlar.
(57) Nükleer silahlarin kontrolü, konvansiyonel silahlardaki artisin mesrulasmasina izin vermemelidir. Nükleer ve konvansiyonel silahlar ve güçler arasindaki karsilikli iliski ve modern konvansiyonel silahlarin artan yikiciligi, konvansiyonel silahsizlanmada yenilestirilmis ve daha kararli çabalar gerektirmektedir. Ilgili bütün hükümetler, Stockholm Konferansi ve Viyana görüsmelerinin, Avrupa’da silahsizlanma sürecinin baslatilmasinda olumlu sonuçlar yaratmasini saglayacak adimlari ivedililikle atmak zorundadirlar. Benzer süreçler diger bölgelerde de baslatilmalidir.
(58) Silah transferinin sinirlandirilmasi, silahlari kontrol gündemine geri getirilmelidir. Sosyalist Enternasyonal, Peru’nun silahlarin bölgeye akisini sinirlama girisimlerini baslatmasini memnuniyetle karsilamaktadir.
(59) Birlesmis Milletler, kurulusundan bu yana geçen kirk yil süresince uluslararasi iliskilerde kalici ve temel bir faktör olmustur. Ancak, Birlesmis Milletler öncelikli görevi olan ihtilaflarin anlasma ile sonuçlanmasi ve uluslararasi baris ve güvenligin korunmasinda yeterli destegi alamamistir. Ülkeler, sürmekte olan bölgesel savaslarin durdurulmasi ve yeni anlasmazliklarin ortaya çikmasini engellemek için Birlesmis Milletlerin himayesi altinda, güçlerini birlestirmeye gerçekten istekli olmalidirlar.
(60) Sosyalist Enternasyonal, Birlesmis Milletler Anlasmalarina karsi olan herhangi bir güç kullanimi kinamaktadir. Sosyalist Enternasyonal, ulusal bölgesel ve uluslararasi çatismalari çözme yöntemi olarak askeri müdahalelerin giderek daha fazla onay görmesine karsi alarm durumundadir. Dünyanin intikam, düsmanlik yoluna dogru gitmesine askeri güce güvenmesine izin verilmemelidir. Terörizm, daha önce olmadigi kadar ulusal ve uluslararasi yasamin yapisina yönelmistir ve en çok da bunlar içinde savunmasiz olanlari vurmaktadir. Terörizm politik çözümleri kolaylastirmaktan çok engellemektedir. Bu yüzden demokratik sosyalistler, bu insanlik disi hareketleri kategorik olarak reddederler. Demokratik sosyalistler, bu insanlik disi hareketleri kategorik olarak reddederler. Demokratik sosyalistler, ister bireyler, gruplar, ister hükümetler tarafindan yapilsin ve desteklensin, terörist eylemlerin hiçbir durumda hakli gösterilemeyecegini ifade ederler. Bu nedenle demokratik sosyalistler, siddet içermeyen, barisçil politik eylem yollari için ve politik amaçlarini daha da ileri götürmenin bir yolu olarak terörizmi kullanmaya devam edenlerin dislanmasi ve kinamasi için canli ve israrli bir girisim içindedir.
(61) Açlik, issizlik ve çevrenin tehdit edilmesi gibi bugünün en önemli sorunlari, sadece, silahlanmanin kontrol edilmesi, silahsizlanmayi ve silahlanma için kaynaklarin harcanmasinin durdurulmasini amaçlayan sabirli ve kararli görüsmeler ile çözülebilir. Bu kaynaklar yeniden sosyal ve ekonomik gelismeye, insan haklarinin korunmasi ve gelistirilmesine ve temel özgürlüklere yöneltilmelidir.
(62) Sosyalist Enternasyonal, baris, özgürlük ve dayanisma içinde yasama hakkimizi yeniden kazanmak için arkadasimiz Olof Palme’den daha iyi bir hatira olamayacagina inanmaktadir.
4. BÖLGESEL ÇATISMALAR
(63) Özgürlük için yapilan çatismalarin en önemlilerinden bazilari Latin Amerika ve Karayipler’de sürmektedir. Biz, bölge içi baris, ulusal gelecegini belirleme hakki, egemenlik ve müdahaleci olmayan ilkelere saygiya taraftariz. Çözüm için bu Kongrede benimsenen ilkelerin Latin Amerika ve Karayipler üzerindeki özel uygulamalarini destekliyoruz.
(64) Orta Dogu, sadece yakin ülke taraflarin degil, bölgedeki diger ülkelerin ve tabii ki büyük güçlerin katildigi siddetli çatismalarin yasandigi bir bölgedir. Bu nedenle, bu düsmanliklarin giderilmesi, kan dökülmesine son vermek kadar, bölgesel ve uluslararasi barisin devami için de son derece kritiktir.
(65) Sosyalist Enternasyonal, Israil’deki üye partilerinin, bölgede adaletli ve kalici bir baris saglamak için gösterdikleri çabalari memnuniyetle karsilamaktadir. Sosyalist Enternasyonal buna, sadece, Filistinlilerin yasal temsilcilerinin de katilacagi ilgili bütün taraflarin arasinda yapilacak görüsmeler yoluyla ulasilabilecegine inanmaktadir. Bu baris bölgedeki bütün ülkelerin temel haklarini, taninmis sinirlar içinde güvenlik ve baris içinde yasama ve Filistin halkinin kendi gelecegini belirleme ve kendi ulusal topraklarinda yasama hakkini kendi gelecegini belirleme ve kendi ulusal topraklarinda yasama hakkini dikkate alarak kurulmak zorundadir. Bu, bazi noktalarda, Israil ve Filistin’in birbirlerini karsilikli ve eszamanli olarak tanimalari ve siddetin durdurulmasi anlamini tasimalidir.
(66) Sosyalist Enternasyonal, Birlesmis Milletlerin ve ilgili herhangi bir uluslararasi kurulusun bu süreçte yardim için rol almasini olumlu bulmaktadir. Sosyalist Enternasyonal, Orta Dogu’da adaletli ve kalici bir barisa dogru ilerlemek için harcanan çabalarda olusan çikmazlardan duydugu derin endiseyi ifade etmektedir. Sosyalist Enternasyonal, bölge içi barisin, bölge ülkeleri arasinda ve bölge ülkelerinin kendi içlerindeki barisin, ancak Israil, Filistin halki ve onlarin Arap komsulari arasinda birlikte yasamanin yeni temelleri için sabirli bir arastirma ile saglanabilecegini tekrar ifade etmektedir. Bölge insanlari ile birlikte dayanisma ruhu adina, Sosyalist Enternasyonal, Birlesmis Milletlere oldugu kadar çatisma içinde olan bütün taraflara, politik bir diyalog sürecine yeniden baslamalari, siddeti ve terörizmi durdurmalari ve baris için bir çerçeve olusturmalari yönünde herhangi bir seçenek saglamak için basvuruda bulunmaktadir.
(67) Sosyalist Enternasyonal, uluslararasi yasalara ve Birlesmis Milletler çözümlerine aykiri olan, görüsme ve anlasma olanaklarini olumsuz yönde etkileyen, isgal altindaki bölgelerdeki yerlesimler ile ilgili endiselerini ifade etmektedir.
(68) Barisa giden yol uzun ve zordur. Sosyalist Enternasyonal, hükümet baskani Shimon Perez tarafindan getirilen önerileri olumlu ve yararli adimlar olarak kabul etmektedir. Ayrica, Arap Fez plani da akilda tutulmaktadir.
(69) 1983’te yapilan kongreden bu yana, Lübnan’daki durum, Lübnan halki için, orada siginacak bir yer arayan Filistinli mülteciler ve terörizmin yabanci kurbanlari için artan sikinti ve acilar ile mimlenmistir. Bunlarin çözümü olarak, bu ülkenin egemenliginin, toprak bütünlügünün ve birliginin desteklenmesinin tekrar ifadesi olarak, Sosyalist Enternasyonal bütün Lübnanlilari, sivil baris, siddet ve terörizme karsi tavir almayi saglayacak olan demokratik kurumlarinin güçlendirilmesi, gelisme ve ulusal yeniden yapilanma için bir program etrafinda birlesmeye davet etmektedir. Sosyalist Enternasyonal, Lübnan’dan yabanci askeri birliklerin tamamen çekilmesini, ülkede devam eden yüksek gerginligin azaltilmasina yardimci olacak bir husus olarak degerlendirmektedir.
(70) Sosyalist Enternasyonal, Nisan 1984’te Slangerup Bureau toplantisinda Kibris ile ilgili olarak karar almistir. Sonuncusu Agustos 1984’te olmak üzere adaya iki görev grubu göndermistir ve bugün Sosyalist Enternasyonal Kibris konusunda önceki önerisini tekrarlamaktadir ve Türk askerlerinin adadan ivedilikle çekilmesi, Kibris’ta BM çözümlerinin uygulanmasi ve Kibris meselesinin halledilmesini saglamak için BM Genel Sekreterliginin çabalarini desteklenmesi çagrisinda bulunmaktadir.
(71) Sosyalist Enternasyonal, Irak ile Iran arasinda yaklasik alti yildir süren savas hakkinda çok ciddi kaygi duymaktadir. Bu savasin devamini hakli gösterecek hiçbir neden yoktur. Bu çatisma bölgedeki istikrari tehlikeye atmakta ve gelisme sürecinden uzaklasan bu iki ülke içinde çok büyük miktarda mal ve insan kaybina neden olmaktadir. Bu savasin baslamasi ve devami ile ilgili olarak ülkelerin sorumlulugunu belirlemek Sosyalist Enternasyonal’in görevi degildir. Ancak baskan yardimcisi, merhum Olof Palme’nin kararli faaliyetlerine saygi ile, Cenova Konvensiyonu’nun (kimyasal silahlarin yasaklanmasi, savas esirlerinin haklarinin korunmasi) her türlü ihlalini kinamaktadir ve iki tarafa da sürekli bir ateskes ilan edilmesi, anlasmalar ve uluslararasi sinirlara dayali, uluslarin kendi yönetimlerini serbest olarak seçmeleri ile ilgili içislerinde müdahaleci olmayan bir çerçevede baris aramalari çagrisinda bulunur.
(72) Asya-Pasifik bölgesinin gelecekteki güvenlik ve barisi, Filipinler ve Kore’de istikrarli ve demokratik politik sistemler kurulmasina baglidir.
(73) Bu nedenle Sosyalist Enternasyonal, Filipinler’de daha demokratik bir yönetime dogru olusturulan hareketleri memnunlukla karsilamaktadir. Filipinler’de insan gücü uygulamasi, anlamli politik reformlar için olanaklar saglamistir. Sosyalist Enternasyonal, yeni baskan Corazan Aquino’nun Filipinler’de, basarili bir ekonomik yeniden yapilanmaya dayali istikrarli bir demokratik sistemi kurmasini umut etmektedir.
(74) Sosyalist Enternasyonal, Güney Kore’deki demokratik yönetim için artan baskiyi ve çok zor sartlar karsisinda alternatif demokratik güçlerin gelismesini cesaret verici bulmaktadir.
(75) Sosyalist Enternasyonal, Vietnam güçlerinin Kamboçya’dan çekilmesini saglayacak politik çözüm yollari bulmaya yönelik çabalari desteklemektedir.
(76) Eylül 1984’te Tanzanya, Arusha’da yapilan özel konferansta belirtildigi ve Sosyalist Enternasyonalin 1986 Nisan ayinda Botswana, Gaborone’de yapilan özel toplantisinda tekrar ifade edildigi gibi, Güney Afrika’da irka dayali ayrimciliga karsi mücadele için verdigimiz destegi yeniden ve israrla ifade ediyoruz. Irka dayali ayrimcilik ile uzlasma olmaz. Bu ortadan kaldirilmak zorundadir. Bu reforme edilemez.
(77) Güney Af rika’nin ve aslinda insanligin umudu olarak, Afrika Ulusal Kongresi Birlesik Demokratik Cephe, isçi sendikalari ve irksal orjinleri ne olursa olsun bütün ilerici güçlere güveniyoruz. Güney Afrika’nin Botswana, Zambia, Zimbabwe’deki son saldirilarin siddetle kiniyoruz.
(78) Güney Afrika, ön kiyidaki ülkeler üzerinde yasal olmayan baskilar kurmaya ve bu ülkeleri istikrarsiz ve dengesiz hale getirmeye devam etmektedir. Güney Afrika, komsu ülkelere saldirilar dahil tüm yollarla bu ülkeleri bütün yönleriyle zayiflatmayi ve parçalamayi istemektedir. Güney Afrika bölgenin hakimi olarak kalabilmek için mültecilerin ve halkin agir insani ve ekonomik kayiplarina sebep olmaya hazirdir.
(79) Sosyalist Enternasyonal, Namibya’nin ivedilikle BM’in 435 Sayili Kararina göre özgürlügüne kavusturulmasi gerektigine inanmaktadir. Gerçek anlamda bagimsiz bir Namibya için baska yol yoktur. SWAPO’nun Namibya’da en önde gelen temsil edici güç olduguna süphe yoktur. Namibya’nin bagimsizlik sorunu ve Küba askerlerinin olasi çekilmesi arasinda iliski kurulmasi hakli gösterilemez. Angola’da UNITA için destek olusturmak, herhangi bir çözümü daha da karmasik hale getirir ve aslinda Güney Afrika’nin Namibya’daki hakimiyetini desteklemekten baska bir anlam ifade etmez.
(80) 1976 Soweto isyaninin onuncu yil dönümü gününde Güney Afrika rejimi ülke çapinda bir acil durum ilan ederek baski ve siddeti artirdi. Her gün beyaz olmayan çocuklar devlet terörü ile öldürülmektedir. Güney Afrika, komsu ülkelere saldirmaya ve onlari istikrarsizlastirmaya devam etmektedir. Bütün dünya, bu onur kirici, yasalara aykiri zorbalik sistemini durdurmak için bir sorumluluga sahiptir.
(81) Barisçil degisimler için uluslararasi yaptirimlar son sans olabilir. Bunun tersi ise Güney Afrika’da onlara destek verir. Bu nedenle, Sosyalist Enternasyonal asagidakileri gerçeklestirmek için çagrida bulunuyor:
- Güney Afrika’ya yapilan yatirimlar ve kredilerde hükümet güvencelerini durdurmak
- Güney Afrika’ya petrol transferi ve ihracini yasaklayarak petrol üreten ülkeler tarafindan petrol ambargosunun güçlendirilmesi ve Güney Afrika’dan kömürün ihracina ambargo getirilmesi
- Güney Afrika ile hava ve deniz baglantisinin kesilmesi
- Güney Afrika’nin tarimsal ürünlerini ithal etmenin yasaklanmasi,
(82) BM ve Avrupa Toplulugu gibi uluslararasi kuruluslar, Güney Afrika’ya karsi gerçekten zorunlu yaptirimlari kapsayan bir politika olusturamaz ise, ülkeler tek basina ve birlikte bu eylemleri gerçeklestirmelidir.
(83) Sosyalist Enternasyonal ayrica, Sahra insanlarinin bagimsizlik ve kendi geleceklerini belirleme hakkini destekledigini tekrar ifade etmektedir. Bu çatismayi, adaletli ve nihai bir çözüme ulastirmak için, Polisario Cephesi ve Fas arasinda dogrudan görüsmelerin baslatilmasi için verdigimiz destegi yineliyoruz.
(84) Sosyalist Enternasyonal, Eritre halkinin kendi geleceklerini belirlemek için 30 yildir verdikleri mücadelenin, BM ve OAU tarafindan desteklenecek ilkeler ile çözümlenmesi gerektigine inanmaktadir.
(85) Sosyalist Enternasyonal, Sovyet ordusunun Afganistan isgalini sürdürmesi konusunda derin bir endise duydugunu ifade etmektedir. Sosyalist Enternasyonal, Sovyet güçlerinin, hem mücahitlerin yerlesim bölgelerine, hem de sivil nüfusa karsi insan haklarini ihlal ederek yogun siddet kullanimi ile Pakistan ve Iran’daki dört milyon Afgan göçmeninin durumu hakkinda derin bir kaygi içindedir. Sosyalist Enternasyonal, BM’in yönetiminde, savasa politik çözümler saglamaya yönelik çabalari desteklemekte ve herhangi bir çözümün temelde, Sovyet askerlerinin Afganistan’dan çekilmesine ve Afgan halkinin baskasina devredilemez olan kendi gelecegini belirleme hakkinin düzenlenmesine dayali olmasi gerektigini savunmaktadir. Sosyalist Enternasyonal bütün üye partilerini, hem mülteci kamplarindaki, hem de ülke içindeki Afgan nüfusuna yapilacak insani yardimi artirmak için çalismaya çagiriyor.
(86) Ayrica, özellikle ‘bütün insanlarin ve düsüncelerin serbest dolasimi’ üzerine Helsinki Konferansinin Nihai Yasa’sina karsi sürdürülen eylemler ile insan haklarinin ihlalinin sürdürülmesi konusunda endise duyuyoruz. Bu nedenle, ulusal azinlik haklarinin savunulmasini, dinsel özgürlügü ve sendika haklarini kapsayan temel özgürlükler için mücadelede, Solidarnosc gibi, Dogu Avrupa’daki bütün demokratik hareketler ile dayanisma içindeyiz. Aslinda, kendimize görev edindigimiz silahsizlanma ve ülkeler arasindaki gerginligin ortadan kaldirilmasi ile bu hareketler için daha olumlu bir ortam yaratilacagina inaniyoruz.
(87) Sosyalist Enternasyonal, Sovyetler Birligi’ndeki Yahudilerin kötüye giden durumunu ve özelikle Israil’e gitmek istedikleri halde göçün durduruldugunu bilmektedir. Ayrica, göç haklarinin uluslararasi garanti altina alinmasini isteyen Yahudilere karsi uygulanan tacizin de farkindayiz. Su anda sadece çikis izni alabilmek için harcadiklari çabalar nedeniyle hapis halinde olduklari anlasilan Yahudilerin birakilmasi ve bu sekilde Sovyetler Birligi’nden ayrilmak isteyen tüm Yahudilere engel çikarilmadan izin verilmesi için Sovyet yönetimine çagrida bulunuyoruz. Yine, Yahudilerin kendi dillerinde egitim gibi temel haklarinin reddedilmesini de ciddi bir sekilde takip etmekteyiz.
(88) Bölgesel çatismalarin ortak özellikleri olan insan haklari ihlalleri, ekonomik gelismenin alt üst olmasi, ölüm ve yikimlar ile birlikte bu kisa degerlendirmeyi daha pozitif bir konu ile kapatabiliriz. Kuzey Irlanda’daki durum bugüne kadar terörizm, ölüm, yikim ve bölücülük ile sonuçlanmistir. Irlanda ve Birlesik Krallik hükümetleri arasinda Irlanda’da politik ve kültürel geleneklere karsilikli saygi temeline dayali olarak istikrar ve nihai baris saglamak amaciyla hazirlanmis, Anglo-Irish Anlasmasinin imzalanmasi pozitif ve potansiyel ümit verici bir basari olarak görülmelidir. Her iki hükümetin ve Britanya, Kuzey Irlanda ve Cumhuriyeti’ndeki üye partilerimizin barisi saglama ve kültürel uyumu gerçeklestirme yönündeki çabalari tam destegi hak etmektedir. Ayrica, Avrupa Sosyalistleri Kuzey Irlanda’daki büyük ekonomik krizin çözümüne destek olabilir.
5. CENOVA’DAN LIMA’YA
(89) 1976 yilinda Cenova’da Willy Brandt’in Sosyalist Enternasyonal’in liderligine geçtigi dönemde gerçekten dünya çapinda bir örgüt kurmak için kollari sivamistik. Bu hedefe tam anlamiyla ulasamadik, ancak, kesinlikle ve iftaharla söyleyebiliriz ki, amaçladiklarimizi, birçok politik hareketten daha çok basardik.
(90) Fakat henüz kendimizden memnun olamayiz. Dünyanin birçok yerinde ortaya çikan sosyalist ve ilerici güçlere ulasma yönünde çabamizi artirmamiz gerekmektedir. Bu noktada, Güney Pasifigin küçük ada devletlerinde yeni gelismekte olan isçi partileri ve sosyalist partilerle kardesçe iliskiler kurmayi umut ediyoruz.
(91) Ve yeni ilkeler bildirgemiz olan Lima Bildirgesinin hazirlanmasi sirasinda basarilarimiz kadar, basarisizliklarimiz ve hayal kirikliklarimiz ile de açikça yüzlesmeliyiz.
(92) Iç örgütlenmemiz konusunda, hem Enternasyonal içinde hem de disinda, dinamik bir kadin hareketinin aciliyeti nedeniyle, örgütlenmemizi, erkek merkezli olmaktan, tüm üyelerimize ve seçmenlerimize açik olan bütüncül bir yapiya dönüstürmemiz gerekmektedir. Böyle bir hareket dünyanin her tarafinda kadinlar tarafindan memnuniyetle karsilanacaktir. Bu alandaki kararliligimizin bir isareti olarak, karar kurullarinda kadinlarin tam katilimini saglayan ve cesaretlendiren kota düzenlemelerini kabul etmis üye partilerin sayisinin artmasini saglamaliyiz. Bu kota düzenlemesinde oran %15 ile %50 arasinda degisir. Ideal olani ise elbette kadin nüfusun oranidir.
(93) Birlesmis Milletler Kadin Onyili’nin ikinci yarisini Dünya Eylem Programi, politik organlarda kadin katiliminin artirilmasinin gerekliligini vurgular. Sosyalist Enternasyonal üye örgütlerini, kadin ve erkek arasindaki esitligin saglanmasi için devlet bakanligi ya da sekreterligi gibi bir mekanizmanin kurulmasi için çaba göstermeye davet eder. Sosyalist Enternasyonal, üye partilerine, kadinin politik yasama katiliminin, tüm parti katmanlarinda, yerel bölgesel ve ulusal seçimlerde aday olarak erkeklerle es düzeyde saglanmasi ve Sosyalist Enternasyonal toplantilarinda tüm delegasyonlarda temsil edilmeleri konusunda çagrida bulunur.
(94) Bu noktada, Sosyalist Enternasyonal, Sosyalist Enternasyonal Kadinlari tarafindan Lima Konferansinda duyurulan “Sosyalist Kadinlar Onyili” hedeflerini bütünüyle destekledigini belirtir.
(95) Özellikle bu tür yeni hareketleri, Sosyalist Enternasyonal’in Üçüncü Dünya’daki ilk kongresinin deklarasyonu olarak Lima Bildirgesine dahil etmenin uygun oldugunu düsündük.
(96) Böylece, Sosyalist Enternasyonal, Lima’dan, insanlarin baris, özgürlük ve dayanisma içinde yasayacagi bir dünya için çözüm ilkeleri yönündü mücadele kararliligini tekrar ifade eder.