SHP GENEL BAŞKANI MURAT KARAYALÇIN, PARTİSİ’NİN MYK TOPLANTISINI AÇARKEN YAPTIĞI KONUŞMADA, İÇ VE DIŞ POLİTİK GELİŞMELERİ DEĞERLENDİRDİ
SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın: "301, AKP ve CHP için kapı numarası olabilir ama bu bizim için bir demokrasi sorunudur."
"Ben gayrimüslim yurttaşlarımızı yabancı olarak gören anlayışı sol düşünce adına, Cumhuriyetçi düşünce adına kınıyorum."
SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın Partisi'nin MYK toplantısını açarken yaptığı konuşmada iç ve dış politik gelişmeleri değerlendirerek şunları söyledi:
"Gayrimüslim yurttaşlarımız
Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu'nun Türkiye'deki Kürt kökenli yurttaşların ve Alevilerin azınlık sayılması görüşü asla kabul edilemez. Umarım Avrupa Parlamentosu bu yanlışlığa girmez.
Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye'deki yurttaşlık kurumunu bilmemesi bir derece kabul edilebilir. Ancak TBMM'deki siyasi partilerimizin Türkiye'deki yurttaşlık kurumunu anlayamaması kabul edilebilecek bir şey değil.
Gayrimüslim yurttaşlarımızı kimi siyasi partilerimiz maalesef yabancı olarak kabul ediliyor. Bu Türkiye'deki yurttaşlık kurumuna indirilmiş büyük bir darbedir.
Lozan'da Rum, Ermeni, Yahudi ifadesi yer almıyor. Yalnızca gayrimüslim ifadesi var. Ayrıca Lozan'da mütekabiliyet, yalnızca Rum kökenli yurttaşlarımız için konulmuştur. Bunun nedeni Rum kökenli yurttaşlarımızın yabancı sayılması değil, Lozan'ın getirdiği Türk-Yunan dengesidir. Kaldı ki o düzenlemede mütekabiliyet sözcüğü de yoktur,
Türkiye'de İmparatorluk döneminde, 1912'ye kadar tüzel kişiler mülk sahibi olamazdı. Bu nedenle de cemaatler mülklerini güvenilir kişiler üzerine yaptırmışlardır. 1912'de tüzel kişilere de mal sahibi olma hakkı tanındı.
1935'te Cumhuriyet yönetimi bir durum saptaması yapmak amacıyla azınlık vakıflarından mal varlıklarını bildirmesini istemiştir. Daha sonra çeşitli anlaşmazlıklar ortaya çıkmış ve konu Yargıtay'a kadar gelmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1975 yılında gayrimüslim yurttaşlarımızın vakıflarının mal edilmelerini önleyen bir karar almıştır. Bu kararın gerekçesinde de maalesef gayrimüslim yurttaşlarımız yabancı sayılmıştır.
Yargıtay bir yıl sonra bu kararı, bu hukuk faciasını düzeltmiştir.
Bugün TBMM'de bu konu yanlış bir zeminde tartışılmaktadır, gayrimüslim yurttaşlarımıza sanki onlar yabancıymış gibi yaklaşılmaktadır.
Ben gayrimüslim yurttaşlarımızı yabancı sayan bu anlayışı sol düşünce adına, Cumhuriyetçi düşünce adına kınıyorum. Başta milli futbolcumuz Lefter, milli boksörümüz Gabris, işadamımız İshak Alaton olmak üzere tüm gayrimüslim yurttaşlarımızdan özür diliyorum. Onlar bizim yurttaşlarımız, kardeşlerimizdir.
301. madde
Ayrıca TCK'nın 301. maddesi üzerinde oluşan AKP-CHP ittifakını da kınıyorum. Sayın Cemil Çiçek kimilerinin 301'i bir kapı numarası gibi gördüğünü söylüyor. Bunu Adalet Bakanı'na, Cemil Çiçek'e yakıştıramıyorum. 301 AKP ve CHP için kapı numarası olabilir, ama bu bizim için bir demokrasi sorunudur.
Bu maddeyle ilgili iki unsur dikkati çekmektedir. Birincisi 'hakaret' ikincisi 'eleştiri' unsurudur. Türkiye'ye, Türklüğe TBMM'ye hakaret edilemez. Bunu kabul edemeyiz. Bir de işin eleştiri unsuru var. Bu 301'inci maddenin son fıkrasında yer almaktadır. Burada sorun neyin hakaret, neyin eleştiri olduğu, daha doğrusu eleştirinin tanımıdır. SHP olarak bize göre ölçü "maddi zarar doğuracak şekilde şiddeti tahrik ve teşvik etmek" şeklinde alınmalıdır ve 301 madde buna göre değiştirilmelidir.
CHP ve AKP'nin 301 ile ilgili yaklaşımı ve ittifakları akılları sıra milliyetçilik gösterisi şeklinde ortaya çıkıyor. Bu partileri, milliyetçiliklerini ve ulusalcılıklarını Tohumculuk Yasası'nda sergilemeye davet ediyorum.
TBMM'deki Tohumculuk Yasa Tasarısı Türkiye'nin, aleyhinedir. Ziraat Mühendisleri Odası'nın bu konudaki tavrını ve görüşünü destekliyoruz. Ulusalcılığını herkes burada göstersin. Yurttaşlarımızı yabancı göstererek ulusalcı olunamaz. Ayrıca TBMM'de görüşülen Avrupa Sosyal Şartı konusunda sol partileri tavır almaya davet ediyoruz. Komisyonda "insanca yaşam" talebine çekince koyuldu. SHP bunu kınamaktadır.
Kıbrıs
KKTC'de sıcak gelişmeler yaşanıyor. AKP'nin yanlış yaklaşımı nedeniyle Magosa Limanı'nın ticarete açılması ve Maraş'ın devri konusunda düzenlemeler gündemdedir. KKTC üzerindeki tecrit elbette kaldırılmalıdır. Ancak şu da biliniyor ki Avrupa Birliği, Kıbrıs Türk Halkı'na söz vermiştir. Referandumdan sonra AB verdiği bu sözü tutmadı. KKTC üzerindeki tecridin kaldırılması AB için en azından ahlaki bir yükümlülüktür. Bu, GKRY'nin gemilerine ve uçaklarına liman ve hava alanlarımızın açılmasının koşulu olamaz. Gümrük Birliğinde söz konusu olan Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde üretilen sanayi mallarının Türkiye'ye vergi, resim, harç alınmadan girmesidir. Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülüğü bununla sınırlıdır. Türkiye'nin Rum uçaklarına ve gemilerine kapılarını açmak gibi yükümlülüğü yoktur. Bu ancak hizmetlerin serbest dolaşımı ile söz konusu olabilir.
AB dönem temsilcisinin demeci
Avrupa Birliği Türkiye daimi temsilcisi Kreschmer'in görev süresi doluyor. Kreschmer giderayak Türk Silahlı Kuvvetleri'ni eleştirdi. Ordunun yasalar üzerinde olduğunu ileri sürdü. Bu konuda SHP olarak bizim görüşümüz bellidir. Ordumuz elbette tartışmasız bir biçimde siyasi otoriteye tabiidir. Ama Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ulus devlet, laik devlet, üniter devlet duyarlılığına kuşku düşürecek yaklaşım ve tartışmaları da asla doğru bulmuyorum.
Siyasi risk ve cumhurbaşkanlığı seçimi
Türkiye iktisadi dalgalanmalardan öteki ülkelere göre çok daha olumsuz etkileniyor. Çünkü Türkiye'nin siyasi riski yüksek görülüyor.
Siyasi risk Türkiye'de neden yüksek? AB Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirdiğini ilan etti ve tam üyelik müzakerelerini başlattı. Böyle bir ülkede neden siyasi risk olsun? Bunun nedeni Türkiye'de siyasetin, temsil alanındaki yetersizliğidir.
3 Kasım 2002 seçimlerinde ülkemizde 41 Milyon seçmenden yalnızca 17 Milyon seçmen TBMM'deki sandalye dağılımını belirledi. Seçmen iradesinin % 59'u Meclis dışında kaldı. Böyle bir ülkede tabii ki siyasi risk olur. Bunun düzeltilmesi, seçim sisteminin değiştirilmesi için 30 gün kaldı. CHP'den ricada ediyorum. Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesi için anayasa değişikliği girişimini başlatırsa tüm kesimlerin CHP'ye destek vereceğini görüyorum. Cumhuriyete de, Cumhurbaşkanlığı kurumuna da böyle sahip çıkılır. Yalvarmayla, yakarmayla, yakınmayla bu iş olmaz. Ayrıca barajın düşürülmesi de siyasetin demokratikleşmesi için zorunludur."