Merkez Yürütme Kurulu üyemiz Şener Özşahin’in, 9 Ekim 2007 tarihinde MYK toplantısında yaptığı sunuşu
EKONOMİYE GENEL BAKIŞ
(Eylül 2007)
Büyüme-Üretim
2007 yılının ilk 3 ayında GSMH % 6,8 büyümüşken bu oran ikinci 3 ayda % 3,9’a gerilemiştir. Aynı dönem zarfında ulusal geliri oluşturan ana sektörlerin tümünde büyüme gerilemiştir. Son yıllarda yanlış destekleme ve politikalarla zor durumda bırakılan ve bu yıl bir de kuraklık yaşayan tarım sektöründe yılın ilk çeyreğinde gerçekleşen % 4,4 oranındaki büyümeye karşılık yılın ikinci çeyreğinde % 1,1 oranında küçülme kaydedilmiştir. Yılın ilk yarısı itibarıyla GSMH’daki toplam büyüme % 5,2 (GSYH: %5,3) düzeyinde olmuştur.
Son yıllarda iç tasarrufların ulusal gelire oranı % 16’lar düzeyinde kalırken, yatırım-tasarruf açığı büyümüştür. Kamu yatırımları çok sınırlı bütçe olanakları nedeniyle önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da ihmal edilebilir düzeydedir. Özel yatırımlarda son 5 yılda görece artış olmakla beraber özel sektörün giderek artan dövizle borçlanma yükü ve iç talep darlığı karşısında bu trend de yavaşlamaktadır. Halen büyümenin lokomotifliğini büyük oranda ithalata dayalı, düşük katma değerli ihracat sektörü yapmaktadır.
Diğer taraftan son yılların en önemli sorunu işsizlik % 9 ve üzeri oranlarını korumakta, gelir dağılımındaki büyük çarpıklığı besleyen koşullar aynen sürmektedir.
Tüketim
2007 yılının ilk çeyreğinde tüketimdeki artış % 2 iken bu oran ikinci çeyrekte büyüme oranı % -0,03 olmuştur. Bir başka deyişle halkın tüketimi fiilen azalmıştır. Tahmin edileceği üzere bu azalış esas olarak her iki çeyrekte de azalan dayanıklı tüketim malları tüketiminden kaynaklanmıştır. Yılın ilk yarısı sonunda göze çarpan bir diğer önemli nokta özel tüketim harcamalarının büyümemesine karşılık genel seçimler nedeniyle kamu harcamalarında ilk 6 ayda % 8,1 oranında artış gerçekleşmiş olmasıdır. Bu oran kamu yönetiminin yalnızca % 1,3 oranında artan maaş ve ücret ödemeleri istisna tutulduğunda diğer cari harcamalar toplamı itibarıyla % 17,1’e yükselmektedir. Yılın ilk yarısında gelirlerin düşmesi, TÜİK enflasyonunun geniş halk kitlelerinin gerçek enflasyonunun altında kalışı, kredili alış verişlerde ödeme zorluklarının bir hayli artmış olması nedenleriyle özel harcamalar kısılırken, hükümet bütçe disiplininden ciddi boyutlarda uzaklaşmak pahasına cari harcamalarını artırmıştır.
Kamu Bütçesi
Yukarıda belirtildiği üzere seçim ekonomisi etkisiyle bütçe harcamalarında yukarı doğru önemli sapma olmuş ve genel bütçe yılın ilk 8 ayı sonunda 8,4 milyar YTL açık vermiştir. 2006-2007’de büyük artış gösteren ve tartışmalara konu olan özelleştirmelerden sağlanan gelirler hariç tutulduğu takdirde süreli olağan gelir kalemleriyle bu açığın çok daha büyük olduğu görülmektedir. Ayrıca, bu yılın ilk yarısında oluşan faiz-dışı-fazla, geçen yılın ilk yarı değerinin gerisindedir. Bütçe kapsamında yeterli ek gelir sağlanmasında önemli sorunlar vardır. Vergi gelirlerinin yaklaşık % 70’i dolaylı vergilerden oluşmaktadır ve halkın gelir düzeyinin düşük olmasından dolayı harcamalara bağlı bu vergilerde yeterli artış sağlanamamaktadır. KDV’de vergi iadesinin kalkmış olması nedeniyle KDV gelirlerinde düşüş olmuştur. 59. Hükümet, büyük bir sorun haline gelen kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması için yeterli ve düzgün bir çaba ortaya koymamıştır. Vergi toplama ve ekonomiyi kayıt altına alma konularında 60. Hükümet daha samimi ve gayretli bir performans ortaya koymak zorundadır.
Dış Ticaret ve Cari İşlemler
Yılın ilk yarısında ihracat toplamı 62,2 milyar dolara, ithalat toplamı ise 87,7 milyar dolara ulaşmıştır. Dolayısıyla dış ticaret açığı 25,5 milyar dolardır. Cari işlemleri oluşturan diğer kalemler de hesaba dahil edildiğinde bu dönemin cari işlemler açığı 21,8 milyar dolardır. Bu gerçekleşmeler dikkate alındığında daha önce 31 milyar dolar dolayında gerçekleşmesi beklenen yıl sonu cari işlemler açığının bu düzeyi aşabileceği, iyimser bir tahminle 35-36 milyar dolarlara çıkacağı öngörülebilir. Diğer taraftan Eylül sonu itibarıyla 12 aylık ihracat toplamı 100 milyar doları aşarak yeni bir rekor kırmıştır. 9 aylık toplam ihracat tutarı ise 72 milyar doların üzerindedir. Mevcut model içinde bir şekilde ithalatı kısıtlamak büyümeyi yavaşlatacaktır. İthalatın yaklaşık % 70’i ara mallarından oluşmaktadır. Bir takım teşviklerle bu malların bir bölümünün yerli olarak imalatı/üretimi ise bugünkü aşırı değerli YTL ve çok yüksek faizlerle çok olası görünmemektedir. Diğer taraftan ihracattaki sorun YTL’nin aşırı değerli olması, girdi maliyetlerinin yüksekliği ve gerek üretim kapasiteleri, gerek verimlilikte belli sınırlara yaklaşılmış olmasıdır. Artan emek verimliliği ihracattaki artışlarda ağırlıklı pay sahibidir. Buna karşılık ücretler emek verimliliği ölçüsünde artmamakta, emek yoğun biçimde sömürülmektedir.
Dış Borçlar ve Yabancı Sermaye
Cari işlemlerdeki giderek büyüyen açık hazine borçlanmaları ve dış kaynaklı portföy yatırımlarıyla finanse edilmektedir. Yani makro ekonomik istikrarın temel belirleyicisi dışa borçlanabilirlik ve sıcak para girişleridir. Bu kaynakların büyük bölümü YTL satın alarak hazine kağıtlarına ve borsa hisselerinin alımına yönelen dövizlerdir. Bunun dışında yabancı sermaye ülkemizde faal olan bazı kamusal veya özel tesis ve işletmelerin ya tamamını satın almakta, yada sermayesinin bir bölümüne ortak olmaktadır. Ayrıca hazine ihalelerine katılmak suretiyle piyasalarının oluşumun belirleyen 12 bankanın 8’i yabancı veya yabancı ortaklıdır.
Dış sermaye girişleri özellikle 2006 yılında büyük artış göstererek 19 milyar doları bulmuştur. “Sıcak para” toplamı 2006 yılında 46 milyar dolar iken bu yılın Ağustos ayı itibarıyla 99,3 milyar dolara yükselmiştir. Bunun 58 milyar doları hisse senetlerine, 35,4 milyar doları hazine borçlanma kağıtlarına olmuştur. Kamunun dış borçlarında ciddi bir sorun görünmemekle beraber, özel dış borçlar ilerde özel firmaları zorlayacak ölçülerde artmıştır. Özel sektör bu nedenle bir ölçüde dolar cinsinden rezerv bulundurma eğilimindedir.
Yoğun sıcak para girişleri ve stoku nedeniyle doların YTL değeri sürekli çok düşük seyretmektedir. Bu yıl yaşanan dış kaynaklı dalgalanmanın ardından FED’in 18 Eylül tarihli faiz indirimi kararından sonra “iyileşen” küresel iklimin de etkisiyle doların YTL karşılığı Ekim’in ilk haftasında 1,17 YTL gibi rekor bir düzeye kadar inmiştir.
Haziran sonu itibarıyla kamunun dış borç toplamı 72,3 milyar dolardır. Özel dış borçlar ise 138,5 milyar dolara ulaşmıştır. Bunun 41,5 milyar doları bankalara aittir. Kalan miktar ise çoğunlukla özel firma borçlarıdır.
Para arzı, faizler ve genel fiyatlar
TÜİK tarafından hesaplanarak yayımlanan ÜFE ve TÜFE’nin metodik eleştirisini bir yana bırakırsak, bu yılın başında enflasyona esas TÜFE için yıl sonu hedefi % 4 iken halen bu oranla ilgili hakim beklenti % 7,5-8’e kadar çıkmıştır. Bu yükselişte en büyük rolü tarım ürünleri arzındaki azalış ve kamu harcamalarındaki artış oynamıştır. Ayrıca, iç talebin ve ulusal gelirdeki büyümenin yavaşlamış olmasına karşın, dışarıda ham petrolün varil fiyatının 80 doların da üzerine çıkan yüksek oranlarda dalgalanması ve bu dalgalanmanın sürmesinin beklenmesi, ertelenmiş olan elektrik ücret zammının uygulanma gereği, uluslararası buğday fiyatlarındaki artışlar, büyümeyi canlandırmak üzere alınabilecek önlemler ve ihracat artışları gibi faktörler de enflasyonu artırma eğilimindedir. En son açıklanan Eylül ayı endekslerine göre son 12 aylık TÜFE % 7,12’yi bulmuştur.
Dış/Küresel Faktörler
Dış ekonomik gelişmelerin ulusal ekonomimize etkileri aşağıdaki değişkenler yoluyla olmaktadır;
- İthalat ve yurt dışına yapılan gelir transferleri – arz ve fiyatları
(İthalat içinde en ağırlıklı faktör petrol arz ve fiyatı)
- İhracat, turizm, döviz kazandırıcı işlemler ve dış alemden yapılan transferler (talep ve fiyatları)
- Dış borç arzı, dış sermaye girişleri ve özellikle sıcak para giriş ve çıkışları
Günümüzde dünyada çok büyük miktarda likit sermaye (finans-kapital), karlı ve güvenli yatırım için çok hızlı küresel bir hareket içindedir. Bu sermaye için yüksek kazanç sağlayacak yeni ve karmaşık özel enstrümanlar, işlem ve fonlar ortaya çıkmıştır (private equity fund, hedge fund ve carry trade gibi). Bu fon ve portföy yatırım işlemlerinin büyük bir bölümü çok özel yatırımcılarla sınırlı olup borsa hisselerinin dışında tanımlanmaktadır. Küresel sistemde Türkiye’ye biçilen rol de 1999’da IMF ile yapılan anlaşma ve 2001 krizini takiben 59. ve 60. hükümetlerce uygulanan ekonomik modelle iyice gün ışığına çıkmıştır. Buna göre dış sermaye YTL’ye çevrilerek dünyanın en yüksek faiz gelirlerini sunan ülkemizde hazine kağıtları satın almakta veya borsada spekülatif kazançlara yönelmekte, bu yoldan büyük kazançlar elde etmektedir. Bu çarkın güvenliği ve sürdürülebilirliği açısından Merkez Bankasının enflasyonun kontrolü adına istikrarlı olarak sıkı para politikası ve yüksek faiz uygulaması gerekmektedir. Yabancı portföy yatırımları açısından bir diğer gerekli koşul, YTL’den yeniden dövize dönüş için yeterli miktarda dövizin olması ve fiyatının fazlaca yükselmemesi veya dalgalanmamasıdır. Yeterli döviz rezervi olmasının dış borçlar ve ithalat ödemeleri için de önemli olduğu unutulmamalıdır. Yabancı yatırımcı için gerekli koşullara siyasi istikrarı da ekleyebiliriz.
Dünyada geçen yıl ve bu yılki gelişmelere gelince, 2006 Mayıs ayında yaşanan dalgalanmada Türkiye’deki sıcak para az da olsa bir miktar çıkışa yönelmiştir. Bunun sonucunda 1,30 YTL düzeylerindeki dolar 1,76 YTL’ye kadar çıkmıştır.
Bu yılki dalgalanmada ise bunun aksine net sıcak para girişleri sürmüştür. O nedenle bu yıl ki dalgalanmada ciddi bir olumsuz etkilenme yaşanmamıştır.
Diğer taraftan ABD’nin son yıllardaki büyük dış ticaret açıkları ve yavaşlayan büyümesi dünya ekonomilerini tedirgin eder olmuştur. Buna son zamanlardaki mortgage kredilerinde geri ödeme sorunları da eklenince ilgili kredi kuruluşlarında krizler yaşanmaya başlamış ve dünyada bir resesyon beklentisi hakim olmaya başlamıştır. Nitekim mortgage finansmanıyla ilgili olarak aynı sorun bir İngiltere bankasına da sıçramıştır. Ancak kredi kuruluşlarının açıklarının ilgili hükümetlerce karşılanması, mevduatların büyük oranda garanti edilmesiyle sorun şimdilik giderilmiş görünmektedir. IMF bu yıl Martta ekonomik büyümenin dünyada % 4,9, ABD’de % 2,8, Avrupa’da % 2,3 olacağını tahmin etmişken yıl ortasında bu oranları dünya için % 5,2’ye, Avrupa için % 2,6’ya çıkarmış, ABD içinse % 1,9’a düşürmüştür. OECD ülkeleri için toplam büyüme tahmini ise % 2,7’dir. ABD’deki belirsizlik nedeniyle rakamların yeniden aşağıya doğru revizyonundan söz edilmeye başlanmışken küresel bir resesyon veya yavaşlamaya girilmemesi için FED’in faiz indirimi yapması için baskılar çoğalmıştır. FED 18 Eylülde gösterge faizini % 5,25’ten 0,50 puanlık bir indirimle % 4,75’e çekmiştir. Bunun sonucunda kuşkular bir ölçüde giderilmiş, daha iyimser beklentilerle birlikte borsalar geçici de olsa rahatlamıştır. Bu adımın Türkiye’de de etkileri görülmüş, İMKB borsası yükselişe geçerken doların YTL fiyatı gerilemiştir. Ekonomimiz açısından önemli ve olumlu olan ihracatımız için bir talep/pazar sorunun doğmamış olması ve en azından yıl sonuna kadar bir kriz veya büyük çaplı dalgalanma olasılığının bir ölçüde ortadan kalkmış olmasıdır. FED kararıyla gelen küresel düzelme ve iyimserliğe karşın küresel sistemin bazı zaaf ve riskleri uzun vade içinde sürmektedir.
SONUÇ
Bu yılın uygulamaları itibarıyla ekonomide öne çıkan noktalar ve değişiklikler şunlardır:
1- Dış ticaret ve cari işlemler açığı daha da büyümüştür. Bu açığın yıl sonunda hedef ve tahminlerin üstüne çıkacağı kesindir. İhracatta üretim ve verimlilik sınırları zorlanmaktadır. Doların YTL paritesinin daha gerçekçi bir düzeye kadar artması gerekmektedir. Merkez bankasının reel kur endeksine göre 1ABD Dolarının olması gereken karşılığı 1,71 YTL’dir.
2- Seçimler nedeniyle hükümet bütçeden cari harcamaları büyük oranda artırmış, bütçe disiplininden uzaklaşılmıştır. Bütçe açığı için 1 Eylülden geçerli olarak Maliye Bakanlığı 2,5 milyar dolar tutarında yeni bir tasarruf planını devreye sokmuştur. Ancak bütçe gelirlerinin yeterli olması için en azından 2008 için özelleştirme gelirlerinde artışa ve/veya yeni vergi düzenlemelerine gereksinim olacağı görülmektedir. Nitekim bu sunuş yapılırken hükümetin en kolay yolu seçerek sigara, akaryakıt, alkol satış vergilerini artıracağı, elektrik zamlarını otomatiğe bağlayacağı haberleri yayımlanmaya başlamıştır. Ayrıca, “orman vasfını kaybetmiş” arazilerin satışı da yine gündemdedir.
3- İç talep yeterli bir büyüme göstermemektedir. Halkın satın alma gücü düşmüştür. İşsizlik azaltılamamaktadır. Aksine daha da yükselmesi olasıdır. İşsizliğin düşürülmesi için her yıl en azından % 7,5 büyümemiz gerektiği ifade edilmektedir. Büyümeden sağlanan ek gelirin çok büyük bölümü yalnızca dış sermaye yatırımcılarına ve içerdeki büyük sermayeye aktarılmaktadır. Sosyal kapsamlı kamu transferleri ve vergide adalet yetersiz olduğundan gelir dağılımı çarpıklığı da sürmektedir.
4- Enflasyon hedefi şaşmış durumdadır. Yukarıda anılan faktörlerin de etkisiyle yıl sonunda TÜFE artışının % 7’nin üstüne çıkması beklenmelidir. İç talebin ve ulusal gelirin yeterli bir büyüme göstermesi için faizlerin düşürülmesi gerekmektedir. Ancak MB’nın bunu, enflasyonu azdırmayacak, dış borçlanabilirliği azaltmayacak, sıcak parayı küstürmeyecek ölçü içinde tutma ve aşamalarla yapma zorunluluğu vardır.
5- Ekonomi dış dalgalanmalara, sıcak para çıkışlarına karşı aşırı duyarlı ve kırılgan hale gelmiştir. Buna karşılık, 60. hükümetin makro modelde radikal değişikliklere gidebilmesi zordur. Bütçe ve FDF, dış borç servisi, para arzı, faiz ve kur politikaları kapsamında fazlaca bir manevra alanı kalmayan hükümetin bağımsız karar ve inisiyatif alma şansı azalmıştır. Bunun, siyasi karar ve inisiyatifler üzerinde de etkileri vardır. IMF ile mevcut anlaşmanın süresi Mayıs 2008’de sona ermektedir. Hükümetin bundan sonrası için vereceği karar ve izleyeceği yol çok önemlidir.
Şener Özşahin
SHP MYK Üyesi
İktisatçı