Dursunbey’de meydana gelen ve biri Maden Mühendisi 14 yurttaşımızın hayatına mal olan grizu patlamasıyla ilgili olarak bilerek ya da bilmeyerek her kafadan bir ses çıkıyor. Klişe laflar ve mesnetsiz iddialar ortalıkta dolaşıyor. Bu saatten sonra aslolan doğru tespitlerle çözümler üretip, geleceği kurtarmak, bu tür olayları bir daha yaşamamaktır.
Yaşama hakkı İnsanın en temel hakkıdır. Hiçbir kişi, kurum ya da organizasyonun nedeni ne olursa olsun (meşru müdafaa hariç) bu hakkı gasp etme yetkisi yoktur ve olamaz. Üretim sürecinde çevre, makine, üretim yöntemi, kullanılan hammadde ve bilgi insan ögesiyle bir araya gelmek zorunda kaldığı için ister istemez bu süreçle bağlı olarak tehlike ve risk kavramları da ortaya çıkıyor. Özellikle sanayileşmeyle birlikte süreçte artan bir yoğunluk sonucu iş kazaları ve meslek hastalıkları da ortaya çıkmaya başlıyor.
Bugün tüm dünyada ortalama her yıl 120 milyonun üzerinde meslek hastalığı ve iş kazası vakası yaşanıyor. Bu kazalar sonucunda da her yıl ortalama 200 bin insan hayatını kaybediyor. Türkiye iş kazalarında ortalama 80 bin kazayla dünyada 3., Avrupa’da 1. Sırada yer alıyor. Yine bu kazalarda ülkemizde ortalama 1400-1600 ölüm, 4 bin civarında da kalıcı sakatlık yaşanıyor.
İş kazaları ve meslek hastalıklarının yol açtığı ekonomik kayıplar ise GSMH’nin %2-4 arasında olduğu belirtiliyor. Bunun Türkiye uyarlaması 5 milyar dolar gibi bir rakama denk düşüyor.
Bu konudaki bilimsel araştırmalar, iş kazalarının %88’inin insan (işçi, işveren ve yönetici) hatası, %10’unun makine, alet, hammadde ve üretim yöntemindeki hata , % 2’sinin ise bilinemez ve önlenemez olduğunu ifade ediyor. Bu veriler sonucunda kazaların % 98’inin önlenebilir, sadece %2’sinin önlenemez olduğu bilimsel veri olarak ortaya çıkıyor. Yani ilahi bir anlayışla ifade edersek iş kazaları ile ilgili olarak kader, kısmet, vade vs. türü kavramlar bu kazaların sadece % 2 için geçerli. Gerekli önlem ve uygulamalar yapıldığı taktirde kazaların % 98’ini önlemek mümkün.
Dursunbey’deki maden ocağında yaşanan ve 13 işçinin ölümüne yol açan grizu patlamasını da bu veriler ışığında değerlendirdiğimizde mutlaka bir hata yapıldığı sonucuna varıyoruz.
Metan gazı (CH4), organik maddelerin çürümesi ve bozuşması sonucu ortaya çıkar. Organik maddelerin (bitkiler) fiziko-kimyasal etkilerle milyonlarca yıllık bozuşma sürecinde oluşan kömür yatakları doğal olarak bünyelerinde bol miktarda metan gazı da barındırırlar. Yine çöp toplama sahalarında nerdeyse bir kenti ısıtacak kadar metan gazı üretirler.
Metan gazının havayla birleşmesiyle “Grizu” dediğimiz oldukça yanıcı ve patlayıcı yeni bir bileşik oluşur. Yeraltında metan gazının (CH4) ocak havasındaki konsantrasyonunun %2-4 Yanıcı, % 4,5-14,5 Patlayıcı, % 15'densonra boğucu özellik taşır. Çünkü ortamda oksijen yoktur.Yanma ve Patlama olmaz. %4,5-%14,5 arasında olması durumunda bir kıvılcımla grizu patlaması gerçekleşir. Metan konsantrasyonun %15 civarlarında olması halinde ise Metan gazı yanması söz konusudur. Ayrıca metan patlamaları ocak içindeki toz patlamalarını tetikleyebilir ve ocak içinde göçüklere de sebep olabilir. Ocak içindeki metan konsantrasyonları sürekli ölçülmesine rağmen ani metan degajmanlarıda olabilir. Metan havadan hafif bir gazdır ve bu yüzden galeri tavanında birikir. Metan gazı yanmasında alev dili (flash over) gerçekleşir ve ocak dışına galeri tavanını takip ederek dışarı çıkar. Bazı kazazedelerin vücutlarının üst kısımlarının yanık içinde olduğu, vücutlarının alt kısımlarında yanıkların olmadığı gözlenebilir. Bu durumlarda kazazedelerin olay anında yere yatmaları veya eğilmeleri dahi onların kurtulmaları için bir neden olabilir.
Öte yandan Marmara denizi ve çevresinde yoğun bir tektonik hareketin varlığı tüm yerbilimleri uzmanlarınca bilinmekte olup, bu tektonik hareketler esnasında metan gazı çıkışında da artışın olacağı ve bu nedenle yakın zaman içerisinde çevre bölgedeki kömür ocaklarında işletme faaliyetleri esnasında ani bir metan intişarı (degajman) sonucu grizu patlamaları yaşanabilir..
Balıkesir’deki kazanın nedenleri bilirkişi incelemelerinin ardından aşağıdaki soruların cevaplanması sonucunda ortaya çıkacaktır.
Metan konsantrasyonunun artmasının nedeni ne olabilir? Ölçümlerin periyodları nedir? Ölçüm aletleri uygun ve kalibre edilmiş mi? Yaşanan olay metan patlaması mı, yoksa metan yanması mı? Kıvılcım kaynağı nedir? Anti grizu ekipman kullanılıyor mu? Metanın ani degajman ihtimali bekleniyor mu? Buna karşı kazı aynalarının önünde deşarj amaçlı sondaj yapılmış mı? Kazı aynası Fay hattı veya jeolojik yapı değişikliğine girmesine rağmen önlem alınmış mı? v.s.
Bu nedenle olaya basit yakıştırmalar yaparak oradaki olayı yüzeysel suçlamalar ve beylik laflarla geçiştirmek, işvereni, işçiyi ya da birkaç teknik elemanı suçlamak son derece hatalı tutumdur. Biran önce ülkemizde iş güvenliği standartlarının oluşturulması ve tavizsiz bunların uygulanması, denetlenmesi, meclisteki İş Güvenliği Kanun Tasarısı’nın yasalaşıp, yürürlüğe girmesine öncelik verilmelidir.
Son yıllarda ülkemizde AB uyum çalışmaları sürecinde mevzuatlarda kimi hata ve eksiklere rağmen pek çok değişikliklere gidilmiş, bu değişiklikler sonucu çalışma yaşamıyla ilgili mevzuatta da köklü değişiklikler olmuş, çalışanın sağlık ve güvenliğine ilişkin işverenlere ciddi sorumluluklar yüklenmiştir. İ;ş Güvenliğine ilişkin kurallara uymamak ve gerekli önlemleri almamak işverenler için kaybetmelerinin neredeyse % 100 olduğu bir kumar haline gelmiştir. Ne yazık ki, sorunun temel çözümlerinden olan uygulama ve denetimlerde aynı gelişmeyi pek göremiyoruz.
Kazasız Günler Dileğiyle…
Selim AKYILDIZ
SHP PM Üyesi
Maden Mühendisleri Odası İst. Şb. II. Başkanı
A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı
İş Kazaları ve Madencilik Adli Bilirkişisi


Gündem

