Sosyaldemokrat Halk Partisi (SHP) Genel Başkanı Hüseyin Ergün, Türkiye’nin bir “tabula rasa”ya (beyaz sayfa) ihtiyacı olduğunu belirterek, masanın üzerinde silinmesi gereken konulardan birinin silahlardan arındırma ve dağdan indirme meselesi olduğunu söyledi. Ergün, “Bu Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin tek başına deklarasyonuyla ya da kararıyla gerçekleşebilecek bir iş değildir. Savaşta kiminle muhatap olunduysa barışta da onunla muhatap olunacaktır” diye konuştu.
Ergün, CHP’nin kararlı bir şekilde soldan ayrıldığını ve despotik cumhuriyetçi bir çizgiye oturduğunu ifade etti.
İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın orijinalinin ortaya çıkmasından sonra hükümetin gereken tavrı ortaya koyamadığını belirten Ergün, Başbakan Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı ve komuta kademesini görevden alması gerektiğini savundu.
Ergün’ün, AKnews’in “demokratik açılım”, asker-siyaset ilişkileri ve solda birlik konusundaki sorularına yanıtları şöyle:
* Sayın Ergün, TBMM ilk defa Kürt sorununu gündemine alarak tartıştı. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bunu çok önemli buluyorum. Nedeni de sizin de belirttiğiniz gibi parlamentonun ilk defa Kürt sorununu gündemine alarak değerlendiriyor olmasıdır. Son iki buçuk ay içinde bu ikinci önemli adım. Birinci önemli adım hükümetin bu konuyu kendi gündemine almasıydı. O da Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa yapılmış bir şeydi. TBMM’nin bu konuyu gündemine alması Türkiye tarihi bakımından çok önemli bir adımdır. Bunda emeği geçen herkese bizim teşekkür etmemiz gerekir.
* Hükümetin yaklaşımını nasıl buluyorsunuz, sorunu çözme konusunda samimi mi?
- Doğrusu hükümetin yaklaşımını zikzaklı buluyoruz. Zikzakla samimiyet birbiriyle çelişmiyor. Hükümet bence bu sorunu çözmek istiyor. 25 yıl sürmüş, 40 bin insanımızın hayatına mal olmuş, 17 bin faili meçhulle anılan bir süreci insan bir gece bile aklından çıkaramaz. Bir gece bile bu sorununun çözümünü ertelemeyi düşünemez. Eğer bir hükümet ortalama bir sorumluluk duygusuna sahipse hakikaten çözmek ister.
* Hükümet bu sorumluluğu hissediyor mu sizce?
- Hükümet bu konuda bir yoklama sürecinin içerisinde, yani yoklayarak gidiyor, ne kadarını yapabilirim, ne kadarını yapamam diyor. Ama bugüne kadar ki açıklamaları işin özünü zayıflatıyor. Hatırlayacaksınız, çeşitli siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarıyla konuştuktan sonra İçişleri Bakanı bir basın toplantısı yaptı. Orada, neleri yapmayacaklarını söylediler. Bunların içinde Anayasayı değiştirmeyeceklerini de söylediler. Anayasayı değiştirmezseniz, etnik vurguyu kaldırmazsanız, ilerlemeniz çok zor olur. İkincisi bir af düşünmüyoruz dediler, halbuki Türkiye’nin bir ‘tabula rasa’ya ihtiyacı var, masanın üzerindeki konular mutlaka silinmeli. Üçüncüsü hükümet dedi ki, biz anadilde eğitimi düşünmüyoruz. Hükümetin bu konudaki iradesinin yeteri kadar net olmadığını düşünüyorum.
* Türkiye’nin ‘tabula rasa’ya ihtiyacı var dediniz, masanın üzerinde neleri silmeli Türkiye?
- Bunlardan bir tanesi silahlardan arındırma ve dağdan indirme meselesidir. Kim yapacak bunu? Bu Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin tek başına deklarasyonuyla ya da kararıyla gerçekleşebilecek bir iş değildir. Kim dağa çıkarmışsa o indirebilir ancak. Kiminle muhatap olunacaktır? Savaşta kiminle muhatap olunduysa barışta da onunla muhatap olunacaktır. Ahmet’le savaşıp Mehmet’le barış yapılamaz.
İkincisi, korucular diye bir mesele var. Bu korucuların da bir sürü vukuatı olduğu besbelli. Hem dağdan indirilenlerin, hem korucuların bir şekilde normal yaşam sürecine ulaştırılmaları lazım. Bu insanlar için özel programlar uygulanması lazım.
Üçüncü olarak, hepimiz biliyoruz ki kontrgerilla, Özel Harp Dairesi, JİTEM gibi bazı devlet kuruluşlarının içinde bulunan bazı kesimler, yine bu kuruluşların kullandığı çeteler, mafya örgütleri de var. Onların da tabula rasa çerçevesi içinde düşünülmesi ve geçmişte birbiriye çatışmış unsurların artık barış içinde yaşamalarının şartları oluşturulmalıdır.
DEVLET KİMİNLE SAVAŞTIYSA ONUNLA BARIŞMALI
* Savaşta kiminle muhatap olunduysa barışta da onunla muhatap olunmalı dediniz. Devlet PKK ile görüşmeli mi?
- Burada isim söylemekten kaçınıyorum ama net söylüyorum, kiminle savaştıysanız onunla barış yapacaksınız. Gizli görüşürsünüz, açık görüşürsünüz, günlük politikanın ihtiyaçlarını dikkate alırsınız, o başka. Ama onu yapmadan barışa ulaşamazsınız.
* Avrupa’daki deneyimlerde de böyle oldu…
- Tabi tabi aynen böyle oldu. Gizli uygulandı, açık uygulandı ama bu yöntemler uygulandı, bu gayet açık bir şey.
* SHP’nin Kürt sorununa çözüm önerisi nedir?
- SHP olarak bizim bu konuda görüşlerini net olarak açıklayan tek parti olduğumuzu düşünüyorum. Biz meseleyi birkaç bağlamda ele alıyoruz. Birincisi hak ve hürriyetler bağlamı. Bu bağlamda iki konu var, birincisi, yaşayan bütün etnisitelerin, bütün inanç gruplarının, bütün yaşam tercihlerinin, cinsiyet farklılıklarının eşit hak basamağına ulaştırılmasıdır. Siz Kürt meselesi açısından soruyorsunuz, ben hak basamağı meselesini başka bir noktadan anlatmak istiyorum. Alevi yurttaşlarımız bir çok cemevi açıyor ve diyorlar ki, bu cemevleri bizim ibadethanemizdir, resmen tescil edin. Devlet bundan kaçınıyor.
Halbuki, Sünni yurttaşlarımız bir cami açtığında, tescilinde sorun yaşamıyor. Kürt konusuna geldiğimizde, ben Milli Eğitim Müdürlüğüne gidip bir dilekçe versem ve desem ki, Türkçe eğitim yapacak bir ilköğretim okulu açmak istiyorum desem, muhtemelen bana bir liste verecekler, şunu şunu yapın gelin, bakalım doğruysa açabilirsiniz diyecekler. Ama ben yine gidip desem ki, Kürtçe dilinde eğitim yapacak ilköğretim okulu açmak istiyorum desem, bana diyecekler ki, bu mümkün değil, yasaktır. Demek ki, yurttaşlar arasında hem yaptığınız işler bakımından, hem yurttaşların dillerini konuşması, geliştirmesi bakımından hak basamakları vardır. Önce bu hak basamaklarının kaldırılması gerekir.
İkincisi, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının dünyadaki en yüksek hak düzeyinde hak ve özgürlüklere sahip olması gerekir. Bu iki şey de tamamen hükümetin ve Meclisin yetkisindedir. Hükümet kararlı olursa, Meclis kararlı olursa, bunları, her hangi bir kişiyle pazarlık yapmadan, normal süreçler içinde gerçekleştirebilir.
Sorunun çözümüne yardımcı olacak üçüncü şey, güçlendirilmiş yerel yönetimlerdir.
* Bu konuda nasıl bir model öneriyorsunuz?
- Türkiye Cumhuriyeti fevkalade katı bir merkezi merkeziyetçilikle yönetilmektedir. Bize göre, adalet, dış politika, ulusal savunma, iç güvenlik, ekonomi, finans, büyük altyapı yatırımları gibi işlerde merkezi hükümetin yetkili olması olağandır. Bu alanların dışında kalan bakanlıklar kural koyacak, standartları belirleyecek, denetim yapacak ama onların işlerini yerel yönetimler yerine getirecekler. Şimdiki sistemimizde olan özel idarelerin hak ve yetkilerinin belediyelere devredilmesini öngörüyoruz. Bu Edirne’de böyleyken Diyarbakır’da da böyle olacaktır, dolayısıyla bütün Türkiye’nin ihtiyacıdır bu.
CHP DESPOTİK CUMHURİYETÇİ BİR ÇİZGİDE
* CHP’nin soruna yaklaşımı sosyal demokrasi anlayışıyla bağdaşıyor mu?
- Bir efsaneyi ortadan kaldırmak lazım. O da şu: CHP ne sosyal demokrattır ne de soldur. CHP’nin solla ilgisi 1965 seçimleri öncesi rahmetli İsmet Paşa’nın gazetecilerin sorusu üzerine “meğerse biz 40 yıldan beri soldaymışız” demesiyle başlar. Böyle bir solculuk olmaz. CHP zaman zaman böyle bir yolda yürümek istemiş izlenimi verse de özü, omurgası değişmemiştir ve o omurga da cumhuriyetçi bir omurgadır. Hatta bu despotik omurga despotik cumhuriyetçi bir omurgadır. Son zamanlarda bu nitelik iyice açığa çıkmıştır. Demokratik cumhuriyetçi izlenimi veren zamanları da olmuştur CHP’nin. Özellikle sol olmadan önceki, yani 1960 darbesinden önceki çıkışları yeni bir anayasa, yargıç bağımsızlığı, hakim teminatı, özerk üniversite, senato gibi çıkışları demokratikti. Zaman zaman demokratik cumhuriyetçi süreci yaşamıştır CHP fakat bugün kararlı bir şekilde soldan ayrıldığını ve yine kararlı bir şekilde despotik cumhuriyetçi bir çizgiye oturduğunu düşünüyorum.
* Onur Öymen’in TBMM’de Dersim örneğini vermesi de CHP’nin bu niteliğinin bir dışavurumu mu? Sizce ne demek istedi Onur Öymen?
- Herhalde şunu söylemek istiyor, Kürtler bazı meseleler çıkardıkları için hak ettikleri cevabı aldılar. Tabi bu çok yanlış bir bakış açısıdır. Esas itibariyle bir sorunun hakkaniyetle çözülmemesinden doğan bir tepkiyi meselenin çıkış noktası olarak görmek, olayı anlamamak demektir.
BAŞBUĞ VE KOMUTA KADEMESİ GÖREVDEN ALINMALI
* Genelkurmay Başkanı Başbuğ’ın “kağıt parçası” dediği İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın orijinali ortaya çıktı. Hükümet bu konuda üzerine düşeni yaptı mı?
- Ben, bu konuda, “Genelkurmay Başkanı görevden alınmalıdır” diyen ilk siyasetçilerden biriyim. Onunla da kalmıyorum, “Genelkurmay Başkanı ve yüksek komuta kademesi değiştirilmelidir” diyorum. Çünkü bu süreçte açıkça ortaya çıktı ki, bu Türkiye’yi istikrarsızlaştırma planı, herkesin bilgisi dahilinde yapılmıştır, bir Albayın kendi marifeti değildir.
* Hukuki açıdan, Hükümetin Genelkurmay Başkanı ve komuta kademesini görevden alma yetkisi var mı?
- Elbette var. Başbakanın Askeri yargıya giderler söyleminin iler tutar bir tarafı yok. Her devlet memurunun yargıya gitme hakkı var. Bırakın görevden almayı, rütbesini değiştirdiğinizde bile yargıya gitme hakkı var, bu da olağandır. Başbakan “askeri yargıya giderler” diyor. Askeri yargı da Türkiye’nin yargısıdır. Kendi tasarrufunu kullansın, ondan sonra yargının kararını hep beraber görelim.
* Başbakan bu tasarrufunu neden kullanmıyor?
- 27 Mayıs darbesinden sonra Türkiye’de oyla iktidara gelmiş bütün partilerin, başbakanların kafasının arkasında “Asker ne der” gerçeği var. Bunun günlük dile çevrilmesi, bu iktidarların yarım iktidar olmayı kabul etmesidir. Bazı meseleleri askere havale etmektedirler, oralara dokunmamaktadırlar, onun dışındaki günlük meseleleri çözmeye çalışmaktadırlar. Yani Başbakanlar aslında belediye başkanıdır. Devletin bütün meselelerinin siyasi riskini üstlenme cesaretini gösterememişlerdir. Bu noktanın çözülmesi Türkiye açısından çok önemlidir.
* Yaşanan son gelişmelere bakarak, bu durumun değişmekte olduğunu söyleyebilir miyiz?
- Hayır, henüz söyleyemeyiz. Ben ordunun içinde kıpırdamaların çoğaldığını düşünüyorum. Onlar da kendilerine haksızlık yapıldığını düşünüyorlar, biz vatanı bu kadar savunurken hırpalanmamız yanlıştır diye düşünüyorlar. Eğer hükümet ve Meclis bu yetkiler halkoyuyla seçilmiş olanların yetkileridir ve onları gizli veya açık askeriye veya yargıyla paylaşmama kararlılığını gösteremezlerse bunların arkası kesilmeyecektir.
* SHP iktidar, siz de başbakan olsaydınız bu kararlılığı gösterir miydiniz?
- Bekara eşini boşamak kolay gelir denir. Açıkçası, partimiz iktidarda olsaydı bu sorunu bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi çözme iradesini gösterebileceğinden eminim. Hüseyin Ergün olarak kendi kararım bir tarafa ama partimiz ulusal iradeyi ve ulusal irade ile verilmiş hak ve yetkileri başka bir makamla, mevkiyle, kurumla paylaşmayı kabul edemez. Ederse zaten hakikaten demokratik, sivil, barışçı, özgürlükçü ve eşitlikçi bir parti olamaz.
SOLDA BİRLİK KONUSUNDA MESAFE ALDIK
* Bir süredir çeşitli siyasi oluşumlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla, aydınlarla solda yeni bir oluşum için görüşmeler yapıyorsunuz. Hangi noktadasınız?
- Önce meselenin düşünsel tarafını ele aldık. Acaba bir araya geldiğimiz zaman birbirimizle ne kadar uyuşabiliriz? Bu süreçten olumlu bir kanaatle çıktık. Dedik ki, temel metinlerimiz birbirini dışlayan metinler değildir, dolayısıyla biz beraber yürüyebiliriz. Bunu saptadıktan sonra işin operatif kısmı önümüze geldi. Şimdi de bu operatif kısmı çözmek için bütün buluşanların katılacağı bir Hazırlık Kurulu kuruyoruz. Hazırlık Kurulu ile de işin pratik taraflarını çözeceğiz.
* Neler yapacak hazırlık Kurulu?
- Hazırlık Kurulu, tek bir tüzel kişilikte buluşulmasında SHP tüzel kişiliğinde yararlanılmasında hukuki ve teknik konuları araştıracak ve çözecek. Bu çerçeve içinde bir tüzük taslağı hazırlayacak; kurultaya gidildiği zaman Parti Meclisi, Merkez Disiplin Kurulu ve Genel Başkan adaylıkları ve sayılarını belirleyecek. İkincisi bu operatif sürecin başladığını duyurmak için bir niyet açıklaması yapacağız, onun metni hazırlanacak ve herkesin kendi yetkilileri ile konuşulacak. Bir demokratik sosyal ve ekonomik meydan okuma metni hazırlayacağız. Ve nihayet bir kuruluş bildirgesi hazırlayacağız. Bütün bunları bu Hazırlık Kurulu yapacak.
* Bunun için ne kadar bir süre öngörüyorsunuz?
- Bana kalırsa bir ay içinde bitiririz.
* Bütünleşme SHP çatısı altında mı olacak?
- Yeni bir oluşumu SHP tüzel kişiliğini de koruyarak oluşturacağız.
* Oluşumun içinde kimler yer alacak?
- 10 Aralık Hareketi var, 4 Temmuz Girişimi diyebileceğimiz Ufuk Uras ile arkadaşlarının bulunduğu geniş bir grup var, geniş aydınlar grubu var, Alevi Bektaşi Federasyonu ile görüşmelerimizi sürdürüyoruz, Kürt aydınları var, kadın hareketi var. Amacımız Türkiye’deki çok partili rejimi demokrasiye döndürmektir. Sivil demokratik bir parti sol olmazsa, orada çok partili rejimden bahsedilebilir ama demokrasiden bahsedilemez. Hedefi iktidar ya da ana muhalefet olan güçlü ve etkin bir parti oluşturmak istiyoruz.
PORTRE / HÜSEYİN ERGÜN
1945 yılında Erzurum’un Hınıs ilçesinde doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. 1965’te Türkiye İşçi Partisi’ne üye oldu. Aynı yıl Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun kurucu oldu ve ilk Genel Başkanlığı üstlendi. Emek Dergisi’nin kurucusu ve Yazı İşleri Müdürlüğünü yaptı. 1972’de TİP Genel Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi, 1971-1974 arasında TİP Davası’ndan tutuklanıp hüküm giydi. 1988-1992 arasında Mülkiyeliler Birliği İstanbul Başkanlığı’nı üstlendi. 1991-1993 arasında Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nın kurucusu oldu ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferansı Heyet üyesi ve Tesev kurucusu. Toplumda Diyalog Forumu ile Sol Düşünce Forumu kuruculuğu yaptı. 1993-1997 arasında Yeni Demokrasi Hareketi’nin kurucuları arasında yer aldı, Genel Başkan Yardımcısı ve Genel Başkan oldu. 7 Haziran 2009 tarihinde yapılan SHP 2. Olağanüstü Kurultayı’nda seçildiği Genel Başkanlık görevini sürdürüyor.




