1-Bu Meclis’in demokratik meşruiyeti yoktur.
- Türkiye’de ifade özgürlüğü tam değildir. Düşünce ve ifade suçları yürürlüktedir. İfade özgürlüğü tam değilse, seçilen Meclisin meşruiyeti de tam değildir.
- % 10 barajı özgür seçim olanağını yok etmektedir.
- Seçmen, oy vermek istediği partinin barajı aşamayacağı kaygısıyla oyunu barajı aşacağını sandığı partiye yöneltmektedir.
- Seçmenden oy alan, ama baraj nedeniyle değerlendirmeye alınmayan partilerin temsil ettiği görüşler Mecliste temsil edilememektedir.
- Böylelikle, istemeye istemeye verilen oyları toplayarak barajı aşan partiler hem hak etmedikleri sayıda bir temsile kavuşmakta, hem de seçmen iradesi Meclise çarpıtılmış olarak yansımaktadır. 2002-2007 Meclisine oyların %35’i yansıyamamıştır.
- Hazine yardımı, partiler arası yarışmayı sakatlamaktadır. Son üç yılda, AKP; CHP ve MHP toplam 368 milyon (eski parayla 368 trilyon) hazine yardımı almışlardır. Bu paranın 210 milyonu AKP’ye, 94 milyonu CHP’ye ve 64 milyonu MHP’ye verilmiştir. Bu üç parti böyle büyük paralarla yarışa girmektedirler. Bu, bir koşuda yarışan bazı atletlere doping yapılması, ötekilerin ise ayağının bağlanması gibi bir durumdur. Hazine yardımı, seçim yarışında açık bir eşitsizlik kaynağıdır.
- Partilerin, ön seçimi bir yana bırakıp Merkez Yoklaması yapması, Genel Başkan ve etrafındaki çetenin adayları belirlemesi demektir. Böylelikle, fiiliyatta Partiler, devre dışı bırakılmış olmaktadır. seçmenin seçim hakkı yaralanmaktadır. Adayların genel başkana ve çetesine sadakat esasına göre seçilmesi, seçildiklerinde Meclis’te özgür iradeleriyle çalışmalarına engel olmaktadır.
- SHP olarak, halen Mecliste temsil edilmeyen Partileri buna karşı mücadeleye ve oylarımızı çalmayın kampanyası açmaya çağırıyoruz.
- Bu kampanyada barajın kaldırılmasını, seçime katılan her partiye, seçim öncesi aldığı oy oranına göre hazine yardımı yapılmasını ve siyasi partiler yasasında ön seçimi genelleştirici değişiklikler yapılmasını önereceğiz.
2- AKP’nin başarısızlıkları sonucunda, Türkiye’deki muhalefet bunalımına iktidar bunalımı da eklenmiştir.
- AKP hükümetleri demokratik açılım bağlamında attıkları adımlarda başarısız olmuşlardır.
- Bunlardan ilki türbandır. Üniversitelerde türban yasağını kaldırmak için yaptıkları anayasa değişikliği, AYM tarafından iptal edilmiştir. Bu karar türban yasağını kaldırmayı daha da zorlaştırmıştır.
- AKP hükümetleri, anayasayı değiştirmek için taslak hazırlatmış; ama bu taslağın kamuoyunda doğru dürüst tartışılmasını bile sağlayamamıştır. Sonunda bu girişim unutulmuştur.
- Birtakım çalıştaylarla süslenen “alevi açılımı” sonunda ortaya hiçbir somut ilerleme çıkmamıştır.. Alevilerin yasa değişikliği bile gerektirmeyen isteklerinden hiçbirisi gerçekleştirilememiştir. O kadar ki, 37 aydının yakıldığı Sivas’taki Madımak Oteli’nin bir “Utanç Müzesi” yapılması bile başarılamamıştır.
- Kürt Sorunu Açılımında hükümet açıklamalarını erteleye erteleye 10 Kasım 2009 ‘da Meclis’e getirmiş; orada da dişe dokunur bir plan açıklayamamıştır. İçişleri Bakanı, cezaevindeki görüşmelerde, tutuklu ile ziyaretçinin artık Kürtçe konuşulabileceği gibi suyuna tirit konuları açılımın içeriği olarak sunmuştur.
- Son olarak, Hükümet ekonomik krizi yönetmekte çuvallamıştır. Fazla söze gerek yok: 2008’in ilk 6 ayı ile 2009’un ilk 6 ayı arasında ulusal gelirde %10 düşme vardır. İşsizlerin sayısı yüzde yüz artmıştır. Bunlar, hükümetin krizi anlayamaması, teğet geçeceğini sanması ve önlem almamasının sonucudur.
Sonuç olarak demokratik açılımlar konusunda ve krizi yönetmede AKP hükümetleri başarısız olmuş, iktidarsızlıklarını sergilemişlerdir.
3- Dinlemelerle, milletin harim-i ismetine tecavüz edilmiş, devlet kurumları birbirine düşürülerek devleti çürütülmüştür.
Dün başbakanın “ben de dinleniyorum, ben de dinleme mağduruyum” demesi bir iktidarsızlık alametidir.
Dinlemelerin hakim kararına dayalı olduğunun söylenmesi, bir mazeret değildir. Çünkü, yasaya göre, dinleme için suça ilişkin kuvvetli nedenler olması ve başka yolla delil toplanmasının mümkün olmaması gerekir. Durumun böyle olmadığı açıktır. İş hakim ve savcıların yine hakim kararlarıyla dinlenmesi noktasına kadar gelmiştir. Bu devletin içten çürütüldüğünü göstermektedir.
Adalet Bakanlığı’nın elindeki Teftiş Kurulu’nu, hakimleri yönlendirmek için kullandığı, zaman zaman da bunu başardığı anlaşılmaktadır. Yargı erkinin, yürütme erki tarafından denetlenmesi, dünyada eşine rastlanmayan bir tuhaflıktır. Durum böyleyken, hükümet, dinlemelerin hakim kararıyla gerçekleştiğini söyleyerek işin içinden sıyrılamaz.
4. Cumhuriyet Halk Partisi Onur Öymen’dir.
Meclis’teki konuşmasında CHP milletvekili Onur Öymen’in 1937 – 38’de Dersim’de gerçekleştirilen kıyımları, Kürt sorununda bir gözdağı olarak dile getirmesi bir skandaldır. Ancak bu şaşırtıcı bir husus değildir. Onur Öymen, CHP’nin taa kendisidir. Bu konuşma, CHP’nin desoptik cumhuriyetçi kimliğinin dile gelişidir. Öyle olduğu CHP Genel Başkanı’nın Onur Öymen’i arkalamasından ve Onur Öymen’i gereğini yapmaya davet eden Kemal Kılıçdaroğlu’nu azarlamasından da bellidir.




