SOSYALDEMOKRAT HALK PARTİSİ

TÜRKİYE NİN PUSULASI

SHP

Yer: Gündem Genel Başkan Demeçleri

Genel Başkan Demeçleri

SHP Genel Başkanı Hüseyin Ergün’ün, 20 Şubat 2010 günü Parti Meclisi’nin açılışında yaptığı konuşmanın özeti

E-posta Yazdır PDF

Bundan iki ay önce, 19 Aralık 2009 günü, SHP Parti Meclisinde yaptığım konuşmaya şöyle başlamıştım:  

“Türkiye bir rejim bunalımına sürüklenmektedir. Bunun en belirgin özelliği Bütçe’nin Meclise yeni sunulduğu şu günlerde, ekonomik sorunlar üzerinde hiç durulmamasıdır. 2009’da ulusal gelir 2008’e göre %6-7 düşmüş olacaktır. İhracatta düşüş %30’dur. 18 aydır sürekli olarak kapasite kullanımı azalmaktadır. İşsizlik resmen %13,4 gerçekte %25 civarındadır…  Olağan bir dönemde bunların gündemin baş meseleleri olması gerekir.

Ancak biz başka konuları konuşuyoruz: Kısa bir süre önce, siyasi bir kararla Demokratik Toplum Partisi kapatıldı.

Öte yandan Genel Kurmay Başkanı Trabzon’da Oruç Reis Gemisinde yaptığı konuşmada tehditler yağdırdı.

Ama, bürokrasiye laf geçiremeyen hükümet, DDY çalışanlarını, Tekel İşçilerini, öğrencileri, demokratik hak arayışı içinde olanları “Demir Ökçe” politikası ile karşıladı.

Durum şöyle özetlenebilir: Hükümet zaaf içindedir ve yönetememektedir. Muhalefet güven verememektedir. Askeri ve sivil bürokrasi ve yargı dizginleri eline almıştır. Bunun adı Rejim Bunalımı’dır.”

Bugün rejim bunalımının derinleşmekte olduğunu görüyoruz. Üç gün önce Erzincan - Erzurum hattında akla ziyan işler oldu:

-          Önceki gün bir gazetenin başlığı şöyle idi: “Şanal adliyeyi bastı; Cihaner tutuklandı.” Osman Şanal Erzurum Özel yetkili savcısı, İlhan Cihaner Erzincan başsavcısı.  Şanal’ı iktidar savunuyor, Cihaner’i ana ve yan muhalefet.

-          O gece Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Şanal ve 3 özel görevli savcının özel görev yetkisini kaldırdı.

-          Sabaha karşı, Adalet Bakanlığı  HSYK’ya karşı zehir zemberek bir açıklama yaptı. Yargıtay ve Danıştay  Başkanları birer açıklama ile HSYK’nın  yanında yer aldılar.

-          Millet şaşkın.  

Özünde sivil yönetimin üstünlüğü savaşı yaşanıyor. Bir tarafta askeri ve yargısal bürokrasi ile anamuhalefet öteki tarafta hükümet var. Bu yeni bir şey değil. Çok partili rejimin başından beri süregeliyor. Bu savaş arada darbelerle kesiliyor; çok partili döneme geçilince yeniden başlıyor hesaplaşma ve son günlerde yargı üzerinden yapılıyor.  

Öteden beri sağ iktidarlar, devlette mutlak egemenlik kurmaya çalışıyorlar; ama tek başlarına kaldıkları başaramıyorlar. Tek başlarına kalıyorlar, çünkü demokrasi adı altında, aslında, kendileri için daha fazla güç istiyorlar; inandırıcı değiller.  

Ak Parti de yanı şeyi yapıyor. 1 Mayıslar’da, işçi direnişlerinde, öğrenci gösterilerinde, Güneydoğu’da halka, çocuklara, başka muhalifler demir ökçe politikası uyguluyor.

Kendi seçilmişliğini savunurken Güneydoğuda seçilmiş belediye başkanlarını ve DTP’li/BDP’li politikacıları kelepçeleyip içeri atıyor.

Ana ve yan muhalefet, yani CHP ve MHP ise askeri ve yargısal bürokrasiye dayanarak ve gerginliği tırmandırarak siyaset yapıyor.        

Öte yandan, Ak Parti de, emniyetten yargıya kadar kendi bürokrasisini kurmaya çalışıyor. Her kamu kurumunda şu kadarı senden bu kadarı benden diye kelle hesabı yapılıyor. Bu, askerin içinde de; emniyette de yargıda da böyle.     

İktidar,  anamuhalefet ve yan muhalefet gerginliği artırıp toplumu kutuplaştırarak oylarını sağlama almaya çalışıyorlar; ve tabii çok tehlikeli bir oyun oynuyorlar.

Alttan alta giden bu savaş, bazen Şanal-Cihaner vak’ası gibi yol kazaları ile açığa çıkıyor. Böylece, rejim bunalımı, üzerine projektör tutulmuş gibi gözler önüne seriliyor.

Burada, haklı – haksız aramak beyhudedir. Taraflar kamuoyunu kandırmak için her aracı kullanıyorlar. Yasanın aynı maddesini taraflar farklı yorumlayıp kendilerini haklı göstermeye uğraşıyorlar. Kısacası at izi it izine karışmış bulunuyor.  

Adalet Bakanı bu kargaşa içinde, Adalet Reformu’ndan söz ediyor. Sayın Bakan, yedi yıldır aklınız neredeydi? Bu gerginlik ortamında hangi reformu yapacaksınız? Hanidir hangi projeyi,  hangi açılımı sonlandırabildiniz?

On yıllık yirmi yıllık cezalarla içerde yatan,  taş atan çocukları Terörle Mücadele Kanunu’nun cenderesinden çıkarmayı bile başaramadınız. Siyasal partilerin kapatılmasını zorlaştırmayı bile yasalaştırmadınız.   Belki silah ruhsatı almayı kolaylaştıracak yasa tasarılarını çıkarıp silah lobilerini memnun edebilirsiniz.

Öte yandan Allahlık ana ve yan muhalefet Habur’dan girenlere takmış. Onları sınırda neden derdest edip Diyarbakır’a götürüp içeri tıkmadın diye hükümete saldırıyor. Barışa yönelik her adımı sabote ediyor. Memleketin bir tek meselesine çözüm önermiyor. Ak Parti hakkında kapatma davası açılacağı söylentilerini ağzı kulağında izliyor.   

Bu kadar basiretsizlik olmaz. Ak Parti kapatılırsa Çok partili rejim çöker ve muhalefet de altında kalır. Tabii ilk seçimde de kapatılan partinin yeni versiyonu seni ezer geçer. Kaç kez böyle oldu, saydın mı Sayın Baykal?

Şimdi iktidar ile ana ve yan muhalefete düşen tansiyonu düşürmektir. Hemen bir ortak demokratikleşme paketini Meclis’e sunmaktır.

Öte yandan, hem siyasi dava hem de tutuklama despotik rejimlere özgüdür.    Siyasal yargılamalarda, soğuk savaş dönemi kalıntısı tutuklama alışkanlığından vazgeçilmelidir. Bunu bize yaptınız bari başkasına yapmayın.   Bu bağlamda bir yandan Ergenekon davaları sonuna kadar ciddiyetle ve hukukla yürütülmeli, öte yandan bu davalardaki tutuklular ve başsavcı İlhan Cihaner salıverilmelidir.

İktidarın ve muhalefetin bu aymazlıkları arasında tek olumlu gelişme, Çağdaş Solda Büyük Buluşma projesi. Bir yıla yakın çalışmalar sonunda, 13 Mart 2010 günü, Çağdaş Solda Büyük Buluşma projesi hayata geçecek.

Bununla Türkiye’de yelpazenin solundaki boşluk dolacak ve demokratik, sivil,  barışçı, özgürlükçü, eşitlikçi ve kalkınmacı bir parti Türkiye siyasal yaşamında yerini alacak.

Bu parti herkes için demokrasi mücadelesi verecek. Böylelikle, rejimin üzerindeki kara bulutlar dağılmaya başlayacak.

Türkiye’de Sivil Yönetimin Üstünlüğü bir hayal olmaktan çıkacak gerçeğe dönüşecek.

Artık, devlet dairelerinde kimse kelle hesabı yapamayacak. Askeriyede, poliste, yargıda ve bürokrasinin diğer kesimlerinde herkes yasalar içinde görevini yapacak. Kamu görevinde tarafsızlık çizgisinden çıkanlar, siyasete karışanlar, kim olursa olsun,   derhal görevden alınacak.

İnsanlık ileriye, özgürlüğe ve eşitliğe doğru devasa adımlarla ilerliyor. Bu engellenemez. Artık, dünyanın bir köşesinde kelebek kanadını çırpınca, öteki ucunda, fırtına kopuyor. İran yönetimi gmail’i yasaklamış; bak göreceksiniz,  gmail mollalar rejimini sona erdirecek.” 

SHP Genel Başkanı Hüseyin Ergün’ün, 09 Ocak 2010 günü Parti Meclisi’nde Yaptığı Konuşmanın Ana Hatları

E-posta Yazdır PDF

Sayın medya mensupları,

Sayın Konuklar,

Sevgili Parti Meclisi Üyesi Arkadaşlarım,

 

Bir Azeri halk sözü var: Bir gecem yoktur ki eski derdimle yatam, diyor. Türkiye’nin de eski derdiyle yattığı bir günü yok.

 

Burada anlatılmak istenen hayatın yeni sorunlar üretmesi değil. Burada kastedilen, olağan olmayan sorunlar. Türkiye şimdi böyle bir durumda.

Bir rejim bunalımı yaşıyoruz. Çünkü hükümet yönetemiyor. Muhalefet güven vermiyor. Sorunlar çözülmüyor. Bir buçuk yıl önce %47 oy, Meclis’te %62 çoğunluk. 2006’dan beri hükümet felç. Hiçbir konuda bir sonuç alamadılar.

 

Hükmet halkın oyuna sahip çıkamıyor. Anayasa ile belirlenmiş yetkilerini kullanamıyor.

Başbakan, Genel Kurmay Başkanı ile ziyaret/iade-i ziyaretlerde icazet almaya çalışıyor. .

 

Dünkü gazetelerde,  bazı konularda hükümetin atak yapacağı haberi vardı:

-         Referandumu kolaylaştırarak anayasa değişikliğine gitmek,

-         Parti kapatmayı zorlaştırmak,

-         Yüksek Askeri Şura Kararlarını yargı denetimine açmak,

-         Memurlara toplu sözleşme ve grev hakkı tanımak,

-         100 Türkiye milletvekili ile her görüşün Mecliste temsiline yol açmak..

 

AKP iktidarı, 7 yılı bitirdi; sekizinci yılından yiyor. Yukarıdaki vaadlerin hepsi, 2002 yılı seçim bildirgesinde var.

 

İktidar muktedir değil. Muktedir olsaydı, ıslak imza konunda hata yapan, gemiden tehditler yağdıran Genel Kurmay Başkanı’nı görevden alırdı. Seçim Bildirgesindeki, hükümet programındaki işleri yapardı…

 

Memurlara toplu sözleşme ve grev hakkı zaten yasal. Türkiye’nin imzaladığı uluslar arası anlaşmalarda bu var. Anayasa’da uluslar arası anlaşmalar iç hukuktan üstündür yazıyor. Ama uygulanmıyor. Ne yapılıyor, hakkını isteyen işçilerin üzerine polis copla, biber gazıyla saldırıyor.

 

Bırakın onları, Yargıtay’ın eksik 34 üyesini tamamlayamıyor. Hükümete  kim inanır?

 

Keşke yapsalar ve biz de alkışlasak.. Muktedir olsaydı, ıslak imza konunda hata yapan, gemiden tehditler yağdıran Genel Kurmay Başkanı’nı görevden alırdı. Seçim Bildirgesindeki, hükümet programındaki işleri yapardı…

 

Sayın başbakan bunları Genel Kurmay Başkanı’na sordunuz mu? Bütün millet biliyor ki, oradan icazet almadığınız hiçbir şeyi yapamıyorsunuz:

 

İşte türban konusu; işte anayasa değişikliği, işte Avrupa, işte alevi açılımı, işte Kürt açılımı, Birliği…

 

Kürt Açılımı diyor: seçilmiş belediye başkanlarını ellerine kelepçe vurarak gözaltına alıyor…  Bu mu Kürt Açılımı?

 

Kaç defa söyledik: İktidar Kürt Sorununun çözümünde adım atmak istiyorsa; hak ve özgürlük kısıtlamalarını kaldırmakla işe başlasın.

Muhalefet güven vermiyor: tek yapabildiği, iktidarla ağız dalaşı.. Demokratik açılımlara set çekiyor; fail-i meçhullerden, darbe hazırlıklarından yargılananlara kol kanat geriyor. Onun için de seçmenin ne aklını ne de gönlünü kazanabiliyor.

 

Bir de kalkmış seçim istiyor. Aklını başına topla, bu gidişle barajın altına düşeceksin.

 

Sırası gelmişken; bu seçim kanunu ve bu siyasi partiler kanunu ile, bu meclis gibi, seçilecek meclisin de demokratik meşruiyeti olmayacaktır.

100’ünü Türkiye Milletvekili, seçim sistemindeki adaletsşizliğe çözüm değildir.

-   Seçmen iradesini çarpıtan sistem son bulmalıdır. Oy değerlendirmelerinde ve hazine yardımında baraj kaldırılmalıdır.

-   Başkasının oyu ile seçilenlerin Meclis sıralarını işgali bitmelidir.

-   Milletvekilleri, Genel Başkanın kapıkulu olmaktan çıkarılmalıdır.

Evet iktidar yönetemiyor; muktedir değil.

Muhalefet güven vermiyor; çözümcü değil, polemikçi.

Türkiye sorunlarını çözemiyor.

Bu rejim bunalımıdır.

Bu sırada, Çağdaş Solda Büyük Buluşma’nın gerçekleşme yolundaki olması, “bulunur kurtaracak bahtı kara maderini” dizesini anımsatıyor.

 

*Çağdaş Solda Büyük Buluşma kapsamında, önceki gün,

 

*Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz Grubu,

 

*10 Aralık Hareketi,

 

*Yenisol ve

 

*SHP olarak bir araya geldik. On ay önce başlayan bir süreci, önümüzdeki bir ay içinde sonuçlandıracağız. Böylelikle, Türkiye’de:

-         Yelpazenin solundaki boşluk dolacak.

-         Türkiye, gerçekten sivil, gerçekten demokrat, gerçekten barışçı, gerçekten özgürlükçü, gerçekten eşitlikçi ve gerçekten kalkınmacı bir siyasal seçeneğe kavuşacak.

-         Rejim bunalımının aşılması da böylece başlayacak.

 

Hepinizi sevgilerimle selamlıyorum.

7 Haziran 2009 günü Ankara’da toplanan SHP II. Olağanüstü Kurultayı, “Çağdaş Solda Büyük Buluşma” için gereken her türlü çabayı, fedakârlık ve feragati göstermeyi taahhüt eder

E-posta Yazdır PDF

Türkiye’nin ilk ve tek sosyaldemokrat partisi olan SHP’nin II. Olağanüstü Kurultayı, dünyanın, ülkemizin, solun ve Partimizin önemli dönüşümler eşiğinde olduğu bir sırada toplanıyor.

1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışından ve iki bloklu dünyanın sona erişinden beri, tüm dünya, yeni bir siyasal yapılanma arayışı içindedir. Özellikle çeşitli sorunlar yaşayan sol, yeni dünyaya uyum sancıları çekmektedir. 20. yüzyılın başından beri süregelen, solun sosyalist ve sosyaldemokrat olarak iki ayrı kola ayrılmasının gerekçeleri, Berlin Duvarı’nın yıkılışı ile ortadan kalkmış bulunuyor; aynı zamanda solun geniş bir anayolda buluşmasının koşulları her geçen gün biraz daha olgunlaşıyor.

Hemen her ülkede sol partiler, solun evrensel değerleriyle kendi gerçekliklerini bir potada yoğurarak, yeni ve özgün kimliklerini oluşturmaya çalışıyorlar.

Son iki yıldır, dünyada son seksen yılda görülmeyen bir iktisadi kriz yaşanıyor. Bu kriz en başta emekçileri vuruyor, kitlesel işsizliğe yol açıyor; ama bunun yanı sıra orta sınıfları da sallıyor. İktisadi krize, tek kutuplu dünyanın sona ermekte olduğunu gösteren siyasi kriz de eşlik ediyor.

Türkiye’miz kriz öncesinden gelen, krizden kaynaklanan ve krizle ağırlaşan;

-          Uzun ve kanlı bir iç çatışmaya dönüşmüş bulunan Kürt Sorunu,

-          Devletin, inanç grupları arasında farklılık gözeten tutumu,

-          Derin devletten güç alarak işlenen cinayetler, işkenceler, darbe girişimleri,

-          Her gün ve hemen hemen her hanede acılar yaratan kadın-erkek sosyal eşitsizliği,

-          Bir türlü istikrar kazanamayan kalkınma çabaları,

-          Derin sosyal adaletsizlikler,

-          Kitlesel boyutlara ulaşan işsizlik,

-          Aşılamayan yoksulluk, yoksunluk ve yolsuzluk tabloları,

-          Bütün dünyayı ve özellikle Batıyı Türkiye’nin düşmanı sayan hastalıklı yaklaşımlar,

-          AB’ye tam üyelik çalışmalarının ağır aksak temposu

gibi hayati, demokratik, ekonomik ve sosyal sorunlarla karşı karşıyadır. Başta toplumsal barış olmak üzere, bu ağır problemler, ancak Çağdaş Sol bir iktidar ile çözüme kavuşabilir.

Türkiye’nin siyasal tablosu, böyle bir Parti için şartların elverişli olduğunu göstermektedir. Şöyle ki;

Türkiye’de küresel krizin derinleşen etkilerini ve sorunlarını tartışmak yerine, ağız dalaşını tercih eden iktidar ve ana muhalefet, hem geniş kitlelerin huzursuzluğunu arttırıyor hem siyasal istikrarsızlığı körüklüyor hem de yeni bir siyasal yapılanmanın koşullarını hazırlıyor.

29 Mart 2009 Yerel Seçimleri’nde, iktidar partisinin önemli ölçüde oy kaybetmesi, buna rağmen ana muhalefet ile iktidar partisi arasındaki büyük farkın kapanmaması, yeni siyasal yapılanma ihtiyacının açık bir delilidir.

Yelpazenin sağını, merkezden sağa doğru AKP, CHP, MHP ve diğer düzen partileri doldurmuş bulunuyorlar. Buna rağmen, seçimlerden sonra, sağda yeni alternatif arayışları başlamış bulunuyor.

Öte yandan, siyasal yelpazenin solu boş. Bu boşluk, ancak dünyadaki çağdaş sol akımı referans alan; demokrat, sol, sosyalist ve sosyaldemokrat yapı ve kadroları buluşturan Büyük-Güçlü-Etkin bir parti yaratmakla doldurulabilir. Bazen iktidar bazen ana muhalefet olacak, böyle bir partinin oluşturulması bir hayal değildir.

Nitekim, 29 Mart 2009 seçimleri öncesi, Kurucu Genel Başkanın ayrılmasıyla büyük bir bunalım yaşayan Partimiz SHP, kısa zamanda toparlandı. Türkiye solundaki boşluğu doldurmak ve Çağdaş Solda Büyük Bir Buluşmayı gerçekleştirmek için üzerine düşeni yapmaya karar verdi.

Öte yandan,  Çağdaş Solda Büyük Buluşma düşüncesi Türkiye’nin demokrat, sol, sosyalist ve sosyaldemokrat yapı ve kadroları arasında hızla yayılıyor ve güç kazanıyor. Böylelikle, ülkemizde Büyük-Güçlü-Etkin bir sol partiyi oluşturmanın koşulları her gün biraz daha olgunlaşıyor.

Bu gelişmeler ışığında, SHP II. Olağanüstü Kurultayı,

-          Geniş yığınların da özgürlük, eşitlik ve refah içinde kaliteli bir yaşam sürmeleri için mücadele etmeyi,

-          Sivil-Demokrat-Barışçı; Özgürlükçü-Eşitlikçi-Kalkınmacı ve Büyük-Güçlü-Etkin bir partinin oluşmasını sağlamayı,

-          Çağdaş Solda Büyük Buluşmanın gerçekleşmesine katkıda bulunmayı

Partimizin dönemsel öz görevi olarak belirlemiştir.

Bu bağlamda SHP;

-          Buluşan yapı ve kadrolarla, Partinin adı dahil Tüzüğünü ve Programını gözden geçirmeyi,

-          Buluşan yapı ve kadrolar tarafından önerilen kişilerin Parti üyeliklerine kabulünü,

-          İlk Kurultay’a kadar olan süre içinde il, ilçe ve beldelerde yapılacak atamalarda ve kongrelerde, buluşanların adil bir dağılımla görevlendirilmelerini,

-          İlk Kurultay’da buluşanların merkezi organlarda dengeli bir şekilde yer almalarını,

-          Bu sürecin, SHP Kurultayı’nın hemen ertesinde, buluşanların belirlediği kişilerden oluşacak Danışma Meclisi benzeri bir kurulun tavsiyeleri ışığında yönlendirilmesini,

-          İlk Kurultay’a kadar, süreçlerin ahlak ve adalet değerlerine uygunluğu konusunda hakemlik yapacak bir Etik Kurulun kurulmasını ve bu kurulun kararlarına uymayı,

-          Süreç boyunca, tam bir fedakarlık ve feragat içinde çalışmayı

taahhüt eder.

Sonuç olarak, SHP II. Olağanüstü Kurultayı,

-          Dünyada ve Türkiye’deki gelişmelerin bir büyük çağdaş sol partinin oluşması için yeni fırsatlar ve olanaklar yarattığına olan inancını açıklar ve

-          Türkiye’nin demokrat, sol, sosyalist ve sosyaldemokrat yapı ve kadrolarını, büyük bir çağdaş sol parti oluşturmak fikri ve eylemi etrafından buluşmaya çağırır.

 

SHP II. Olağanüstü Kurultayı Genel Başkan Adayları

Hüseyin ERGÜN                  A. Fehmi IŞIKLAR                 A. Recai ERSOY

Aksiyon Dergisi – Sayı: 782 - Hüseyin Ergün Röportajı: Türk solu CHP’den kopacak

E-posta Yazdır PDF

Sosyaldemokrat Halk Partisi Genel Başkanı Hüseyin Ergün, gerçek sol olmadığını iddia ettiği CHP’ye ağır eleştiriler yöneltiyor: “Darbeci tutumlarından vazgeçmiş değiller.”

Türkiye’de değişimin simgesi denen solun statüko ile nasıl ilişkide olduğu zaman içinde ortaya çıktı. Bu nedenle, Karaoğlan’ın başında olduğu CHP dönemi hariç, çok partili sistemde sol partiler pek ilgi görmedi. Bu partilere sağdan olduğu kadar soldan da eleştiri sesleri yükseliyor. Sosyaldemokrat Halk Partisi (SHP) Genel Başkanı Hüseyin Ergün, geçmişiyle cesurca hesaplaşan bir lider. Askerin, kamuoyunun, entelektüellerin de böyle bir hesaplaşmanın içinden geçmesini ve cuntacılık hastalığının sona ermesini istiyor.

-Türkiye, provokasyonlar öngören ‘eylem planı’ ile yüzleşebiliyor mu?

Ordu içinde birtakım cuntaların devam ettiğini, gerek Ergenekon gerek bu olay gösteriyor. Türkiye’nin bundan kurtulması, ordunun siyasi hayata tehdit olmaktan çıkması gerekiyor. Üstü örtülü bir şekilde bu cuntaları destekleyen kamuoyu, yazarlar, entelektüeller ve aydınlar Türkiye’de iktidara gelmenin tek yolunun halkın oyu olduğunu artık benimsemeli. Yoksa biz bu cuntalardan kurtulamayız. İktidarlar da halkın emaneti iyi kullanmalı. Genelkurmay Başkanı, Dursun Çiçek’i kollayan bir basın toplantısı yaptı. Bunun bedelini ödemesi lazım. Hükûmet, Genelkurmay Başkanı’nı görevden almalı. Başka türlü bu iş ilerleyemez. Hükûmet hamaset yapıyor. ‘Bizim ordumuz böyle şeylere müsaade etmez’ diyor. Artık bir yüzleşme zamanıdır.

-Bu yüzleşme olmazsa ne olur?

İktidar, Türkiye’yi demokratikleştirme, sorunları çözme amacına ulaşamaz.

-AK Parti’nin psikolojisi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bu psikolojiyi yenmesi lazım. Yüzde 47 oy almış, Meclis’te büyük bir çoğunluk sağlamış. Bunu yenmesine bazı imajlar engel oluyorsa, onu düzeltmek için gayret göstermesi gerekiyor. ‘Acaba Silahlı Kuvvetler ne der?’ diye iktidar olamazsınız. Bu kritik eşiği aşmamız lazım.

-27 Nisan bildirisinde bir karşı duruş sergilediler.

Evet, bunun karşılığını da aldılar.

-Solun problemi ne peki?

Asıl yapmak istediğiniz kalkındırmak, yolları iyileştirmek, insanların gelirini artırmak, eğitim, sağlık... Kendi değer yargılarına göre yaşamayı dayatmak hakkın değil. Adam ücretini veriyor, kumaşını alıyor, giyiniyor. Sana ne! Sabah erken kalkıyor camiye gidiyor veya gitmiyor, sana ne! Bu belirleme tarzı, solun hastalığı.

-İnancı dönüştürmek istiyor.

Şöyle bir yargı var: Din geri kalmamıza sebep olmuştur. Devleti zihnen böyle şekillendirdiler.

-Peki demokrasiye karşı kurulan komplolara başta CHP, neden karşı durmuyor?

Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt meselesini aşması, muhalefetin demokratik olmasıyla kolaylaşır. Onlar öyle olmadıkları için, bir hamaset edebiyatıyla ülkede korkuyu-kaygıyı kışkırttıkları için bunu yapmak zorlaşıyor. Muhalefetin Türkiye’de demokratikleşmesi demek, seçmenin bunlara oy vermemesi demek. Bunların kendi kafalarını değiştirmesi olasılığı yok. O yönetici elitler, parti esnafları bundan memnun. Bununla belirli bir seçmen kitlesini tutuyorlar.

-Muhalefete razılar yani?

İktidar hedefleri olsa, nasıl ulaşılır, başka kesimlere nasıl hitap edilir, düşünmesi lazım.

-Peki, sol kendini neden yenileyemedi?

Türkiye’de bir CHP var. Bu, sol sanılıyor. O da kendini kısmen öyle gösteriyor. CHP’nin solla bir ilgisi yoktur. Geçici bir dönem solu bir propaganda aracı olarak kullanmıştır. CHP dünyadaki anlamıyla bir sol parti hiçbir zaman olmamıştır. Sadece rol kapmıştır ve o rol kapma ile de bazı kitleleri zaman zaman oyalayabilmiştir.

-Sol vurgusu sürmedi yani.

Çünkü sahici sol değiller, sahici solculuk da yapamıyorlar. Sahici solculuk, bir miras, kültür ve niyet meselesi. O yüzden de kitlelerle gerçek bir sol projeyi buluşturmak mümkün olmadı.

-Sol projeyi kitlelerle buluşturmak bir yana militer bir görüntü oluşmadı mı?

Türkiye’de solcuların bir kısmı, ‘ulusalcılık’ denen illete kapıldı. Darbecilik tutumundan vazgeçmiş değiller. Bir şekilde askerlerin iktidara gelmesi, yönetimi kendilerine vermesi esası üzerinden devam ediyorlar. Ama Türkiye’de daha çok sayıda grup ve kişi, bu darbecilik geleneğini reddediyor ve gittikçe daha büyük çoğunluklar oluşturuyorlar. Bu kadar büyük bir ayrışma Türkiye solunda ilk defa gerçekleşiyor. O yüzden de eskiye göre durum çok daha iyi.

-CHP dışındaki sol da öyle değil mi?

CHP dışındaki sol genellikle küçük partilerden, gruplardan oluşmaktadır. Bunlar daha çok 1930’ların ezberlerine takılıp kalmış bir soldur. Toplumla doğru bir iletişim kuramamıştır.

-Türk medyası uzun yıllar solun hâkimiyetinde idi. Solun tanıtımında onlar neden başarılı olamadı?

Medyada sol, esas itibarıyla darbecilik ve askercilik geleneğine bağlı kaldı. Bu yüzden de sol olmaktan çıktı. Basit bir iktidar değişikliği peşinde koşan bir odak hâline geldi. Yani sol değerlerin korunması, sivillik, demokratlık yerine toplumu belirleyicilik, toplum mühendisliği anlayışı gelişti. Bu şekilde de solculuk olamaz.

-Askerleri bir noktada beslemiyorlar mı?

Tabii askerler de bir yerde besleniyorlar. Yön, Türkiye olgusunda kendisine karşı darbe yapılan bir medya hareketidir. O kadar etkili olmuştur ki ordunun içinde bazı insanlar 9 Mart girişimini hazırlamışlardır.

-Yön hareketinden ayrılışınızda bu mu etkili oldu?

Devletçi yaklaşımları yüzünden ayrılmıştım. Darbecilikleri daha sonra tescillendi. O zaman Türkiye İşçi Partisi’nde idim. TİP olarak o gün de kesin bir dille karşı çıktık cunta oluşumuna, darbeciliğe; şimdi de kesin bir ifadeyle karşıyız.

-Eski İşçi Partisi ile bugünkü farklı kulvarda!

O günkü İşçi Partisi ile bugünkü tamamen birbirine zıt. Bizimki Türkiye İşçi Partisi idi, bugünkü de İşçi Partisi ama ismimizi çaldılar. Ulusalcı bir parti, darbeci imajından kurtulamıyor.

-Bu görüşlerden dolayı tepki görüyor musunuz?

Çok tepki görüyorum ve çok da memnunum. Bilişim Çağında Sol kitabını yazdığım zaman (2004) hiç kimse böyle bir şeyin varlığından bahsetmek istemiyordu. Şimdi onları tartıştırabiliyorum. Parti içinde de… İki genel sekreter seçildi, ikisi de istifa etti. Bunlar genel başkanın görüşüdür, diyorlar. Ben istifa edin demedim.

-Genel sekreterlerin istifası, kopmaya neden oldu mu?

Kopmaya yol açmadı. Türkiye solcuları ile çağdaş solda buluşmak istiyoruz. Orada bir ilerleme sağladık. Bu sene içinde yapabilirsek sivil bir sol olabilir imajını vereceğiz. Böylece Türkiye solu CHP’den ve fraksiyon solundan kopacak, sahici bir seçenek hâline gelecek.

-Kimler var?

10 Aralık hareketi, Ufuk Uras ve arkadaşları var. Küçük küçük sol gruplar, üniversite öğretim üyeleri, Kürt aydınları var. Benden başka iki genel başkan adayı daha var.

-Diğer başkan adayları da sizin gibi mi düşünüyor?

Kurultayda, üç genel başkan adayı olarak bir tasarı sunduk. O tasarıyı kurultay oy birliğiyle kabul etti. İki sayfa. Bir satırı şöyle: Çağdaş solda buluşmayı gerçekleştirmek için SHP, adı ve tüzüğü dâhil görüşmeye hazırdır. Üç aday da bu girişimi destekliyor. Samimi söylüyorum, yeni yönetimde ben olacak mıyım bilmiyorum.

-Karayalçın etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

SHP, Murat Karayalçın’a bağlı bir parti değildir, kendi başına da yaşayabilir. Taban olarak hedefimiz sadece sol değil. CHP, toplumun küçük bir kesimini ifade ediyor. Tabii CHP tabanında, bu tutum ve düşünceye katılmayan pek çok insan var. Bizim serpilip geliştiğimizi görünce onlar da destek verecektir. Ama biz asıl büyük kitleye, yani yüzde 80’e ulaşmak istiyoruz.

-Bu buluşmadan dolayı mı ‘çağdaş sol’ diyorsunuz?

Evet. Bizim amacımız dünyaya doğru bakan ve rüzgârı arkamıza alan bir sol yaratmak.

-ÖDP de böyle yola çıkmıştı.

ÖDP eski kafa ile yeni görünümü birleştirdi. Ufuk Uras’ı kabullenemediler. Dünyayı anlayan değil, sosyalizmin orta çağını devam ettiren bir bakışla politika yaptılar.

-Dünyada sizce bunun örneği kim?

İspanyol Sosyalist İşçi Partisi’nden Felipe Gonzalez, “NATO’ya hayır, Avrupa Topluluğu’na hayır” diye geldi. İktidar olduktan bir yıl sonra “NATO’ya evet, Avrupa Topluluğu’na evet” dedi. Geldiğinde kişi başı gelir 4 bin dolardı, gittiğinde 19 bin... Dünyaya ayak uydurmak böyle bir şey.

-Sol değişime direnirken AK Parti daha mı hızlı yol aldı?

Evet. Sol daha değişimci diyorduk, sağ daha hızlı çıktı.

SHP Genel Başkanı Hüseyin Ergün’ün 22 Kasım 2009 Pazar Günü Yapılan Parti Meclisi ve İl Başkanları Toplantısı’nın Medya’ya Açık Bölümünde Yaptığı Konuşmanın Ana Hatları

E-posta Yazdır PDF

1-Bu Meclis’in demokratik meşruiyeti yoktur.

- Türkiye’de ifade özgürlüğü tam değildir. Düşünce ve ifade suçları yürürlüktedir. İfade  özgürlüğü tam değilse, seçilen Meclisin meşruiyeti de tam değildir.

- % 10 barajı özgür seçim olanağını yok etmektedir.

- Seçmen, oy vermek istediği partinin barajı aşamayacağı kaygısıyla oyunu barajı aşacağını sandığı partiye yöneltmektedir.

-  Seçmenden oy alan, ama baraj nedeniyle değerlendirmeye alınmayan     partilerin temsil ettiği görüşler Mecliste temsil edilememektedir.

-   Böylelikle, istemeye istemeye verilen    oyları toplayarak  barajı aşan partiler hem hak etmedikleri sayıda  bir temsile kavuşmakta, hem de seçmen iradesi Meclise çarpıtılmış olarak yansımaktadır. 2002-2007 Meclisine oyların %35’i yansıyamamıştır.

- Hazine yardımı, partiler arası yarışmayı sakatlamaktadır.   Son üç yılda, AKP; CHP ve MHP toplam 368 milyon (eski parayla 368 trilyon) hazine yardımı almışlardır.  Bu paranın 210 milyonu AKP’ye, 94 milyonu CHP’ye  ve 64 milyonu MHP’ye verilmiştir. Bu üç parti böyle büyük  paralarla yarışa girmektedirler. Bu, bir koşuda yarışan bazı atletlere doping yapılması, ötekilerin ise ayağının bağlanması gibi bir durumdur. Hazine yardımı, seçim yarışında açık bir eşitsizlik kaynağıdır.

- Partilerin, ön seçimi bir yana bırakıp Merkez Yoklaması yapması, Genel Başkan ve etrafındaki çetenin adayları belirlemesi demektir. Böylelikle, fiiliyatta Partiler, devre dışı bırakılmış olmaktadır. seçmenin seçim hakkı  yaralanmaktadır. Adayların genel başkana ve çetesine sadakat esasına göre seçilmesi, seçildiklerinde  Meclis’te özgür iradeleriyle çalışmalarına engel olmaktadır.

- SHP olarak, halen Mecliste temsil edilmeyen Partileri buna  karşı mücadeleye ve oylarımızı çalmayın kampanyası açmaya  çağırıyoruz.

- Bu kampanyada barajın kaldırılmasını, seçime katılan her partiye, seçim öncesi aldığı oy oranına göre hazine yardımı yapılmasını ve siyasi partiler yasasında ön seçimi genelleştirici değişiklikler yapılmasını önereceğiz.

2- AKP’nin başarısızlıkları sonucunda, Türkiye’deki muhalefet bunalımına iktidar bunalımı da eklenmiştir.

-  AKP hükümetleri demokratik açılım bağlamında attıkları adımlarda başarısız  olmuşlardır.

- Bunlardan ilki türbandır. Üniversitelerde türban yasağını kaldırmak için yaptıkları anayasa değişikliği, AYM tarafından iptal edilmiştir.  Bu karar türban yasağını  kaldırmayı daha da zorlaştırmıştır.

- AKP hükümetleri, anayasayı değiştirmek için taslak hazırlatmış; ama bu taslağın kamuoyunda doğru dürüst tartışılmasını bile sağlayamamıştır. Sonunda bu girişim unutulmuştur.

- Birtakım çalıştaylarla süslenen “alevi açılımı” sonunda ortaya hiçbir somut ilerleme çıkmamıştır.. Alevilerin yasa değişikliği bile gerektirmeyen isteklerinden hiçbirisi gerçekleştirilememiştir. O kadar ki,  37 aydının yakıldığı  Sivas’taki Madımak Oteli’nin bir “Utanç Müzesi” yapılması bile başarılamamıştır.

- Kürt Sorunu Açılımında hükümet açıklamalarını erteleye erteleye 10 Kasım  2009 ‘da Meclis’e getirmiş; orada da dişe dokunur bir plan açıklayamamıştır. İçişleri Bakanı, cezaevindeki görüşmelerde, tutuklu ile ziyaretçinin artık Kürtçe konuşulabileceği gibi suyuna tirit konuları açılımın içeriği olarak sunmuştur.

- Son olarak, Hükümet ekonomik krizi yönetmekte çuvallamıştır. Fazla söze gerek yok: 2008’in ilk 6 ayı ile 2009’un ilk 6 ayı arasında ulusal gelirde %10 düşme vardır. İşsizlerin sayısı yüzde yüz artmıştır. Bunlar,  hükümetin krizi anlayamaması, teğet geçeceğini sanması ve önlem almamasının sonucudur.

Sonuç olarak demokratik açılımlar konusunda ve krizi yönetmede AKP hükümetleri başarısız olmuş, iktidarsızlıklarını sergilemişlerdir.

3- Dinlemelerle, milletin harim-i ismetine tecavüz edilmiş, devlet kurumları birbirine düşürülerek devleti çürütülmüştür.

Dün başbakanın “ben de dinleniyorum, ben de  dinleme mağduruyum” demesi bir iktidarsızlık alametidir.

Dinlemelerin hakim kararına dayalı olduğunun söylenmesi,  bir mazeret değildir. Çünkü, yasaya göre, dinleme için suça ilişkin kuvvetli nedenler olması ve başka yolla delil toplanmasının mümkün olmaması gerekir.  Durumun böyle olmadığı açıktır. İş hakim ve savcıların yine hakim kararlarıyla dinlenmesi noktasına kadar gelmiştir. Bu devletin içten çürütüldüğünü göstermektedir.

Adalet Bakanlığı’nın elindeki Teftiş Kurulu’nu, hakimleri yönlendirmek için kullandığı, zaman zaman da bunu başardığı anlaşılmaktadır. Yargı erkinin, yürütme erki tarafından denetlenmesi, dünyada eşine rastlanmayan bir tuhaflıktır. Durum böyleyken, hükümet, dinlemelerin hakim kararıyla  gerçekleştiğini söyleyerek işin içinden sıyrılamaz.

4. Cumhuriyet Halk Partisi Onur Öymen’dir.

Meclis’teki konuşmasında CHP milletvekili Onur Öymen’in 1937 – 38’de Dersim’de gerçekleştirilen kıyımları,  Kürt sorununda bir gözdağı olarak  dile getirmesi bir skandaldır.  Ancak bu şaşırtıcı bir husus değildir. Onur Öymen, CHP’nin taa kendisidir. Bu konuşma, CHP’nin desoptik cumhuriyetçi kimliğinin dile gelişidir. Öyle olduğu CHP Genel Başkanı’nın Onur Öymen’i arkalamasından ve Onur Öymen’i gereğini yapmaya davet eden Kemal Kılıçdaroğlu’nu azarlamasından da bellidir.

 

 

JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »