Bundan iki ay önce, 19 Aralık 2009 günü, SHP Parti Meclisinde yaptığım konuşmaya şöyle başlamıştım:
“Türkiye bir rejim bunalımına sürüklenmektedir. Bunun en belirgin özelliği Bütçe’nin Meclise yeni sunulduğu şu günlerde, ekonomik sorunlar üzerinde hiç durulmamasıdır. 2009’da ulusal gelir 2008’e göre %6-7 düşmüş olacaktır. İhracatta düşüş %30’dur. 18 aydır sürekli olarak kapasite kullanımı azalmaktadır. İşsizlik resmen %13,4 gerçekte %25 civarındadır… Olağan bir dönemde bunların gündemin baş meseleleri olması gerekir.
Ancak biz başka konuları konuşuyoruz: Kısa bir süre önce, siyasi bir kararla Demokratik Toplum Partisi kapatıldı.
Öte yandan Genel Kurmay Başkanı Trabzon’da Oruç Reis Gemisinde yaptığı konuşmada tehditler yağdırdı.
Ama, bürokrasiye laf geçiremeyen hükümet, DDY çalışanlarını, Tekel İşçilerini, öğrencileri, demokratik hak arayışı içinde olanları “Demir Ökçe” politikası ile karşıladı.
Durum şöyle özetlenebilir: Hükümet zaaf içindedir ve yönetememektedir. Muhalefet güven verememektedir. Askeri ve sivil bürokrasi ve yargı dizginleri eline almıştır. Bunun adı Rejim Bunalımı’dır.”
Bugün rejim bunalımının derinleşmekte olduğunu görüyoruz. Üç gün önce Erzincan - Erzurum hattında akla ziyan işler oldu:
- Önceki gün bir gazetenin başlığı şöyle idi: “Şanal adliyeyi bastı; Cihaner tutuklandı.” Osman Şanal Erzurum Özel yetkili savcısı, İlhan Cihaner Erzincan başsavcısı. Şanal’ı iktidar savunuyor, Cihaner’i ana ve yan muhalefet.
- O gece Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Şanal ve 3 özel görevli savcının özel görev yetkisini kaldırdı.
- Sabaha karşı, Adalet Bakanlığı HSYK’ya karşı zehir zemberek bir açıklama yaptı. Yargıtay ve Danıştay Başkanları birer açıklama ile HSYK’nın yanında yer aldılar.
- Millet şaşkın.
Özünde sivil yönetimin üstünlüğü savaşı yaşanıyor. Bir tarafta askeri ve yargısal bürokrasi ile anamuhalefet öteki tarafta hükümet var. Bu yeni bir şey değil. Çok partili rejimin başından beri süregeliyor. Bu savaş arada darbelerle kesiliyor; çok partili döneme geçilince yeniden başlıyor hesaplaşma ve son günlerde yargı üzerinden yapılıyor.
Öteden beri sağ iktidarlar, devlette mutlak egemenlik kurmaya çalışıyorlar; ama tek başlarına kaldıkları başaramıyorlar. Tek başlarına kalıyorlar, çünkü demokrasi adı altında, aslında, kendileri için daha fazla güç istiyorlar; inandırıcı değiller.
Ak Parti de yanı şeyi yapıyor. 1 Mayıslar’da, işçi direnişlerinde, öğrenci gösterilerinde, Güneydoğu’da halka, çocuklara, başka muhalifler demir ökçe politikası uyguluyor.
Kendi seçilmişliğini savunurken Güneydoğuda seçilmiş belediye başkanlarını ve DTP’li/BDP’li politikacıları kelepçeleyip içeri atıyor.
Ana ve yan muhalefet, yani CHP ve MHP ise askeri ve yargısal bürokrasiye dayanarak ve gerginliği tırmandırarak siyaset yapıyor.
Öte yandan, Ak Parti de, emniyetten yargıya kadar kendi bürokrasisini kurmaya çalışıyor. Her kamu kurumunda şu kadarı senden bu kadarı benden diye kelle hesabı yapılıyor. Bu, askerin içinde de; emniyette de yargıda da böyle.
İktidar, anamuhalefet ve yan muhalefet gerginliği artırıp toplumu kutuplaştırarak oylarını sağlama almaya çalışıyorlar; ve tabii çok tehlikeli bir oyun oynuyorlar.
Alttan alta giden bu savaş, bazen Şanal-Cihaner vak’ası gibi yol kazaları ile açığa çıkıyor. Böylece, rejim bunalımı, üzerine projektör tutulmuş gibi gözler önüne seriliyor.
Burada, haklı – haksız aramak beyhudedir. Taraflar kamuoyunu kandırmak için her aracı kullanıyorlar. Yasanın aynı maddesini taraflar farklı yorumlayıp kendilerini haklı göstermeye uğraşıyorlar. Kısacası at izi it izine karışmış bulunuyor.
Adalet Bakanı bu kargaşa içinde, Adalet Reformu’ndan söz ediyor. Sayın Bakan, yedi yıldır aklınız neredeydi? Bu gerginlik ortamında hangi reformu yapacaksınız? Hanidir hangi projeyi, hangi açılımı sonlandırabildiniz?
On yıllık yirmi yıllık cezalarla içerde yatan, taş atan çocukları Terörle Mücadele Kanunu’nun cenderesinden çıkarmayı bile başaramadınız. Siyasal partilerin kapatılmasını zorlaştırmayı bile yasalaştırmadınız. Belki silah ruhsatı almayı kolaylaştıracak yasa tasarılarını çıkarıp silah lobilerini memnun edebilirsiniz.
Öte yandan Allahlık ana ve yan muhalefet Habur’dan girenlere takmış. Onları sınırda neden derdest edip Diyarbakır’a götürüp içeri tıkmadın diye hükümete saldırıyor. Barışa yönelik her adımı sabote ediyor. Memleketin bir tek meselesine çözüm önermiyor. Ak Parti hakkında kapatma davası açılacağı söylentilerini ağzı kulağında izliyor.
Bu kadar basiretsizlik olmaz. Ak Parti kapatılırsa Çok partili rejim çöker ve muhalefet de altında kalır. Tabii ilk seçimde de kapatılan partinin yeni versiyonu seni ezer geçer. Kaç kez böyle oldu, saydın mı Sayın Baykal?
Şimdi iktidar ile ana ve yan muhalefete düşen tansiyonu düşürmektir. Hemen bir ortak demokratikleşme paketini Meclis’e sunmaktır.
Öte yandan, hem siyasi dava hem de tutuklama despotik rejimlere özgüdür. Siyasal yargılamalarda, soğuk savaş dönemi kalıntısı tutuklama alışkanlığından vazgeçilmelidir. Bunu bize yaptınız bari başkasına yapmayın. Bu bağlamda bir yandan Ergenekon davaları sonuna kadar ciddiyetle ve hukukla yürütülmeli, öte yandan bu davalardaki tutuklular ve başsavcı İlhan Cihaner salıverilmelidir.
İktidarın ve muhalefetin bu aymazlıkları arasında tek olumlu gelişme, Çağdaş Solda Büyük Buluşma projesi. Bir yıla yakın çalışmalar sonunda, 13 Mart 2010 günü, Çağdaş Solda Büyük Buluşma projesi hayata geçecek.
Bununla Türkiye’de yelpazenin solundaki boşluk dolacak ve demokratik, sivil, barışçı, özgürlükçü, eşitlikçi ve kalkınmacı bir parti Türkiye siyasal yaşamında yerini alacak.
Bu parti herkes için demokrasi mücadelesi verecek. Böylelikle, rejimin üzerindeki kara bulutlar dağılmaya başlayacak.
Türkiye’de Sivil Yönetimin Üstünlüğü bir hayal olmaktan çıkacak gerçeğe dönüşecek.
Artık, devlet dairelerinde kimse kelle hesabı yapamayacak. Askeriyede, poliste, yargıda ve bürokrasinin diğer kesimlerinde herkes yasalar içinde görevini yapacak. Kamu görevinde tarafsızlık çizgisinden çıkanlar, siyasete karışanlar, kim olursa olsun, derhal görevden alınacak.
İnsanlık ileriye, özgürlüğe ve eşitliğe doğru devasa adımlarla ilerliyor. Bu engellenemez. Artık, dünyanın bir köşesinde kelebek kanadını çırpınca, öteki ucunda, fırtına kopuyor. İran yönetimi gmail’i yasaklamış; bak göreceksiniz, gmail mollalar rejimini sona erdirecek.”


Genel Başkan Demeçleri

