Genel Başkan Murat Karayalçın’ın, 29 Mayıs 2007 tarihli Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı açılış konuşması:
Değerli arkadaşlarım,
26 Mayıs tarihinde yaptığım yazılı bir açıklamayla SHP’nin 22 Temmuz tarihinde yapılacak seçimlere girmeyeceğini gerekçeleriyle birlikte kamuoyuna duyurmuştum. Bu kararımızla ilgili olarak tartışmalar yapıldığına tanık oluyorum, değişik çevrelerden kararımızın yorumlanmakta olduğuna ilişkin değerlendirmeler, duyumlar alıyorum. Bu kararı özveri ya da kahramanlık olarak değil gerçeklik ya da gereklilik olarak nitelemenin daha doğru olacağı düşüncesindeyim. Seçime katılmadığımız, halkın sorunlarına çözüm için hazırladığımız projelerimizi halkımıza sunamadığımız için gerçekten üzgünüm ama gelecek için asla yılgın değilim. Hiç kimseye kırgın ya da küskün değiliz. Milletvekilliği için herhangi bir kontenjan talebimizin olmadığını zaten 16 Mayıs tarihinde yapmış olduğum bir yazılı açıklamayla kamuoyuna sunmuştum.
Değerli basın mensupları,
SHP’nin uzunca bir süreden bu yana solda birliktelik için geliştirmiş olduğu model sonuçta olmadı. Ben bu modeli, SHP’nin bu modelini MYK’da görüşerek 16 Mayıs 2006 tarihinde yaklaşık bir yıl önce rahmetli Bülent Ecevit’e sunmuştum. Ana hatlarıyla bu modeli sizlere hatırlatmak istiyorum. Önce sosyal demokrat partiler bir araya geliyor, sonra sosyal demokrat partiler bir hükümet programı ya da alternatif bir sol program hazırlıyorlar, üçüncü olarak bir başbakan adayı seçiyorlar, dördüncü olarak hazırlamış oldukları hükümet programını, seçmiş oldukları başbakan adayını Türkiye’nin tüm sol partilerine açıyorlar, oy oranlarına bakmadan sosyal demokrat olmayan sol partileri birlikteliğe çağırıyorlar. Beşinci olarak tüm bunlar 2006 yılının sonbaharında Kasım aylarında tamamlanıyor. Kabul edilmeyen öneri bu öneridir. Bizim önerimiz buydu.
Değerli arkadaşlarım,
Bir başka anlayış benimsendi, bir başka kompozisyon tercih edildi. Doğal olarak benimsenen anlayışı, tercih edilen kompozisyonu doğru bulmuyorum. Benimsenen anlayışın, tercih edilen kompozisyonun yanlış olduğu kanısındayım ama bunların önünü açıyoruz, bunların önüne bir engel çıkartmıyoruz. Bu vesileyle arkadaşlarımıza üç dileğimi iletmek istiyorum. Önce arkadaşlarımızın başarı sağlayarak, siyasi başarı elde ederek benim biraz önce anlatmış olduğum yöntemimizin ya da modelimizin yanlışlığını kanıtlamalarını diliyorum. Umarım başarılı olurlar. Bunu başarılı olmayacaklar düşüncesiyle söylüyor değilim. Bizimki bir iddiaydı, umarım bizim iddiamız yanlıştır, umarım bu iddia doğrudur. Bunu içtenlikle diliyorum. Bu sorumluluklarını anımsatıyorum arkadaşlarıma. İkinci olarak başta yoksulluk projemiz olmak üzere, özellikle de kent yoksulları için SHP’nin kamuoyuna sunduğu projelerini değerlendirmelerini, kullanmalarını diliyorum. Bunun altını birkaç kez çiziyorum. Bizim için en önemli husus budur. İkinci olarak 22 Temmuz tarihinde Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılabileceği olasılığının göz ardı edilmemesi gerektiğini, bunun için hazırlıkların başlatılmasını gerekli gördüğümü belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Cumhurbaşkanımızın Perşembe günü TBMM’den geçecek Anayasa paketini veto etmeden yayınlanmak üzere resmi gazeteye gönderebileceğine ilişkin bazı iddialar yüksek sesle seslendirilmeye başlanmıştır. Eğer böyle olursa 22 Temmuz tarihinde Türkiye bir de Cumhurbaşkanı seçecektir. Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili ne bir ilgi var, ne bir hazırlık var, ne bir düşünce var. Bütün dikkatler milletvekilliği aday listelerine yoğunlaşmış bulunmaktadır. Türkiye çok kısa bir süre sonra bugün yaptığından çok farklı bir şekilde yeni bir Cumhurbaşkanı seçimi noktasına gidecektir. Bu konunun da çok önemle dikkate alınması gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
27 Nisan tarihinde Türkiye’nin siyaset alanının çöktüğünü ifade etmiştik. Çöken siyaset alanının yasalarıyla yani siyasi partiler yasasıyla seçim yasasıyla, .çöken siyaset alanının kurumlarıyla, kurallarıyla Türkiye 22 Temmuz tarihinde bir seçim yapacaktır. Ben bu seçimin hem bu gerekçeyle, hem de 3 Kasım 2002 tarihinden önce siyasi partilerin dile getirmiş olduğu yaklaşımların hemen hemen aynısının yeniden seslendirilmekte olduğunu göz önünde bulundurarak Türkiye’yi farklı bir sonuca götürmeyeceğini düşünüyorum.
Bir konuya daha değineceğim. Çöken siyaset alanı Türkiye’de devlet yönetimini zora sokmuştur. Türkiye’de devlet yönetiminde çok ciddi zaaflar ortaya çıkmaya başlamıştır. Size iki tane örnek vermek istiyorum.
24 Mayıs tarihinde ABD uçaklarının Hakkari üzerinden hava sahamızı ihlal ettiği öğrenilmiştir. 4 dakika süreyle ya da kimi iddialara göre 1 dakika süreyle yabancı uçaklar Türkiye havaalanını ihlal etmiştir. 25 Mayıs günü bu olay Genelkurmay sitesinde yer alıyor, durum Genelkurmay tarafından Dışişleri Bakanlığına bildiriliyor. 27 Mayıs Pazar günü akşam saatlerinde Anadolu Ajansı bunu sitesine koyuyor. 27 Mayıs akşam saatlerinde sayın Başbakan’ın sayın Dışişleri Bakanı’nın Sivas’ta miting yaptığı sırada sayın Dışişleri Bakanı’na bundan haberinin olup olmadığı soruluyor, sayın Dışişleri Bakanı’nın vermiş olduğu yanıttan bundan haberinin olmadığı anlaşılıyor. Sayın Dışişleri Bakanı’na 25 Mayıs tarihinde Genelkurmay’dan gönderilen mektup 28 Mayıs Pazartesi günü sabah saatlerinde sunuluyor ve Hükümet, Türkiye hava sahasının ihlal edildiğini 28 Mayıs sabahı bu mektupla öğreniyor, dört gün sonra. Bu akıl almaz bir gecikmedir. Bir örnek daha vermek istiyorum. Terörist saldırıların önlenmesi için Kuzey Irak’ın belli bölgelerine müdahalede bulunulması görüşü çok yaygın bir biçimde tartışılmaktadır. Bu sorun bir yumak şekline dönüşmüştür. Dikkatinizi çekiyorum bir Kerkük saldırısı söz konusu değildir, söz konusu olan Kuzey Irak’ın terörist saldırılarının odaklandığı noktalarına yapılacak olan müdahaledir. SHP olarak biz terörist saldırılarının önlenmesi için Türkiye’yle Irak arasındaki diplomatik ilişkilerin öne çıkarılmasını tercih ediyoruz. Bizim önerimiz sınır düzenlemesinin yapılması şeklindedir. Sınırın bu durumu, terörist saldırılara açık bir sonuç vermektedir. Yeni bir sınır düzenlemesine bu nedenle iki tarafın anlaşmasıyla, mutabakatıyla, görüşmeleriyle ihtiyaç olduğu kanısındayım. Sonuç alınacak olan budur, barışa katkıda bulunacak olan budur ama SHP’nin önerisini bir kenara bırakıyorum, çöken siyaset alanının devlet yönetiminde yaratmış olduğu tahribata örnek vermeyi sürdürüyorum. 12 Nisan günü sayın Genelkurmay Başkan’ı Irak’ın kuzeyine yapılacak bir harekatın askeri olarak doğru olduğunu ifade etmişti. O tarihten bu yana sürekli olarak emir mi verilsin, istem mi gelsin tartışmasını yaşıyoruz. Acaba bunun için hükümet emir mi vermelidir, acaba bunun için TSK’dan istem mi gelmelidir tartışması yaşanmaktadır. Ben bunu hayretle karşılıyorum. Ben bunun çok ciddi bir sorun olduğunu düşünüyorum Yurttaşlarımızın aklını karıştırdığı kanısındayım. MGK’nın bunu ele alması gerekir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bunun için müdahale etmesi gerekir diye düşünüyorum. Son bir konuya daha değineceğim.
Değerli arkadaşlarım,
26 Mayıs tarihinde TBMM’de özel bir özelleştirme yasası kabul edildi. İlk kez özel bir yasayla özelleştirme yapılmaktadır. Ankara Büyükşehir Belediye’si EGO Genel Müdürlüğünün BOTAŞ’a olan borcunun, 1 milyar 142 milyon Dolarlık borcunun, karşılanması için bu yasaya göre EGO Genel Müdürlüğü’nün doğal gaz bölümü satılacaktır. Bu iki yıl içinde tamamlanacaktır. Bu işlem için 10 yıl süreyle metre küpte amortisman ve dağıtım bedeli adı altında ek 5.5 sentlik bir fiyat garantisi verilecektir. Belediyenin yeteneksizliği, beceriksizliği ve borcu nedeniyle Ankara halkı Türkiye’nin maalesef en yüksek doğalgaz bedelini ödeyecektir. Bugüne kadar ödenen bedel de yüksekti ama şimdi bu yasayla birlikte bu bedelin daha da yükseleceği görülmektedir. Gazın özelleştirilmesine, hele bu gerekçeyle özelleştirilmesine yani borç gerekçesiyle özelleştirilmesine, Ankaralılara bu denli yüksek bir maliyetin yüklenmesine kesinlikle karşıyız ama bunun bu belediye yönetimi altında yapılacak olmasının daha da vahim olacağı kanısını taşıyoruz. Çünkü bu belediye yönetimi Türkiye’de duyulmamış, dünyada da duyulmamış, iktisat literatüründe hiç yeri olmayan bir fiyatı kullanmaya başlamıştır: NAZ fiyatı. Alım fiyatı diye bir kavram vardır, satış fiyatı diye bir kavram vardır, üretici fiyatı vardır, tüketici fiyatı vardır, ama NAZ fiyatı diye bir fiyat yoktur. Böyle bir fiyatın olduğunu ilk kez duyuyoruz. O nedenle NAZ fiyatı diye bir uygulama yapan bir yönetim anlayışında doğal gazın özelleştirilmesinin çok vahim sonuçlar verebileceğini düşünüyoruz.
Soru:
Bağımsız sol adayların seçime girmesi yönünde tartışmalar yapılıyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Murat Karayalçın:
Ben biraz önce söylediğimi gibi geçtiğimiz Cumartesi günü bu açıklamayı yaptım. Bugün o tarihten sonra ilk kez MYK toplanacak. Benim bu açıklamamın ardından bizim içimizde de, örgütümüz içinde bazı arkadaşlarımızın seçimlere girmemiş olmamızın verdiği tepkiyle bağımsız adaylıkların düşünülmesi gerektiğine ilişkin açıklamaları ya da değerlendirmeleri oldu. Bir partinin bağımsız aday çıkarması hukuki olarak olanaklı değil. Ayrıca benim 26 Mayıs günü yapmış olduğum açıklamada kullanmış olduğum gerekçeler dikkate alındığında da bunun çok doğru bir yaklaşım olmayacağı görülmektedir ama yine de örgütümüzden gelen çeşitli illerimizden gelen istemleri göz önünde tutarak bugün bir değerlendirme yapacağız.
Soru:
Cumhurbaşkanlığı için bir hazırlık yapılmasından söz ettiniz. Bu nasıl bir hazırlık olmalı?
Murat Karayalçın:
Tartışılmalı, düşünülmeli, görüşmeler yapılmalı. Böyle bir olasılık var. Eğer seçim yapılacaksa seçim yapılacak makam milletvekilliği makamlığından çok önemli bir makam devletin başındaki kişi seçilecek, hem de Anayasamızın vermiş olduğu 104. maddesinin vermiş olduğu yetkilerle seçilecek. 84 yıllık devlet tarihimizde, cumhuriyet tarihimizde ilk kez böyle bir seçim yapılacak ama AKP’nin adayı var. AKP’nin adayının sayın Gül olacağı anlaşılıyor. Başkaca bir adaydan söz edilmiyor. Bunun görüşmesi de benim bildiğim kadarıyla yapılıyor değil. O nedenle bu konunun çok ivedilikle tartışmaya açılması gerektiğini düşünüyorum. Yani çok özel bir hazırlık öneriyor değilim, tartışılsın diyorum, ele alınsın diyorum.