SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın’ın, 20 Mart 2007 tarihli Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı açılış konuşması:

Önce tüm yurttaşlarımızın; Asya, Kafkasya ve Ortadoğu halklarının Nevruz Bayramı’nı kutluyorum. Yeni dönemin, bu yeni yılın bize, tüm bölge ülkelerine, tüm bölge halklarına barış, bereket, dostluk, istikrar, huzur getirmesini diliyorum. Yarın ülkemizin değişik yerlerinde Nevruz Bayramı’yla ilgili olarak örgütlenmiş etkinliklere katılacak yurttaşlarımızın tahriklere kapılmadan bayramı doya doya yaşamalarını diliyorum.

Bugün Irak’ın işgalinin 4. yılı. Bundan 4 yıl önce yoğun bombalamalarla, büyük bir şokla, dehşetle Irak Savaşı başlatılmıştı. Irak Savaşı’ndan hem bölge yöneticilerinin hem de dünya yöneticilerinin, bilim insanlarının, önemli sonuçlar çıkartması gerektiği inancındayım. Saddam Hüseyin, Irak Savaşı’nın bütün savaşların anası olacağını söylemişti. Bu ne kadar doğru bilemiyorum ama herkes için Irak Savaşı’ndan çok ciddi, çok önemli derslerin çıkarılması gerektiğini biliyorum.

Bence 1. ders uluslararası antlaşmazlıklarda savaşın kullanılmasının bir sonuç getirmeyeceğidir. Aslında bu biliniyordu. Her savaş uluslararası antlaşmazlıklarda bir sonuç getirir denilemezdi. Savaşların sonuç getirmeyenleri de vardı. Ama bu farklı. Artık, zafer de sonuç getirmemektedir. Savaşın en önemli mesajlarından birisi de budur: Zafer sonuç getirmemektedir. Çok kısa bir süre içinde ABD “zafer” elde ettiğini ilan etti. Dünya bunu böyle kabul etti. Ama ABD’nin o zaferinin sonuç getirmediği görüldü. Bu ABD için, ABD’yle birlikte bu savaşta yer alan işgalci güçler için önemli bir mesaj. Bence herkes için çok önemli bir mesaj. İkinci ders şudur; bu savaşla birlikte asimetrik güçlerin, en az ulus devletlerin güçleri kadar ateş ve atış gücüne sahip oldukları görülmüştür. Bu Irak için de geçerlidir; Lübnan için de geçerlidir. İsrail’in Lübnan’ı işgali sırasında Hizbullah Kuzey İsrail’e 33 günde II. Dünya Savaşı’nda İngiltere’ye atılan roket ve füzelerden daha fazla roket ve füze atmıştır. Çok büyük bir askeri güç olduğu düşünülen İsrail’in başarısızlığının altında yatan bir neden de budur.

Üçüncü ve son olarak direnişçilerin savaş ortamında, savaş alanında değişimi daha kolay yakaladıklarını, kullandıklarını ve işgalcilerin teknolojik güçlerini bu şekilde dengeleyebildiklerini söylemek olanaklıdır. ABD 3 hafta içinde Irak’ta zafer ilan etti. 3. yılın sonunda, işgalin 3. yılında direnişçiler ABD’nin ileri teknolojisine, ileri savaş gücüne uyum sağladılar. Neredeyse onunla aynı düzeye geldiler.

Bu büyük trajedinin bölgemize, insanımıza, daha fazla zarar vermeden son bulmasını diliyorum. Bu arada Türkiye hükümetine de Irak yönetimiyle ivedi olarak görüşmeye başlaması çağrısını bir kez daha dile getirmek istiyorum. Irak’ta yapılan ABD’nin, Suriye’nin, İran’ın Büyükelçileri’nin de katıldığı toplantı önümüzdeki ay İstanbul’da tekrarlanacak. Türkiye böyle bir beklenti içinde. Hiç kuşkusuz Bağdat’ta yapılan toplantı da önemli, İstanbul’da yapılacak olan toplantıyı da önemsiyoruz. Ama öyle anlaşılıyor ki bu toplantıların gündemi Irak’ın iç güvenliği ve ABD’nin güvenliğidir. Türkiye-Irak ilişkilerinin burada ele alınması ve bu platformda çözülmesi söz konusu olamayacaktır. O nedenle Türkiye’nin Irakla görüşmeleri ivedilikle, hem de içinde bulunduğumuz dönemdeki olası gelişmeleri dikkate alarak, başlatması zorunluluğu bulunmaktadır.

Bir konuya daha değineceğim. AB’nin dönem başkanı ve Almanya’nın Başbakanı Angela Merkel Fransa’nın Figaro ve İtalya’nın Republica gazetelerine verdiği demeçte, gelecek 50 yılın sonunda Türkiye’yle AB ilişkilerinin daha da iyileşeceğinden emin olduğunu söylemiştir; lütfetmiştir. Gerçekten çok merak ediyorduk. Gelecek 50 yılın sonunda şimdi anlamış bulunuyoruz ki biz üye olmayacağız. Bir üyelik söz konusu değil. AB ile daha iyi ilişkiler içine gireceğiz yalnızca.

Sayın Merkel’e ve sayın Merkel gibi düşünenlere iki tane önemli olguyu anımsatmak istiyorum. Bunlardan birisi, birkaç gün önce Dünya Bankası tarafından hazırlanan Türkiye ve Avrupa İşgücü Raporu’dur. Dünya Bankası AB’nin, Avrupa’daki işgücünün 1995 düzeyinde korunması için 79 milyon göçmen çekeceğini ileri sürmektedir. Böyle bir olasılıktan söz etmektedir. İsterseniz bir daha söyleyeyim: 1995 yılındaki işgücü piyasasının verilerini korumak için AB’ye üye ülkelerin gelecek 50 yıl içinde 79 milyon kişiyi göçmen olarak kabul etmesi gerekmektedir. İlginç bir değerlendirme. Dünya Bankası’nın bu değerlendirmesinin içinde Türkiye için de bir bölüm var. Dünya Bankası Türkiye’nin aktif nüfusunda yani işgücünde önümüzdeki 50 yılda 16 milyonluk bir artış olacağını tahmin etmektedir. Türkiye 16 milyonluk artışla AB’ye Dünya Bankası’nın değişik varsayımlarına göre 12 milyon kişiyi gönderebilecektir.

Bunu şunun için özetledim. Türkiye’nin AB’yle ilişkilerinde en temel sorun olarak işgücü dile getirilmektedir. Yani en sorunlu alanda AB’nin gelecek 50 yıl sonunda Türkiye’ye çok ciddi olarak gereksinmesi olacaktır. Bir konuya daha değinmek istiyorum. O da enerji konusu. AB geçenlerde enerji konusunda çok önemli bir çalışmayı görüştü; karara bağladı. ‘Green Paper’ adını verdikleri bir çalışma. Bunu ‘Yeşil Rapor’ diye çevirebiliriz. Bu Rapora göre AB’nin önümüzdeki 25 yıl içinde enerji alanında 1 trilyon Avro’luk yatırım yapması gerekmektedir. Rekabetçi ve güvenilir bir enerji piyasasının yaratılması için AB’nin gereksinme duyduğu yatırım büyüklüğü budur. AB enerji gereksinmesini çok büyük bir ölçüde Türkiye üzerinden karşılamak durumundadır. AB’nin özellikle doğalgazda yararlanacağı iki proje Türkiye üzerinden geçmektedir. Bunlardan bir tanesi ünlü Nabucca Projesidir. Öbürü Güney Balkanlar hattıdır.

Ben bunları dikkate alarak sayın Angela Merkel’in bu değerlendirmesinin bu iki açıdan yanlış olduğunu dile getirmek istiyorum. Aslında başka yanlışlıklar, başka eksiklikler de var. Şimdi buradan hareketle hükümete bir çağrıda bulunmak istiyorum. Çağrım şudur: Bundan sonra AB Türkiye’ye tarih vermeden Türkiye’nin AB’yle ciddi bir müzakere yürütmesi söz konusu olmamalıdır. Artık tarih verme zamanıdır. AB nasıl en son üye olan 10 ülkeye tarih vermişse, Türkiye’ye de artık tarih vermelidir; vermek zorundadır. Tarih verilmeden Türkiye’nin ciddi herhangi bir müzakere yapması söz konusu olmamalıdır. Bir önerim budur. İkinci önerim de Türkiye’nin bütün gücünü, bütün enerjisini Gümrük Birliği’ni iyileştirilmesi için kullanmasıdır.

Genel Başkan demeçlerine dönmek için tıklayınız