SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın’ın, 13 Mart 2007 tarihli Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı açılış konuşması:

Türkiye’nin gündeminde iki tane önemli seçim bulunmaktadır: Cumhurbaşkanlığı seçimi ve T.B.M.M seçimi. Size bununla bağlantılı olarak 8 Mart günü Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan son derecede ilginç bir anket aktarmak istiyorum. Anket, Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle kadın yurttaşlarımız arasında yapılmış. Kendilerinden 2007 yılında Türkiye’nin önemli konularını, önemli sorunlarını sıralamaları istenmiş. Birinci sırada Cumhurbaşkanlığı seçimi görülüyor. İkinci sıraya Irak sorunu, Kerkük sorunu yerleştiriliyor. Üçüncü sıraya AB konusu konuluyor. TBMM seçimini, anketi yanıtlayan kadın yurttaşlarımız ancak dördüncü sırada görüyor. Bu son derecede ilginç. Bana göre bu bir ümitsizliğin ifadesidir. Kendisinden bir şey beklenmeyen bir seçim ile karşı karşıya bulunmaktayız. Bana göre bu demokrasimiz için son derece vahim bir durumdur. İki önemli seçimden birincisi olan Cumhurbaşkanlığı seçimi esas olarak bitmiştir, geriye işin biçimi kalmıştır. İşbirliği, güç birliği yapılamaması nedeniyle Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde merkez sol ve merkez sağ partiler yetersiz ve etkisiz kalmıştır. Ben merkez solla ilgili değerlendirmemde yalnızca CHP’yi eleştirmiyorum. Bir sol parti olarak SHP’nin de Cumhurbaşkanını halkın seçmesi tezi ya da görüşü doğrultusunda yeterince sonuç alamadığını bir özeleştiri anlamında dile getirmek istiyorum.

Merkez solda Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili iki tane düşünce ortaya konmuştu: Bunlardan birincisi, SHP’nin 2006 yılı boyunca yapmış olduğu kampanya çerçevesinde ortaya koyduğu görüş ve yaklaşımdı; Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesini öngörüyordu. Tek milletvekilimizin, sayın Genel Sekreterimizin TBMM platformundaki girişimlerine karşın maalesef biz SHP olarak istediğimiz sonuçları alamadık. İkinci öneri ya da yaklaşım CHP tarafından dile getirilmişti. CHP TBMM seçimlerinin yenilenmesini, erkene alınmasını, yeni Meclis’in yeni Cumhurbaşkanı’nı seçmesini önermişti. Aslında bu önerinin gereğinin yerine getirilme olanağına CHP fazlasıyla sahipti. Ancak CHP’li milletvekillerinin istifa etmemeleri, sine-i millete dönmemeleri nedeniyle bu da olmadı. Şimdi CHP Anayasa Mahkemesi nezdinde bir sonuç elde etme arayışı içine girdi.

Bir tarihte Sosyaldemokrat Halkçı Parti yönetiminin, özellikle o dönem SHP Genel Başkanı sayın profesör Erdal İnönü’nün Anayasa Mahkemesi nezdindeki çeşitli girişimlerinin nasıl eleştirildiğini çok iyi anımsıyorum. O dönemdeki parti içi muhalefetin ‘siyaset yapın, mahkeme kapılarında sonuç arayışı içinde olmayın’ şeklindeki eleştirileri hala belleğimde. Şimdi o eleştirileri yapanların benzer bir arayış içinde olmalarını hazin buluyorum. Ama önemli olan bunun da sonuç verici olmamasıdır. Artık 11. Cumhurbaşkanımızın kim olacağı meselesine kalmıştır bütün süreç. Bunun kararını da AKP Genel Başkanı, AKP’nin merkez organları verecektir. Ben bunları işbirliği, güç birliği yapmamanın bir bedeli ya da sonucu olarak bunları dile getiriyorum.

16 Nisan tarihinden itibaren adaylıklar konulacak, en geç 16 Mayıs tarihinde Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlanacak. Çok büyük bir olasılıkla Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından yeni bir hükümet kurulması gündeme gelecek ve Türkiye hemen onun ardından hızlı bir biçimde, yoğun bir biçimde Meclis seçimleri sürecine girecek. Siyasi partiler merkez hareketlilik içindeler, bir sonuç elde etmeye çalışıyor. Merkez sol olarak biz de yapalım diye değil, TBMM’ye daha çok sosyal demokrat milletvekili sokalım düşüncesiyle de değil; ama halkımızın ve yurdumuzun önüne sol bir seçenek koymak için; yurtta ve bölgede barış için, toplumsal barış için; yoksulluğu yenmek için, işsizliği önlemek için; üretim artarken gelir dağılımın iyileştirmek için; çağdaş değerlerimizi, cumhuriyetimizin temel değerlerini korumak için sol partilerin seçim ittifakı yapmalarını yaşamsal ölçüde gerekli gördüğümü bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Bu çağrım doğrudan CHP’yedir. DSP’nin sayın Genel Başkanı’nın, DSP yönetiminin bu konudaki içten çağrılarını, içten yaklaşımlarını duyuyoruz, izliyoruz, biliyoruz, kendilerinden öğreniyoruz. O nedenle çağrım CHP’yedir diyorum. Eğer seçim ittifakını yapamazsak ikinci seçim de yitirilmiş olacaktır. Ortada çok büyük bir vebal bulunmaktadır. CHP’nin sayın Genel Başkanı, CHP’nin sayın PM üyeleri, CHP’nin sayın milletvekilleri lütfen otobüs anlayışını bir yana bırakın; lütfen “milletvekili adayı gösteririz” şeklindeki yaklaşımı bir kenara koyun; lütfen ittifaka evet deyin. “Bir milletvekili sayısı pazarlığı yapılacakmış, CHP bu partilerle niye milletvekilliği pazarlığı içine girsin” diyen köşe yazarlarına da sesleniyorum. Yok böyle bir şey. Yanlış bilgilendiriliyorsunuz. Lütfen bu anlayışınızı bir yana bırakın, lütfen solda seçim ittifakı anlayışına destek verin.

Biraz önce söyledim önümüzde birkaç hafta var. 16 Nisan’dan sonra Türkiye’de çok şey değişmiş olacak. 16 Nisan’dan sonra Türkiye’nin gündemi kaymaya başlayacak. Bu tarihi bir çağrıdır. Önümüzdeki birkaç haftanın değerlendirilmesi için çok dostça, arkadaşça, yoldaşça bu çağrıyı MYK toplantısında CHP’nin sayın Genel Başkanı’na, CHP’nin sayın PM üyelerine ve sayın milletvekillerine iletiyorum.

Genel Başkan demeçlerine dönmek için tıklayınız