Murat Karayalçın’ın Levent Projesi İle İlgili Basın Toplantısı

Armada Oteli, 28.10.2005, İSTANBUL

Değerli basın mensupları,

Değerli arkadaşlarım,

İstanbul kenti, mevcut sorunlarına ek olarak, yönetimiyle, özelleştirmeleriyle ve dönüşüm projeleriyle yoğun bir biçimde Türkiye’nin gündemine oturmuş bulunmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin almış olduğu kararlardan haberdar olmadığını söyleyebilmekte; Vaniköy ve Arnavutköy arasında olmayan bir üçüncü köprü güzergahını veto ettiğini dile getirebilmekte; tüm yatırımcıları İstanbul’un Kartal ilçesinde gökdelen inşa etmeye çağırırken birkaç gün sonra Levent’te İstanbul’un bu yakasında arkada gördüğünüz bu gökdelenlerin yapımını açıklayabilmekte; İstanbul Büyükşehir Belediyesi karar tasarılarını İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisine imar planlarıyla ilişki kurulmadan ve öyle anlaşılıyor ki ilgili uzmanlık komisyonlarından geçirilmeden sunulabilmekte; İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kimi CHP’li üyeleri Kadıköy Göztepe parkında camii yapılmasına önce evet derken sonra ortaya çıkan tepkiler üzerine bundan çark edebilmekte; hangi partiden olursa olsun İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin sayın üyeleri, getirilen karar tasarılarıyla ilgili, projelerle ilgili bilgi sahibi olmadıklarını, kendilerine önceden bilgi verilmediğini ileri sürebilmektedir.

Sizlere bu örnekleri sundum değerli basın mensupları. Bu örnekler çoğaltılabilir. Ancak önemli olan İstanbul’da kent genelindeki bunalımı saptamaktır. Bu basın toplantısında İstanbul’da kent yönetiminde bir bunalım olduğunu öncelikle sizin huzurunuzda saptamak istiyorum. Maalesef gözbebeğimiz İstanbul, yalnız Belediye Başkanlığı düzeyinde değil, AKP’siyle, CHP’siyle Belediye Meclisinde, kent yönetiminin tüm organlarında çok ciddi bir bunalım yaşanmaktadır. İstanbullular parkların ve moda deyimiyle “portların” dışında ve trafik mücadelesine ek olarak; parsel parsel, apartman apartman ve şimdilerde de gökdelen gökdelen bir mücadele içine girmiştir. Bu kente, bu kentin insanlarına, sıfatı ne olursa olsun ister Başbakan olsun, ister Büyükşehir Belediye Başkanı olsun, isterse belediyenin öteki yöneticileri olsun, hiç kimsenin böyle bir gerginlik yaşatmaya hakkı yoktur.

İstanbul’un bir planı olduğu bilinmektedir. Ancak basında yer alan bilgiler bu planın uygulanmadığını göstermektedir. Değerli basın mensupları, uygulanmayan plan, olmayan plandır. İstanbul’un temel sorunu da budur. Ulaşım tıkanıklığının yaşandığı bölgelerde yoğunluğun daha da arttırılması kararı alınabiliyorsa bir plan metninden, plan diye söz etmek olanaklı değildir. Kaldı ki gazetelerden aldığımız duyumlar Sayın Başbakanın her körfez ziyaretinde İstanbul’a yeni bir kule siparişinin getirildiğini göstermektedir. Böyle bir “pazarlama” anlayışına ne can dayanır, ne de plan.

Şu anda tartışılmakta olan sorun kule sorunu, gökdelen sorunu, Arap sermayesi sorunu ya da yabancı sermaye sorunu değildir. Kule de yapılır İstanbul’a gökdelen de. İstanbul’a ve Türkiye’nin öteki kentlerine Arap sermayesi de yatırım yapabilir, başka ülkelerin sermayesi de. Biz bunu çok doğal olarak karşılıyoruz. Biz sosyal demokratlar olarak etnik ve politik ırkçılığa karşı olduğumuz kadar, doğal olarak, sermaye ırkçılığına da karşıyız. Sermaye ırkçısı değiliz, ama Türkiye’nin, Türkiye’yi yönetenlerin, bu arada İstanbul’u yönetenlerin sermaye dilencisi olmalarını da asla içimize sindiremeyiz.

Sayın İstanbul Belediye Başkanının geçenlerde düzenlediği basın toplantısında ifade ettiği gibi bir kent, yalnızca imar çalışmaları ve alt yapı yatırımları ile sonuç elde edemez. Kentlerde değer artışı sağlayacak yatırımların da yapılması gerekmektedir. Ancak planlı bir biçimde, akılcı bir biçimde bu yatırımlar yapılmalıdır. Levent projesini bu çerçevede değerlendirmek maalesef olanaklı değildir. Biraz önce de ifade ettiğim gibi Sayın Belediye Başkanı çok kısa süre önce, bu tartışmaların yoğunluk kazandığı bir dönemde İstanbul yakasında gökdelen yatırımlarının düşünülmediğini, büyük yatırımların, yüksek binaların Kartal’da toplanacağını dile getirmişti. Yoğunluğun, kentin Anadolu yakası’nda artırılması ve Kartal’da ya da bir başka ilçemizde rant getiren yatırımların bulunması, başta ulaşım sorununun çözümü olmak üzere her açıdan doğru ve yararlı bir karardır. Şimdi Sayın Belediye Başkanına ne oldu da bundan vazgeçildi diye sormak istiyorum. İlk söylenen mi yanlıştı, yoksa beş on gün içinde plan mı değişti?

Levent projesini değişik yönleri ile eleştirmek istiyorum. Sayın Belediye Başkanı son basın toplantısında, ortada şimdilik yalnızca bir fikir projesi var ifadesini kullanmış, verilen imar hakları yapayda da kullanılabilir, dikey olarak da değerlendirilebilir biçiminde bir açıklama yapmıştır. Bunun anlamı, Levent için henüz bir mimarlık ve mühendislik projesinin olmadığıdır. O zaman bu maketler nedir? Eski bir belediye başkanı olarak söylüyorum, maketler herkesin bildiği gibi mimari projelerden sonra hazırlanır. Eğer bu maketler geçerliyse o zaman Levent projesinin mimarlık ve mühendislik projeleri önceden mi hazırlanmıştır? Eğer öyle ise ortada çok vahim bir durum var demektir.

Aslında Levent projesinde, arsanın tahmini değeri üzerinde ve oradan hareketle Dubaı Internatıonal adını taşıyan kuruluşun yapması gereken yatırım düzeyi üzerinde çok ciddi sorular sorulmakta, çok ciddi tartışmalar yapılmaktadır. Bunun ayrıntısına inmeyeceğim. Doğal olarak projenin büyüklüklerini bilmiyoruz. Sayın Belediye Başkanının da ifade ettiği gibi ortada bir fikir projesi bulunmaktadır. Ancak ben, basına yansımış bilgilerden hareketle, İstanbul Belediyesinin bu yatırımdan çok daha büyük bir getiri elde etmesi gerektiğini söylüyorum. SHP olarak bunu iddia ile söylüyoruz. Bir rakam veremiyoruz. Bir rakamı telaffuz etme söz konusu değil, çünkü biraz öncede ifade ettiğim gibi proje büyüklüklerini bilmiyoruz. Ancak Türkiye’nin ilk ve en büyük kentsel dönüşüm projesi olan Dikmen Vadisi’nde bu projeyi uygulayan kadroların değerlendirmelerinden hareketle o düzeyin, son derece yetersiz olduğunu ifade etmek istiyorum. Daha başlangıçta bir gecekondu alanı olan Dikmen Vadisi için Japonya’dan Standart and Poors adlı firmanın Ankara Belediyesi’ne vermiş olduğu 3B notundan hareketle, yaklaşık yedi yüz milyon dolarlık tahvil satmış bir kadronun, Dikmen Vadisi Projesi kadrosunun, SHP içindedir bu arkadaşlarımız, bu iddialarını bu basın toplantısında yüksek sesle dile getirme ihtiyacını duyuyorum. Bu iddiamızı kanıtlamanın iki yolu vardır: Bir; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı bu projenin yönetimini bize verir. SHP genel Başkanı olarak bu projenin başına geçip bu projeyi uygulamam tabii ki söz konusu değil, ama çok deneyimli kadrolarımız var ve bu arkadaşlarımız bu projeyi İstanbul’a en yüksek getiri sağlayacak biçimde yaparlar. Ben de bu arkadaşlarımın danışmanlığını yaparım. Bu bir iddia. Bu iddiayı basın toplantısında seslendirmek istiyorum. İkinci olarak da; İstanbul Belediye Başkanının yüzde seksenlik-yüzde yirmilik paylaşımı, hangi müzakerelerden, hangi görüşmelerden ya da hangi şirketlerden, kuruluşlardan, yatırımcılardan aldığı tekliflerden sonra bulduğunu kamuoyuna açıkladığını gerekmektedir. Kiminle görüşülmüştür, kimlerle görüşülmüştür? Sayın Belediye Başkanı sıkı sık yurtdışına çıkmaktadır, gittiği yerlerde İstanbul’u pazarladığını dile getirmektedir. Kimlerle pazarlık yapılmıştır? Hangi pazarlıklar yapılmıştır da sonuçta bu düzey ortaya konmuştur? Bunu bilmeliyiz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı çıkıp demelidir ki; şu kuruluşlarla müzakere ettim, bana şu teklifleri verdiler, sonuçta en iyi teklif, Dubaı’lilerin verdiği tekliftir. Bu söylenmelidir. Bunun, İstanbul kamuoyuna, Türkiye kamuoyuna açıklanması zorunluluğu bulunmaktadır.

Sayın Belediye Başkanına basına yansımış görüntüler, ortaya çıkacağı öne sürülen yoğunluk ve Dubaı’li yöneticinin bu projeye ilişkin açıklamaları nedeniyle Levent projesinden, bu şekliyle, vazgeçmesini öneriyorum. Üç tane gerekçem var: Birincisi; bu görüntüler, ikincisi; burada ortaya çıkacağı söylenen ve bütün Odalar tarafından ileri sürülen yoğunluk artışı ve üçüncüsü de; Gergavi’nin yapmış olduğu açıklamalardır. Yoğunlukla ilgili ve görüntüyle ilgili tepkileri hepiniz biliyorsunuz. Ben şimdi size Gergavi’nin iki açıklamasını aktarmak istiyorum. Gergavi’nin “insanların İstanbul’u bu binalarla hatırlamalarını istiyoruz” demesi.toplumuzda çok derin bir tepkinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Binlerce yıllık tarihi olan ve üç imparatorluğa başkent olarak hizmet vermiş İstanbul’umuzun, insanlar tarafından bu kulelerle değil, Süleymaniye, Sultanahmet, Ayasofya, Galata siluetiyle hatırlanmasını istiyoruz. Bizim tercihimiz budur. İnsanların İstanbul’umuzu bu kulelerle anımsamalarından yana değiliz. Ayrıca Gergavi’nin İstanbullulara “yaşam biçimlerinizi değiştirin” şeklinde bir öneride bulunmasını da asla içimize sindiremiyoruz. Dubaı şehrinin teknik müdüründen yaşam dersi almaya bizim ihtiyacımız yoktur. Özetle bu projeye husumet karışmıştır. Bu şekli ile Projenin İstanbul’a bir hayrı dokunmaz.

Konuşmamın sonunda bu önerime ek olarak sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanına iki öneri daha sunmak istiyorum.

İstanbul kenti zaten çok yüksek oranda değer yaratmaktadır. Geçen yıl İstanbul’da yapılan gayrimenkul satışlarının değeri 4.3 katrilyon TL.’dir. 2005 yılının dokuz ayında İstanbul’da yapılan gayrimenkul satışlarının değeri ise 9.4 katrilyon TL.’dir. Geçen yılı yüz olarak alırsak, değer artışı bu yılın dokuz ayında ikiyüzonsekiz olmuştur. Yani İstanbul zaten yüksek oranda değer yaratan bir kenttir. Ayrıca İstanbul’da burada tek tek sıralamayacağım, çok sayıda gayrimenkul projesinin şu anda uygulanmakta olduğunu biliyoruz. Bu projelerle de İstanbul’a yeni değerler katılmaktadır. Buna yenileri de eklenecektir. Bu değer artışlarından İstanbul Belediye yönetimi yaralanmalıdır. Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanına bu değer artışlarından da yararlanarak bir İstanbul Fon’u kurmasını öneriyorum. Bu değer artışları İstanbul Fon’una taşınmalıdır. İstanbul Fon’u öncelikle gecekondu sorununun çözümü için , altyapı sorununun çözümü için ve İstanbul kentindeki yapıların depreme dayanıklı duruma getirilmesi için kullanılmalıdır. Sayın İstanbul Valisi İstanbul’da yapılan yapıların depreme dayanıklı hale getirilmesi için sekiz milyar dolarlık yatırma gereksinme olduğunu söylemiştir. İstanbullular deprem kabusu ile yaşamaktalar. Bu yüksek değer artışlarının bu alana kaydırılması, gecekondu sorununun çözümü için, altyapı sorununun çözümü için kullanılması yaşamsal bir önem taşımaktadır. İstanbul Fonunun kullanım alanlarından bir bölümü budur. Bir başka kullanım alanı da tarihin korunması ve çirkinliklerin seyreltilmesi, ortadan kaldırılması olmalıdır. Eğer bir kent bu kadar yüksek değer yaratıyorsa bu kentte milyar dolarlarla ifade edilebilecek değerler kısa bir süre içinde ortaya çıkabilmekte ise, yapılması gereken, rantın bu amaçlar için kullanılabilmesidir. Birinci önerim budur. Bir önerim daha var. Belediye Meclis üyelerimiz bu projelerden haberdar değiliz diyorlar. Belediye Meclis üyelerimiz, projelerin isimlerle değil Büyükşehir Belediye meclisine pafta numaralarıyla geldiğini, dolayısıyla izleme imkanı bulamadıklarını dile getirmekteler. Bir kent böyle yönetilemez. Bu şekilde yönetilen bir kentin yatırımlarından da istenilen sonuç elde edilemez. Biz Programımızda Proje Demokrasisi diye adlandırdığımız modeli, İstanbul’da sayın Büyükşehir Belediye Başkanına önermek istiyoruz. Her önemli proje için bir Karar Kurulu kurulmalıdır. İstanbul’da Proje Karar Kurulları dönemi başlatılmalıdır. Yalnızca karar alındıktan sonra alınan kararın uygulanması için değil, daha tasarım aşamasında ilgili Meslek Odalarının, bu arada Belediye Meclis üyelerinin de, bu proje ile ilgilenen herkesin işin içine katılacağı, projenin uygulanacağı çevredeki yurttaşlarımızın temsilcileri aracılığıyla içinde yer alacağı bir proje süreci işletilmelidir.

Basın toplantısına katılımınız nedeniyle çok teşekkür ederiz.

Genel Başkan demeçlerine dönmek için tıklayınız