Murat Karayalçın www.sosyaldemokrasi.com’a Konuştu (I)
www.sosyaldemokrasi.com yayın hayatına başladığı günden bu yana sosyal demokratların en önemli isimlerinin görüşlerini kamuoyuna aktarmaya devam ediyor. Bu günkü konuğumuz SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın. www.sosyaldemokrasi.com muhabirlerinin sorularını yanıtlayan Karayalçın, dış ve iç politikayı, solda yaşanan problemleri ve son günlerde çok tartışılan CHP’den istifa eden ve edecek milletvekillerinin SHP’ye geçişi ile ilgili çok çarpıcı açıklamalarda bulundu. Üç bölümde yayımlayacağımız söyleşinin ilk bölümü hayli ilginç…
Sosyaldemokrasi.com: Kendinizi bir sosyal demokrat olarak kimliklendirmenizin nedeni, bunun ilk dinamikleriyle, bunun öncesi ve şimdisi hakkında biraz bahseder misiniz? Böyle kısa bir giriş yapabilir misiniz acaba? Siyasetle ilgilenişiniz, sosyal demokrasiyle ilgilenişiniz..
Murat Karayalçın: Ben bazıları gibi anadan doğma yada aileden gelme bir sosyal demokrat değilim. Solu okuyarak tercih ettim, aslında lise yıllarında kendimi milliyetçi olarak tanımlayan bir öğrenciydim, ODTU nün hazırlık okuluna girdim, ODTU hazırlık okulunda öğrenci temsilcisi seçildim, daha sonra, ODTU den ayrıldım , A.U. SBF ne girdim. Hazırlık okulundayken de, siyasal bilgiler fakültesinin ilk yıllarındayken de kendimi milliyetçi olarak tanımlıyordum. Doğrusu sağ sol farklılaşması, tanımlaması o yıllarda çok geçerli, popüler değildi. Kullanılıyordu ama sonraki yıllar kadar çok, yaygın bir şekilde kullanılmıyordu. SBF de okurken, benim kendimi solda tanımlamama neden olan bir kitap okudum. Oscar Lange’nin ‘Ekonomi Politik’ isimli kitabı, Marksizmi, sosyalizmi, üretim biçimlerini Oscar Lange’den öğrendim, sol düşüncenin doğru olduğuna karar verdim.
Ama bu milliyetçilik düşüncesini ret şeklinde gelişmedi, milliyetçilik düşüncesini sol değerlerin eklenmesi, sol değerlerin eklenmesiyle milliyetçilik düşüncesinin de yeni bir yapıya dönüşmesi şeklinde gelişti.
Siyaset ise biraz daha farklı , ben siyasetçisi çok bol bir bölgeden ve aileden geliyorum, çok çocuk yaşta siyasete ilgim vardı. Günün birinde siyasete girmeyi düşünüyordum ama ne zaman ve nasıl gireceğimi doğrusu bilmiyordum. Sonra bir tarihte bilemediğim bir şekilde siyasetin içine gırdım aslında bunun tam bir günü tarihi yok.
Sosyaldemokrasi.com: Peki siyasete katılımınız bir sıyası partinin gençlik hareketinde mi yoksa bir öğrenci hareketinde mi oldu?
Murat Karayalçın: Hayır, hayır. Benim zamanımda ki gençlik hareketlerinde Kıbrıs önderiydi. 1963- 1964 Noel Katliamı olmuştu Kıbrıs’ta, Kanlı Noel , diye bir olay yaşanmıştı
Sosyaldemokrasi.com: Mıllıyetcı kanatın mı temsilcisiydiniz?
Murat Karayalçın: Hayır, o zaman öyle bir şey yoktu, o zaman öyle sadece kendimi milliyetçi diye tanımlıyordum, okuduğum kitaplar o yönün etkisindeydi bu nedenle kendimi öyle tanımlıyordum ama belki de bu duyguların etkisiyle, bu Kanlı Noel sonrasında Kıbrıs’tan çok öğrenciler geldi. Onlarla yakın ilişkilerim vardı ve bende mücahit olarak Kıbrıs’a gitmek istiyordum hatta son noktaya kadar hazırlıklar yaptım, okulu bırakıp, mücahit olarak çalışmalar yapmak istiyordum, bizim okulda mücahit olan arkadaşlar da vardı. Ama bir Türkü mücahit olarak kabul etmediler, sadece Kıbrıslılar mücahit olarak çalışabiliyorlarmış öyle söylediler. Ama Rauf Denktaş’ ın ODTU Hazırlık Okulunun Öğrenci Temsilcilıgının duzenledıgı bır toplantıya davet ettim ve ODTÜ’nün Mimarlık Fakültesinde bir toplantı yaptık, 1963 Noel de, 1964 Ocak yada Şubatında Rauf Beyi davet ettim, Rauf Bey geldi, ODTU‘de bir konuşma yaptı.
Bu vesileyle bir anımı aktarıyım, aradan yıllar gectı ben başbakan yardımcısı oldum, Birleşmiş Milletler Temsilcisi Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel temsilcisi Türkiye’ye gelmıstı. Beni ziyaret etti ve bana çalışmaları için kimi önerebileceğimi sordu. Bende kilit ismin Rauf Denktaş olduğunu söyledim.
Türkiye’de bana göre bu çözüm parametrelerini Türkiye’nin ağzından duymak istiyor, bizim toplumumuz halkımız yinede Kıbrıs’ın satılmış olduğunu düşünür ama Rauf Denktaş en kotu antlaşmanın altına imza atsa bile, yine de en iyi antlaşma imza olduğunu düşünürler.
Sosyaldemokrasi.com: Rauf Bey’in son bir açıklaması var, konu farklı bir yere gidecek ama kısaca degerlendırırsenız seviniriz; ‘AKP’ nin Kıbrıs Politikası yüzünden, siyaseti bırakıyorum’ diye bir açıklaması var, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kıbrıs politikasında AKP nin bir zaafımı var yoksa gerçekten yeni açılımlar yapacak, yoksa tırnak içinde söyleyelim “statükocu” tavrından dolayı mı böyle bir tavır sergiliyor?
Murat Karayalçın: Ben aslında dış ve iç siyasette o tur kümelendirmelerin doğru olmadığına inanıyorum, yanı statükocu, şahin, güvercin şeklinde kümelendirmeler bence geçerli değildir. Önemli olan elde edilebilecek çözümün parametrelerini doğru olarak ortaya koyabilmektir. Önemli olan onun elde edilmesi ıcınde müzakere ve mücadelede bulunmaktır. Kıbrıs’ta ben, soyledıgım iddiayı seslendırebılecegımı düşünüyorum, nihai çözüm iki kesimlilik iki toplumluluk ve sımasal esıtlıge dayanmalıdır. Bunun dısındakıler ayrıntı ile ilgili tartışmalardır. Türklere bırakılacak arazının büyüklüğü, Türk tarafına geçecek Rum nüfusunun oranı süresi geçiş koridorları vs. bence bunlar bu ilkelerin ışığında ancak tartısılabılecek olan maddelerdir. Aslında bir çatışmanın ardından barış sürecine ivedilikle girilmesi gerektıgıne ılıskın bır kural vardır. Bir harekat yaptıysanız, hele de başarılı olduysanız, basarılıylsanız sızın cıkarınız onun ardından antlaşmayı ımzalamktır yanı teri kurutmamak gerekmektedir.
Cumhurıyetcıler böyle yaptılar. İki asker Mustafa Kemal Atatürk ve İnönü asker olarak bu kuralın sivil yasamda ne denli önemli olduğunu çok iyi kavradılar ve ardı ardına anlaşmalarla hemen Kurtuluş Savasının ardından hazırladıkları, imzaladıkları anlaşmalarla barısı gerceklestırdıler.
Kıbrıs ıcın çok geç kalındığını düşünüyorum. Bunu Rauf Denktaş’ın dışında söylüyorum.
Yanı 74un hemen ardından anlaşma imzalanmalıydı. Eğer anlaşma imzalansaydı Türkler çok ileri haklar elde edeceklerdi. Gecikilen her yıl koşulların bizim aleyhimize dönmesine neden oldu. Biz SHP olarak Kofi Annanın son planının yanı oylanan planının biraz önce soylemıs olduğum parametrelere en yakın plan olduğunu düşündük. O günün koşullarında elde edilebilecek tek uygun seçenek bu gibi gözüküyordu ama SHP’nin kaygısı bu planın uygulamasıyla ilgiliydi. Plan metni olumlu gibi gozukuyordu ama o metnin uygulamasında özellikle kalıcı delegasyon olarak adlandırılan kısımda sorunlar cıkabılecektı. Sayın Denktasın, Annanın 5. planına çok büyük katkısı olmuştur. Diger hizmetlerini bır yana bırakarak söylüyorum bunu. ‘’Keşke dıger zamanlar bu olsaydı, 2002 de 2003 de Denktaş buna evet deseydi Türk tarafı da bırlesmıs bır şekilde AB ye girme olanağını elde ederdi’’ şeklinde elestırler yöneltilmekte. Son elestırıyı sayın Gül bir kaç gün önce dile getirdi, eğer bu hükümetin ızledıgı politikayı dıger hükümetlerde izleseydi böyle olmazdı, dedi bir suçlamada bulundu, Rauf Denktas’ ın eleştirisi de var, öyle görüyorum bu söyleneni ama destek verilen 5. Annan planına Denktasın katkılarıyla gelındı bu noktaya, işte bu goz ardı edılıyor.
Sosyaldemokrasi.com: Denktaş’ın o plana da hayır demesini nasıl yorumluyorsunuz?
Murat Karayalçın: Ben onlarla ilgili degerlendırmede bulunmaya gerek görmüyorum. Denktaş bir simgedir. Denktaş cozumsuzlugu ıstememeıstır. Belki söylemi yada zamanlaması yanlış olabilir yeterince anlaşılamamış algılanamamış olabılr ama benim bıldıgım kadarıyla benim hükümette olduğum donemde, ben Rauf Denktasın çözümsüzlükten yana olduğuna dair bir izlenim taşımadım. Sıyası hareketlerin gücüyle siyaset onderlıgı arasında yakın ılıskıler vardır, yanı siyaset bilimcisi degılım ama doğru olduğunu düşünüyorum. Burada Rauf Denktaş’ın varlığının, mücadelesinin çok büyük bir payı olduğu göz ardı edilemez, sonuçta sayın Denktaş neden bıraktı, AKP yüzünden mı bıraktı onu bilmiyorum, onunla ilgili bir yoruma da gerek görmüyorum
Parantezi kapatarak ilk sorunuza geri doneyim, yani siyasetle ilgilendim, siyasetçi olmayı hep düşündüm ama fiilen siyasete gırısım belki 3. Ecevit hükümeti döneminde müsteşar yardımcısıydım koy isleri bakanlığında ben 78-79 da galiba o donemde fiilen girdim. Yani devlet memuruydum resmen girmem söz konusu değildi ama fiilen içindeydim. O fiili durumum 80 den sonra Batikent projesini yönetirken de söz konusu oldu. Ama fiilen zaten Batikent Projesinin içindeydim çünkü Batıkent Projesi bana göre sosyal demokratların bir destanıdır. Hesap yapmayı bilmeyenler, tas ustune tas koymayan sosyal demokratlar diye bilinen sosyal demokratlar milyonlarca tas üstüne tas koydular ve dünyanın en büyük toplu konut projesini gercekestirdiler. Hem de bir sivil toplum çatıs altında, yani bir bakanlık filan değil, Kent-Koop. Belediye de yoktu, ama elbette onların da katkısı oldu ama sorumluluğu sosyal demokratların oluşturduğu bir sivil toplum üstlendi. Biz zaten Birleşmiş Milletlerin Dünya Konut Yılı ödülünü aldık. Prens Charles bana Dünya Konut Yılı ödülünü verdi. O yuzden bu bir destandir diyorum, bu ifadeyi kullanıyorum. 83 yılında sayın Erdal İnönü SODEP’ in kurucuları arasında yer almamı önermişti o zaman resmen girmem söz konusuydu ama o donem projeyi yönetmem gerektiğini düşündüm ve bu nedenle SODEP’ in kurucuları arasında yer alamadım maalesef. Yoksa benim için çok büyük bir onur olacaktı. Resmen siyasete girmem de 1988 yilinda, Aralık ayında, 1989 ylinda yapılacak yerel yönetim seçimleri için adaylık hazırlıklarıyla başladı. O tarihten beri de resmen siyasetin içindeyim.
Sosyaldemokrasi.com: Peki, çok kısa olarak, sosyal demokrasi dünyada ne durumda; Türkiye’ de ne durumda, ve bunu öneren partiler ne kadar başarırlar, hem sizin partiniz hem diğer partiler.
Murat Karayalçın: Temel sorunu nitelikle ilgili iki yerde gördüğümü söyleyeyim birincisi örgüt yapısıdır partinin isleyişidir, demokratikliğidir, insanları siyasete katan, siyasi etkinliklerde insanları öne çıkaran demokratik isleyişe sahip bir algılanmanın bulunmamasıdır birinci sorun.
İkinci sorunda sosyal demokratların yurttaşlarımızın geleceklerini olumlu bir biçimde görebilecekleri bir programın ortaya konulmamasıdır. Birisi örgüt sorunu ikincisi program sorunu.
Aslında program sorunu sadece Türkiye’nin soluna sosyal demokratlarına özgü bizlerle sinirli bir sorun degil program sorunu sosyalist enternasyonale üye hemen hemen tüm partiler için geçerli bir sorun ve maalesef geniş kitleleri sol siyasete çekecek bu sorun dünya genelinde de aşılabilmiş değil ve bununda çok kolay aşılabileceğini sanmıyorum.