Gerekirse Dağa Çıkarız - Söyleşi 19.10.2003
Karayalçın: “Cumhuriyetin temel değerlerine dokunulursa, dağa çıkarız”
SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, “Kimse kimseyi kandırmasın bu ülke üç değer üzerine inşa edilmiştir. Dünya’nın en zor siyasi projesini uyguluyoruz. Hiçbir ülkede ‘İslamiyet’, ‘Demokrasi’ ve ‘Laiklik’ bir araya getirilememiştir. Bu üç kavramının şimdiye kadar güçlü bir biçimde bir arada tutulması sayesinde cumhuriyetimiz ayakta durdu”
-“Bu üç kavramı herkes içine sindirmek zorunda Eğer bunu değiştirmeye kalkarsanız, bu rejim işidir. Cumhuriyetin temel değerlerine dokunulursa, birileri dağa çıkar. Cumhuriyeti yaşamları pahasına korur. O birileri içinde Murat Karayalçın ve arkadaşları da vardır. Onun için kimse cumhuriyetin temel değerlerine dokunmayı düşünmesin”
AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002’de yapılan Genel Seçim öncesi ortaya koyduğu “ittifak” önerisi diğer siyasi partiler tarafından kabul edilmeyen SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, Bursa gezisinde, önümüzdeki yerel seçimler için “ittifak” kapsamını genişletti. Karayalçın, “AKP’nin denetlenmesini yaşamsal zorunluluk” olarak değerlendirerek, çağrısının tüm sol partilerin yanı sıra, Atatatürkçü değerlere bağlı tüm yurttaşlara olduğunu vurguladı. Gazetemizin bu haftaki söyleşi konuğu olan Karayalçın, sorularımızı yanıtladı.
-Yerel seçimler için 30 Kasım’a kadar süre vererek ittifak talebiniz var. Sol neden bir araya gelemiyor?
Benim de yanıtını merak ettiğim bir soru. Biz bir araya gelmeye hazırız. Neden bir araya gelemediğimizi öteki sol partilerin genel başkanlarına sorarsınız, yanıtını alırsınız. Biz de öğrenmiş oluruz. Bana göre, sol partilerin bir ittifak kurmamaları için hiçbir neden yok. 3 Kasım’dan önce ittifak önerimizi götürdük. CHP, DSP YTP’de kabul etmedi. Kimseyi suçlamak için söylemiyorum. SHP istedi ötekiler istemedi. Şimdi SHP, “ yine olsun” diyor. İttifak yalvarması yakarması içinde değiliz. (Olursa iyi olur) diyoruz. Hatta yalnızca sol partiler de demiyoruz. Atatürkçü, cumhuriyetin temel değerlerine bağlı tüm yurttaşlarımız AKP’nin denetlenmesi için ittifak yapmalıdır. Çünkü AKP’nin yüzde 25 oyla Meclis’in yüzde 70’ini elinde bulundurduğunu biliyoruz. O nedenle AKP’nin denetlenmesini yaşamsal bir zorunluluk olarak görüyoruz. Hem tüm sol partilere hem de Atatürkçü değerlere bağlı tüm yurttaşlarımıza çağrıda bulunuyoruz.
-Böyle bir ittifak gerçekleşirse Türkiye’de, AKP bir tarafa, tüm siyasi partiler Atatürkçü partiler bir tarafa ikilemini yaratmaz mı?
İttifak nasıl oluşturulur? Bilemiyorum. Bir dönemin cepheleşme anlayışını uygun görmüyoruz. Bunun sürdürülmesinden yana değiliz. Ama pratik olarak böyle zorunluluğun önümüzde durduğunu görüyoruz. Önümüzde böyle bir zorunluluk var. Bunun gereğini yerine getirmek gerekir. Sizin dediğiniz sorun çıkacaksa, bu olsa da olmasa da çıkar. Kimse kimseyi kandırmasın. Bu ülke üç değer üzerine inşa edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti birkaç gün sonra kuruluşunun 80. yılını kutlayacak. Dünya’nın en zor siyasi projesini uyguluyoruz. Dünya’nın hiçbir ülkesinde, İslamiyet, demokrasi ve laiklik şimdiye kadar bir araya getirilememiştir. Türkiye ilk kez bunu yaptı. Bu sistemi, bu zor, kırılgan coğrafyada işletiyoruz. Sovyetler Birliği bizden önce kuruldu, çöktü. Yugoslavya çöktü. Şahlık rejimi gitti. Lübnan parçalandı. Ama cumhuriyetimiz ayakta. Neden ayakta. Bu üç kavram şimdiye kadar güçlü biçimde bir arada tutuldu da ondan. Bu üç kavramı herkes içine sindirmek zorunda.Eğer bunları değiştirmeye kalkarsanız. Bu iş rejim işidir.
-Mesajınız kime?
Değiştirmeyi kim düşünüyorsa ona. Yani imam hatipleri üniversiteye sokup, Türkiye’de imam hatip liseleri üzerinden dini eğitimi başlatmak isteyenlere, eğitimde birliği kaldırmak isteyenlere, Cumhuriyetin temel değerlerini zorlayanlara. Kimse, bunların tümüne söylüyorum. Herkes meşru seçimlerle gelip, öngördüklerini yapar. Bunda hiç tereddüt yoktur. Ama cumhuriyetin temel değerlerine dokunulursa, birileri dağa çıkar. Cumhuriyeti yaşamları pahasına korur. O birileri içinde Murat Karayalçın da vardır. Murat Karayalçın’ın arkadaşları da vardır. Onun için kimse cumhuriyetin temel değerlerine dokunmayı düşünmesin.
-Halkın AKP’ye desteği yapılan anketlere göre devam ediyor. Seçmen iktidardan genel anlamda memnun. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de hükümetlerin kırılma noktası bir buçuk yıldır. AKP daha kırılma noktasına gelmedi. Ben de benzer gözlemlerde bulunuyorum. Ama henüz kırılma noktasına gelinmedi. İnsanlarımız gelirlerinin artmadığının yoksullaştığının farkında. Ama birazda kamuoyunun katkısı ve etkisiyle, borsa yükseldi , enflasyon düştü diye seviniyor. Bir miktar daha bekleme tercihinde Yani istikrar bozulmasın sonuçta Allah’tır. Bunlar bize de yansır umudunu taşımakta. Daha o kırılma noktasına gelinmedi diye düşünüyorum.
-Türkiye’de son dönemde yeterli muhalefet yapılmadığı konusunda değerlendirmeler var. Sizce Meclis içindeki ve dışındaki siyasi partiler yeterince muhalefet yapabiliyor mu?
-Muhalefete muhalefet etmek istemiyorum. CHP’nin muhalefet başarımıyla ilgili bir değerlendirme yapmayı da uygun görmüyorum. Biz sanıldığının aksine CHP’nin muhalifi değiliz. Biz AKP’nin muhalifiyiz. CHP’yi devirip yerine gelmek gibi bir niyetimiz de yok. AKP’yi devirip iktidara gelmek istiyoruz. Hükümet olmak istiyoruz. CHP’li arkadaşlarımız Meclis’te AKP’nin çalışmalarını tasarılarını eleştiriyorlar. Meclis koridorlarında Meclis kürsünde eleştirilerini dile getiriyorlar. Ancak bu yeterli görülemez. 3 Kasım seçimlerinin önümüze koyduğu resim nedeniyle CHP’nin yalnızca Meclis binasıyla sınırlı bir muhalefet anlayışını yeterli görmek söz konusu değildir. AKP toplam seçmenlerin ancak yüzde 25’nin oyunu almıştır. Toplam seçmen sayısının yüzde 25’nin oyuyla Meclis’teki toplam sandalye sayısının yüzde 70’ini elinde bulundurmaktadır. Bu, Türkiye’nin seçim sisteminin çarpıklığının sonucudur. Bu süreçle iktidar olan bir partiye yalnızca Meclis kürsüsüyle sınırlı bir muhalefet yapılamaz. CHP’nin Meclis’in dışına çıkması meydanlara sokaklara gitmesi gerekmektedir. Muhalefet ancak o zaman etkili olabilecektir. Birinci Körfez savaşı sırasında, SHP’nin sokaklarda meydanlarda sergilediği muhalefet o dönem hükümeti çok ciddi olarak geriletmişti. CHP’nin sergilediği muhalefet, Meclis’teki sert eleştirilere rağmen sonuç alınamıyor. Sokaklarda bölük pörçük tepkiler var. Oysa CHP sokaklara meydanlara çıksa ve bu konuda eylemleri örgütlese çok daha etkili sonuçlar alınabilir.
-SHP olarak kitlelere ulaşmada sıkıntı çekiyorsunuz. Bu şartlarda SHP nasıl iktidara gelecek?
-Daha çok çalışacağız. Daha çok çalışarak yurttaşlarımızın karşısına gideceğiz. Kuruluşumuzun bir buçuğuncu yılında doğrusu bize coşku veren sonuçları elde etmiş bulunuyoruz. Ben bu çalışmaların geometrik dizi gibi etkide bulanacağına inanıyorum. Katlanarak büyüyecektir. Yeter ki biz bu çalışma temposunu düşürmeyelim. 24 saat siyaset yapmamız gerekiyor.
- 28 Mart 2004’te yerel seçimler yapılacak. SHP olarak seçmene ne diyeceksiniz?
SHP olarak seçmene yeni bir kentsel düzen vaat ediyoruz. 21. yüzyılın bu ilk seçimlerinde yurttaşlarımızın hem cumhuriyetimizin temel değerleri açısından hem de kentsel yaşamın nitelikleri itibarıyla çok ciddi değerlendirmeler yapması gerektiğini düşünüyorum. Yeni kentsel düzen anlayışımız 5 unsur üzerinde yoğunlaşmaktadır. Önce yurttaşlarımıza yeni idari kurumlar vaat ediyoruz. Yasa çıkmadan belediye başkanlarının anlayışlarıyla gerçekleşebilecek bir paket. Yurttaşlarımıza yeni denetim kurumlarını vaat ediyoruz. Belediyelerde yolsuzlukların önlenmesini çok temel bir vaat olarak dile getiriyoruz. Burada da polisiye önlemlerden çok yine yönetimin saydamlaştırılmasını ön planda tutuyoruz. Örneğin bizim belediye başkan adayımız aday olduğu gün kendisinin ve eşinin mal varlığını açıklayacaktır. Bütün adaylarımız açıklayacaktır. Partinin internet sitesinde açıklayacaktır ve bu hep orada duracaktır. Bu ilk defa oluyor. Ayrıca Büyükşehir Belediye Başkan adaylarımız hemşehrilerine kendilerinin bağımsız denetim firmalarından birisi tarafından denetleneceğini, Mali müşavirlerin göstereceği isimlerle bunların saptanacağını,daha önemlisi bunların raporları belediye başkanına gösterilmeden hemşehrilere sunulacağını taahhüt edecekler.Yoksulluk konusu çok iddialı olduğumuz bir konu. Yoksulluğu yenmek için Türkiye’de proje hazırlamış tek partiyiz. Bizim belediye başkanlarımız makro ölçekte hazırladığımız planı kendi kentleri için somutlaştıracaklar. Örnek vermek gerekirse Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayımız halkın karşısına çıktığı gün Bursa’daki yoksulluğun yenilmesi için hangi projeleri uygulayacağını mahalleleri işaret ederek açıklayacak.
-Adaylarınız belli mi?
Hayır hayır.Bizim adaylarımız belli olamaz .Çünkü biz demokratik bir partiyiz. Genel Başkan oturup, ( falanca aday olsun) diyemez. Bize de bazı arkadaşlarımız tekrar aday olmaları koşulu ile gelmişlerdi.
-Bursa’dan belediye başkanı var mı?
Bursa için değil, yer göstermem. Onu sormayın bana. Genel Başkan veremez. Parti Meclisi de veremez. Çünkü adayı üyeler belirleyecektir. SHP delege demokrasisinden üye demokrasisine geçmiş bir partidir. SHP’nin tüzüğü aslında siyasi partiler yasasıyla tam uyumlu değildir. Ama biz muradımızı irademizi tüzük maddeleri içinde yasayla uyumlu bir şekilde gerçekleştirdik.
Hükümet, Siyasi Partiler Yasası hazırlıyor. Sayın Çiçek açıklıyor: diyor ki, (Genel Başkanlar dokuz yıl kalacak. Delegelik kaldırılacak. Adaylar önseçim yoluyla belirlenecek) Sayın Çiçek’in (devrim) diye nitelendirdiği bu açıklaması biz de zaten var. SHP Genel Başkanı, ancak 7 yıl görev yapabilecek. Delegeliği kaldırdık.
-Türk askerinin Irak’a gitmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Irak, Türkiye için çok yaşamsal bir ülke. Aslında komşularımızın çok büyük bir önemi var. Ama tarihi bir değerlendirme yaptığımızda, Orta Doğu’daki istikrar, Irak’ın istikrarlı bir ülke olması Türkiye’nin de istikrarını birebir etkilemektedir. Irak’ın özel önemi buradan gelmektedir. Irak işgal edilmiştir. Bir komutanımızın deyimiyle Irak’ta yangın vardır. Türkiye bunun karşısında edilgen bir şekilde duramaz. Durmamalıdır. Irak’ın siyasi yapılanması, Orta Doğu’nun siyasi yapılanması Türkiye için yaşamsal bir önem taşımaktadır. Türkiye bu olaylar karşısında izleyici kalmamalıdır. Bütün bu görüşlerin haklılık taşıdığı kanısındayım. Ancak, bunların Türkiye’nin Irak’a asker göndermesi yoluyla sağlanabileceği kanısında asla değilim. Asker gönderme kararıyla Türkiye çok büyük bir yanlışlık yapmıştır. Ben AKP yönetiminin yerinde olsaydım. Sonuçta oraya asker göndermeyi kafama koysaydım bile, bu yetkiyi Meclis’ten geçirmezdim. Diplomatik bir yanlışlığın yapıldığını düşünüyorum. Yetkinin hükümet tarafından Meclis’ten alınması hükümeti çok ciddi olarak zora sokmuştur. Ön hazırlıklar yapılmadan böyle bir yetkinin alındığını görülüyor. Sayın Başbakan’ın (Biz yetkiyi alalım da, kullanır mıyız, kullanmaz mıyız ona daha sonra bakarız biçimindeki açıklaması son derece yanlıştır. Türkiye’ye karşı tüm güçler harekete geçmiş bulunmaktadır. Sayın Dışişleri Bakanımız, iki ay önce ABD’ye gittiğinde, BM’nin karar almadığı bir ortamda, uluslar arası meşruiyetin bulunmadığı bir dönemde çağrının Türkiye’nin Irak’a asker göndermesiyle ilgili çağrının ABD’den değil de Irak Geçici Hükümet Konseyi’nden gelmesinin daha iyi olacağını söylediğini biliyoruz. Hatta Amerikalılar bunu çok ilginç bulmuşlar. (Evet bu yöntem denenmeli )demişler. Hatta Bush bile, (Çok ilginç. Hiç düşünmemiştim. Irak Hükümet Konseyi çağrı yapmalı) şeklinde bir ifade kullanmış. Bir anlamda Dışişleri Bakanı’nın, uluslar arası meşruiyet bakamından olursa daha iyi olur şeklinde ortaya koyduğu çözüm yolu bugün yetkinin TBMM’den çıkmasından sonra tümüyle terse dönmüş bulunmaktadır. Günlerdir Irak Geçici Hükümeti karar alamıyor. Aslında Geçici Hükümet Konseyi’nin tüm üyelerinin Türkiye’nin Irak’a asker göndermesine karşı çıktığını biliyoruz. Yalnızca Kürt üyeler değil. Sayın Ahmet Çelebi, dönem başkanlığını yaptığı sırada, Türkiye’ye geldi ve önemli bir Şii lider olarak Türkiye’nin asker göndermemesi gerektiğini söyledi. Hatta Konsey’in tek Türkmen üyesi Songül Hanım bile Türkiye’nin asker göndermesine karşı. Türkiye tuzağa düşmüştür bir anlamda. Kimse istemiyor, Türkiye oraya gidecek de yangını nasıl söndürecek. Türkiye’nin görev alanı, görev yeri belli değil. İşin daha vahimi askerlerimizin güvenliği sağlanmış değil. Habur-Bağdat koridorundan mı geçilecek. Yoksa başka bir noktadan mı gönderilecek. Bunlar Türkiye’nun ulusal onurunu itibarını çok ciddi olarak zorlamaktadır. Rencide etmektedir.
-Dünya’daki diğer belirleyici güçlerin tavırları da henüz ortaya çıkmadı
Onları da göz önünde tutmak gerekli. Ama birden bire ABD dışındaki uluslar arası kamuoyunun Türkiye’nin aleyhinde bir blok oluşturması söz konusu olabilecektir. Araplarla başlanmıştır. Önümüzdeki günlerde Türkiye’ye karşı çok daha büyük bir bloğun oluşturulması gündeme gelecektir. Varsayalım ki, Sayın Başbakan’ın dediği gibi Türkiye bu gelişmeler nedeniyle Türkiye asker göndermekten vazgeçti. O zaman bu kararı niye aldı?
-Sizce neden aldı böyle bir kararı?
Yanlış bir değerlendirme olduğunu düşünüyorum. 1 Mart durumuna göre AKP’de daha güçlü bir liderlik, önderlik olduğunu mu kanıtlamak istemiştir? Müzakerelerde daha rahat oluruz diye mi düşünmüştür. Yoksa 8,5 milyar dolarlık kredinin işlerliği açısından bu gerekli mi görülmüştür. Tam olarak bilemiyorum.
- Türkiye’nin kaygısı daha ziyade Irak’ın Kuzey ile ilgili ama Türk askerinin Irak’ın ortalarına gitmesi isteniyor. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?
Türkiye’nin yalnızca Irak’ın kuzeyindeki olası siyasal yapılanmaya duyarlı anlayışla sınırlı olmaması gerekir. Irak’ın toprak bütünlüğünü önemseyen Türkiye’nin, Irak’ın tümü üzerinde düşünceler yaklaşımlar geliştirmesi gerekmektedir. Irak’ın tümü bizi ilgilendirmez. Biz yalnızca KDP ve KYB ile ilgilenmeliyiz diyemez . Dememelidir. Türkiye Kandil dağlarındaki PKK-KADEK güçleriyle çok yakından ilgilidir. İlgilenmek zorundadır. O özel bir durumdur. Onda asla bir tereddüt taşınmamalıdır. Biz 1999 yılında terör örgütü elebaşını Suriye’den çıkarttık. Terörün en önemli kaynağı bir ülkedeki siyasi terörün o ülkenin yanındaki komşusu olan ülkelerden beslenmesidir. Dünya deneyimi bunu çok açıklıkla ortaya koymaktadır. Bir ülkenin komşu ülkelerde konuşlanmış terörist düşmanları varsa o ülkenin yalnızca içerdeki önlemlerle terörle baş edebilmesi söz konusu olamaz. O odakların da kapatılması gerekmektedir. Eğer PKK-KADEK’in oradaki varlığı yerleşik olacaksa, hatta kurumlaşacaksa Türkiye’nin kendisi oraya müdahale etmelidir. Türkiye yalnızca Irak’ın kuzeyindeki siyasi şekillenmeyle ilgilenemez Türkiye Irak’ın tümüyle ilgilenmek zorundadır.
-Yeni bir ekonomik kriz beklentiniz var mı?
Türkiye’de değerlendirmeleri brüt döviz rezervleri üzerinden yapmak son derece yanlıştır. Irak’ta yaşanan gelişmeler nedeniyle Türkiye’ye çok yoğun dolar girdiği söylenmektedir. Bunun büyüklüğüyle ilgili tahminlerde son derece şaşırtıcı düzeylere çıkabilmektedir. Bugünkü döviz bolluğunu ekonomik iyileşmeden çok Irak’tan sağlanan girişlerle açıklamak daha mantıklı olur.
Yıl sonu itibarıyla dış ticaret açığının 20-22 milyar dolar düzeyine çıkacağı tahmin edilmektedir. Dış denge olarak konuya baktığımızda da yıl sonunda 8,5 milyar dolar bir açığın ortada olması söz konusudur ve bu çok yüksektir. O nedenle de Türkiye’nin mutlaka yeni önlemler alma zorunluluğu bulunmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki yeni önlemler ithalatı kesme şeklinde olmayacak. Yine iç talebin daraltılması yoluyla olacaktır. İç talebin daraltılması demek domates ürecisinden, zeytin üreticisine, işçiye esnafa kadar yeni bir daralmanın meydana gelmesi demektir. Türkiye’nin sokakları daha da küçülecektir. Bir iktisadi kriz beklemiyorum ama bir toplumsal kriz bekliyorum. Aslında bekliyorum da dememem lazım Türkiye’nin bir toplumsal krizin tam göbeğinde olduğunu düşünüyorum.
-Söyleşi için font size çok teşekkür ediyoruz.
Sağolun ben de Yenibursa gazetesine teşekkür ediyorum.