Genel Başkanı Murat Karayalçın’ın, 27 Mart 2007 tarihli Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı açılış konuşması:
Önce sizlere Ankara için çok önem taşıdığını düşündüğüm bir uygulamayla ilgili eleştiri yapmak istiyorum; bilgi vermek istiyorum. Ankaralıların Çubuk Vadisi diye adlandırdıkları, bu hükümetin ve belediye yönetiminin Kuzey Ankara girişi diye nitelediği bölgede yaklaşık 7 bin dolaylarında gecekondu yıkıldı ve bunların yerine bölgenin değişik yerlerinde hem Altındağ İlçesinde hem Keçiören İlçesinde 18 bin konutun yapılması öngörüldü. 7 bin hak sahibi var. 7 bin hak sahibinin gecekonduları yıkılıyor. Onların yerine 7 bini hak sahibine verilmek üzere 18 bin gecekondunun, yeni konutların yapılması öngörülüyor. Bunun için Toplu Konut İdaresi devreye giriyor. Toplu Konut İdaresi o bölgede kar paylaşımı diye adlandırdığı bir yöntem çerçevesinde müteahhitlerin konut yapmasını öngörüyor ve kar paylaşımından elde ettiği payla 7 bin gecekondu sahibinin ya da hak sahibinin konutlarının yapılmasını taahhüt ediyor. Bu, bundan 2 yıl önce başlatılan bir uygulama ve o uygulama çerçevesinde 2 yıl içinde hak sahiplerinin konutlarının yapılacağı söyleniyor. Bugün gelinen noktada maalesef hiçbir uygulama yok. 4 kez ihaleye çıkılmış olmasına karşın hiçbir şekilde kar paylaşımı diye adlandırılabilecek bir ihale tamamlanmış değil. 2 yıldır 7 bin dolaylarındaki Ankaralı, hane reisi konutlarının yapımını bekliyor. Bu hem Ankara’da görülüyor, yaşanıyor, hem AKP’li yöneticilerin AKP’li belediyelerin başında bulunduğu öteki kentlerde yaygın bir biçimde gözleniyor. AKP’nin bu alanda çok büyük bir yanlışlık ve yetersizlik içinde olduğunu ifade etmek istiyorum. Seçim süresince bizler ve SHP’liler, SHP yöneticileri, SHP’li adaylar yalnızca hükümeti eleştirmekle yetinmemelidir. Anakent Belediyeleri’nin yanlış uygulamalarının yurttaşlarımıza, hemşerilerimize anlatılması için sorumluluk üstlenmeliyiz. Ben burada Ankara Anakent Belediyesi’ni ne kadara çıktığını bilmediğimiz o havaalanı otoyolu yapımıyla yeterli kalamayacağı konusunda uyarmak istiyorum. O bölgenin çekici kılınması için belediyenin bölgeye altyapı yatırımlarıyla, öteki yatırımlarla gitmesi gerekmektedir. Ayrıca önceki belediye yönetimlerinin uygulamalarından örnek alarak bu binaların yapımı için kaynak yaratmasının gerekliliğini seslendirmek istiyorum.
Birkaç gün önce Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı sayın Abdüllatif Şener Türkiye’nin dış ticaret açığının Gümrük Birliği’nden kaynaklandığı ve Gümrük Birliği’nin gözden geçirilmesinin gerekli olduğu şeklinde bir açıklama yapmıştır. AKP içinde ya da hükümet içinde bu konuda bir tartışma yapıldı mı bilmiyorum. Ancak sayın Abdüllatif Şener’in Gümrük Birliği’nin tartışılmasını gerekli gören bu çağrısına katılıyorum. Gümrük Birliği tartışılmalıdır. Gümrük Birliği’nin tartışmasından Türkiye için önemli sonuçların çıkarılması için herkesin bu tartışmaya katılması gerekmektedir. Sayın Abdüllatif Şener’in dış ticaret açığının Gümrük Birliği’nden kaynaklandığı şeklindeki açıklamasını önce kısaca değerlendirmek istiyorum. Geçen yıl itibarıyla Türkiye’de dış ticaret açığının yalnızca % 22’si AB’ye üye ülkelerle yapmış olduğumuz dış ticaretten kaynaklanmıştır. Geri kalanlar AB dışındaki ülkelerle yapılan dış ticaretten gelmektedir. Özellikle Asya 1 diye adlandırılan ülkelerle yapılan dış ticaretin yol açmış olduğu açık düzeyi yüzde 40,6 ile son derecede yüksektir. Asya 1 diye adlandırılan ülkeler grubunu Japonya, Kore, Tayland, Tayvan oluşturmaktadır. Açık büyük ölçüde bu ülkelerden gelmektedir. 2. sırada yüzde 28,4 ile Asya 2 grubunu oluşturan ülkeler vardır. Bunun içinde Rusya vardır, petrol ithalatı büyük ölçüde bu grup içerisinden yapılmaktadır. AB dış ticaret açığının belirlenmesinde % 22.1’lik payla 3. sırada yer almaktadır. Türkiye AB’ye yapmış olduğu ihracatı 10 yıllık süre içinde 3.8 kat arttırmıştır. 10 yıllık süre içinde Türkiye’nin AB’den yaptığı ithalat ise 3.6 kat artmıştır. Öte yandan Türkiye’nin AB’ye yapmış olduğu ihracatın ithalatı karşılama oranı 10 yıl önce % 66 düzeylerindeyken, 10. yılın sonunda bu oran % 78’e çıkmıştır. Maalesef Türkiye’nin AB dışındaki ülkeler kümesine yapmış olduğu ithalat, o ülkelere yaptığı ithalattan daha hızlı artmaktadır. Maalesef bunun da sonucu olarak o ülkelere yapılan ihracatın, o ülkelerde yapılan ithalatı karşılama oranı, 10 yıllık süre içinde % 56’dan, %52’ye inmiştir.
Bu çerçevede bakıldığında Gümrük Birliği’nin Türkiye’nin yararına sonuç verdiğini söyleyebiliriz. Ancak bu Gümrük Birliği’nin tartışılması çağrısına olumlu bakmamızı engellememelidir. Evet Gümrük Birliği tartışılmalıdır. Türkiye 11 yıldan bu yana AB’yle Gümrük Birliği ilişkisi içerisindedir. Bunun 4.5 yılı AKP hükümeti döneminde geçmiştir. Merak ediyorum acaba sayın Dışişleri Bakanı ya da Hazineden sorumlu sayın Devlet Bakanı Türkiye ile AB arasındaki ortaklık platformu olan Ortaklık Konseyi toplantılarına Gümrük Birliği’nin işleyişiyle ilgili herhangi bir yakınmalarını, herhangi bir taleplerini götürmüşler midir? Örneğin Gümrük Birliği Kararının 63. maddesi, Katma Protokol’ün ise 60 maddesi, Türkiye’ye AB’den ithal ettiği ürünlerin Türkiye’nin herhangi bir alt sektöründe, sektöründe ya da herhangi bir coğrafya parçasında bir olumsuzluk yaratması durumunda bunu tek taraflı olarak durdurmaya yetkisi vermektedir. Türkiye’nin Gümrük Birliği Kararının 63. maddesine göre, Katma Protokol’ün ise 60 maddesine göre elinde böyle bir yetkisi bulunmaktadır. Şimdi merak ediyorum 10 küsur yıldır acaba herhangi bir hükümet bu yetkiden yararlanarak herhangi bir malın ithalatını durdurma kararını almış mıdır? Hadi öteki hükümetlerle ilgili bir şey sormayayım. Onları yanıtlama durumunda olan kimse yok karşımızda. AKP için soruyorum. Sayın Abdüllatif Şener, sayın Abdullah Gül, sayın Ali Babacan ya da o platformdaki ilgililerimiz acaba böyle bir konuyu hiç gündeme getirdiler mi? Böyle bir konu, böyle bir tartışma Ortaklık Konseyi toplantısına getirilse de getirilmese de, bizim Türkiye olarak Ortaklık Konseyi toplantısında Gümrük Birliği’nin iyileştirilmesi için götürmemiz gereken çok sayıda konu önümüzde durmaktadır. Bunlardan birincisi vize konusudur. Mallar serbest dolaşmaktadır; ama o malların sahipleri, o malları üretenler ancak vizeyle AB üyesi ülkelerde dolaşabilmektedir. Bu kabul edilemez. Türkiye bunu değiştirmelidir. ikincisi son derece güncel bir konu. TIR’larımızın AB üyesi ülkelere gitmeleri gelmeleri söz konusu. Türkiye’yle Bulgaristan arasında bu ay yapılan müzakerelerde TIR’lar konusu ele alındı. Maalesef Güney Kıbrıs Rum yönetiminin gemilerinin, uçaklarının serbestçe Türk havaalanlarına, limanlarına gelmesini talep eden AB, Türk TIR’larına engel çıkarmaktadır. Güney Kıbrıs Rum yönetiminin gemilerini, uçaklarını Gümrük Birliği kapsamında serbest dolaşım anlayışı çerçevesinde değerlendirirken, Türk TIR’larına bu olanak verilmemektedir. Bu da tartışılmalıdır. Ayrıca bir de hizmetlerin serbest dolaşımı konusunun Türkiye tarafından Ortaklık Konseyi toplantısına getirilmesinin yararlı olacağı kanısını taşıyorum. Sayın Abdüllatif Şener’in bu açıklamasından önce Sayın Angela Merkel’in AB’nin 50 yılı nedeniyle yaptığı konuşmadan ve değerlendirmeden hareketle Türk tarafının AB’den tarih ve takvim almadan herhangi bir müzakereye girmemesi gerektiğini söylemiştim. O düşüncemi koruyorum. 50. yıl etkinliklerine, kutlamalarına Türkiye’nin çağrılmamış olması; Türkiye’nin 50 yıl sonra, daha önce de ifade ettiğim gibi, ancak AB’yle iyi ilişkileri olan bir ülke konumunda olacağının düşünülmesi bizim tarafımızdan asla kabul edilemez. O nedenle Türkiye bu tavır sürdüğü sürece hiçbir biçimde müzakerelere devam etmemelidir. Türkiye’ye tarih ve takvim verilmelidir. Ama 1963 tarihli Ankara Anlaşma’sına dayalı olarak kurulmuş olan Ortaklık Konseyi ayrı bir platform şeklinde, Türkiye’yle AB arasındaki ilişkilerin tartışılacağı özellikle Gümrük Birliği’nden kaynaklanan sorunların tartışılacağı bir platform olarak kullanılmaya devam edilmelidir.