Genel Başkan Murat Karayalçın’ın, 7 Haziran 2007 tarihli Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı açılış konuşması:

Değerli arkadaşlarım,

6 Haziran tarihi itibarıyla 9 Haziran-9 Eylül tarihleri arasında Şırnak, Siirt ve Hakkari’nin bazı bölgeleri Genelkurmay Başkanlığı tarafından geçici güvenlik bölgesi olarak ilan edilmiştir. 18/12/1991 tarihinde yürürlüğe giren 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Yasasının 20. maddesine dayalı olarak Genelkurmay Başkanlığı söz konusu bölgeleri geçici güvenlik bölgesi olarak ilan etmiş bulunmaktadır. Üç ilimizde askeri güvenlik bölgesi ilan edilmiş olmasını son derecede önemsiyorum.

12 Nisan tarihinden bu yana, Hükümetle Genelkurmay arasında Irak’a askeri müdahale için girişimin nereden gelmesi gerektiğine ilişkin olarak ya da girişimin nereden başlatılması gerektiğine ilişkin olarak bir tartışma yaşanmaktadır. Acaba yukarıdan aşağıya doğru emir mi verilmeli, yoksa aşağıdan yukarıya doğru bir istem mi gelmeli sorusu, sayın Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan tarihinde düzenlemiş olduğu basın toplantısından bu yana tartışılmaktadır. Her terörist saldırının ardından bu tartışma daha da yoğunlaşmaktadır. Genelkurmay Başkanlığının 6 Haziran tarihinde aldığı ve kamuoyuna açıklamış olduğu bu üç ilimizin geçici güvenlik bölgesi sınırları kapsamına alınmasına ilişkin karar sanıyorum ki bu tartışmaların daha da artmasına neden olacaktır. Ben sayın Cumhurbaşkanımızı bu tartışmanın sona erdirilmesi için girişimde bulunmaya çağırıyorum.

Bu arada sayın Başbakan’ın dün bir özel televizyon kanalında yapmış olduğu konuşmada Türk Silahlı Kuvvetleri’yle hükümetin dayanışma içinde olduğuna ilişkin açıklamasını da hafif bulduğumu ifade etmek istiyorum. Hükümetle TSK’nın dayanışma içinde oldukları şeklindeki bir açıklama ne anlama gelmektedir? Hükümete bağlı bir kurumun hükümetle dayanışma içinde olması bizim idari anlayışımız açısından, garip karşılanması gereken bir nitelemedir. Sanki iki sivil toplum örgütünün ilişkisinden söz edilir gibi bir değerlendirme yapılmaktadır. İşin bu noktalara gelmiş olmasını çok büyük bir üzüntüyle karşılıyorum.

Değerli arkadaşlarım,

Son Milli Güvenlik Kurulunun toplantısı 10 Nisan tarihinde yapıldı. Son Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Irak’a iktisadi ve siyasi yaptırımların uygulanması karara bağlanmıştı. Daha sonra basına bunlara ilişkin bir açıklama yapılmamıştır. Yani bu uygulamaların yapılıp yapılmadığı, bu uygulamalar yapılmaktaysa hangi sonuçların alındığı kamuoyu tarafından bilinmemektedir. Ancak ben son sıralarda ısrarla dile getirdiğim bir konuyu bu gelişmelerin ışığında bir kez daha tekrar etmek istiyorum. Türkiye’yle Irak arasındaki diplomatik görüşmeler ivedilikle başlatılmalıdır. Özellikle sınır düzenlemesi için bu görüşmelerin çok büyük bir önem taşıdığını düşünüyorum. Biz Türkiye’yle Irak arasındaki sınırın geçilmez kılınması için yeni bir düzenlemenin yapılması gerektiği düşüncesindeyiz. Türkiye’yle Irak arasındaki diplomatik görüşmelerin öncelikle ele alması gereken konu Türkiye Irak sınırının yeniden düzenlenmesi olmalıdır. Sınır düzenlemesi yapılmadan, öteki önlemlerden, hangi başlık altında toplanırsa toplansın, yeterli sonuçların alınamayacağından ciddi olarak endişe ediyorum.

İçinde bulunduğumuz hafta ile birlikte seçimlere 7 hafta kaldığı görülmektedir. Yaklaşık 40 küsur gün sonra Türkiye’de seçim yapılacaktır. Ancak maalesef Türkiye hâla milletvekili sıralamasıyla uğraşmaktadır. Halkımızın önünde çok yaşamsal sorunlar var. Yapılan çeşitli anketler, başta işsizlik olmak üzere halkımızın çok ciddi iktisadi ve toplumsal sorunlarla karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Daha henüz siyasi partilerden bu sorunların nasıl çözüleceğine ilişkin bir açıklama yapılmış değildir. Eminim birkaç gün sonra siyasi partilerimizin metin yazarları güzel ve etkileyici sözcüklerle, güzel ve etkileyici cümlelerle hazırlamış oldukları metinleri proje adı altında, program adı altında kamuoyunun bilgisine sunacaklardır. Şimdiye kadar bu açıklamaların yapılmamış olması siyasi partilerimizin bu açıklamaları yapmak için uygun bir tarihi beklemelerinden kaynaklanmamaktadır. Bu açıklamaların yapılmamış olmasının nedeni, siyasi partilerimizin, SHP dışındaki siyasi partilerin, bu konularda, bu sorunların çözümüyle ilgili olarak herhangi bir hazırlıklarının, herhangi bir projelerinin olmamasından kaynaklanmaktadır. Aslında 27 Nisan 2007 tarihinde çöktüğünü iddia ettiğimiz Türkiye siyaset alanında siyaset yapabilmek için, başarılı siyasi sonuçların elde edilebilmesi için siyasi partilerimizin bu tür projeleri hazırlamaları maalesef gerekmemektedir. Bunu üzülerek söylüyorum. Siyaset, çöken siyaset alanının yasalarıyla, kurumlarıyla, kurallarıyla Türkiye’de bir başka şekilde yapılmaktadır. Sonuç elde edilebilmesi için de halkına önüne projelerin konulması maalesef gerekmemektedir. Bunun çökmüş olan siyaset alanının bir başka eksikliği ya da olumsuzluğu olarak ifade etmek istiyorum.

Genel Başkan demeçlerine dönmek için tıklayınız