Genel Başkan Murat Karayalçın’ın, 6 Mayıs 2007 tarihli Parti Meclisi (PM) toplantısı açılış konuşması:
Değerli arkadaşlarım,
Çoğunluğumuz var. Hepinize hoş geldiniz diyerek Parti Meclisi toplantısını açıyorum. Çalışmalarınızda hepinize başarılar diliyorum. Sizlere zamanlama konusunda bir sıkıntıyla karşı karşıya kaldığımızı öncelikle ifade etmek istiyorum. En uygun zamanlama olmayabilir, ama bugün bu tarihte sizleri toplantıya çağırmak zorunda kaldık. Daha önce Cumartesi günü toplantı yapmayı kararlaştırmıştık. YSK’nın zamanlamasının açıklanmasının ardından toplantının daha sonraki bir tarihe çekilmesi zorunluluğu ortaya çıktı. Tartıştık, sonuçta bugün toplanılmasını kararlaştırdık.
Aslında zamanlama bugün çok uygun gözüküyordu ama dünden bu yana da yeni gelişmeler ortaya çıktı. İçinde bulunduğumuz zaman dilimi içinde Türkiye’de herhangi bir kararın alınmasında, herhangi bir etkinliğin yapılmasında falanca günün, filanca tarihin en uygun tarih olduğunu söylemek olanaklı değil, çünkü Türkiye çok hızlı bir süreci yaşıyor. Türkiye tarihinin, siyasi açıdan en yoğun, en coşkulu, kimi zaman en kararsız, en oynak, en çok değişen günlerini yaşıyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
Bugün Parti Meclisi toplantımız olmasaydı Tokat’a gidecektim. Tokat Almus Ataköy Belediyemiz, eski adıyla Kızıldere, bugün düzenlediği bir etkinlikle Hıdrellez’i kutluyor, biz de orada olacaktık ama olmadı. Ben buradan sizin huzurunuzda oradaki yurttaşlarımıza, partililerimize selam ve sevgilerimi göndermek istiyorum. Aslında Türkiye’nin her yerinde Hıdrellez’i kutlayan yurttaşlarımıza sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.
Bu arada dün çok tarihi bir gelişmenin altına imza atan ANAP’ın ve DYP’nin sayın genel başkanlarını da kutlamak istiyorum. Çok kararlı bir biçimde ayrıntılarda boğulmadan, geçmişin hesabını sormadan, tartışmalara girmeden hızlı bir biçimde ve yurttaşlarımızın istemleri doğrultusunda iki partiyi birleştirme kararını aldılar. Hayırlı olsun diyorum, kendilerini kutluyorum.
CHP’yle DSP arasında dün gece başlayan gelişmeler için arkadaşlarımıza, Parti Meclisi toplantısının açılışında SHP Genel Başkanı olarak başarılar diliyorum. Görüşmelerinin olumlu sonuçlanmasını içtenlikle dilediğimi ifade etmek istiyorum. Çağrı almamış olsak da, içinde bulunmasak da bu gelişmeyi memnuniyetle karşılıyorum. Bu SHP’nin neredeyse kurulduğu tarihten bu yana gerçekleşmesini istediği bir gelişmeydi. Tam anlamıyla, tam istediğimiz şekilde olmayabilir ama çok önemli bir adım atılmaktadır, o nedenle memnuniyetimi ifade ediyorum.
Aslında SHP’nin içinde olmadığı bir birliktelik gerçek anlamda sol değildir. SHP’nin içinde olmadığı, yer almadığı bir birlikteliğin gerçek anlamda Cumhuriyetçi olduğunu da söylemek olanaklı değildir. SHP’nin mutlaka açık tutulması gereken tüzel kişiliği, sol düşüncenin ve Atatürkçü düşüncenin, eşzamanlılığının ve eş değerliğinin tek güvencesidir. Bunu iddiayla söylüyorum. Türkiye’de Atatürkçü düşünceyi ve sol düşünceyi eşzamanlı olarak ve eş değerde değerlendiren tek parti SHP’dir.
SHP sol kimliği gereği, kurumsal olarak da, yöneticileri itibarıyla da özeleştiriye inanır, özeleştiri yapar. Ancak SHP asla sipariş üzerine özeleştiri yapmaz. Hele siparişi verenler bir tarihte eleştirilmesini talep ettikleri siyasal eylemin baş sıralarında yer almışlarsa SHP bunu asla ciddiye almaz.
Değerli arkadaşlarım,
SHP’nin içinde yer almayacağı bir birlikteliğin sol olarak algılanamayacağını yalnızca SHP Genel Başkanı olarak dile getiriyor değilim. Dün hurriyet.com.tr’de yer alan bir anketin sonuçları bu dediğimi çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Sizlere hurriyet.com.tr’de ‘hangi seçim ittifakını doğru buluyorsunuz?’ sorusuna verilen yanıtları kısaca sunmak istiyorum. İşte sonuçlar: 22 Temmuz seçimlerinde ANAP-DYP birlikteliğini uygun bulanların oranı % 53.3; ANAP-DYP- DSP birlikteliğini uygun bulanlar % 20.9; ANAP- Saadet Partisi- BBP’nin birlikteliğini uygun bulanlar % 7; MHP- Genç Parti birlikteliğini doğru görenler % 18.8. Şunlar bizim için önem taşıyor: CHP- DSP birlikteliğini uygun bulanların oranı % 21; CHP- Genç Parti birlikteliğini uygun bulanların oranı %15.9; son olarak CHP-DSP-SHP birlikteliğini uygun bulanların oranının % 63.1 olduğunu söylemek istiyorum. Bu bizim yaptırdığımız bir anket değil. Bu hurriyet.com.tr adlı sitede yer alan anketin sonuçları. O nedenle bunu biraz önce yapmış olduğum değerlendirmeyi destekleyen bir istatistiki veri olarak sizlerle paylaşmak ihtiyacını duydum.
Değerli arkadaşlarım,
Hepimiz biliyoruz ki çok kritik, çok özel, çok duyarlı günler yaşamaktayız. Ben SHP Genel Başkanı olarak iki yıldır, iki mesajın altını özel olarak çiziyorum. Hemen hemen her toplantımızda, her platformumuzda bu iki mesajın önemini dile getirmekteyim. Belki anımsayacaksınız, Eskişehir İl Örgütümüzün, 2006 Ocak’ında Eskişehir’de düzenlemiş olduğu bir toplantıda bunları dile getirmiştim. Türkiye tarihinin en yoğun emek sömürüsü, en yoğun işsizliği, en yaygın yoksulluğu önümüzde durmaktadır demiştim. Orta öğrenim öğrencilerine Milliyet Gazetesi’nin uygulamış olduğu bir anketten hareketle de Cumhuriyet’in temel değerlerinin, özellikle laiklik anlayışının çok ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğunu ifade etmiştim.
Sayın Cumhurbaşkanımız, son katıldığı Harp Akademileri toplantısında 84 yıllık Cumhuriyet tarihinde böyle bir tehdit ve tehlikeyle karşı karşıya kalmadığımızı dile getirdi. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu ifadesine katılanlar olur, katılmayanlar olur. Ancak benim iki yıldır söylemekte olduklarımı, sayın Cumhurbaşkanımızın Nisan ayında ortaya koyduğu bu ifadesini yüz binlerin, milyonların çok ciddiye aldığını, önemsediğini hepimiz biliyoruz. Türkiye’de Cumhuriyet’in temel değerlerine dönük olarak çok ciddi bir tehdit algılaması bulunmaktadır. Türkiye 1920’lerin, 1960’ların, 70’lerin görmediği ölçüde mitingler yapılmaktadır. Bunlara katılıyoruz. Ben, 29 Nisan tarihinde İstanbul’da Çağlayan’da yapılan açık hava toplantısına Genel Sekreterimizle, Genel Başkan Yardımcılarımızdan sayın İlhan Göğüş’le, İstanbul İl Başkanımızla katıldım.İnsanların bakışlarını, o mitingde yer alan özellikle kadınlarımızın yüz ifadelerini, göz ifadelerini ve seslerini çok iyi anımsıyorum. Onların sesleri kulaklarımda çınlamaktadır. Birleşin diyorlar; birleşin, birliktelik yapın, bir araya gelin, güç birliği yapın diyorlar. İnsanlarımızın Ankara Tandoğan’da, İstanbul Çağlayan’da, Manisa’da, Çanakkale’de, Adana’da, Türkiye’nin önemli meydanlarında ortaya koymuş oldukları birleşin sözü kulaklarımızdayken, Türkiye’nin gündemindeyken; bu birleşme içinde şu ya da bu nedenle, şu ya da bu gerekçeyle biz yer almıyoruz diye bu birlikteliğe, bu birleşmeye karşı çıkmayız, çıkamayız, çıkmamalıyız.
Değerli arkadaşlarım,
Söz mitinglere gelmişken, sizlere mitingler bağlamında CHP’nin bir değerlendirmesini yapmak istiyorum ve bu çerçevede iki kavramı sunmak istiyorum. Birincisi meclis muhalefeti, ikincisi ise meydan muhalefetidir. CHP 4.5 yılda meclis muhalefeti yaptı, Meclis koridorlarında, Meclis mikrofonlarının karşısında muhalif duruşunu sergiledi; ama sokaklara çıkmadı, caddelerde, meydanlarda ana muhalefet partisinin kendisine yüklemiş olduğu sorumluluğunun gereği olarak insanlarımızı toplamadı. Nisan ayından itibaren insanlarımız çeşitli sivil toplum örgütlerinin girişimiyle toplanmaktalar: Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve onlarla birlikte yer alan çeşitli sivil toplum kuruluşları, dernekler. Nisan ayından itibaren, Ankara Tandoğan mitinginden itibaren yükselen tepkileri ve onların siyaset alanındaki sonuçlarını, siyaset alanındaki yansımalarını dikkate aldığımızda, CHP’nin geçtiğimiz 4.5 yıldır böyle bir etkinliği sergilememiş olmasının ne kadar yanlış olduğunu, ne kadar olumsuz sonuçlar doğurmuş olduğunu çok açık bir biçimde görüyoruz. Aslında maalesef meclis muhalefeti de doğru dürüst yapılmamıştır. Deyim yerindeyse sözcüğümü mazur göreceklerine inanıyorum. 20 Kişilik Grup sayısı gidip gelen Anavatan Partisi’nin muhalefetinin çok kısa bir süre içinde elde etmiş olduğu sonuçları dikkate aldığımızda, ana muhalefetin bu sonuçları elde edememiş olmasını, sonuçların ne olduğu çok önemli değil, üzüntüyle karşılıyorum. Önemli olan parlamento çalışmalarıyla, parlamento taktikleriyle yani parlamento muhalefetiyle, parlamento muhalefetinin teknikleriyle bu sonuçların elde edilmesidir.
Bu arada Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda SHP’nin 2006 yılı başından itibaren yürütmüş olduğu kampanyanın bu aşamada sonuç alabilecek bir duruma gelmesinden büyük memnuniyet duyduğumu da ayrıca ifade etmek istiyorum.
Sayın Parti Meclisi üyeleri,
Türkiye 22 Temmuz tarihinde çökmüş, iflas etmiş, tıkanmış bir siyaset alanıyla seçime gitmektedir. 27 Nisan tarihinde Türkiye’nin siyaset alanı çökmüştür. Türkiye’nin siyaset alanının çöktüğüne ilişkin iddiamın temel dayanağı 84 yıllık tarihimizde ilk kez Cumhurbaşkanlığı seçiminin mahkemeye düşmüş olmasıdır. Ben bunu son derecede açık, son derecede çarpıcı bir gösterge olarak görüyorum. Şu ayrımı yapmalıyız: 27 Nisan tarihinde çöken Türkiye siyaset alanıdır, demokrasi değildir. 27 Nisan tarihinde Türkiye demokrasisi çökmemiştir. Çünkü Türkiye’de gerçek anlamda bir demokrasinin işlerliğinden söz etmek olanaklı değildir. İkili tekelci bir yapıya dayanan bir demokrasinin gerçek anlamda demokrasi olduğunu iddia etmek olanaklı değildir. Şimdi apar topar çöken siyaset alanının; çökmüş olan kurumlarıyla, kararlarıyla, işleyişiyle Türkiye 22 Temmuz tarihinde seçime gidilmesidir. SHP olarak en içten dileğimiz siyaset alanının yeniden yapılandırılmasından sonra seçime gitmektir. Bu konuda sayın Genel Sekreterimiz, Partimizin çalışmalarını iki kanun teklifi olarak TBMM’ye sunmuştur, bunu biliyorsunuz. Siyasi Partiler Yasası’nın ve Seçim Yasası’nın değiştirilmesi için yapmış olduğumuz girişim maalesef AKP’nin ve CHP’nin destek vermemesi nedeniyle tıkanmıştır. Sayın Ahmet Ketenci’nin kanun tekliflerine destek vermeyebilirler, ancak sayın Cumhurbaşkanımızın yedi yıldır her yeni yıl konuşmasında ve TBMM’nin açılış günü yapmış olduğu tüm konuşmalarında dile getirmiş olduğu siyaset alanının yeniden yapılanmasına ilişkin önerilerinin dikkate alınması gerekir. Bizim önerilerimizi dikkate almıyorsunuz anlıyorum, sayın Cumhurbaşkanımızın önerilerini, değerlendirmelerini dikkate alın. Çöken kurumlarla ve bu kurallarla; yani olduğu gibi tutulan, noktasına, virgülüne dokunulmayan Siyasi Partiler Yasası’yla ve Seçim Yasası’yla yapılacak bir seçimin yeniden siyaset alanını daha da çökerteceğini bilmeliyiz. Kötü olan sistem kendisini yeniden üretmemelidir. Kötü olan sistemin yeni yapılarla hayat bulmasına, can suyu elde etmesine izin verilmemelidir. SHP’nin kurulduğu tarihten bu yana bu eleştiriyi yapıyoruz. Bunun önemle dikkate alınması gerekir düşüncesindeyim. Değerli arkadaşlarım bu arada gelen bir notu sizlere aktarayım. Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turunda 367 sayısına ulaşılamamıştır.
Sayın Parti Meclisi üyeleri,
9 Mayıs tarihinde Çarşamba günü, hangi yöntemle adaylarımızı belirleyeceğimize ilişkin kararımızı Yüksek Seçim Kurulu’na sunmak durumundayız. Bugün asıl gündem maddemiz budur. Bu konuda MYK’nın bir önergesi sizlerin değerlendirmesine sunulacaktır, onu tartışacağız, gerekli görürseniz başka önergeler olacaksa onları da tartışacağız. İkinci önemli tarih 27 Mayıs tarihidir. 27 Mayıs tarihinde birleşik oy pusulasında yerimiz belli olacaktır. Son olarak da 8 Haziran tarihinde aday listesi kesinleşecektir. Çok hızlı gelişmeler yaşıyoruz. Gelişmelerin varacağı yerleri, karşımıza çıkacak sonuçları tam olarak kestirmemiz olanaklı değil, o nedenle Genel Başkan olarak bana yetki vermeniz için bir teklif sunulacaktır. Ancak şunu söyleyeyim, bu yetki çok ivedi durumlarda kullanılacaktır. Bana göre önemli olan kararları Parti Meclisi’ni yeniden toplamadan, sizlerle görüşme yapmadan almak yanlısı değilim. Her şey yönetmelik değil, her şey tüzük değil. Yönetmeliklerimizin dışında, Tüzüğümüzün dışında bir de parti vicdanı var; bir de örgütün, tabanın sesi var. Her şeyi tam anlamıyla içimize sindirmeden, örgütün sesine kulak vermeden, örgütün eğilimlerini almadan, saptamadan bu yetkiyi kullanma yanlısı değilim.
Değerli arkadaşlarım,
Görüldüğü gibi SHP örgütlenme çalışmalarını yapmıştır, mevzuatın öngördüğü koşulların gereğini yerine getirmiştir. SHP seçime katılabilecek olan 21 parti arasındadır. Başta Genel Sekreterimiz olmak üzere, örgütlenmeden sorumlu Genel Sekreter Yardımcımız sayın Nihat Matkap’a, üyelikten sorumlu Genel Sekreter Yardımcımız sayın Doktor Recai Ersoy’a, tüm MYK üyelerine, önceden bu sorumluluğu taşımış MYK üyesi arkadaşlarıma huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Sizinle birlikte yaklaşık iki yıldır çalışıyoruz. 25 Haziran 2005 tarihinde göreve geldiniz. 22 Temmuz tarihinde seçim yapılacak, yani göreve gelişinizin 25. ayında SHP’yi seçime götürmüş olacaksınız. Sizlere iki yıldan bu yana yapmış olduğunuz çalışma, göstermiş olduğunuz sabır nedeniyle teşekkür ediyorum. Dişinizi birkaç ay daha sıkacaksınız, sizlerden Temmuz’a kadar daha yüksek düzeyde bir enerjiyi bekliyorum.
Başarılar diler, saygılar sunarım.