Genel Başkan Murat Karayalçın’ın, 5 Mart 2007 tarihli Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı açılış konuşması:

Değerli arkadaşlarım,
Kadın haklarının anıldığı, anımsandığı bir haftaya girmiş bulunuyoruz. Bu haftada izin verirseniz başta annem, eşim, kardeşim ve SHP’li kadınlar olmak üzere tüm kadınlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bu hafta boyunca Türkiye genelinde SHP’liler kadın sorunlarıyla ilgili olarak çeşitli etkinliklere katılacaklar, çeşitli etkinlikler yapacaklar. Ben partililerimizin iki konu üzerinde özellikle durmalarını gerekli görüyorum. Bunlardan birincisi kadınlarımızın siyasi temsili sorunudur. Türkiye siyasetinin en temel sorunlarından birisi Türkiye siyasetindeki temsil düzeyinin yetersizliğidir. Bundan sürekli olarak yakınıyoruz. Özellikle de parlamentodaki, temsil düzeyinin yetersizliğini örnek olarak veriyoruz. 41 milyon seçmenden sadece 17 milyonunun oylarıyla şekillenmiş olan TBMM yurttaşlarımızın yaklaşık olarak % 42’sini temsil edebilmektedir. Zaten genel olarak temsil düzeyi yetersiz olan TBMM’nin kadınları temsil düzeyi ise gerçekten son derecede vahimdir. Kadın parlamenterlerin toplam meclis üyeleri, toplam parlamenterler içindeki payı %4 dolaylarındadır. Küba’da bu düzey %36’dır. İngiltere’de %19’dur. ABD’de %16’dır. Dünya genelinde %17’dir. Dünya parlamentolarında kadınlar ortalama olarak %17 düzeyinde temsil edilmektedirler, ama Türkiye’de maalesef %4 düzeyinde bir temsil yapısı bulunmaktadır. Birkaç gün önce Edirne’de şimdiye kadar Edirne milletvekili olarak görev yapmış 3 kadın parlamenterin adları Edirne sokaklarına verilmiş Edirne belediye meclisinin kararıyla. Bunlardan 1 tanesi de bizim Edirne İl Başkanımız sayın Serdar Seçkin’in annesi sayın Türkan Seçkin’dir. Bu yalnızca bir vefa örneği ya da kadirşinas bir davranış olarak görülemez.

SHP bu konunun üzerine kararlılıkla, cesaretle giden bir partidir. Kadın sorunlarıyla ilgili olarak ya da kadınların temsil yapısıyla ilgili olarak cesaret sözcüğünü neden kullandığımı açıklamak istiyorum. Andrew Mango’nun Atatürk’le ilgili bir kitabını okuyorum. 1918 Temmuz’unda Atatürk Viyana’da tedavi görürken yazdığı notlarda kadınların temsili konusunda vesveseyi bırakıp cesur olunması gerektiğini belirtmiş. SHP’nin bu konuda cesur olduğunu, cesur davrandığını bu nedenle söylüyorum. SHP Tüzüğünde kadınların, yönetim kademelerinde %33 oranında temsil edilmeleri öngörülmektedir. Bu Sosyalist Enternasyonal’in kararıdır. SHP Sosyalist Enternasyonal’in kararını uygulamaktadır. Ancak kadınların yönetimde temsil edilmelerinin yeterli olmadığını da biliyoruz. Bu yıl yapılacak seçimlerde bu konuyu çözme kararını almış bulunuyoruz. Parti Meclisimizden geçen Yönetmeliğimize göre yönetimdeki temsil oranının seçim listelerinde de uygulayacağız. Ancak bu genel bir söylem olarak görülmemelidir. Yani SHP’nin toplam adayları içinde %33 oranında kadın siyasetçiler olacaktır diye düşünülmemelidir. Bunu biraz daha belirginleştirdik ve ‘seçilebilir sıra’ kavramını öne çıkardık. Biz ilk 6 sırayı esas aldık. İlk 6 sırayı ilk 3 ve ikinci 3 diye ikiye ayırdık. İlk 3’te 1/3 oranında kadın siyasetçiler temsil edilecektir. Aslında cinsler temsil edilecektir. Yani 2 kadın 1 erkek şeklinde de olabilir, 2 erkek 1 kadın siyasetçi şeklinde de olabilir. İkinci 3’te de aynı anlayış geçerli tutulmuştur. Yani SHP hem yönetimde hem de aday listelerinde kadın siyasetçilere 1/3 oranında yer vermektedir. Bu sanırım Türkiye siyasetinde bir ilktir, çok önemli bir adımdır. Ben bu hafta boyunca SHP’lilerin bu konu üzerinde durmalarını gerekli görüyorum.

SHP’lilerin yine içinde bulunduğumuz haftada, düzenledikleri etkinliklerde ya da katılacakları etkinliklerde bir de kadının istihdamı ve eğitimi konusunu ele almalarını, işlemelerini arzu ediyorum. Türkiye’de istihdam düzeyi maalesef yetersizdir. Türkiye’de işsizlik düzeyi maalesef çok yüksektir. Bu özellikle kadın çalışanlarımız için çok olumsuz sonuçlar vermektedir. Kabaca şunu söylemek olanaklı. 1990’lı yıllarda her üç kadın işgücünden 1’i çalışabilirken bu oran 2006 yılında her dörtte birine inmiş bulunmaktadır. Ortalama işsizlik oranı Türkiye genelinde % 9’lardadır. Kadınların ortalama işsizlik oranı ise % 20’lerin üstündedir. Türkiye’de genel ortalama işsizlik oranı % 9’lardayken, kadınların işsizlik oranının, % 20’lerin üstüne çıkması kabul edilemez. Bunun temel nedeni kadınların işgücüne katılım oranının düşmesidir. İşgücüne katılım oranları istihdam düzeyinin hesaplanmasında en önemli ölçülerden birisidir. Maalesef Türkiye’de kadınların işgücüne katılma oranı sürekli bir biçimde düşmektedir. Türkiye kentlerinde bu oran % 18 düzeyine inmiş bulunmaktadır. Yani Türkiye kentlerinde yaşayan 100 kadından ancak 18’i işgücü piyasasına girmektedir. İş aramadıkları için değil, iş bulma ümitleri olmadığı için.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı sayın Prof. Türkan Saylan, 1 Mart tarihi itibarıyla çok ilginç bir öneriyi seslendirdi. Ben şimdi işsizlik sorununu eğitimle ilişkilendirerek Türkan Saylan’ın dile getirdiği bu öneriyle, SHP’nin ortaya koymuş olduğu ‘Sıfır Yoksulluk Projesi’ arasında Prof. Saylan diyor ki orta öğretimde 8. sınıftan bu Haziran ayında 1 milyon 300 bin öğrenci mezun olacaktır. Bunun 560 bini kızdır. 560 bin kızımızın 1/3’ini aileleri liseye gönderecektir, 2/3’isi ise liseye gidemeyecektir, eğitim olanaklarından yoksun kalacaktır. Öneri şu: 100 bin kızımıza yılda 400 YTL destek verelim ve bunu mikro kredi anlayışı çerçevesinde değerlendirelim. Biz 100 bin kızımıza yılda 400 YTL’lik bir desteğin verilmesini biz mikro kredi diye adlandırmıyoruz. Bunu önemsiyoruz; bunu doğru buluyoruz, ama bunu mikro kredi anlayışı çerçevesinde değerlendirmiyoruz. Biz SHP olarak liseye devam etmek isteyen gençlerimizin, kızlarımızın tümü için bu desteği vermeyi taahhüt ediyoruz. ‘SHP Eğitim Projesi’yle ‘Eğitim Sigortası’ kavramını getirmektedir. Üniversitenin sonuna kadar eğitim almak isteyen bütün çocuklarımıza, bütün gençlerimize ‘Eğitim Sigortası’ anlayışı çerçevesinde destek vereceğiz, mali yardımda bulunacağız. Bizim kamuoyuna açıklayacağımız Eğitim Projemizin en önemli unsuru budur. Bir de yine önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklayacağımız Sıfır Yoksulluk Projesinin toplam yatırımının 5 yıl için 63 milyar YTL olduğunu söylemek istiyorum. Yılda 10-15 milyar YTL’lik bir desteğin verilmesi söz konusu. Bu çocuklarımızın tümüne, 1 milyon 300 bin çocuğumuza onlar içinde 560 bin kızımıza bu projelerimiz kapsamında destek verilecektir.

Değerli arkadaşlarım,
Sayın Başbakan’ın Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesiyle ilgili olarak hafta sonunda yaptığı yeni açıklamaya değinmek istiyorum. Ben Hükümetin Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesi konusunda komedi oynamayı sürdürdüğü görüşündeyim. Bir komedi oynanıyor. Her konuda kendi bildiğini, IMF’nin dediğini yapan bu Hükümet her nedense gündem Türk Ceza Yasa’sının 301. maddesine geldiğinde ‘sivil toplum örgütleri ne düşünüyor?’ sorusunu sormaktadır; ya da sosyal demokratları anımsamaktadır. Bu Hükümet eğer sivil toplum örgütlerinden destek arıyorsa, sosyal demokratların yanında olmasını tercih ediyorsa bunu yalnızca TCK 301. maddeyle ilgili olarak değil her konuda seslendirebilmelidir, her düzenlemesinde sivil toplum örgütlerinin ne düşündüğünü, ne istediğini sorabilmelidir, sosyal demokratların her konuda düşüncelerine başvurabilmelidir. Sayın Başbakan’a göre 301. maddeyle ilgili çalışmalarından Avrupalı sosyal demokratlar onların yanında oluyormuş da, Türkiye’nin sosyal demokratlarını AKP yanına alamıyormuş.

Ben önce Hükümete Türk Ceza Yasa’sının 301. maddesiyle ilgili oyun oynamayı bırakmasını ne yapacaksa yapmasını öneriyorum. Ekonomiyi dalgalandırmaya bırakan Hükümet bunu da dalgalandırmaya bırakmıştır. Birkaç hafta da bir bu, konu bu şekliyle kamuoyunun gündemine getirilmektedir. Kamuoyu oyalanmaktadır. Konu dalgalandırılmaktadır. Eğer yapacakları bir şey varsa onu yapsınlar. Yeter artık. Bu komediye son versinler. AKP Genel Başkanı için CHP’nin çok büyük bir önemi vardır. Tabi aynı şekilde CHP için de AKP’nin çok büyük bir önemi bulunmaktadır. Ama AKP Genel Başkanı bilsin ki Türkiye’nin sosyal demokratlarını arıyorsa adres SHP’dir. Bir de şunu bilsin. Biz dünyanın tüm sosyal demokratlarıyla, bu arada, batının sosyal demokratlarıyla da tabi ki dayanışma içindeyiz. Ama konu Türkiye’nin konusuysa, Türkiye’yle ilgili bir sorun tartışılmaktaysa burada Türkiye’nin sosyal demokratlarının ne dediği önemlidir. Burada dünyanın sosyal demokratlarının, batının sosyal demokratlarının da Türkiye’nin sosyal demokratlarıyla birlikte davranması düşünülmelidir. SHP 301. maddeyle ilgili düşüncesini 5 ay önce Hükümete resmen sunmuştur. SHP 301. maddede eleştiri özgürlüğünün önünün açılmasını; eleştirilerin, düşünce özgürlüğünün serbest bir biçimde ortaya konmasını talep etmektedir.

Değerli arkadaşlarım,
Türkiye geçtiğimiz hafta yoğun bir biçimde idari örgütlenme konusunu tartıştı. Öncelikle sizleri genel müfettişlik diye adlandırılan bir idare kurumu konusunda bilgilendirmek istiyorum. Önce şunu söyleyeyim; eyalet ve federasyon ayrı şeylerdir. Eyaletler federasyonda olur şeklindeki bir düşünce yanlıştır. Eyaletler illerin üzerindeki bir yönetim kademesi olarak üniter devlet içinde, tekil devlet içinde yer alabilir. Ben eyalet sözcüğüyle federasyon kavramının karıştırılmasını, ABD içindeki devletlerin Türkçe’ye devlet olarak değil de eyalet olarak çevrilmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Federasyonun içinde federe devletler olur. ABD bir federasyondur; onun içinde de federe devletler vardır.

İttihat ve Terakki Parti’sinin yönetimi sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nda iki tane çok yeni idari kurum geçici yasalarla karara bağlanmıştı. Bunlardan birincisi 1913 tarihli Genel Müfettişlik Yasası’dır. İkincisi de 1914 tarihli İl Özel İdaresi Yasası’dır. Osmanlı Parlamentosu her iki yasayı da geçici olarak kabul etmiştir. Bu iki önemli idari kurumun geçici olarak kabul edilmesini ben bir deneme anlayışıyla açıklayabiliyorum. Yani neden yasayı kalıcı bir biçimde kabul etmediler de her iki yasaya geçici ifadesini eklediler? Bence bunun nedeni budur. Aslında çok ilginç, 1914 tarihinde Osmanlı Parlamentosu’nun il özel idaresi geçici yasası adıyla kabul ettiği yasa, T.C Devleti’nde hâla uygulanmaktadır. Yani öyle bir geçici yasa ki hâla uygulanmakta. Gerçi artık adı geçici değil. Geçici olmaktan çıkarıldı; ama o denen yapı, il özel idaresi yapısı hâlen Türkiye’de uygulanmaktadır. Çok ileri bir yasadır bu. Onu da söyleyeyim. Örneğin daha Sovyet Devrimi olmadan 1917 Devrimi’nden 3 yıl önce İttihat ve Terakki Partisi il özel idarelerinin 5 yıllık planlar hazırlamasını öngörmüştür. Yasa o kadar ileridir. Şimdi onu bir yana bırakıyorum. İl Özel İdaresi yasasını bir yan bırakıyorum. Sizlere kısaca 1913 tarihinde Osmanlı Meclisi’nce kabul edilen genel müfettişlik yasasının serüveniyle ilgili çok kısa bir bilgi vermek istiyorum. Genel müfettişlik yasası 1. Dünya Savaşı sırasında uygulanamadı. Kurtuluş Savaşı sırasında 1921 Anayasasının 22. ve 23. maddelerinde genel müfettişlik kanununa yer verildi. 1924 Anayasasında genel müfettişlik kaldırıldı. Ancak 1927 yılında, tarihi de vermek istiyorum sizlere, 25 Haziran 1927 tarihinde 1164 sayılı yasayla genel müfettişlik kurumu yeniden getirildi. Genel müfettişlik kurumu daha sonra 21.11 1952 tarihinde 5990 sayılı yasayla kaldırıldı. Yani genel müfettişlik kurumu değimiz kurum 25 yıl, yaklaşık çeyrek yüzyıl uygulandı. 1927 yılında 4 ilimizde genel müfettişlik kurumu kuruldu: Diyarbakır, Elazığ, Erzurum ve Edirne.. 20 yıl sonra 1947 yılında Adana’da genel müfettişlik kuruldu. Ve böylelikle 5 il merkezimiz ve bu 5 il merkezine bağlı 27 il genel müfettişlik kapsamında işledi 1952 yılında kadar. Bu arada çok önemsediğim bir düzenlemeyi de sizlere söylemek istiyorum. 1945 yılında yani 2. Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra Hükümet, bir yönetmelik çıkartarak genel müfettişlere planlama görevini de verdi. Yani kalkınma görevini verdi. Onların görevleri asayişti; güvenlikti; eşgüdümdü. 1945 yılında bir de planlama görevini aldılar. İllerde bakanları temsil ediyorlardı, valiler genel müfettişlere karşı sorumluydu.

SHP’nin bu tartışmalarla ilgili görüşünü ve duruşunu sizlere kısaca sunmak istiyorum. SHP federasyon yapılanmasına karşıdır. SHP programında çok açıkça belirtildiği gibi üniter devletten yanadır. SHP üniter devlet içinde de olsa eyalet yapılanmasını doğru bulmamaktadır. Ancak, SHP illerin üzerinde, sulama havzalarında, özellikle çevre sorunlarını çözmek için; doğal kaynakların, iktisadi kaynakların kullanımını planlamak için güçlendirilmiş yeni yapılar öngörmektedir. Bu SHP’nin Programında havza planlaması anlayışı içinde yer almaktadır.

Ama SHP’nin Türkiye’nin idari yapılanmasıyla ilgili yaklaşımını asıl olarak şöyle ortaya koymak olanaklıdır. SHP üniter devlet içerisinde merkezi yönetimin yetkilerini yerel yönetimlerle ve yurttaşlarla paylaşmasını öngörmektedir. Üniter devlet, güçlü merkezi yönetim demek değildir. SHP bu konuda öteki partilerle, bu arada öteki sol partilerle de ayrışmaktadır. Hiç kuşkusuz devredilecek yetkiler vardır; devredilmeyecek yetkiler vardır. Devredilmeyecek yetkilerin dışındaki yetkiler bize göre yerel yönetimlerle paylaşılmalıdır. Yurttaşlarımız da yönetim paydaşı olarak hem yerel yönetimlerin hem merkezi yönetimlerin içine girmelidir, oradaki karar alma süreçlerinde yer almalıdır. SHP için önemli olan kamu alanının genişliği, kamu çıkarlarının yüksekliğidir. Bir hizmetin nasıl görüleceği, nasıl paylaşılacağı SHP için bu ölçülere göre değerlendirilecektir.

Genel Başkan demeçlerine dönmek için tıklayınız