Genel Başkan Murat Karayalçın’ın, 30 Ekim 2007’de 90 kişinin SHP’ye katılımı nedeniyle düzenlenen törende yaptığı konuşma:

dsc_6160.JPG“Sayın konuklar,
Değerli arkadaşlarım,
Değerli basın mensupları,

Sosyaldemokrat Halk Partililer adına hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum, kucaklıyorum, hepinize hoş geldiniz diyorum.

Bizim için son derecede önem taşıyan bu birliktelik için de hepinize çok teşekkür ediyorum. Aslında daha uygun bir ortamda bu törenin yapılmasını düşünmüştüm, bunu ifade etme ihtiyacını duyuyorum. Bir hafta sonu olabilirdi, daha büyük bir salonda bir araya gelebilirdik, basının daha çok ilgi göstereceğini tahmin ettiğim bir saatte bu birlikteliğimizi sergileyebilirdik. Ama sonuçta böyle uygun görülmüş. Ben bunun, değerli arkadaşlarımın, işin törensel yönüne çok da önem vermeden, bir an önce SHP’ye katılma kararı olarak görüyorum, öyle değerlendirdiğinizi düşünüyorum.

Biraz önce ortaya konulan tahlili paylaştığımı, bu tahlilin bizim için, Türkiye için çok büyük bir önem taşıdığına inandığımı öncelikle ifade etmek istiyorum. Sosyaldemokrat Halk Partisi, 23 Eylül tarihinde düzenlemiş olduğu 9. Küçük Kurultayında Türkiye Solunun, halkımızın bugün karşı karşıya olduğu sorunları tartışmış, değerlendirmiş ve özellikle il başkanlarımızın başlatmış olduğu bir girişimle tüm Türkiye Soluna çağrıda bulunma kararını almıştır. Şimdi üzerinden daha bir ay geçmeden SHP’nin bu çağrısına Türkiye’nin bir kesim solcusunun, ilericisinin, sosyalistinin, sosyaldemokratının olumlu bir yanıt verdiğini çok büyük bir memnuniyetle görüyorum.

Değerli arkadaşlarım,

Sosyaldemokrat Halk Partisi Türkiye’de, iddiayla söylüyorum, parti içi demokrasiyi en iyi biçimde işleten partidir. Türkiye’de parti içi demokrasinin işleyişi itibariyle Sosyaldemokrat Halk Partisi’nin daha önünde olan ya da duran bir parti olduğu kanısını taşımıyorum. Ancak Sosyaldemokrat Halk Partisi, bu inancının da gereği olarak, parti hukukunun işletilmesine, düzgün bir biçimde çalıştırılmasına aynı zamanda büyük bir önem atfetmektedir.

Bugün sizlere, bu toplantıya katılan değerli arkadaşlarımıza üyelik formlarını vereceğiz, bunu doldurmanızı sizlerden isteyeceğiz. Sosyaldemokrat Halk Partisi Merkez Yürütme Kurulu Salı günleri toplanmaktadır. Önümüzdeki hafta Salı günü de bizim Küçük Kurultay çağrımızda ortaya konduğu gibi bugün üyelik başvurusunda bulunan tüm arkadaşlarımızın üyelik başvuruları Parti Tüzüğünün 8. maddesi uyarınca kabul edilecektir. Parti Tüzüğünün 8. maddesine göre, Partimize üye olanlar üye oldukları andan itibaren, tarih demiyorum, üye oldukları andan itibaren tüm Partililerimizin hak ve hukukuna sahip olmaktadırlar.

Sosyaldemokrat Halk Partisi hem solcu hem de Atatürkçü bir Partidir. Türkiye’de solcu olan partiler var, Türkiye’de kendilerini Atatürkçü olarak gören, yorumlayan partiler de bulunmakta. Ama biraz önceki tahlilde çok yetkin bir biçimde ortaya konduğu gibi bu iki görüşü en uygun biçimde birleştiren tek parti Sosyaldemokrat Halk Partisi’dir.

Dünya sol hareketinin nerelerden kaynaklandığı biraz önce açıklandı. Bir yanda Avrupa şeması var, bir yanda farklı deneyimlerden gelen partiler var. Her iki parti kümesi Sosyalist Enternasyonalin eşzamanlı olarak üyesidir. Bizler ne klasik şemanın ne de özgünlüklerin ya da farklılıkların abartılmasını uygun görmekteyiz. Avrupa çizgisinin ortaya koyduğu reddedemeyeceğimiz dünya sol hareketine yaşam veren ilkeler vardır, inançlar vardır; ancak aynı zamanda bizim gibi farklı deneyimlerden gelen, Kurtuluş Savaşı çizgisinden gelen siyasi partilerin de önemle göz önünde bulundurması gereken deneyimleri vardır. Sosyaldemokrat Halk Partisi yönetimi çok yüksek bir duyarlılıkla her iki deneyimin de eşzamanlı olarak işletilmesini öngörmektedir.

Değerli arkadaşlarım,
Dünya sosyalist hareketi 1989 ve 1999 yıllarında çok önemli iki aşamayı aşmıştır. Sosyalist Enternasyonalin, 1989 Haziran’ında Stockholm’de yapmış olduğu Sosyalist Enternasyonal Genel Kurulu ve 1999 Aralık’ında Paris’te yapılan Genel Kurulu, 10 yıl arayla, dünya sosyalist hareketine yön bakış açılarını getirmiştir. Aslında Sosyaldemokrat hareket başlangıçtan itibaren araçlardan çok amaçlar üzerine yoğunlaşmıştır. Sosyaldemokrat hareketi başlatan, Sosyaldemokrat hareketin ilkelerini ortaya koyan düşünürler, yazarlar, sosyaldemokratların kimi araçları emeğin yaratılan değerden en çok payı almasını gerekli gördükleri için kabul ettiklerini, ama araçların tutsağı olmayacaklarını ifade etmişlerdir. 1989 Haziranında Stockholm’de yapılan toplantıda dünya sosyalist hareketi, üretim araçları mülkiyeti üzerindeki duyarlılıktan çok, üretimin kimin tarafından denetlendiğini ve kimin için yapıldığını ortaya koyan bir duyarlılığı benimseme kararı almıştır. 1999 Aralık’ında Paris’te yapılan öteki toplantıda, İspanya eski Başbakanı Felipe Gonzales’in hazırlamış olduğu bir rapor tartışılmış ve benimsenmiştir.

Değerli arkadaşlarım,
Felipe Gonzales Komisyonu dört-beş yıllık bir çalışmayı genel kurula sunmuştur. 1993 yılında Sosyaldemokrat Halkçı Parti Genel Başkanlığını yaptığım sırada, eski Genel Başkanımız sayın Erdal İnönü ile birlikte Sosyalist Enternasyonalin Lizbon’daki toplantısına katılma fırsatını bulmuştum. Böyle bir çalışmanın yapılması ilk kez o tarihte dile getirilmişti. Sosyalistler, Enternasyonal toplantısında kürselleşmenin getirdiği olumsuzluklardan kurtulmak için, bu sorunların çözülebilmesi için yeni bir siyasetin ortaya konmasını gerekli görmüşlerdi. 1999 Genel Kurul kararı son derecede ilginçtir. Aslında orada yalnızca küreselleşme karşısında nasıl bir tavır alınacağı, küreselleşmeye karşı nasıl direnileceği ortaya konmadı, aynı zamanda kamu erkinin kullanımıyla ilgili çeşitli düzlemlerde yetki paylaşımı konusu da ele alındı, değerlendirildi. Kamu erkinin yerel yönetimlerle paylaşılması, kamu erkinin yurttaşlarla paylaşılması, kamu erkinin kimi ulus üstü örgütlenmelerle paylaşılması, küreselleşmenin olumsuzluklarının giderilmesi için bir çözüm olarak, bir öneri şeklinde ortaya kondu.

Biz SHP olarak, Sosyalist Enternasyonal üyesi değiliz ama Sosyalist Enternasyonalin çalışmalarını çok yakından izliyoruz. Öteki sol hareketleri de, Sosyalist Enternasyonale üye olmayan partilerin ortaya koymuş oldukları eylemleri de izlemekteyiz. Bizim saptayabildiğimiz kadarıyla 1989 ve 1999’daki bu çok önemli iki karardan sonra Sosyalist Enternasyonalin o ölçüde, o boyutlarda bir başka önemli kararı olmamıştır.

Biraz önce söylendiği gibi bizim farklılıklarımız var. Sosyalist Enternasyonalin almış olduğu kararları benimseyeceğiz, değerlendireceğiz. Ama Sosyalist Enternasyonal’in almış olduğu kararların dışında kendi özelimizden, gereksinimlerimizden hareketle kendi siyasetimizi de geliştireceğiz, sergileyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım,
Ben bu toplantıda, Sosyaldemokrat Halk Partisi için üç konunun çok büyük bir önem taşıdığını belirtmek istiyorum. Saygın beyin biraz önce dile getirdiği 1919, 1968, 1978 duyarlılıklarını paylaşıyorum, 1919 duyarlılığının özel olarak altını çizmek istiyorum. Özellikle bugün karşı karşıya olduğumuz koşullarda Atatürk’ün ve onun sivil, asker, devrimci arkadaşlarının yaratmış oldukları ulus-devleti son derecede önemsiyorum. Ancak Sosyaldemokrat Halk Partisi bugün ulus-devlet anlayışını klasik şekliyle yeterli görmemektedir. Sosyaldemokrat Halk Partisi ulus devletin demokratikleştirilmesini öngörmektedir. İnsanlarımızın tümünü aynı gören, insanlarımız arasında hiçbir farklılığı kabul etmeyen, katı ulus-devlet modeli yerine, insanlarımız arasındaki farklılıkları kültürel düzlemde kabul eden bir siyaseti benimsemekteyiz. Ulus-devletin demokratikleştirilmesiyle ben bundan söz etmekteyim. Demokratikleştirilmiş bir ulus-devlet anlayışını benimsiyoruz. Sosyaldemokrat Halk Partisi, özgürlükler alanının olabildiğince genişletilmesinden yanadır. Bu da bizim ikinci inancımızdır. Üçüncü olarak da biz çalışanların, başta işçilerimiz olmak üzere işçilerimizin, memurlarımızın, tüm çalışanlarımızın ulusal gelirden düzgün ve sürekli olarak artan bir biçimde pay alması için siyaset yapıyoruz. Üye olacağınız partinin üç temel inancı budur: Özgürlük alanının genişletilmesi, ulus-devletin demokratikleştirilmesi, çalışanların yarattıkları değerden düzgün ve sürekli olarak aldıkları payın arttırılması.

Değerli arkadaşlarım,
Türkiye, sol bir hareketin gelişmesi için, güçlenmesi için tüm nesnel koşullara sahip bir ülkedir. Burada, böyle bir ortamda solun iktidar olamaması, çeşitli anketlerde solun tümünün, tüm renklerinin yüzde 10-15’lerde görünmesi, gösterilmesi Türkiye’ye karşı, halkımıza karşı en büyük yanlışlık, en büyük haksızlıktır. Bu haksızlığı, yanlışlığı yapan da biziz. Nesnel koşulların bu kadar uygun olduğu bir ortamda eğer Türkiye solu tüm renkleriyle yüzde 10-15’lerde görülüyorsa bu asla kabul edilemez bir durumdur. Bunu gönlümüzle, beynimizle, eylemlerimizle aşmak ve değiştirmek durumundayız. Türkiye solunun buna ihtiyacı var. Türkiye’nin buna ihtiyacı vardır daha doğrusu. Halkımızın buna ihtiyacı var. Çok ciddi çalışmalar yapmak durumundayız. Gözümüzün önünde örneğin tarım sektöründe son derecede ilginç düzenlemeler yapılmakta, oyunlar oynamakta, bizlere de olumsuzlukların söylenmesi kalmakta. Toplanıyoruz, yaşanan olumsuzlukları birbirimize anlatıyoruz, gördüklerimizi birbirimize tekrar ediyoruz. Bir şeyi görmek yetmez, onu tahlil etmek gerekiyor. Tahlil etmek de yetmez, bir sorun varsa bunu anlatmak yerine o tahlilimizden, gözlemlerimizden hareketle onu çözmemiz gerekiyor. Kırsal alanı önemseyen bir siyasetçiyim. Yılda bir milyon insan göçüyor, kırsal kesimden. Üç milyon dolaylarında küçük işletme eriyor, çözülüyor. Sanıyoruz ki tarım kesimi gerilemekte. Hayır, aslında tarımda bir yapı çökertiliyor. Tarım sektörü son derecede güçlü, tarım sektörü son derecede gelecek vaat eden bir durumda. Tarım sektöründe bir olumsuzluk yok, ama kimi güçler, kimi örgütlenmeler, tarım kesimindeki bu toplumsal yapıyı çökertmekte; onun yerine yeni bir yapıyı aşılamakta. Dün bir özel bankanın bir raporunu okudum, tarım sektörüne girmiş ve tarım sektöründeki etkinliğini arttırmak için 220 tane şube açmış. Çok yakın bir tarihe kadar tarım sektörünü yalnızca Ziraat Bankası kredilendirirdi. Çok yakın bir tarihe kadar yalnızca Tarım Kredi Kooperatifleri etkindi. Şimdi çok sayıda özel banka tarımı kredilendirmekte, çok sayıda büyük yatırımcı, çok sayıda yabancı yatırımcı tarım sektöründe yatırım yapmakta. Bir yapı çökertiliyor, bir başka yapı enjekte ediliyor. Türkiye solunun bunun böyle olduğunu görmesi yetmez. Bunun böyle olduğunu göreceğiz ve buradan hareketle çalışmalarımızla, projelerimizle tarım sektöründeki üreticilerin çağdaş bir biçimde örgütlenmesi için önerilerimizi, yaklaşımlarımızı ortaya koyacağız; gideceğiz yerinde çalışacağız; insanları örgütleyeceğiz; toprak reformunun önemli olduğunu, toprak reformunun 2007 Türkiyesi’nde de ağırlığını koruduğunu bileceğiz. En azından Diyarbakır’ın Bismil ilçesindeki Sinanlı köylüleri kadar toprak talebinin yüksek olduğunu biz de yüksek sesle dile getireceğiz.

Dikkatlerimizi büyüme üzerinde de yoğunlaştıracağız. Türkiye’de yatırım ortamının geliştirilmesini önemseyeceğiz. Türkiye’de yatırım yapılmıyor, büyüme üretime bağlı değil. Her yıl 700 bin kişi emek arzında bulunuyor, 15-64 yaş grubuna ilk dilimine adımı atıyor ama, Türkiye bunların istihdam gereksinimlerini karşılayamıyor. Türkiye izlemekte olduğu büyüme modeliyle yurt dışındaki çeşitli ülkelerin işçileri için istihdam yaratan bir siyaset sergiliyor. Bunları eleştireceğiz. Beynimizle, gönlümüzle, eylemlerimizle Türkiye’de tarımdan büyümeye kadar çok sayıda alanda işçinin, emekçinin sesi olacağız. Özgürlükten yana olan insanların temsilcisi olacağız, onlarla birlikte çalışmalarımızı yapacağız.

Biz SHP olarak ‘sol’ sözcüğünün yalnızca kendisinin önemli olduğuna inanıyoruz. Solcuyum demek bizim için yeterlidir. Edibali solculuğuydu, Anadolu solculuğuydu, Trakya solculuğuydu, ulusal solculuktu bunların hiçbirisi bizim için geçerli değildir. Biz yalnızca solcuyuz, o kadar, nokta. Atatürkçülük için de böyle. Efendim Kemalist misin? Ayrı bir küme. Efendim Atatürkçü müsün? O da ayrı bir küme. İsmin her sözcüğü alınmış, bunların her birisi için ayrı kümelenmeler ortaya konmuş. Biz bunu da reddediyoruz. Biz diyoruz ki: Biz Mustafa Kemal Atatükçüyüz, nokta.

Değerli arkadaşlarım,
Hem solcuyuz, hem Atatürkçüyüz. Zaman zaman bu ifadeyi kullanıyoruz, zaman zaman kendimizi ‘solcu cumhuriyetçiler’ olarak adlandırıyoruz. Biz buyuz. Böyle bir partiye geliyorsunuz, böyle bir partiye üye oluyorsunuz. Bu parti de 24 saat demokrasi işlemektedir. Bu partinin her platformunda demokrasi işlemektedir, işletilmektedir. Sosyaldemokrat Halk Partisi yüzde yüz demokrattır. Sosyaldemokrat Halk Partisi yüzde yüz solcudur. Sosyaldemokrat Halk Partisi yüzde yüz Atatürkçü’dür.

Hepinize hoş geldiniz diyorum, hepinizi saygıyla, sevgiyle kucaklıyorum."

Genel Başkan demeçlerine dönmek için tıklayınız