SHP’ye katılımlar sürüyor
Ankara'nın Keçiören ilçesinde, 165 kişi, 4 Mart 2007'de, Damla Düğün Salonu'nda düzenlenen törenle SHP'ye katıldı.
Keçiören İlçe Başkanı Mecit Koç, Ankara İl Başkanı Celalettin Koç ve Genel Sekreter ve İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci'nin konuşma yaptığı törene yöneticilerimiz ve partililer katıldı.
SHP Genel Sekreteri ve İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci'nin SHP'ye katılım nedeniyle yaptığı konuşma:
"Değerli dostlar, değerli arkadaşlar, partimize yeni katılan sosyal demokratlar, hepinizi en içten sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.
Oturma düzeni itibariyle ben oturayım dedim, biraz belki uzunca sohpet yaparz diye böyle bir yöntemi seçtim.
SHP’nin küçük bir broşürü var. Üstünde Karayalçın’ın sevimli bir resmi var. O broşürün birinci sayfasında şu yazar: ‘Türkiye’yi birbirine benzeyen partilerden kurtarmak için SHP’yi kurduk’. Bu birbirine benzeyen partiler kimlerdir? Bunların büyük çoğunluğu hiç şüphesiz sağ partilerdir. Ne var ki içlerinde sol makyajlı, zarfında sol yazan ama içeriğinde sol olmayan, sol gömlek giymiş sağcı partiler de var. Bu partilerin biri geldi, diğeri gitti. Biri iktidara çıktı, iktidardan indi, öbürü iktidara bindi. Ancak Anadolu insanının kaderi hiç değişmedi. 20 milyon insan bugün açlık sınırında. İki milyon insanımız Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre günde 2 Dolarla yaşamını sürdürmek zorunda. Yedi-sekiz nüfuslu bir aile ancak üç tane ekmek alabilecek. Tabii daha kira verecek, yiyecek içecek. İki milyon insanımız böyle. Değişmedi Anadolu insanının kaderi.
Bir başka rakam vereyim. Her yıl 4500’ün üzerinde insan ekonomik ve sosyal sıkıntıdan intihar ediyor. Bu rakamları ben uydurmuyorum. Bu rakamlar Türkiye İstatistik Kurumu’nun rakamları. Bizim tarihçilerimiz veya Anadolu’da yaşlılarımız birbirilerinden duyarak, dinleyerek bugüne taşıdıkları meşhur Moğol istilası var. Sanki yeniden Anadolu, Moğol istilasına uğramış gibi yorgun, yılgın ve umutsuz.
Maalesef Türkiye’de yolsuzluk, işsizlik hep kader oldu. Al takke ver kulah. Arada bir kavga eder gibi göründüler bu partiler. Böyle şikeli, kavga eder gibi göründüler ama insanın kaderi hiç değişmedi, tıpkı Osmanlı’daki gibi. Osmanlı’da böyleydi. Yeniçeri başkaldırdığı zaman sipahi hemen kabzasını gösteriridi. Böylece denge sağlanırdı, dolayısıyla sadrazamın kellesi gitmezdi. Ama yönetim devam ederdi. İnsanın kaderi yine değişmezdi.
Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bu anlayıştan, Mustafa Kemal gibi 20. yy’nin kaderini değiştiren, insanlığın kaderini değiştiren bir deha çıkıp bizi işgalcilerin elinden kurtarıverdi. Yıkılan Osmanlı’nın külleri üzerine yeni ve genç cumhuriyetimiz kuruldu. Cumhuriyetle birlikte bir süre bu kaderin değişmesi için çabaları yoğunlaştı.
Değerli arkadaşlarım,
Dünya dönüyor, değişiyor. Bu böyle devam edemez. Onun için devam etmemesi için, siyaseti Hacıvat Karagöz oyunundan kurtarmak için birileri sisteme, düzene ve içinde bulundukları yapının oligarşik yapısına başkaldırdılar ve kendi partilerini kurdular. İşte SHP böyle bir partidir. Böyle kuruldu SHP. Anadolu insanın kaderini değiştirmeye dönük kuruldu. Bu, yıllardır, asırlardır devam eden kader değişsin diye kuruldu. Doğru yaptılar, yanlış yaptılar ama düşünceleri buydu. Bu iyi niyetli bir girişimdi. Bugün geldiğimiz noktada SHP diye bir parti varsa, bu amaca yönelik vardır. Siyaseti soyut laf etmekten, siyaseti birbirine laf yetiştirmekten çıkarıp, onu meclis koridorlarından Anadolu içlerine, toplumun derinliklerine taşıyarak orada oluşturulacak direniş gruplarıyla kitleleşmek gerekiyordu. Bu yapıldı. Yani toplumun içine girildi, orada örgütlenmeye çalışıldı ve sonunda ilk hareket böyle başladı. Birilerinin çıkıp bu düzenin vurgun, soygun ve yalan düzen olduğunu söylemesi gerekiyordu. SHP içinden birileri çıktı, bunu anlatmaya başladı topluma, kitlelere, yığınlara. Düzenin mağdur ettiği, sistemin mağdur ettiği, yönetimlerin mağdur ettiği insanlara da birilerinin sahip çıkması gerekiyordu. İşte bu yapıldı. Bu mağdur insanların kimsesiz oldukları, bunların kimseleri bulunduğu ve onlara sahip çıkılacağı ifade edildi. Kimsesizlerin kimsesi olmak için Soysaldemokrat Halk Partisi siyaset sahnesine adım attı. Yüzünü çağdaşlığa dönen, demokrat, sosyal demokrat, ne kadar yurtsever arkadaşımız varsa, bunlar partide toplandı. Siyasi kıblesi Anıtkabir olan ne kadar insanımız varsa bu parti altına, bu çatı altına toplanmaya çalıştı ve dendi ki, ‘bir olalım, iri olalım ama mutlaka diri olalım.’
İşte bugün burada 165 tane insanımız, yurttaşımız, yurtseverimiz bu çatı altına geliyorsa bununla ilgili bir gayret var, bir çaba var demektir. Bunun işaretleri veriliyor. Gelin burada toplanalım. Burada birlik olalım, omuz omuza olalım. O günden bu yana da SHP’nin önderleri şunu söylüyorlar; ‘devletin DNA’sını değiştireceğiz. Devleti yeniden yapılandıracağız. Devleti bürokratik olmaktan çıkartacağız, sivilleştireceğiz. Yeni bir devlet yapacağız, halkın devleti haline getireceğiz. Her şeyin merkezine, mihverine insanı oturtacağız. Devletin halkımız için varolduğunu, onu zenginleştirmek, mesut ve mutlu kılmak için varolduğunu kanıtlayacağız. SHP’nin önderleri, yöneticileri o gün bugün bunları söylemeye çalışıyor. Türkiye’yi üretken bir Türkiye, zengin bir Türkiye, mutlaka böyle bir Türkiye, üretebilen ama giderek de zenginleşenn bir Türkiye’yi mutlaka yakalayacağız.
Ancak bunu yaparken de hakca bölüşeceğiz, adaletli bölüşeceğiz. Hormonlu siyasetçiler, yani kamu rantını topluma mal etmek yerine kendi cebine indiren siyasetçileri aramıza sokmayacağız. Şimdi, değerli arkadaşlarım. Ben aşağı yukarı 35-40 yıldır bu siyasetin içindeyim. Büyükşehir belediye başkanlığı yapmış olanların hepsinin birer imparatorluk kurduklarını görüyorum. Bir tek adam var bunların içinde, o da adam gibi adam, o da sizin hepinizin yakından tanıdığı Murat Karayalçın.
Bakın, ben kendisine 1995 kurultayında oy vermedim. Ben o kurultayın başkanıydım. Çok fazla tanımıyordum. Hemşehrilik ilişkilerimiz vardı ama bilmiyordum, tanımıyordum. CHP içinde mevcut yapılanmaya karşı, hiyerarşik yapılanmaya karşı, despotluğa karşı, tiranlığa karşı, üyelerimizin hukukunu korumak, yanlış gidişi sorgulama adına konuşmaya başladım. Gizli oturumlar yapıldı, kapalı oturumlar yapıldı. Bize konuşamazsın dendi veya konuşursun ama soru sormayacaksın, irdelemeyeceksin. Bir sürü iddialar var, söylentiler var. Falancanın parayla liste başına geldiği, falanca belediye başkanının bilmem kaç milyon Dolara transfer edildiği. Bir sürü böyle laflar var, bunları konuşalım diyoruz. Olmadı en sonunda o yapıya itiraz ettiğimiz için bizi uzaklaştırdılar. Ben sonra baktım benim eski arkadaşlarım nerede, biraz evvel anlatmaya çalıştığım, işte bunlar SHP’de toplanıyor, ben de oraya gideyim. Arkadaşlarla beraber SHP’ye geldik. SHP’nin o özgürlükçü, barışçı, dostluk limanına sığındık.
Bir gün Karayalçın bana dedi ki arkadaş, bu çok özel birşey olduğu için, dikkatle de dinlediğinizi hissettiğim için anlatıyorum. Yoksa bir başka yerde de söylemedim, arkadaşlarım biliyorlar. Karayalçın bana dedi ki ‘ben emekli maaşımla geçinemiyorum. Başkent Üniversitesi’nde 2 saat ders versem, bana müsade eder misin dedi. Yok dedim. Beni çağırdın buraya, buraya hep beraber bu işi taşıyacağız. Gidemezsin deyince, dedi ki, yani söylemek doğru mudur bilmiyorum ama çoluğumun çocuğumun şu kadar borcu var dedi. Ben çalışmak zorundayım deyince dedim ki arkadaş, ‘senin gibi büyükşehir belediye başkanlığı yapmış insanların her birinin imparatorluğu var. İşte Melih Gökçek, işte Recep Tayyip Erdoğan… hepsinin birer imparatorluğu var. Git kime ihale verdiysen onlara. Dedi ki ‘ben yapamam’. Niye Türkiye’de alışılmış usül budur. Dedi ki, ‘onlar kendileri ihaleye girip aldılar, benimle bir münasebetleri yok.’ Ha o zaman dedim ki arkadaş sen haklısın tabii ki çalışmak zorundasın. 3 milyarlık emekli maaşıyla kolay kolay geçimini sürdüremezsin. Ama o yine beni yalnız bırakmadı. Üniversiteye gitmedi.
Bakınız, partinin parası yok, hazine yardımı da kesilmiş birtakım masrafları da kendi cebimizden yapıyoruz. Bu işin gerçeğidir sevgili hanımlar, sevgili beyler. Biz nereye gidiyorsak kendi cebimizden para harcıyoruz. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir muhalefet partisi başka bir muhalefet partisinin önünü kesmez. Alacağımız hazine yardımının önüne taş koymaz. Hiç görülmemiş birşeydir. Bunun da tipik örneği bizim TBMM’de görülmüştür. Tabii ben Celalettin Koç kadar kabadayı olmadığım için, cesur olamadığım için söylemiyorum, söyleyemiyorum. O nedenle tabii imkanımız yok, herkes kendi imkanlarıyla fedakarlık ediyor, özveri gösteriyor, partiyi ayakta tutmaya çalışıyoruz. Bizim böyle seçkin, mamuslu, yurtsever bir genel başkanımız var. Onun için söylüyorum ki hormonlu siyasetçilerin aramızda yeri yoktur. Hele hele siyaseti kirletenlerin, siyasetin kirliliğine bulaşmış olanların hiç yeri yoktur. Biz namuslu, tertemiz, yurtsever, devletin üniterliğine, ulusun bütünlüğüne ve yurdun bölünmezliğine inanmış ne kadar insan varsa, ne kadar halkından yana insan varsa burada birarada, omuz omuza bu bayrağı taşımaya çalışıyoruz. Temel amacımız, en büyük sevdamız değişmiş insanı zenginleşmiş bir Türkiye yaratmaktır. Yarışmacı olacağız, üretim olacak, ihracat olacak ama mutlaka da söylediğim gibi adaletli paylaşım olacak ve Türkiye dünyada istenilen, beklenilen saygın yerini yeniden kazanacaktır.
Peki kime güveneceğiz? Yani neyimiz var ki? Küçük bir parti, sen nesin, büyük dağları sen mi yarattın, neyinize güveniyorsun diye tabii soru sormaya hakkınız var. Bakın önce kendimize güveniyoruz, örgütümüze güveniyoruz. Şöyle bir seçkin toplantıda biraraya gelmiş insanlar. Bu güveni sağlayamazsak, bu güveni yaratamazsak zaten işi başından kaybettik demektir. Önce kendimize güveneceğiz. Bizim yetişmiş, donanımlı siyasetçilerimiz var. Murat Karayalçın gibi namuslu, yurtsever bir genel başkanımız var. Size belediye başkanlarının konumunu anlattım, bunun da konumu bu.
Yüz elli yıllık bir demokrasi ve özgürlük mücadele kimliğimiz var. 19. yy’nin ikinci yarısından sonra Türkiye’de bir anayasa, hukuk, özgürlük mücadelesi devam ediyor. Böyle bir birikimimiz var. 87 yıllık ulusal kurtuluşçu geleneğimiz var. 60 yıllık demokrasi bilincimiz var. Yetişmiş kadrolarımız, uzmanlarımız, bilimadamlarımız var. En azından 35 milyonn genç, dinamik insanımız var. Bunlar yeterli mi? Değil. Yeraltı, yerüstü zenginliklerimiz var. Bakın, borumuz var, toryum diye madenimiz var. Bunlar dünyanın en kıymetli madenleridir. Dünya toryum, bor madenlerinin % 63’ü Türkiye’dedir. Okyanusların kirlendiği bir dönemde tatlı su sarnıçlarımız, barajlarımız, akarsularımız, göllerimiz var. Okyanuslar kirleniyor dünyada. Bütün bunların da ötesinde inancımız var, ideolojimiz var.
Biz solcuyuz. Solculuk demek üretim demektir arkadaşlar. İş demektir, aş demektir, solculuk budur. Somut bir biçimde söylüyorum, üretim demektir, aş demektir, iş demektir, istihdam demektir. Buna dair inancımız var. Bundan dolayı biz bu partiyi bulunuduğu yerden daha ileriki bir mevkiiye hep beraber taşıyacağız. Nedir peki partinin özelliği? Burada genel başkanlar bir oligarşik yapı üzerine oturmuyor. Burada genel başkan ister başarılı olsun, ister başarısız olsun kendi hizbinin oluşmasının önüne geçmek için yedi yılla sınırlı. Diyor ki ben yedi yıl sonra başarılı da olsam, başarısız da olsam gideceğim. Ama birisi kazık çakmış görüyorsunuz. Yani kalabilmek için toplu tüfekli kurultaylar, jandarma birliklerinin arkasındaki kurultaylar, dayak yemedik allaha şükür, o muhabereden çıktık. Ama dayak yiyenler olmadı değil, kafası gözü yarılanlar çok oldu. Herhalde dediler ki bu genç değil nasıl olsa 45’ini aşmıştır, buna vurmayalım deyip, biz oradan kazasız belasız kurtardık. Burada üye hukuku teminat altında. Yeni gelen arkadaşlar için söylüyorum. Burada seçimle gelen, seçimle gidiyor. Ağalık yok, babalık yok, üç kağıtçılık yok. Herkes eşit, demokratik bir yarışma var. SHP böyle bir parti.
Değerli arkadaşlarım,
Bu partinin Murat Karayalçın’dan önce bir başka genel başkan var. Başından söyledim hepimizin siyasi kıblesi Anıtkabir’dir. Bu partinin esas genel başkanı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Hepimizin yolu onun ışıklı, aydınlık yoludur. Biz böyle bir anlayışla biraraya geldik. Yeni gelen arkadaşlarımıza yüreğimizi açıyoruz. Onları sevgiyle kucaklıyorum. Onlara şürkanlarımı sunuyorum. Yani CHP’nin genel başkanının tek tek adam avlamaya çıktığı bir süreçte hiçbir gerekçe serd etmeden, bir ön koşul, bir şart koymadan partiye katılmaları önemli. Bazı eski siyasetçiler ellerinde dürbün, çıkmışlar tarassut kulesine, oradan etrafı gözlüyorlar. Oradan siyaset arenasına bakıyorlar. İlk siyaset trenine binmek için bekliyorlar. Böylesi bir süreçte 165 arkadaşımızın söylediğim gibi hiçbir ön koşul ileri sürmeden katılmaları övgüye değerdir.
Yolumuz Atatürk’ün ışıklı yoludur. Siyasi kıblemiz Anıtkabir’dir.
Sevgiler, saygılar."