SHP Genel Sekreteri ve İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci, 21/09/2006 tarihinde Almanya’nın Duisburg kentinde düzenlenen “Türkiye’nin Avrupa Birliği Üyeliği ve Bunun Almanya’da Yaşayan Göçmenlere Etkisi” konulu toplantıya katıldı

ketenci.jpgDEĞERLİ KONUKLAR, DEĞERLİ KATILIMCILAR

Konuya, Genel Sekreteri olduğum SHP (Sosyaldemokrat Halk Partisi)'nin AB üyeliğine nasıl baktığı konusunda bir tespit yaparak başlamak istiyorum.

Değerli dostlar,
Türkiye, Ulusal Kurtuluş Savaşı ile birlikte bir değişim ve dönüşüm projesi olan laik Cumhuriyeti kurmuş, devrimler gerçekleştirerek 1. tarihsel sıçramayı hayata geçirmiştir. Daha sonra 1946 yılında çok partili yaşama, daha belirgin ifadesi ile demokrasiye geçerek büyük toplumsal gelişme sağlamış ve 2. tarihsel sıçramayı yapmıştır.

Şimdi ise Avrupa Birliği'ne girerek tarihimizdeki 3. sıçramayı gerçekleştirecek ve çağı yakalayacaktır.

SHP, Avrupa Birliği'ne Türkiye'deki diğer Sosyaldemokrat partiler gibi mahcup bakmamaktadır. Avrupa Birliği'ni küreselleşmenin bir unsuru, bir uzantısı olarak değil, küreselleşmenin olumsuz yönlerine karşı bir kalkan olarak görmektedir.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın Garp Cephesi Komutanı, 2. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü 12 Eylül 1963 tarihinde Başbakan olarak Avrupa Birliği'ne gidişin ilk adımı olan Ankara Anlaşması'nı imzalarken, Avrupa Birliği için "insan zekasının en ileri örneği" demişti.

Değerli izleyenler,
- Hangi Avrupalı politikacı yahut devlet adamı Avrupa Birliği'ni böylesine sade, yalın ama bir o kadarda derinliği olan bir manada tanımlamıştır.

Sayın izleyenler;
Laik, demokratik Cumhuriyetimizin "külleri üzerinde" kurulduğu Osmanlı İmparatorluğu, özünde bir Balkan İmparatorluğu'dur. Bu imparatorluk, Avrupa ve Balkanlar'da tam 600 yıl kalmıştır.

- 1. Kosova Savaşı 1389
- 2. Kosova Savaşı 1448
- Varna Savaşı 1444
- İstanbul'un Fethi 1453 

Yani İstanbul Balkanlardan sonra İmparatorluğa katılmıştır. İstanbul yarım asırdan fazla bir zamandan sonra Osmanlı'nın olabilmiştir. Trabzon 1461, Erzincan (Otlukbeli Savaşı ile) 1473, bakınız Osmanlı Anadolu'ya 1473 de dönüyor. Osmanlı önce Balkanlar'ı yani Avrupa'yı geçmiş daha sonra ön Asya yani Anadolu'ya yayılmıştır.  

Ben Karadenizliyim. Anadolu yarımadasının doğusundanım. Osmanlı buraya Avrupa'dan tam 72 yıl sonra gelebilmiştir.

- Bu tespitten sonra şunu söylemek istiyorum.

Sosyal Demokratların ülkemizdeki onursal lideri SHP'nin Eski Genel Başkanı Erdal İnönü konu Avrupa Birliği'nden söz açılınca şu benzetmeyi yapar:

"İnsanlar, Türkiye'nin dünyadaki yerini tanımlarken Avrupa ile Asya kıtası arasında köprü olduğundan söz ederler. Oysa köprüler üzerinde yaşamak için inşa edilmiş yapılar değildir. Köprülerin üzerinde yaşanmaz, köprülerin üzerinde durulmaz. Köprüler, üzerinden geçmek için yapılır. Bir tarafa geçecek, bir tarafa zorunlu olarak gideceksiniz köprülerin üzerinden.

Türkiye olarak biz köprü ülke olmak istemiyoruz. Biz bir karar vermeliyiz. Bir tarafa geçmek durumundayız. Köprünün üzerinde bekleyemeyiz. Biz Avrupa'ya geçmek istiyoruz. Biz Avrupalı olmak istiyoruz" demiştir. İşte biz SHP olarak tıpkı Erdal İnönü gibi bakıyoruz. Köprünün üzerinde durmayacağız, Avrupa'ya geçeceğiz.

Neden Avrupa Birliği dendiğinde, neden olmasın? Buradaki rejimlere bakıyorsunuz,

- İnsan haklarına dayalı,
- İktisadi refaha dayalı insanlar, zengin ve mutlu olduğu rejimlerle yönetiliyor.
- Burada barış var. 61 yıldır koca bir kıta barış içinde yaşıyor.
- Avrupa Birliği bir uygarlık ve demokrasi projesi,
- Özünde sol bir proje. Bir ilkel demet, bir kurallar birliği.

Onun için Avrupa Birliği diyoruz ve Avrupa Birliği'ne sahip çıkıyoruz. Böylesine bir yapının içinde olmak istiyoruz. Bunun üyesi olmak istiyoruz.

Şimdi konuya dönüyorum;

- Bilinmelidir ki Türkiye'nin siyaset alanı, Avrupa Birliği ile çelişiyor. Örtüşmüyor. Örtüşmesi için yapmamız gerekenler var.
- Bunun için SHP Genel Sekreteri ve İstanbul Milletvekili olarak "Siyasetin Yeniden Yapılandırılması"na dair 2 yasa değişiklik teklifi sundum. Birincisi 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası, diğeri ise 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Yasası'nı içeriyordu. Söz konusu değişiklik tekliflerinde özetle, demokrasiyi örgütlü toplum olarak düşündüğümüzden,

1) Örgütlü toplumun yapılanmasına giden yollar açılmaktadır. Yalnız il, ilçelerde ve beldelerde değil, köylerde, mahallelerde, üniversitelerde, iş yerlerinde, sanayi sitelerinde, mezralarda, bölgelerde, metropol alanlarda örgütlenme olanağı sağlanmaktadır.
2) Siyasi partilerdeki naylon üyelikler, yığma kayıtlar dönemi kapatılmakta, üyelik hakları yargı güvencesine getirilmektedir.  Bütün seçimlerde Yüksek Seçim Kurulu kayıtlarının esas alınması hükmü getirilmektedir.
3) Genel başkanların bireysel egemenliğe son vermek ve partilerdeki oligarşik yapılanmaların önünü kesmek, genel başkanların çevresinde hizipleşmeyi önlemek için, genel başkanlık süresi 7 yılla sınırlandıracaktır.
4) Seçimle gelen-seçimle gider ilkesi benimsenerek, parti örgütlerinde işten el çektirmeler, görevden almalar karşısında yargı güvencesi sağlanmakta parti içi demokrasiye işlerlik kazandırılmaktadır.
5) Kadınların yalnız parti içi yönetim organlarında değil, milletvekilliği ve yerel meclisler için adaylıklarında da %33 oranında listelerde bulunmaları zorunlu hale getirilmektedir. Gerek ön seçim, gerek merkez yoklaması yönetimi ile adayların belirlenmesinde, listelerin ilk altıncı sıralarına kadar aynı cinsten ikiden fazla adayın ard arda sıralanamayacağı hükme bağlanmaktadır.
6) Her türlü adaylıklarda ön seçimin, yükümlülüklerini yerine getirmiş tüm üyelerle yargı denetiminde ilçe seçim kurullarının yönetiminde yapılması zorunlu hale getirilmektedir. Milletvekilliği kontenjan adaylığı %5 ile sınırlı tutulmaktadır.
7) Hazine yardımının milletvekili genel seçimlerinde geçerli oyların %5 ve üstünde oy alan siyasi partilere yapılması öngörülmektedir. Geçerli oyların %5'ini alamamış olmakla beraber en az %1 geçerli oy almış olmak ve illerin en az yarısında örgütlenmek koşulu ile siyasi partilere belli oranlarda hazine yardımı yapılabileceği hüküm altına alınmaktadır.
8) Milletvekilleri adayların genel başkanlar değil, bizzat halkın seçmesi imkanı düzenlenmiş bunun için. Tercihli oyun kullanılmasına olanak sağlanarak, partilere seçilecek sayıda 2 kat daha fazla aday gösterme zorunluluğu getirilmiştir.
9) Ülke seçim barajının %5'e çekilmesi öngörülmüştür. Bu öneri AB ülkelerinde en yüksek baraj düzeyi olarak Almanya'da ve Polonya'da uygulanmaktadır. Ancak %5 baraj düzeyi, T.B.M.M'de parti grubu kurabilecek oy oranın biraz üzerindedir. Böylelikle bir taraftan demokrasinin olmazsa olmazı sayılan çoğulculuk anlayışı parlamentoya yansıyacak, diğer taraftan oylar ziyan edilmeden temsilde adalet gerçekleştirilmiş olacaktır.
10) Siyasi partilere, bütün seçim çevrelerinde ittifak yaparak ortak liste halinde seçime girebilme ve ortak bir program etrafında ortak başbakan adayı belirleme olanağı sağlanmıştı.
11) 1995 yılında yapılan Anayasa değişiklikleriyle yurt dışında yaşayan seçmenlerin oturdukları ülkelerde oy kullanabilmeleri kabul edilmiş, ancak ortaya çıkan teknik sorunlar nedeniyle konu bugüne kadar çözüme kavuşturulamamıştır. Bu nedenle yurt dışındaki yurttaşlarımızdan çok sınırlı sayıdaki seçmen gümrük kapılarında ancak oy kullanabilmiştir. Getirilen değişikliklerle, Yüksek Seçim Kuruluna her türlü idari ve teknik tedbiri alabilme, bu bağlamda başta Dışişleri Bakanlığı personeli olmak üzere diğer bakanlık personellerini de görevlendirme yetkisi tanımıştır.

Görüldüğü gibi TBMM'ne sunduğumuz iki yasa değişiklik teklifleri ile Avrupa Birliği ölçütlerini ülkemize getirmeyi ve Avrupa Birliği standartlarını yakalamayı öngörüyorduk. Ne var ki TBMM'deki iki hakim güç AKP ve CHP, siyaseti bloke ederek, halkın oylarını rehin almaya çalıştıklarından buna müsaade etmediler.

- İnsanı özgürleştiren her şeyin merkezine insanı oturtan, devleti bireyin emrine veren, siyaset alanını demokratlaştıran, çoğulcu yapıyı parlamentoya taşıyacak olan, sonuçta devletin üniterliğini, ulusun tümlüğünü, yurdun bölünmez bütünlüğünü sağlayacak olan çok ileri düzeydeki bu projeye hayır dediler.

- Bunun için önümüzdeki süreçte daha yapmamız gerekenler var. Nedir bu baraj kepazeliği, dünyanın hangi ülkesinde var. Efendim, istikrar gerekliymiş. Dünyanın başka ülkelerinde istikrar gerekli değil de, sadece bizde mi gerekli? Bunun kabul edilir hiçbir yanı yoktur. Bakınız bugünkü TBMM'deki çarpık yapılanmanın (AKP %34 oyla TBMM'de %66 sandalyeye sahip olabiliyor, CHP ise %19.3 oyla TBMM'de %34 sandalye sahibi olabilmektedir) nedeni Türkiye'deki %10'luk barajın zorunlu sonucu olarak gözükmektedir.

- Sadece barajın aşağı çekilmesi ile yetinemeyiz.

Değerli arkadaşlar;

- Biz SHP olarak, sol, sosyal demokrat bir parti olarak çalışanların Avrupa'sının, emeğin Avrupa'sının standartlarını ülkemize taşınması gerektiğini düşünüyoruz. 3. uyum paketinde 1. madde ile sadece serbest bölgelerde grev yasağı kaldırılmış olmasını yeterli bulmuyoruz.

- Memurlar ve kamu çalışanları için bu yasak maalesef devam ediyor. Gerek 1982 12 Eylül Anayasası'nda, gerekse Sendikalar Yasası, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası, İş Yasası, Kamu Personeli Sendikaları Yasası, Devlet Memurları Yasası gibi, sendikal hakları ve örgütlenme haklarını sınırlayan çok sayıda yasa varlığını sürdürmektedir.

- Anayasamızın 90. maddesinin son fıkrasının hükmüne rağmen İLO sözleşmelerinin hükümleri uygulanmamaktadır. Örneğin, 87, 98 ve 151 sayılı ile sözleşmeleri hükümleri uygulanmamaktadır. Yani iç hukukumuzda bu sözleşme hükümlerinin karşılığı yoktur. Bu yüzden Türkiye sık sık İLO'nun ilgili uzmanlık komiteleri raporlarında ve genel kurul raporlarında gündeme gelmekte, hem de sendikal hak ve özgürlükleri ihlalden Türkiye uyarılmaktadır.

- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) üzerindeki ambargo kaldırılmalıdır. Güney Kıbrıs, gemilerinin Türk limanlarına, uçaklarının ise hava alanlarına gelemeyeceğini ifade ediyorum. Bizim böyle bir taahhüdümüz, böyle bir mecburiyetimiz yoktur.

- Gümrük Birliği 6 Mart 1995 tarihinde karara bağlanmıştır. Gümrük Birliği'nin Türkiye'ye yüklediği külfet şudur: Avrupa Birliği ülkelerinin, dolayısı ile Güney Kıbrıs mallarının ülkemize gelmesinden vergi, gümrük, resim, harç alınamaz. Bu noktada bir kısıtlama Türkiye'ye koyamaz. Yahut bunun dışında bir tasarrufla engelleyici bir pozisyon takınamaz.

Bizim Gümrük Birliği'nden doğan mecburiyetimiz bundan ibarettir. Altını çizerek tekrar söylüyorum. Gümrük Birliği'nin Türkiye'ye yüklediği zorunluluk, sanayi mallarının (sadece sanayi mallarının) karşılıklı olarak (vergi) alınmadan ülkemize girebilecektir. Yani doğrudan ülkemize bu şekilde girebilmesidir.
Ancak, bu sanayi malının nasıl geleceği, ne ile geleceği Türkiye'yi ilgilendirmez. Türkiye'nin bu konuda Gümrük Birliği'nden doğan bir mecburiyeti, taahhüt zorunluluğu yoktur. Çünkü, Gümrük Birliği hizmetlerin serbest dolaşımını öngörmemektedir. Malların ne ile, nasıl taşınacağı limanlardan mı, havaalanlarından mı Türkiye'ye gireceği bizzat hizmetlerin serbest dolaşımı anlamındadır ve serbest dolaşım kapsamındadır.

- Biz bunun için AB'yi savunuyoruz. Avrupa Birliği standartlarını ülkemize taşıyalım diye Avrupa Birliği bizim yaşam alanımızdır diyoruz.

- Değerli arkadaşlar, Değerli katılımcılar,

Bu ve benzeri söylediklerim Avrupa Birliği standartları doğrultusunda uyum sağlamaya yönelik değişmesini istediklerimizdir. Ama değişmesini asla kabul edemeyeceğimiz kırmızı çizgilerimiz de yok değildir. Evet vardır. Örneğin biz yurttaşlık kurumumuzun değişmesini istemiyoruz. Türkiye çok kültürlü, çok kimlikli bir ulusal yapıya sahiptir. Bir iddiaya göre 28, başka bir iddiaya göre ise 26 etnik yapı ve kültür ulusumuzu meydana getirmektedir. Bütün bu farklı kültürler ve etnik yapılar Cumhuriyet yurttaşlığında birleşmiş ve bütünleşmişlerdir.

Bizim yurttaşlığımız bir siyasi yurttaşlıktır.
Bizim Cumhuriyetimiz bir din, bir mezhep, bir kan, bir kafatası cumhuriyeti değildir. Aynı zamanda da ne soy sop Cumhuriyeti ne de bir sınıf cumhuriyeti hiç değildir. Bir yurttaşlık cumhuriyetidir. Cumhuriyetimiz bir kamusal alan üzerinde oturmaktadır. Bu kamusal alana kan, din, mezhep, soy sop giremez. Bunlar referans olamaz.

Mustafa Kemal ulusumuzu tarif ederken ulusal Kurtuluş Savaşı'na katılmış, emperyalistlere işgalcilere karşı dövüşmüş ve Cumhuriyeti kurmuş, halklardan oluşur diye tarif etmektedir.

Değerli dostlar;
Bunun için biz, SHP olarak üçlü söylemimizden, üçlü ilkemizden asla vazgeçmeyiz.

- Devletimiz tektir.
- Ulusumuz tümdür.
- Yurdumuz bölünmez bir bütündür.

Bakınız değerli dostlar,

- Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu'nun 05.09.2006 tarihinde kabul ettiği raporda; "Türkiye'nin sözde ermeni soykırımının tanınmasını, Avrupa Birliği üyeliğinin ön şartı olmasını" öngörmektedir.

Bu kabul edilemez. Tarihi gerçekler kararlarla, raporlarla değiştirilemez.

- Kürtler, Aleviler azınlık olamaz.
- Pontuslu Rumlara soykırım yapılmış, Süryanilere soykırım uygulanmış, bir tek Süryani bunu iddia etsin, ben şimdi parlamenterlikten istifa edeceğim.
- Hangi Pontus soykırımı, ben o bölgeden geliyorum. O bölgenin çocuğuyum.

Bazı Rum parlamenterlerin zoraki önerisi ve de kulisi ile kabul edilmiş hiçbir dayanağı olmayan Pontuslu Rumlar'a soykırım. Bu nereden çıkıyor?

- Ulusal Kurtuluş Savaşımızın, aydınlanma devrimimizin başlangıç olan 19 Mayıs 1919 soykırım günü ilan ediyorlar.

- Arkadaşlar, bizim aydınlanma devrimimiz, 20. yüzyılda insanlığın kaderini derinden etkileyen 2 büyük siyasal ve kültürel devrimden biri ve belki de en önemlisidir. Birisi Bolşevik Devrimi'dir. Diğeri bizim Aydınlanma Devrimimizdir. Üzgünüm bizim devrimimiz, işgalci ve istilacı Emperyalist güçleri Anadolu yarımadasından çıkarmakla kalmamış aynı zamanda, bütün mazlum ve mağdur ulusların kurtuluş yolunu, bağımsızlık yolunu açmış, yol gösterici olmuştur. Böylesine bir ilerici, çağdaş dönüşüm projesini soykırımlılıkla lekelemeye kalkmak, ne tarihi gerçeklerle bağdaşır, ne insanlıkla bağdaşır.

Değerli Dostlar;

Değiştirmeyeceğimiz başka gerçeklerimizde var. Biz nasıl dönerimizi Avrupa'ya taşıdık ise, kokoreç'imizi de Avrupa'ya taşıyacağız. Hatta Avrupa Birliği'ne "bıyığımızla gireceğiz" ve asla bıyığımızı da kesmeyeceğiz.

Bunlar bizim yaşam biçimimizi belirleyen haklarımız, doğuştan kazandığımız haklardır ve her biri birer insan hakkıdır.

- Biz SHP olarak Avrupa Birliği'ndeki gelişmeleri izlemek üzere (AB İzleme Platformu adı altında bir platform kurduk) başına da uzun yıllar (ICEFTU) Aysiyeftu "Avrupa Sendikalar Konfederasyonu'nda" sendikacılık, danışmanlık yapmış, Türkiye'de sınıf ve kitle sendikacılığının konfederasyonu, "Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)"in Brüksel temsilcisi, SHP Parti Meclisi Üyesi Hukukçu Yücel TOP'u getirdik.

- Hükümet, ilerleme raporu için Devlet Bakanı Ali Babacan'ı baş müzakereci yaptı.

Bizde halkımızı baş müzakereci yaptığımızı ilan ettik. Halkımız adına ilerleme raporunu yakından izliyoruz, izlemeye devam edeceğiz.

Değerli Dostlar;

Biz kendimizi Avrupa'ya anlatacağız. Anlatmalıyız. Avrupa bugün anlamaz ise yarın anlamak zorunda kalacaktır. Bakınız, Avrupa daha düne kadar PKK terör örgütüne sempati ile bakıyordu. Avrupa'nın pek çok ülkesinde, geçmiş yıllarda böyle bakıldı. Ama şimdi böyle bakılmıyor. PKK'yı terör örgütü olarak ilan ettiler ve öyle sayıyorlar.

- PKK'yı anlattığımız gibi Pontus olayını da, Süryani olayını da, Ermeni olayını da bıkmadan, usanmadan anlatırız, anlatacağız. Çünkü biz tarihimizi biliyoruz. Tarihimizde utanacak hiçbir olayımız yok. Ulus olarak insanlığımızın boyutunu anlatacak tarihimizde çok seçkin örneklerimiz  vardır. Yakın tarihte Saddam zulmünden, Halepçe felaketinden kaçan Kürtlerin, hudutlarımıza yığılmaları karşındaki tavrımızda olduğu gibi.

Deniyor ki;

Kardeşim ne istiyorsunuz? Adamlar sizi istemiyor. Neden Avrupa Birliği'ne girmeliyiz diye ısrar ediyorsunuz? Niçin? Sizin gururunuz yok mu?

- Peki, biz kötü bir şey mi yapıyoruz?
- Halkımızın standartlarını yükseltmek istiyoruz.
- Biz iyi bir şey yapıyoruz. Bu nedenle gocunmuyoruz.
- Bizim kompleksimiz yok
- Avrupa bizi almak zorundadır. Elimizde 1963 Ankara Anlaşması var. Akit var. Avrupa bunun gereğini yapmak zorundadır.
- Eğer evrensel hukuk varsa, bu olmak zorundadır. Aksi taktirde dünya eşkiyalık yöntemleriyle yönetiliyor demektir.
- Eğer Avrupa, bir demokrasi insan hakları, özgürlükler, barış kıtası ise, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir kıta ise benim sözleşmeden, anlaşmadan doğan hakkımı vermek zorundadır.
- Bir olayı anlatarak sözlerime son vermek istiyorum.

Yıl 1992 Stokholm Belediye Başkanı yeni seçim kampanyasını başlatmak üzere Konya'nın Kulu ilçesine gelir. Çünkü Stokholm'de yaşayan ve yerel seçimde oy kullanan 25.000 Kulu'lu Stokholm'de seçmen. Bu nedenle Türkiye'ye gelir ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın'ı ziyaret etmek ister. Sayın Karayalçın İsveçli Belediye Başkanı'na neden Türkiye'ye geldiğinde, hatta Ankara'ya geldiğinde kendisini ziyaret etmediğinden sitemini bildirir. Başkan kampanyayı başlatmak için Kulu'ya geldiğini önce kampanyayı açtığını, şimdi fırsat bulup ziyaret etmek istediğini ifade eder. Ziyaret tatlıya bağlanır.

Bakınız sevgili konuklar, Türkiye Avrupa Birliği'ne girmeden Kulu Avrupa Birliği'nin içinde 25.000 seçmen hemşehrisi ile yer almış.

Ahmet Güryüz Ketenci
SHP Genel Sekreteri ve İstanbul Milletvekili

Etkinlikler listesine dönmek için tıklayınız