SHP 8. Küçük Kurultayı toplandı
SHP 8. Küçük Kurultayı 15 Nisan 2007 Pazar günü Ankara’da Park Otel’de toplanarak güncel siyasal gelişmeleri ve genel seçimlere ilişkin hazırlık çalışmalarını değerlendirdi.
8. Küçük Kurultay’a Merkez Yürütme Kurulu, Parti Meclisi üyeleri, İl ve ilçe örgütlerinin başkan ve temsilcileri, il genel meclis üyeleri ve partililer katıldı.
Genel Sekreter ve İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci’nin açılış konuşmasıyla başlayan Küçük Kurultay’da konuşan Genel Başkan Murat Karayalçın, Cumhurbaşkanlığı seçimi başta olmak üzere iç politik gelişmeler konusu yanında, Kuzey Irak, Kerkük, Irak ve genel olarak Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında SHP’nin tutumuna vurgu yaptı. Genel Sayman Memet Yula da Partinin mali durumu konusunda bilgi verdi.
Genel Sekreter ve İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci'nin konuşması:
Sayın Genel Başkanım,
Saygıdeğer konuklarımız,
Yazılı ve görsel basınımızın değerli temsilcileri,
Değerli Parti Kurucularımız,
Parti Meclisi üyelerimiz,
Sevgili İl Başkanlarımız,
İl Temsilcilerimiz,
Sekizinci Küçük Kurultayımızı açarken, hepinizi en içten sevgilerimle ve saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım;
Ülkemiz yaklaşık 4.5 yıldır toplam seçmenin % 41’inin temsil edildiği bir parlamento ve o parlamento içinden çıkan bir hükümetle yönetilmektedir. İktidarın sahibi olan Adalet ve Kalkınma Partisi, ABD tarafından BOP ( Büyük Ortadoğu Projesi ) içinde, kendisine özel misyon yüklenmiş ılımlı bir İslam’ın partisidir.
Sayın Erdoğan, yalnız Anadolu coğrafyasında değil, Ortadoğu coğrafyasında var olan inanç şovenizminin en gerici, en yoz temsilcilerinden biridir. Onun içindir ki geçen 4.5 yıl içinde Cumhuriyetimizin temel değerleri sürekli aşındırılmıştır. Sürekli örselenmiştir.
AKP dinci, gerici, şoven, sağ ittifakın yumuşak yüzüdür. Arkasında cemaatler ve tarikatlar vardır. AKP bunlara siyasi meşruiyet kazandırmaktadır. Onlara kol kanat germektedir.
Değerli kardeşlerim,
Türkiye önemli bir süreçten geçiyor. Terör farklı bir boyutta yine tırmanıyor. Gün yok ki bir şehit köye, kente inmemiş olsun. Ne yazık ki yine acı, yine göz yaşı ulusumuzu sarmış sarmalamıştır.
Halkımız, her geçen gün bir evvelki günü arar hale geldi. Giderek fakirleşmekte, işsizlik giderek daha da derinleşmektedir. Zam, zulüm, yoksulluk ve yolsuzluk toplumda olağan hale gelmiştir. Devlet yönetimindeki kontrolsüzlük ve ciddiyetsizlik Cumhuriyet hükümetlerimizin hiçbir döneminde görülmemiş düzeye tırmanmıştır.
Toplumda oluşan ( rant ve artı değer ) nüfusun sadece 1.5’unun cebine girmektedir. 20 milyon insanımız yoksulluk sınırında, 1 milyonu aşkın insanımız açlık sınırının altında yaşamaktadır. Ekonomik ve sosyal sıkıntıdan 14 milyon insanımızın ruh sağlığının bozulduğunu, her yıl 4500 den fazla yurttaşımızın intihar ettiğini araştırmalar söylemektedir. Cumhuriyet tarihimizin en cüretkar borçlanması nedeni ile doğan her çocuk 7000$ borçla doğmaktadır.
Tarım tükenmiş, eğitim ve sağlık çökmüş durumdadır.
Tarımda, dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri iken, bugün Kanada’dan mercimek ithal eder hale geldik. Pamukta dünya altıncısı iken, bugün Yunanistan, Tunus ve Türki Cumhuriyetlerinden pamuk ithal eder durumdayız. Narenciye dalından toplanmıyor, tütünde, incirde, ayçiçeğinde, fındıkta dibe vurmuş durumdayız. Yanlış politikalar sonucunda Türkiye dışarıya canlı hayvan ve et ihraç ederken, bugün et ithal eder haldeyiz. Şehirlerde yediğimiz etin % 50’si kaçak et konumunda dır. Her yıl yaşanan çöküntü nedeniyle 1 milyondan fazla üretici tarımı terk etmektedir.
Başbakan eğitim ve sağlık sorunlarını vakıflara, derneklere, tarikatlara ve de cemaatlere havale ederek çözmeye çalışıyor.
Halkımızın 84 yılda dişinden tırnağından arttırarak meydana getirdiği zenginlikler, ulusal gelirimize en büyük katkı yapan (Tüpraş, Pektim, Erdemir) gibi işletmeler ve kentlerimizdeki değerli arsalar, özelleştirme adına yerli ve yabancı olmalarına bakılmaksızın ya satılıyor yahut peşkeş çekiliyor. Maliye Bakanı baba baba satacağız demektedir. Sormak gerekmez mi? Satacaklar da bu paraları yeni iş alanlarının açılmasına mı yatıracaklar? İstihdamı artırmak yoluna mı gidecekler? Yok hayır ne yapacaklarını halka söylemiyorlar. Kimden gizliyorlar? Yoksa başka hesapları mı var?
Arkadaşlar,
Sürekli para topluyorlar. Bu paraları görmemezlikten gelemeyiz, yok farz edemeyiz. Bu milletin tek kuruşunun hesabını sorarız, soracağız.
Şu ülkenin haline bakın sevgili dostlar; “Fıratın kıyısında kaybolacak her kuzunun hesabını benden sorun” diyen bir başbakandan, halkın malını yabancılara, yakınlarına, tarikatlara peşkeş çeken başbakan dönemine geldik.
Sevgili arkadaşlar;
Toplumda var olan bir kanı giderek kalıcı olmaya başladı. Deniyor ki, iktidar, Cumhuriyetin içini boşaltıyor, Önce var olan zenginlikleri satıp bitirecekler, sonra da Cumhuriyeti ayakta tutan bağımsız kurumları, Üniversiteleri, Merkez Bankasını, Danıştay’ı vs. çökertecekler. Tübitak’ı bunun için çökerttiler, TRT’yi, bunun için hizaya getirdiler. Böylece laik demokratik Cumhuriyeti teslim almak kolaylaşacaktır. İşte o noktada, siyasi kıblesi Anıtkabir olan laik demokratik Cumhuriyet ortada kalmayacaktır.
Bunun için devlet ve toplumun her kesiminde kadrolaşıyorlar. Bu kadroların hemen hepsi parti referanslıdır. Tarikat referanslıdır yahut cemaat referanslıdır.
Cumhuriyet tarihinde hiçbir iktidarın, hiçbir siyasi partinin cesaret edemediği, cüret edemediği yığılmayı, kadrolaşmayı bugün ki AKP iktidarı hayata geçirmiş durumdadır.
Değerli arkadaşlarım,
Gelinen noktada Türkiye’nin düzeni büyük bir kırılmanın eşiğinde yaşamaktadır. Cumhuriyet tarihinde dinsel şovenizm hiç bu kadar güçlenmemiş, buna karşın Cumhuriyetçi güçler hiç bu kadar zayıf ve dağınık duruma düşmemiştir.
Bugün AKP arka plandaki tarikat, cemaat ve kendilerine yakın vakıf ve toplumun her kesimindeki platformları ile birlikte toplum ve devlet düzenimiz üzerindeki kuşatmasını tamamlamak üzeredir. İktidarlarını sürekli kılmak için kendilerini tahkim ediyorlar. Toplumun bütün kesimlerine sanayi ve ticaret odalarına, meslek odalarına ve sivil toplum örgütlerine, spor örgütlerine kadar her şeye ve her yere müdahale ediyorlar. İdeolojik doğrultuda kadrolaşmak ve kuşatmayı tamamlamak için müdahale ediyorlar.
Değerli kardeşlerim;
Türkiye böylesine bir süreçten geçerken, laik, demokratik cumhuriyetimiz içerden ve dışardan küreselleşmeci güçler ve işbirlikçilerinin yoğun saldırısı ve kuşatması altında iken, Cumhuriyetçi güçler, Atatürkçüler, sosyal demokratlar, demokratik solcular, demokratik sosyalistler, yüzü aydınlığa, çağdaşlığa dönük olanlar, yaşam tarzları, kültürleri, felsefeleri ile laik, demokratik cumhuriyetimizin vazgeçilmez gücü alevi yurttaşlarımız hep beraber ne yapıyoruz. Dağınıklığımız devam ediyor. Parçalı halimiz devam ediyor. Bölük pörçük halimiz devam ediyor. Toparlanamıyoruz neden?
Kendi öz eleştirimizi yapmalıyız. Ten kafesimizi dinlemeliyiz. Şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz. Hatta sormalıyız. Neden bu haldeyiz? Nerede yanlış yapılıyor, yanlışı kim yapıyor? Halkımız testiyi kıranla, testiyi taşıyanı bir tuttuğu için mi bu yanlış yapılıyor?
Görünen odur ki, solcular, sosyalistler, sosyaldemokratlar, Atatürkçüler bir olmak zorundadır. İşbirliği, güçbirliği yapmak zorundadır. Eski tabirle ittihat değil, ittifak yapmak zorundadır. Bunu, iktidar olmak için yapmak zorundadır. 14 Mayıs 1950’den bu yana Türkiye’nin solcuları hiçbir zaman tek başlarına iktidar olamadı. 57 yıldır sadece ¼ oranında, ya koalisyon ortağı olduk yahut koalisyon kuyrukçuluğu yaptık. Durum böyle devam ederse önümüzdeki genel seçimlerde TBMM içinde solcu bulunmayan bir meclis olacaktır. Yani demokrasimiz eksik, topal bir demokrasi olacaktır. Demokrasimiz sarı demokrasi olacaktır.
Değerli arkadaşlarım;
Türkiye tarihinde en büyük emek sömürüsünü yaşamaktadır. Açıkça söylüyorum, emeğin sahibi yok. Emek yetim kalmış durumdadır. Türkiye’nin solcuları emeğe sahip çıkmayacakta kim sahip çıkacaktır. Biz kimsesizlerin kimsesi olan siyasi bir partiyiz. Bunun için SHP olarak önderlik yapmalıyız, ortak bir cephede bir araya gelmeliyiz. Ünlü düşünür Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi “ben sen demeden, biz demeliyiz. Bir olmalıyız, iri olmalıyız, diri olmalıyız”.
Sevgili arkadaşlarım, dostlarım;
Belki size umutsuz bir tablo çizdim ama, bunlar Türkiye’nin gerçekleridir. Ne var ki biz solcuyuz. Biz sosyaldemokratız. Biz demokratik sosyalistiz. Biz Atatürkçüyüz. Biz kuvva-i milliyeciyiz. Biz ulusal kurtuluş savaşımızın 5 milyonu sıtma ve veremli, 2.5 milyonu travma hastası olan, 13.5 milyon nüfustan arta kalan 6 milyon nüfusla ayağında postalı, sırtında ceketi, omzunda tüfeği olmadan yedi düvele karşı savaşmış, 20. yüzyılda insanlığı kaderini derinden etkileyen iki büyük siyasal ve kültürel devrimden biri olan, aydınlanma devrimimizi gerçekleştirmiş, bununla bütün mağdur ve mazlum uluslara önderlik etmiş, kurtuluş yolunu göstermiş bir ulusun mirasçılarıyız. Onun için, bütün solcuları, sosyaldemokratları, demokratik sosyalistleri, (tepkici) etnik milliyetçilere ve din şovenistlerine karşı yani faşistlere karşı ortak bir cephede, işbirliğine, güçbirliğine çağırıyoruz. İktidar için işbirliği, güçbirliği yapalım diyoruz. Bunu iktidar sevdalısı olduğumuz için istiyoruz. Milletin başına bela, devletin sırtına yük olmuş, gerici, yoz bir iktidardan kurtulmak için, bir olalım, birlikte olalım diyor, bu düşüncelerle hepinize yeniden sevgiler, saygılar sunuyorum.
Genel Sayman Memet Yula’nın konuşması:
Sayın Genel Başkanım, değerli katılımcılar,
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Ben kürsüye çıktığımda çıkmamanızı öneririm. Çünkü burada çıkan arkadaşlar gizli kamera tarafından görüntüleniyor. Onun için sizlerden oturmanızı ve sunacağım bilgiyi dinlemenizi rica ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
2005 yılından bugüne kadar, Partimize 5 parlamenterin girişiyle birlikte, yaklaşık 2 yıldır sizlere dönük bir proje, bir program uygulamadık. Parlamenterlerimizin bize giriş tarihleri 2005 Mart ayı. 2005’in Mayıs ayında Hazine’den toplam 1 trilyon 389 milyar TL para aldık. Aylık ortalama giderimiz 25-30 milyar. Tam 24 ay. Bu 24 ay süresi içerisinde kurultaylarımız oldu, mitinglerimiz oldu. 24 ay en tasarruflu biçimde yaşadık. Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi üyelerimiz buna uyum sağladılar. Gerçekten huzurlarınızda, Merkez Yürütme Kurulu üyelerimize uyumları, destekleri ve Parti Meclisi üyelerimize de tüm etkinliklere kendi olanaklarıyla gittikleri için teşekkür ediyorum. Tabii ki en büyük teşekkür örgütlerimizin kendilerine. 5 yıldır örgütlerimiz tüm sıkıntılarıyla birlikte bunu paylaşmaktalar, örgütleri ayakta tutmaktalar. Onun zorluğunu da biliyorum. Genel Başkanımla 15 ili dolaşırken şöyle bir cümlesi var: “Benim sizden başka kimsem yok” diye. Bizim de gerçekten para kaynağı konusunda birbirimizden başka kimsemiz yok. Bu kaynak buradan çıkacak, biz bunu organize etmek zorundayız.
Değerli arkadaşlarım,
Kaba taslak 2005 yılında Hazine’den aldığımız 1 trilyon 389 milyar TL’nin kullanımını arz etmek istiyorum. Yaklaşık 500 milyar civarında bir borcumuz vardı, ödedik. 24 ayda çok tasarruflu götürdük. Ama önümüz seçim dönemi. Hepimizin alın terinin sorgulanacağı bir döneme gidiyoruz. Onun için çok tartıştık, acaba ne yapabiliriz diye. Bölge yemekleri mi yapsak diye düşündük. Sonuçta kurulumuzun aldığı karar, en uygununun gazete projesi olabileceğiydi. Nedenlerden biri; para kaynağı, ikincisi; kitlelerle, yurttaşla buluşma yöntemi olarak değerlendirildi. Merkez Yürütme Kurulumuz bu konuda kararını bu şekilde verdi.
Değerli arkadaşlarım,
Çok farklı görüşmeler oldu. İl başkanlarıyla yapmış olduğum görüşmelerden çeşitli öneriler çıktı. Aslında doğru öneriler de var. Ben Genel Sayman olarak, bireysel olarak da şu noktaya geldiğimi söyleyeyim; keşke sizlerle tartışma ortamı bulabilseydim. Çünkü, dünden beri, farklı önerileri de yürürlüğe koyabileceğimizi gördüm. Ama alınan karar bu ve gazete basıldı. Bu gazetelerin satışı ile ve neyi içerdiği ilgili olarak bir program sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Programımız şu: 18 Nisan 2007 tarihinde Genel Sekreterimiz Genel Merkezimizde, il başkanlarımız da il başkanlıklarında basın toplantısı yapacaklar. Konuyu aydınlatan bir konuşma metni hazırladık zaten, onu da sizlere teslim ettik. Tüm gazetelerimiz, 14 Nisan yani dün, Cumartesi günü illere kargo ile yollandı, sizlere tebliğ edildi.
Buradaki temel yaklaşımımız şu: İki tane tablo hazırladık. İl başkanlarımıza verdiğimiz tutanakla birlikte, il başkanlarımıza da bir tutanak hazırladık. Bu tutanaklar da il başkanlarımızın ilçe başkanlarımıza teslim edecekleri gazete sayısının tutanağıdır. Dolayısıyla birbirimizi kontrol sistemi şeklinde götürüyoruz. Şimdi satış yapan her üye, yine bir tablomuz var, onun da sizlerde olması gerekiyor. Tabloda belirlenen tarihlerde gazete paralarını ilçe sorumlusuna, ilçe sorumlusu kendisinde toplanan gazete paralarını il sorumlusuna, il sorumlusu da Genel Merkez hesabına -yine il başkanlarımıza verdiğimiz dokümantasyonlarda var- vereceklerdir. Gazeteyle ilgili özel hesap açtık, yine bu özel hesaba yatırılacak. Kampanyamız 14 Mayıs 2007 tarihinde son bulmuş olacak. Yani bir aylık bir kampanya. 14 Mayıs 2007 tarihinde son bulmuş olacak.
