YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARINA İLİŞKİN ÖNERİLER

İÇİNDEKİLER

- YENİ BİR ANAYASA GEREKSİNMESİ
- ANAYASA HAZIRLAMA YÖNTEMİ
- ANAYASANIN TEMEL İLKELERİ
- ANAYASA İÇİN ÖNERİLEN KURUMSAL YENİLİKLER


YENİ BİR ANAYASA GEREKSİNMESİ

Anayasa; devletin temel yapısını, yönetim biçimini, yurttaşlarla ilişkilerini, kamu organlarının birbirleriyle ilişkilerini ve bireyin temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen bir yasadır.

Bir başka anlatımla anayasa ulusal yaşamı siyasal ve hukuksal açıdan düzenleyen, yönlendiren ve devleti örgütleyen temel siyaset belgesidir.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra Milli Güvenlik Konseyi ve Danışma Meclisinden oluşan Kurucu Meclis tarafından hazırlanan ve halkın onayına sunularak kabul edilen 1982 Anayasası, her anayasa gibi hazırlandığı ortamın etkilerini ve izlerini taşımaktadır.

Bu nedenle de 1982 Anayasası, çağdaş demokrasi anlayışını reddeden, demokrasinin eşitlik ve özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı yapısını hiçe sayan, temel hak ve özgürlüklerin özünü ortadan kaldıran bir düzenleme olarak ortaya çıkmıştır.

1982 Anayasası yürürlükte olduğu 25 yıllık sürede yalnızca kısıtlanan insan hakları ve temel özgürlüklerle ilgili olarak değil, siyasal rejim açısından da tartışmalara neden olmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bireyi, örgütleri, toplumu ve siyaset alanını daraltan, sınırlayan ve kısıtlayan 1982 Anayasasını, 1987-2007 yılları arasında toplam 14 kez değiştirmiştir. Ancak o günün gereksinimleri doğrultusunda yapılan değişiklikler, bütünsel bir nitelik taşımadığından beklentilere yanıt vermemiştir.

Kuşkusuz demokratik bir hukuk devleti yürürlükte olan anayasasını ulusal bir mutabakatla, çağdaş gereksinimlere uygun olarak değiştirebilir ya da yeni bir anayasal düzenleme yapabilir.

SHP Programının “Devleti Yeniden Yapılandıracağız” başlıklı bölümünde; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin örgütlenme yapısının artık toplumu taşıyamadığı, idari, iktisadi ve toplumsal örgütlenmenin bugünkü yapısı ve işleyişi değişmeden Türkiye’nin büyük atılımları gerçekleştirmesinin beklenemeyeceği, bu nedenle yeni bir anayasa yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Yeni bir anayasa yapılması konusunda, başta kimi siyasal partiler, sivil toplum örgütleri ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerinde bir uzlaşmanın olduğu da görülmektedir.

SHP kısım, bölüm ve maddeler belirterek bir anayasa taslağı hazırlamak yerine, ilke ve kurum önerilerini sunarak bu sürece etkin olarak katılmayı tercih etmektedir.

Bu nedenle hazırlamış olduğumuz bu metinde yürürlükte olan Anayasada bulunan ve katıldığımız maddelere genel olarak yer verilmemiş, tartışma konusu olan kavram ve kurumlarla ilgili olarak SHP’nin görüşleri ve önerileri öne çıkarılmıştır.

ANAYASA HAZIRLAMA YÖNTEMİ

22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinden sonra yeni bir anayasa yapılacağının iktidar partisi tarafından kamuoyuna duyurulmasının ardından, Sosyaldemokrat Halk Partisi olarak bu çalışmalara katılacağımızı açıkladık.

Partimiz, 19 Eylül 2007 tarihinde bir uyarı olarak AKP’nin anayasa hazırlama yönteminin, “12 Eylül Anayasasından kurtulurken AKP Anayasasına yakalanma” riskini getirdiğini kamuoyunun bilgisine sunmuştur. 20 Eylül 2007 tarihinde ise yeni anayasanın toplumun tüm örgütlü güçlerinin katılımı ile hazırlanması gereği savunulmuş ve TBMM’de temsil edilen ve edilmeyen siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin düzenli ve programlı toplantılarla yeni anayasa çalışmalarına katılmalarının sağlanması önerilmiştir.

Ayrıca SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın 21 Eylül 2007 tarihinde, TBMM Başkanı Sayın Köksal Toptan’a, anayasa hazırlık çalışmalarının yöntemine ilişkin Partimizin önerilerini içeren bir yazı yazarak yeni anayasanın en geniş ulusal mutabakatla, düzenli ve programlı toplantılarla, yani “örgütlü diyalogla” hazırlanması için TBMM’ni göreve çağırmış, TBMM Başkanlığını bu önemli ve tarihi bir görevin beklediğini bildirmiştir.

AKP ne Partimizin ne de öteki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin önerilerini dikkate almıştır. Öyle görülüyor ki AKP bir grup bilim insanına hazırlattığı yeni anayasa önerisini, kendi hukuk kurulunda tartışarak, kendi metnini yazarak topluma sunacaktır. Oysa biz SHP olarak, katılaşmadan ve kutuplaşmadan kaçınmak için AKP’nin de öteki siyasi partilerin de maddeleştirilmiş bir anayasa taslak metni hazırlayıp kamuoyuna açıklamasını doğru bulmuyoruz. Bir siyasi partinin maddeleştirilmiş bir taslak metni açıklamasından sonra, bırakın onun üzerinde tartışma yapılmasını, kimi zaman bir sözcüğün bile değiştirilmesi çok güç olabilmektedir. O nedenle tüm siyasi partileri ve sivil toplum örgütlerini yeni anayasaya ilişkin önerilerini ilkeler ve kurumlar olarak açıklamaya çağırıyoruz.

AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, yeni anayasanın en geniş mutabakatla yapılacağını, siyasi partilerden, sivil toplumdan, üniversitelerden ve basın mensuplarından katkı isteneceğini söylemişse de, AKP Genel Başkan Yardımcısı, Türkiye Barolar Birliği’nin açıkladığı taslak için “incelemeye bile değmez, tepki taslağı”; TOBB’nin önerileri için de “işe yaramaz” nitelemesinde bulunmuştur. AKP’nin önerilen anayasa metinleri üzerinde toplumsal mutabakat oluşturma niyetine ve iradesine sahip olmadığı görülmektedir.

Anayasa taslağının TBMM’den geçmesinden sonra oylama sonucu ne olursa olsun mutlaka referanduma gidilmeli ve referandumda basit çoğunluk değil nitelikli çoğunluk aranmalıdır.

TEMEL İLKE ÖNERİLERİ

1. Yeni anayasa; kişi özgürlüklerinin, siyasal hakların, iktisadi, sosyal ve kültürel hakların ve özgürlüklerin yer aldığı, “Temel Haklar ve Özgürlükler” bölümü; devletin temel örgütlenme yapısı ile yasama, yürütme ve yargıyı düzenleyen “Cumhuriyetin Temel Organları” bölümü; ve Doğal ve Kentsel Çevre adıyla, toprak ve su kaynaklarının kullanılmasının, çevrenin korunmasının, kentleşmenin ve imar düzeninin esaslarını belirleyen yeni bir bölüm olmak üzere üç bölümden oluşmalıdır.

2. Anayasaların ulusal bir yaşam andı olduğu dikkate alınarak; bağımsızlığın, özgürlüğün, ulusal egemenliğin, insan haklarına dayanan çağdaş demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, bireylerin eşitliğinin, güvence altına alındığı; kişi hak ve özgürlüklerinin vurgulandığı; ulusal, siyasal ve hukuksal birliğin korunduğu; ırk, dil, din ve mezhep ayrımının olmadığı; düşünce ve inanç özgürlüklerinin yaşatıldığı; uluslararası hukuk ilkelerine saygılı; Atatürk ilke ve devrimlerine dayanan demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası toplumun onurlu ve saygın bir üyesi olarak varlığını sonsuza dek sürdüreceğini belirtilen kısa bir başlangıç bölümü düzenlenmelidir. Burada, Atatürk’ün etnik bir tanım olmayan ulus anlayışına, toplumsal uzlaşmaya, demokrasi inancına, hukukun üstünlüğüne ve laiklik ilkesine vurgu yapılmalıdır.

3. Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına dayanan demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Türkiye Cumhuriyeti devletin tekliğini, ulusun tümlüğünü ve ülkenin bölünmezliğini öngören bir ulus devlettir. Devletin resmi dili Türkçedir. Cumhuriyet yönetiminin insan haklarına dayandığı anayasada açıkca yer almalıdır.

4. Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur. Bu kural Cumhuriyetin temel ve vazgeçilmez bir ilkesidir. Ulus, egemenliğini anayasanın koyduğu esaslara göre ve yasama, yürütme, yargı organları eliyle kullanır.

5. Temel haklar ve özgürlükler insanın insan olmasından gelmekte ve insan onurunun ve saygınlığının korunmasını amaçlamaktadır. Devlet insan haklarını korumak ve geliştirmekle yükümlüdür. Temel hak ve özgürlükler siyasal ve toplumsal nedenlerle kısıtlanmamalıdır.

6. Anayasanın güvencesi altındaki hak ve özgürlüklerinin kullanılması, devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmez bütünlüğünü bozmaya ya da insan haklarına dayanan demokratik, laik hukuk devleti olan cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yönelik etkinlik ve eylemde bulunma hakkını vermemelidir.

7. Hak arama özgürlüğü, adil yargılanma ve savunma hakkının, temel hak ve özgürlüklerin etkili kullanımını sağlayan güvence olarak , ceza hukuku güvenceleri ile birlikte ayrıntılı bir biçimde anayasada yer almalıdır.

8. Başta yaşam hakkı olmak üzere kişisel haklar güvence altındadır. Biçim ve koşulları yasa ile saptanan haller dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılmamalıdır.

9. Düşünce, ifade, din, vicdan ve inanç özgürlükleri demokratik ve çağdaş ölçülerle anayasada güvence altına alınmalıdır.

10. Bireyler düşünme ve düşüncelerini ifade etme özgürlüklerine sahiptir. Bu özgürlüğün kullanılması, çoğulcu ve laik toplum yapısı ve ülkenin bütünlüğü için açık ve yakın tehlike yaratacak bir eylem niteliği taşımamalıdır.

11. “Bireyler, cinsiyetleri, sınıfsal konumları, düşünceleri, inançları ya da etnik kimlikleri nedeniyle baskı altında tutulamaz, düşüncelerini, inançlarını ve etnik kimliklerini açıklamaya zorlanamazlar.” hükmü anayasada yer almalıdır.

12. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet özel önlemler alarak bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

13. Bireylerin inançlarının gereğini yerine getirme ve inançlarını geliştirme özgürlüğü bulunmaktadır. Ancak bunlar bir cemaatin mensubu olarak değil, tekil yurttaş kimliği ile kullanılabilir. İnanç özgürlüğünün sınırı, öteki bireylerin inanç özgürlüğü alanı ve kamusal yaşamın gerekleridir. Bu nedenle, kamu düzenine ve genel ahlaka aykırı olmayan ibadetler, dini ayin ve törenler serbesttir. Hiç kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, inanç, din ve kanaatini açıklamaya zorlanamaz. Kimse, dini inanç, felsefi düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz. Laiklik, Cumhuriyetin vazgeçilmez niteliklerinden birisidir. Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal düzenini din kurallarına dayandıramaz, siyasal ve kişisel çıkar ve güç sağlama amacıyla dini veya dini duyguları yahut dince kutsal sayılan şeyleri kullanamaz.

14. Devletle yurttaşlık bağı olan herkes Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşıdır. Devlet sivil toplum ve siyasal toplumdan oluşur. Yurttaş devletin işleyişi üzerinde ikili bir role sahiptir. Yurttaş hem seçim yolu ile siyasal toplum kuruluşlarına meşruiyet ve görev vermekte, hem de örgütleri aracılığı ile siyasal toplumun karar ve uygulamalarını etkileme gücü taşımaktadır. Yurttaş bu rolleri ile devletin asli unsuru ve paydaşıdır. Merkezi ve yerel düzeylerde kamu yönetimleri karar, uygulama ve denetleme süreçlerinde yurttaşlarla karşılıklı etkileşim ve örgütlü iletişim içinde olmalıdır.

15. Kamu yönetiminin elinde bulunan her türlü bilgi ve belge, ilgili olan herkese açıktır. Yasalarda yer alan belirli konulara ilişkin gizlilik hak arama özgürlüğünü sınırlandırmamalıdır.

16. Yönetimin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Yönetim, eylem ve işlemlerden doğan zararları gidermekle yükümlüdür.

17. Toplumsal ve kamusal örgütlenmelerde kamu alanının genişliği ve kamu çıkarlarının yüksekliği esastır. Bir kamu hizmetinin yerel yönetimler tarafından üstlenilmesi o hizmeti kamusal yapmaktan çıkarmadığı gibi, verimliliğe, demokratikleşmeye ve yurttaşın yönetim paydaşı olmasına katkıda bulunur.

18. Yurttaşlarımızın temiz ve sağlıklı bir doğal ve kentsel çevrede yaşaması temel haktır. Merkezi yönetim ve yerel yönetimler doğal ve tarihi varlıklarımızın korunmasından, temiz ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasından, kent topraklarının kullanımına hazırlanmasından ve ranta konu olmaktan çıkarılmasından sorumlu olmalıdır.

19. Herkes barış içinde yaşama hakkına sahiptir. Bireyin şiddete ve teröre karşı korunma ve barışa karşı işlenmiş suçlara karşı çıkma hakkı anayasada bir hak olarak yer almalıdır.

20. Herkes maddi ve manevi varlığını özgürce geliştirme hakkına sahiptir. Herkes kültürel kimliğini geliştirme ve ona saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Devlet, bu hakların kullanılmasını sağlamak için gerekli önlemleri almalıdır.

21. Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Devlet bu konuda her türlü önlemi almakla ve yurttaş girişimlerini desteklemekle yükümlüdür.

22. Herkes insanlığın ortak mirasından yararlanma ve bu mirasa saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Devlet ülkede bulunan doğa varlıkları ile bütün uygarlıkların kültürel değerlerini korumakla yükümlü olmalıdır.

23. Herkes deniz, göl ve akarsu kıyılarını çevreleyen kıyı şeritlerinden yararlanma hakkına sahiptir. Kıyılar özel mülkiyete konu olamaz. Devlet kıyılardan eşit olarak yararlanılmasına ilişkin her türlü önlemi almakla yükümlüdür.

KURUMSAL YENİLİK ÖNERİLERİ

1. Sosyal Haklar

Çalışma yaşamına ilişkin yasalar Uluslararası Çalışma Örgütünün kararları ve AB müktesebatı uyarınca ivedilikle yeniden düzenlenmelidir.

Kamu çalışanlarına sendikalaşma, grev ve toplu sözleşme olanağı sağlanmalıdır. Lokavt anayasal bir hak olmaktan çıkarılmalıdır.

Çalışanların toplu iş sözleşmesi yapma hakları, kamu sağlığı dışında hiçbir gerekçe ile sınırlandırılmamalıdır.

Devlet tüm yurttaşlarının sosyal güvenliğini sağlamakla yükümlüdür.

2. Yurttaşlık Geliri

Türkiye Cumhuriyetinin bütün yurttaşlarının temel gereksinmelerini karşılayarak yaşama hakkı devlet güvencesi altındadır. Herhangi bir nedenle geçim kaynağından yoksun kalmış olan yurttaşlara “Yurttaşlık Geliri” adı altında bir gelir sağlanması anayasal bir haktır. Gereksinmesi olan yurttaşlarımızın barınma, beslenme, ısınma, eğitim ve sağlık hizmetleri, yurttaşlık geliri anlayışı çerçevesinde, devlet tarafından karşılanmalıdır.

3. İnanç Özgürlüğü

Resmi belgelerde bireyin din ve mezhebini gösteren herhangi bir kayıt yer alamaz. Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı ülkemizdeki tüm inançları yansıtacak bir biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.

4. Siyasal Partiler

Siyasal partilerin aday listeleri tüm parti üyelerinin katılımı ile yapılacak önseçimle belirlenmelidir. Merkezin belirleyeceği adaylar hiçbir biçimde yüzde 5 oranını aşmamalıdır.

Siyasal partilerin genel merkez, il ve ilçe örgütlerinin yönetim organlarında kadınlar ve erkekler en az üçte bir (yüzde 33) oranında temsil edilmelidirler. Bu oran TBMM üyelikleri için de geçerlidir.

Devletin siyasal partilere parasal yardımda bulunmasının ölçüsü, partilerin son katıldıkları seçimde en az yüzde 3 düzeyinde oy almış olmalıdır.

Temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkesi uyarınca ülke seçim barajı yüzde 3 düzeyinde olmalıdır.

Siyasal partilerin ortak bir program çerçevesinde ve tüzel kişiliklerini koruyarak, başka partilerle ittifak yaparak seçimlere girmeleri sağlanmalıdır.

5. Yasama Dokunulmazlığı

Seçimden önce ya da sonra suç işlediği ileri sürülen milletvekili sorgulanıp, yargılanır. Ancak ağır cezayı gerektiren suçüstü durumu dışında milletvekili tutuklanamaz. Milletvekili hakkında seçimden önce ya da sonra verilmiş ceza hükmü varsa, üyelik sıfatı sona erdikten sonra hüküm yerine getirilir. Milletvekilliği süresince zamanaşımı işlememelidir.

Milletvekilleri TBMM çalışmalarındaki sözlerinden, ve oylarından TBMM’de ileri sürdükleri düşüncelerinden ve bunların TBMM dışında tekrarlanmasından sorumlu tutulmamalıdırlar.

6. Yargı Bağımsızlığı

Yargıçların göreve atanma, ilerleme, görev yerlerinin değiştirilmesi ve disiplin gibi özlük işleri, kendileri tarafından seçilen bağımsız bir kurulca yapılmalıdır. Bu amaçla Adli Yargıçlar Yüksek Kurulu, İdari Yargıçlar Yüksek Kurulu ve Savcılar Yüksek Kurulu kurulmalıdır. Üç yüksek kurulun üyeleri Yargıç ve Savcılar Genel Kurulu’nu oluşturulmalıdır. Adalet Bakanı da genel kurulun üyesi olmalıdır. Yargıçlar ve savcıların maaşları özerk yargı bütçesinden ödenmeli, özlük işleri özerk sekreterya tarafından karşılanmalıdır.

Yargıçların ve savcıların denetimi, disiplin ve görev suçlarıyla ilgili soruşturma işlemleri yüksek kurullara bağlı müfettiş yargıçlar ve savcılar tarafından yapılmalıdır.

Anayasa Mahkemesinin üyeleri cumhurbaşkanı ve yüksek kurullar tarafından seçilmelidir.

Yasal olarak seçimlere girme hakkını kazanan tüm siyasal partilerin anayasa değişiklilerinin, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurma hakkı olmalıdır.

Yargı bütünlüğünün sağlanması için, barolara ilişkin düzenlemelerin anayasanın yargı bölümünde yer alması önerilmektedir.

7. Üniversitelerarası Kurul

YÖK kaldırılmalıdır. Yüksek öğretimle ilgili işler Üniversitelerarası Kurul tarafından görülmelidir. Bu kurul, kendi başkanını kendi üyeleri arasından seçerek, üniversiteler arasında eşgüdüm, planlama ve denetim işlevlerini yerine getirmelidir.

Üniversiteler idari ve mali özerkliğe sahip olmalıdır. Rektörlerin seçimle göreve gelmeleri önerilmektedir.

8. Eğitim Sigortası

Hiçbir yurttaş mali nedenlerle eğitim olanağından yoksun bırakılmamalıdır.Tüm yurttaşlarımızın, okul öncesi eğitimden üniversite aşamasının sonuna kadar eğitim yaşamları devlet tarafından sigorta altına alınmalıdır. Kamu ve özel kaynakların bir araya getirildiği merkezi ve özerk bir fona dayalı “Eğitim Sigortası Kurumu” yurttaşların eğitimle ilgili tüm gereksinmelerini karşılamak üzere oluşturulmalıdır. Sigorta primleri çalışma yaşamına geçişle birlikte toplanmaya başlanmalıdır.

9. Öğretmenlik Güvencesi

Eğitimin ve öğretmenlik kurumunun toplumumuzun geleceği açısından önemi göz önünde tutularak, özel bir yaklaşımla, öğretmenlerin özlük hakları ve istihdam koşullarının iyileştirilmesi ve çalışma güvencesine kavuşturulmaları sağlanmalıdır.

10. Planlama

Türkiye’nin doğal ve tarihi zenginliklerinin ve güzelliklerinin, toprak verimliliğinin, su kaynaklarının ve sualtı varlığının korunması ve geliştirilmesi için, ülkenin tüm alanları iktisadi ve toplumsal planlama çalışmaları ile eşgüdüm içinde planlanmalıdır.

11. İlçe Genel Meclisleri

Kamunun temel hizmet birimi ilçedir. İlçelerde özel idare kurulmalıdır. İl özel idareleri ilçe özel idarelerine dayalı olarak yeniden yapılandırılmalıdır.

İlçe Genel Meclisi halk tarafından seçilmeli, meclis başkanını ve ilçe yürütme kurulunu kendi içinden seçmelidir. Yürütme kurulunun başkanı kaymakam olmalıdır.

12. Kooperatifçiliğin Desteklenmesi

Üretimin artırılması, kalkınmanın sağlanması ve tüketicinin korunması için kooperatif örgütlenmelerine devlet tarafından destek verilmelidir.

13. Ormanların Korunması

Devlet ormanların korunması ve orman alanlarının genişletilmesi için gerekli önlemleri almalıdır.

Orman içinden nakledilen köylerin halkının arazileri imara açılamamalıdır. Bu araziler devlet ormanı olarak ağaçlandırılır.

Bütün ormanların gözetimi ve denetiminin Devlete ait olduğunun anayasada yer alması gereklidir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devredilemez ve bunlar zamanaşımıyla mülk edinilemez. Devlet ormanları Devlet tarafından yönetilmeli ve işletilmelidir.

Devlet orman köylüleri ve onların örgütü olan kooperatifleri özel olarak desteklemelidir.

Orman suçları için genel ve özel af çıkarılmamalıdır.

Orman olarak korunmasında bilimsel olarak yarar görülmeyen alanlar yalnızca tarımsal amaçlarla orman dışına çıkarılabilir. Ayrıca orman niteliğinin kaybedildiği tarih değiştirilmemeli ve 31.12.1981tarihinden sonra işgal edilen bütün alanlar derhal boşaltılmalıdır.

Duyurulara dönmek için tıklayınız