Referans-10/05/08- Dikili: Bir sosyal belediyecilik örneği

Geçen yazımda söz edecektim ama 1 Mayıs 2008'de yaşananlar bizde hal bırakmadığı için bu konuyu ertelemiştim. Bir süredir ilgilerimiz, son derecede daraltı, yalnızca siyasetin tepelerinde cereyan eden kavgalara kilitlendi. Bu ülkede sanki bu dar alanda paslaşmalarla giden siyaset dışında hiçbir şey yok. Bu ufuk daralması ülkemizin toplam üretici-yaratıcı performansı üstünde de daraltıcı, köreltici etkiler yaratıyor kanımca.

Son günlerde kapitalizmin insafsızlığı da bizzat patronlarca dile getirilir oldu. Marx'a, Adam Smith'e atıflar yapıldı. Kanımca bu ilginç tartışma sürmeli. Bu sorun kuşkusuz dünya çapında ele alınıp tartışılması gerekli bir mesele fakat sosyal politikalar için ille de bu tartışmaların sonuçlarını beklemek gerekmiyor, şimdiden yapılabilecek şeyler var.

İşte bu iki perspektifin ışığında bir örnek çabaya dikkat çekmek istiyorum. İzmir ili Dikili Belediyesi'nin ortaya koyduğu farklı belediyecilik anlayışına. Dikili Belediyesi uyguladığı halktan yana politikaları nedeniyle hakkında soruşturma açılmış bir belediye. Geçenlerde basında da bu nedenle yer almıştı. Önümüzdeki ayda, 3 Haziran'da ilk duruşma yapılacak. Acaba Dikili Belediyesi ne suç işledi ki kovuşturmaya uğruyor?

12 Eylül ve Dikili Festivalleri

Dikili Belediyesi'ni ve Belediye Başkanı Sayın Osman Özgüven'i öteden beri yakından tanıyorum, yalnız ben değil ülkemizin demokratları, solu da iyi tanır. Çünkü 12 Eylül'ün hâlâ hüküm sürdüğü o boğucu koşullarda, 80'li yılların sonlarında, Dikili Belediyesi düzenlediği festivallerle demokratların, ilericilerin, solun nefes alabileceği bir vaha yaratmıştı. Ülkenin, halkın sorunlarının daha özgürce dile getirildiği, sanatsal etkinliklerin yapılabildiği barış, dostluk, dayanışma temalı festivallerdi bunlar. Türkiye'nin ünlü, ünsüz bütün ilerici aydınları, sanatçılarını Dikili Belediyesi bu festivallerde konuk eder ve onlara sözlerini söyleyebileceği kürsüler sunardı. Gençler standlar açar, kendi etkinliklerini buralarda sergiler, geceleri ise deniz kıyısında kumsalda ateşler yakıp şarkılar söylerlerdi. Yalnız bu kadar da değil; bu festivallere Yunanlı barışseverler de katılır, Yunanistan-Türkiye arasında dostluğun meşaleleri yakılırdı. İşte Sayın Osman Özgüven'in belediyeciliğinin böylesi bir yürekli tarihsel geçmişi vardır. Gerçekten de 12 Eylül koşullarında bunlar yürek isteyen işlerdi.                                        

Sosyal belediyecilik

Bizde belediyeler hâlâ merkezi bürokratik devlet çarkının bir dişlisi durumundadır. Oysa kapısını zorladığımız Avrupa Birliği çatısında belediyecilik ve daha genel ifadesiyle yerel yönetimler son derece önemli sayılan toplumsal örgütlenme birimleridir. Bu konuda "Avrupa Konseyi Özerklik Şartı"nın bazı hükümlerini hatırlatmak istiyorum. Avrupa Konseyi 1981-84 yılları arasında yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve özerklik için yerinden yönetim ve demokrasi temel ilkelerine oturan bir Avrupa yaratabilmek amacıyla bu "şart"ı hazırladı ve kabul etti. Türkiye ise başka konularda da olduğu gibi bu "şart"ı da kimi maddelerine çekince koyarak 1998'de imzaladı.

"Özerk Yerel Yönetim Kavramı: Özerk yerel yönetim kavramı yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkânı anlamını taşır. Bu hak, doğrudan, eşit ve genel oya dayanan gizli seçim sistemine göre serbestçe seçilmiş üyelerden oluşan ve kendilerine karşı sorumlu yürütme organlarına sahip olabilen meclisler veya kurul toplantıları tarafından kullanılacaktır: -Yerel Yönetimler, kanun tarafından belirlenen sınırlar içerisinde, yetki alanlarının dışında bırakılmış olmayan veya başka herhangi bir makamın görevlendirilmemiş olduğu tüm konularda faaliyette bulunmak açısından tam takdir hakkına sahip olacaklardır./Kamu sorumlulukları genellikle ve tercihan vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılacaktır. Sorumluluğun bir başka makama verilmesinde, görevin kapsam ve niteliği ile yetkinlik ve ekonomi gerekleri göz önünde bulundurulmalıdır. /Yerel makamlara verilen yetkiler normal olarak tam ve münhasırdır. Kanunda öngörülen durumların dışında, bu yetkiler öteki merkezi veya bölgesel makamlar tarafından zayıflatılamaz veya sınırlandırılamaz. /Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz./Her devlet, yerel makamların ortak çıkarlarının korunması geliştirilmesi için birliklere üye olma ve uluslararası yerel makamlar birliklerine katılma hakkını tanıyacaktır./Yerel makamlar, kanunlarla muhtemelen öngörülen şartlar dahilinde, başka devletlerin yerel makamlarıyla işbirliği yapabilirler."

Dikili'de sosyal belediyecilik
Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, sol ve sosyal demokrat belediyecilik olarak ifade ettiği sosyal belediyecilik anlayışlarını şöyle anlatıyor: "Kentte sosyal hayatın yeniden üretiminde emeğe saygılı, bireyin 'özne'lik hallerini gözeten, barış içinde yan yana, birlikte, insanlar arasında dostluk, dayanışma ve sevgiyi önceleyen bir yaşam için hizmetlerin götürülmesi yönünde ayrımcılık yapmayan, halkın çıkarlarından başka çıkar gözetmeyen bir anlayış diyebiliriz." 

Peki Dikili Belediyesi bu anlayışı nasıl hayata geçiriyor? Halkın sağlığından beslenmesine, kültürel gereksinimlerinden ulaşıma, barınma ve ısınmaya kadar hayatın her alanında yukarıdaki anlayışı uygulayarak. Örneğin: 

- Ulaşım: Yeni düzenlenen otogardan her gün her semte ücretsiz servis yapılıyor. Öğrenciler için ücretsiz servis var.

- Çevre ve sağlığa zararlı olan asfalt yerine caddelere granit taş döşendi. Caddeler ve sokaklarda engelli vatandaşlar için düzenlemeler ve bir bisiklet yolu yapılıyor. Köy yolları yenileniyor.

- Bir hayvan barınağı ve rehabilitasyon merkezi kurulmuş.

- Ucuz ama iktisatlı su kullanımı: Kentin su ihtiyacını karşılamak için yeni imkânlar devreye sokulmuş, Eğitime destek amacıyla okullara su ücretsiz veriliyor. Çevre koruma amaçlı olarak suyun gereksiz kullanımını önlemek için 10 tona kadar olan su faturalarından ücret alınmıyor. 10 ton geçilirse ücretin tamamı tahsil ediliyor. Çevreye zararlı odun kömür ile ısınma yerine jeotermal ile ısınma başlatılmış durumda. Ve diğer jeotermal bölgelere göre en ucuz ısınma sağlanmış.

- Ekmek: Belediyenin ekmek fırınından halka Türkiye'nin en ucuz ekmeği satılıyor. Üstelik de fırın bu yıl 22.476,31 YTL kâr etmiş.

- Sağlık: Halk sağlığı için ucuz sağlık hizmeti veriliyor. Örneğin tahliller 1 YTL, röntgen 6 YTL. Ödeme güçlüğü olanlardan ücret alınmıyor. Ücretsiz ambülans hizmeti veriliyor.Çocuklar geleceğimizdir: Her şey onlar için. Eğitsel kültürel pek çok şey yapılıyor. Resim, müzik, bale, spor gibi dallarda eğitsel kültürel pek çok faaliyet var. Sağlıklı yaşam için bisiklet kullanımı özendiriliyor. "Dikili'de satranç oynamayan çocuk kalmasın" kampanyası var. Okumaya teşvik için 3000 kitap hediye edilmiş.Dünya Kenti Dikili: Dikili için gelenekselleşmiş olan Türk-Yunan barış ve dostluk çabaları sürüyor. 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat konuk edildi. Midilli-Dikili barış-dostluk girişimi çerçevesinde Türk-Yunan Çocukları Barış Eğitim Kampı düzenlendi.İşte şimdi bu sosyal belediyecilik anlayışı kovuşturmaya uğramış durumda. Somut suçlama halka ucuz su kullandırma uygulamasıyla ilgili. Tam bu noktada Avrupa Birliği Kentsel Şartı'nın hükümlerini vererek bu soruşturmanın bu şart ile nasıl çelişmekte olduğunu göstermek isterdim. Ancak yerim kalamadı. Bunu 3 Haziran'da davanın ilk duruşmasının başlayacağı tarihte yaparız.

Basında SHP haberlerine dönmek için tıklayınız