Radikal 2-16/03/08- Uğur Cilasun: AKP iktidarına sınıfsal bir bakış

AKP gerçekte neyin peşinde? Bu sorunun tek ve çok basit bir yanıtı var: Paranın

Bir süredir AKP'nin gerçek işlevinin, istediğinin ne olduğunu düşünüyorum. Bu, "bir İslam devleti kurmak" olamaz. Çünkü, onlar da biliyorlar ki bu ülkede, dinini kendince yaşamak isteyen insanların önünde hiçbir engel yoktur. Üzerinde fırtınalar kopan "türbanın", bir din gereksinimi değil, bir siyasal simge olduğunu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan daha geçenlerde itiraf etmedi mi? 70 milyonluk ülkede 70 bin cami olduğunu, kelime-i şahadet getirmeye, namaz kılmaya, oruç tutmaya, hacca gitmeye (Suudilerin koyduğu kota dışında), zekat vermeye hiçbir engel olmadığını onlar bilmiyorlar mı?
Tabii ki biliyorlar. "Bize zulüm yapılıyor", "Müslümanlara hayat hakkı verilmiyor" diye yaygara koparanlara, en çok AKP yöneticilerinin güldüğüne emin olun. Gülüyorlar, çünkü gerçeğin böyle olmadığını biliyorlar.
Peki o halde AKP gerçekte neyin peşinde? Bu sorunun tek ve çok basit bir yanıtı var: "Paranın".

Yeni sınıf

Şimdiye dek devlet yönetimini kontrol altında tutmuş ve alabildiğine zenginleşmiş, sonraları yabancı ortaklarla dışa açılmış Koçların, Sabancıların, Karamehmetlerin, Eczacıbaşıların vb. oluşturduğu, yaşam biçimleri itibarıyla Batılı, elit, rafine sermaye kesiminden farklı olarak Türkiye burjuvazisinden artık kendi paylarını isteyen, muhafazakâr ama gözü yüksekte, daha birkaç kuşak o tahtından indirmeye çalıştıkları burjuvaların yanına bile yaklaşamayacaklarını bildikleri için tedirgin ve saldırgan bir "yeni burjuva sınıfı" doğuyor. AKP bu sınıfın "koç başı".
Bu yeni sınıfın özellikleri şöyle: Batı'yı reddediyor gibi görünüyorlar ama ona şiddetle bağlılar. Çocuklarını hep "Batı'da", en çok da Amerika'da okutuyorlar. Gelinleri doğumlarını Amerika'da yapıyor. Böylece çocuklar doğumdan ABD'li oluyor.
"İsraf haram" diyorlar ama kendileri İsviçre'nin el yapımı saatlerini, Amerika'nın "kişiye özel" giysilerini, İtalya'nın elmas değerinde ayakkabılarını, Versace kravatları, Louis Vuitton çantaları kullanıyorlar.
Bu yeni sınıfın kadınları, başlarına "türban" olarak sardıkları örtüleri Paris'ten, iç çamaşırlarını Londra'dan alıyor. Çocuklarının arabaları en son moda ve en pahalı yapımlar. Bu çocukların arkasında bir "koruma ordusu" var. Korumalar "varoşun çocukları". Tıpkı TV'lerde, "bu AKP giderse benim yiyeceğimi, kömürümü kim verir?" diye dertlenen nineler gibi "velinimetlerine" sarılmış gidiyorlar.
AKP kendi sınıfını, benim "ikinci kalite burjuva" diye tanımladığım sınıfı yaratmak için uğraşıyor. "İkinci kalite" diyorum çünkü burjuva olmak zor iştir. Zorlu bir eğitim, kültür birikimi, rafine davranışı, sanatla iştigal, zevk, incelik, gusto gerektirir. Bunlar bir nesilde olmaz. Bunun için babadan oğula, anneden kıza bellekler aktarılması gerekir.
Avrupa'da burjuva, burjuva olmadan önce işte bunlar gibiydi. Kapitalizmin acıması yoktur. İngiltere'de yedi yaşındaki çocuklar kömür madenlerinde çalışıyordu. Sömürü olmadan burjuvazi olmaz. Sömürdükçe, para biriktirdikçe, artıdeğer insanlık dışı, vahşi bir biçimde teraküm ettikçe burjuvazi değişmeye başladı. Önündeki sınıfın, aristokrasinin ince zevklerini, gustosunu, yaşam biçimini taklit eder oldu.
Aynı biçimde AKP'nin bu kendi burjuva sınıfını oluşturma çabası, toplumun önemli bir kesiminin "yerinde saymasını ve çoğalmasını" gerektiriyor. Varoşlar varoşlarda, yoksullar yoksul evlerinde oturacaklar; yeni burjuvazinin "sadaka", "zekat" ve "fitre" kaynaklı iyilik yapma, sevap kazanma duygularının kendilerine verdikleri ile yetinecekler. En az üçer çocuk sahibi olun demenin amacı bu.

Ulus'ta Çengelhan

İşte diyalektik doğrulanıyor. Karşıtlar birbirini yaratıyor. Yoksullar AKP'yi yarattı. AKP burjuvazisi "daimi yoksulları" yaratıyor. Burjuvazi, ticaret burjuvazisi ile doğdu. Türkiye'de "çerçi" diye bilinen gezici satıcılar, Avrupa'da gezgin satıcı olarak başladıkları yaşamlarını, kentleşme ve sermaye birikimi sonucu, sabit yerleri olan, Türkçe'deki söylenişi ile "dükkanı" olan esnafa dönüşerek geliştirdiler. O esnaflar giderek dünyanın çeşitli yerleri ile ticaret yapan tüccarlara, sonraları da sattıkları malı üreten sanayicilere dönüştüler. Bütün bunlar para ile oluyor. Bizde de öyle olmamış mıydı? Ankara'da, Ulus'ta Çengelhan'da bir bakkal dükkanında iş hayatına başlayan merhum Vehbi Koç, Türkiye'nin bir numaralı sanayicisi ve burjuvası olmadı mı? Adana'da çekirdekli pamuk, yani "kütlü" satışı yapan Hacı Ömer Sabancı'nın oğulları, torunları, şimdi dünya çapında burjuvalar değil mi? Bunları küçümseyerek ve kınayarak söylüyor değilim. Toplumsal gelişme işte böyledir. Karl Marx ve Frederik Engels tam da bunu anlatmışlardır.
Şimdi, Türkiye'de taşranın "esnafı" "sanayici" olmaya, "eşrafı" da "burjuva" olmaya deviniyor. Konuyu bir örnekle keseceğim. Kayserili konfeksiyon sanayicisi gazeteciye anlatıyor: "Yıllar önce dükkanıma İstanbul'dan üç tane kadın mantosu getirdim. Birini karıma verdim, ikincisini kaymakamın karısına sattım, üçüncüsü bir yıl satılmadı. Ama ben şimdi Amerika dahil bütün dünyaya palto-manto satıyorum". Bu dönüşüme şapka çıkarılır ve dönüşüm hızlanarak devam ediyor.
Dinci ve muhafazakâr sermaye, yabancı sermaye ile bütünleşmekte hiçbir sakınca görmüyor. Başka dinden, Başbakan'ın "yabancıların kötü ahlakını almak" diye adlandırdığı kötü, İslam'a aykırı yaşam biçimine sahip Batılı sermayecilerin kendileri ile ortak olmalarında hiçbir çekince hissetmiyorlar. Çünkü kullandıkları din ve İslami ahlak motifi sadece içeriye dönük. Kendilerine oy vermek üzere kalıcı, sabit bir yaşam kalitesinde tutmak istedikleri sınıfa ait, onu manipule etmeye yönelik bir söylem.
Dini, insan ruhunu erince ulaştıracak bir değerler bütünü olarak görmüyorlar. Gördükleri tam da literatürde söylendiği gibi, "kitleleri uyuşturucu bir afyon" rolü. Kendilerini iktidar yapan yoksul sınıfa dinle aynen böyle yaklaşıyorlar. Onları sembollerle, görüntülerle, öteki dünya ile meşgul ediyor; bugünü düşünmesini, anlamasını önlemeye çalışıyorlar.

UĞUR CİLASUN: Dr., SHP Genel Sek.

Basında SHP haberlerine dönmek için tıklayınız