Radikal2-04/05/08- AYÇA AKPEK: Domino etkisi ve yeni Avrupa

Artık yeter demenin zamanı. Spekülasyona, şirketlerin dünya finansını köleleştirmesine, kârın tekelleşmesine ve kaybın paylaşılmasına dur demeliyiz

Bu yazının başlığına ilham veren domino taşları bugünlerde bir internet sitesinin sağ üst köşesinde duruyor. Biri yıkıldığında diğerleri de yıkılacak olan domino taşları ile temsil edilen şey ise küresel bir ekonomik krizin etki gücü. Başlığın diğer bir kısmını oluşturan yeni Avrupa'ya doğru belki kimilerine iddialı gelebilir ancak bugünlerde sayıları hiç de azımsanmayacak çoğunluğunu Fransızların oluşturduğu bir grup Avrupalı entelektüel, kurdukları internet sitesi www.stop-finance.org yoluyla bir imza kampanyası başlattı.
Kampanyanın konusu ise yukarıda anlatılan domino etkisini ortadan kaldırmak. Dertlerini yazdıkları bir manifesto ile şöyle özetliyorlar: "Biz Avrupa yurttaşları bir dahaki ekonomik krize kadar sessiz kalmayı reddediyor, Lizbon Anlaşması'nın 48 ve 56. maddelerinin kaldırılmasını talep ediyoruz. Eğer özgürlük güçlü olanın, bugünkü sermayenin, toplum üzerinde yarattığı baskı ise, biz insanların 'kârın tiranlığından özgür yaşama hakkı' için çağrıda bulunuyoruz".
Bu yazı yazıldığı gün itibarıyla bu kampanyada 33,668 imzaya ulaşıldı. Aslında bu yeni bir tartışma değil Avrupa için. Çünkü 1 Ocak 2009'da yürürlüğe girecek olan Lizbon Anlaşması bir anlamda reddedilen Avrupa Anayasası'na yumuşak bir geçiş niteliğinde. Avrupa Anayasası bilindiği gibi Fransa ve Hollanda'da yapılan halk oylamalarında reddedilmişti. Bunun altında yatan gerekçeyi ise halk oylamasının yapıldığı ülkelerdeki iç politik nedenleri bir yana koyarak özetlersek, geniş halk kitlelerinin, Anayasa'yla "serbest piyasa" ve "sermayenin mutlak egemenliğinin dayatılmasından" ve bunun "istihdam, sosyal haklar ve refah devletine yönelik bir saldırı" olarak algılamasından duyduğu endişe diyebiliriz. Nitekim benzer değerlendirmeler dünya basınında da yer almıştı.

Tam bir karmaşa

Şimdi aynı endişe Lizbon Anlaşması ile yeniden canlanmış gibi görünüyor. Peki "Spekülasyon ve çöküş: Artık yeter!" sloganı ile yürütülen imza kampanyasının hedefi olan Lizbon Anlaşması'nın 48 ve 56. maddeleri ne diyor?
Aslında anlaşmaya ilk eleştiriyi de burada yapmak gerekiyor. Çünkü 48 ve 56. maddelerin ne olduğunu anlamaya giriştiğinizde karşınıza anlaşılması son derece güç bir metin çıkıyor. Hatta yalnızca bu nedenle başka bir Avrupa sivil inisiyatifi bu konuda toplantılar düzenliyor (bkz. BüSo 'Yurttaş Hakları Dayanışması').
Şöyle ki, anlaşma birkaç bölüme ayrılıyor: "Avrupa Birliği Anlaşması'ndaki Değişiklikler", "Avrupa Topluluğunu Kuran Anlaşmadaki Değişiklikler", sonuç bölümleri, protokoller ve deklarasyonlar. Anlaşmayı okudukça "şu madde, bu madde ile değiştirilmiştir" gibi ifadeler çıkıyor karşınıza. Doğrusu bu karmaşa içinde anlaşmayı okuyup değerlendirmek son derece zor. Ancak şunu söylemek mümkün: Avrupa Anayasası'ndaki bayrak, marş gibi kavramlar kaldırılmış da olsa anlaşma esasında bir anayasa niteliği taşıyor. Öncelikle daha güçlü bir Avrupa Parlamentosu modeli öngörülüyor ve birliği iç pazardaki rekabet kurallarını koymada tek yetkili olarak düzenliyor ve sermaye dolaşımı ve girişim özgürlüğünün kesin olarak engellenemeyeceği belirtiliyor. Kıyamet de burada kopuyor zaten. Çünkü bu imza kampanyasının manifestosunda belirtildiğine göre 48 ve 56. maddeler; "sermayenin serbest dolaşımı ve girişim özgürlüğü, eşitsizliği giderek derinleştiriyor ve binlerce kişinin işsiz kalmasına neden oluyor. Spekülatörler ve açgözlülerin körüklediği ekonomik krizler yoksullar ve işçiler üzerinde giderek daha büyük bir baskıya neden oluyor".
Sitede özellikle Frederic Lordon'un Le Monde gazetesine yaptığı ekonomik değerlendirmelere yer verilmiş. Lordon, değerlendirmelerinde son dönemde Amerika'daki mortgage veya tut-sat krizinin derin etkilerine ve domino etkisinin nasıl tüm toplumu tehdit ettiğine değiniyor. Bu etkiye değinen tek kişi Lordon değil, sitede atıfta bulunulan Amerikan Merkez Bankası eski Başkanı Alan Greenspan, bugün yaşanan krizi ll. Dünya Savaşı'ndan sonra dünyanın gördüğü en büyük kriz olarak niteliyor. Siteye göre bu krizlerin etkisini bu kadar derinleştiren şey ise sermayenin kontrolsüz serbest dolaşımı. Tabii bu tezler ayrıntılı ekonomik analizlerle de desteklenmiş, işsizliğin boyutlarının giderek arttığını gösteren bolca tablo da mevcut.
Yine sitedeki bir manifestoya değinerek yazıyı bitirelim. "Artık yeter demenin zamanı. Spekülasyona, şirketlerin dünya finansını köleleştirmesine, kârın tekelleşmesine ve kaybın paylaşılmasına dur demeliyiz. Genel çıkarların hâlâ bir anlamı olduğunu düşünenleri bu Avrupa dilekçesini imzaya davet ediyoruz. Lizbon Anlaşması'nın 56. maddesinin kaldırmasıyla taleplerimize başlıyoruz. Geleceğimizin kontrolünü yeniden ele almak için bu politik bir anlaşmadır".
Biz SHP olarak önümüzdeki günlerde yapılacak kurultayımızda bu konuyu gündemimize aldık. Partimiz Avrupa Birliği'ni ve Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen bir parti, zaten yukarıdaki tartışmalar bir Avrupa karşıtlığını içermiyor. Ancak daha adil ve eşit bir dünyanın nasıl yaratılacağına dair tartışmalar yapılıyor. Son dönemde gördüğümüz en ilgi çekici konu olarak tüm yurttaşlarımızı, Türkiye'nin laiklik ve şeriat arasına sıkışmış siyasi gündeminde çok da çekici olmadığını bildiğimiz ama ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren bu tartışmaya katılmaya davet ediyoruz.

Av. AYÇA AKPEK: SHP Merkez Yürütme Kurulu Üyesi

Basında SHP haberlerine dönmek için tıklayınız