Birgün-7/8/2008- Uğur Cilasun: MÜLTECİ

1986 yılıydı. Almanya’da, Gelsenkirschen kentinde, arkadaşım nörolog doktor Bülent ile bir kafede oturuyorduk. O zaman kendisi de bir siyasi mülteci olan sevgili dostumla “iltica” sorununu, “mültecileri” konuşuyorduk.

Laf nasıl geldi hatırlamıyorum, Bülent bana, “dünyanın en çok bilinen mültecisi kimdir?” diye sordu. Ben de hafızamı zorlayarak tüm bildiklerimi saydım. Cem Sultan’ı, Troçki’yi, Nazım Hikmet’i söylediğimi anımsıyorum.

Dostum Bülent, hepsine kafasını salladı; sonunda “Esmeralda” dedi.

Victor Hugo’nun ünlü eseri, “Notre Dame’ın Kamburu”nun, dünya güzeli çingenesi, “Esmeralda”.

Hani tam, aşık olduğu yüzbaşıyı (o ne pislik herifti) öldürmek suçundan (halbuki ölmemişti) idam edileceği sırada, çirkin ve kambur zangoç Quasimodo tarafından kiliseye kaçırılan çingene kızı.

Kitabını okurken de (daha orta okuldaydım), filmini seyrederken de (Esmeralda Gina Lollobrigida, Quasimodo, Anthony Quin) dikkat etmemiştim. Bülent anlattı: Kızı almak için güvenlik güçleri bir türlü kiliseye giremiyordu. Çünkü Esmeralda “mülteci (yani azül) olmuştu. Oraya sığınmıştı. Bu nedenle geri verilemezdi. Tertipçiler, O’nu kurtarmak bahanesi ile çingeneleri kışkırttılar ve Esmeralda’yı kiliseden bu düzenekle çıkartıp yakaladılar.

Geçen hafta, İstanbul Büyükçekmece’de bir insanlık dramı yaşandı. Bir TIR’a doldurulmuş yüzden fazla, Pakistan’lı, Burma’lı, Eritre’li kaçak göçmen, üstüne binlerce dolar vererek katlandıkları umut yolculuklarını,Türkiye’de, boş bir arazide sonlandırdılar. İçlerinden ondördü öldü. Diğerleri, Türk makamlarının inayetine sığındılar.

Başka bir ülkede, başka insanlar arasında, başka bir yaşam dileyen, bu zavallı, sıradan insanlara nasıl içim acıyor bilemezsiniz.

Hangi çaresizlik, ya da hangi cazip yaşam düşüncesi böyle çileli ve sonu belirsiz bir yolculuğu mümkün kılar?

Kaderine başkaldırdığı belli, bu çoğu çok genç, eğitimsiz , parasız insanlar, hangi parıltılı vaatlere kanarak, bu imkansız yolculuğa çıkarlar? Sonlarının, Ege’nin, Akdeniz’in, uzaklarda Pasifik’in karanlık sularında boğulup, balıklara yem olmak olduğunu hiç düşünmezler mi? Yoksa onlara bu bile “vız mı geliyor”?

Başka bütün düşlerimin yanında, bir gün tüm sınırların ortadan kalkacağı; pasaportun tarihe gömüleceği; hiç kimsenin başka topraklara gitmek için bir TIR’ın dorsesinde boğulmayacağı bir dünya düşlediğim için “sosyalist” oldum.

Ben, benim gibiler, Notre Dame’ın Quasimodo’su muyuz. Neyiz?

Basında SHP haberlerine dönmek için tıklayınız