Birgün-4/8/2008- Uğur Cilasun: SÜNNET
Bizim ülkemizde her şeyin bir “mevsimi” vardır. Örneğin, Haziranda okulların kapanmasından başlayarak, Eylülde açılmasına kadar geçen süre “sünnet” mevsimidir.
Bu süre içerisinde tüm yurdumuzda, daha çok cumartesi ve pazar günleri olmak üzere, sık-sık 4-5 arabalık küçük konvoylar görürsünüz. Bu konvoyu oluşturan arabaların kapı tokmaklarına ve antenlerine renk renk kurdeleler bağlanmış olur. Her birinde, şoför hariç, hemen hepsi kadınlardan ve çocuklardan oluşan 7-8 kişi bulunur. Bunlar açık camlardan mendiller uçururlar.
Arabaların en önündekinde, uğrunda eğlenilen çocuğumuz vardır. Beyaz gömlek, papyon, beyaz pantolon giymiştir. Omuzlarında kırmızı bir pelerin bulunur. Başında, padişah alameti bir hotozla süslü yuvarlak şapkası vardır. Göğsünde çapraz asılı “maşallah” bandı görünümü tamamlar.
Bu zat “sünnet çocuğumuzdur”. Arabada annesi ile teyzesi arasında oturur. Küçük konvoyumuz, sürekli çalan klaksonlar eşliğinde bir şehir turu attıktan sonra, kentin meşhur evliyasının türbesine götürülür. Eller açılıp dualar edilir. Sünnet çocuğu şaşkın, ayrıcalığının farkında şımarık; bir bilinmezi yaşamanın karnında yarattığı buruntuyla bile olsa, padişah gibi olmanın tadını çıkarır.
Son yıllarda belediyelerin “toplu sünnetleri” moda oldu. Belediyeler, kendi başlarına bir sünnet düğünü kuramayacak ailelerin çocuklarını, 100-150 çocuk bir arada sünnet ettirmeye başladılar.
Bu toplu sünnetlerde en ilgi çekici olay “toplu firar” olaylarıdır. Gazetelerin üçüncü sayfaları, bu mevsimde toplu sünnetten kaçan çocukların, dayıları veya amcaları tarafından nasıl ağaçtan indirilip sünnetçiye teslim edildiklerinin hazin ve eğlenceli hikayeleri ile dolar.
Bir de milletvekillerinin, belediye başkanlarının, yüksek bürokratların “tek erkek evlatlarının” sünnetleri var. Geçen sene, bu saydıklarımdan biri, oğlunun sünnet merasimini ilin stadyumunda yapmıştı. Tabii bu merasimlerde, sünnet çocuğunun yanına yerleştirilen “define sandığına”, kuyruğa giren davetlilerin attıkları altınların, maşallahların, zarf içinde paraların iştah kabartan görüntüleri de ortaya çıkar. Bu görüntüler, babaların ileride ortaya çıkacak servetlerinin de açıklaması olacaktır.
Unutulmaz “Devekuşu Kabare” tiyatrosunun bir oyununda, Bir Türk kızına aşık olan Alman genci “Hans”ın sünnet merasimi parodisi vardı. Hans’ı oynayan Metin Akpınar, başında hotozlu şapkası; sırtında uzun, beyaz sünnet entarisi;boynunda çapraz asılı “maşallah” bandı; ayaklarında terlikleri ile kaçıyor, arkasından elinde satırla kovalayan sünnetçi (ve sarhoş) Zeki Alasya’ya, o kırık ve pek şirin Türkçesi ile bağırıyordu;
“Kökünden değil ollum, ucundan, accık”.
Geçen Çarşamba günü, 11 mahir sünnetçi, bu mevsimin en çok konuşulan operasyonunu gerçekleştirdiler. Nefes nefese kaçan yeni yetmeyi tuttular ve çok fazla canını yakmadan sünnet ettiler.
“Ucundan accık”!