Birgün-28/7/2008- Uğur Cilasun: DÜZELMEDEN DÜZELMEZ
Bu hafta çok önemli. Anayasa Mahkemesi, büyük bir ihtimalle, bu hafta içinde AKP’nin kapatılıp kapatılmayacağına karar verecek.
Eğer AKP kapatılırsa, gene büyük bir ihtimalle, bu sonbaharda veya kış başında bir erken seçim gözüküyor. Kapatılmazsa olasılık azalıyor ama 2009 Martında, birleştirilmiş bir yerel ve genel seçim ihtimali sürüyor.
Her halü kârda, AKP kapatılırsa kadrolarını korumak için, kapatılmazsa daha çok yıpranmadan “güven tazelemek” için seçime gidileceğe benziyor.
Bu gazete “muhalif” bir gazete; şimdi beni okuduğunuza göre, siz de epeyce muhalif bir zatsınız. Size bir soru soruyorum; bu erken ya da ne bileyim “geç” bir seçimden ne umuyorsunuz? Yapılacak seçimler neyi değiştirir ki?
Turgut Özal Başbakanken, siyasette en iyi durumun “iki-buçuk parti”, medyada da en iyi durumun “iki-buçuk gazete” olduğunu söylerdi. O’nun öngörüsü gerçekleşti. Şimdi-Mecliste grup oluşturabilmek açısından- iki-buçuk parti var. AKP, CHP ve MHP. (DTP’yi saymayın. O bir parti değil, bir etnik grup). MHP’nin işine geldikçe bir AKP’ye, bir CHP’ye rampa ettiğini düşünürseniz, hâttâ, “siyasette iki parti var” bile diyebilirsiniz.
Bu şeytani dengenin Türkiye’yi esir aldığı anlaşılıyor. AKP ve CHP siyasetin bu kurgusundan çok memnunlar. AKP, Bu Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Yasası ile her zaman %40’ların üzerinde bir oy alacağının bilincinde. CHP de %20’leri bulursa “büyük başarı” diyor. Deniz Bey geçen seçimden sonra homurdananlara, “işte sol oylar bu kadar; ne homurdanıyorsunuz!” demedi mi?
Bu ülkede, bu siyasi partiler yasasını değiştirmezseniz; her partiye adaylarını önseçimle belirleme zorunluluğu getirmezseniz; delege ağalığını ortadan kaldırmazsanız; listeleri genel başkanların iki dudağı arasına bırakırsanız; anlaşarak, gece yarıları kanun değiştirerek, partileri devlet yardımından yoksun bırakıp, rakiplerinizi adaletsiz bir yarışın labirentlerine itelerseniz, bu memlekette seçim hiçbir şeyi düzeltmez.
Seçim kanununu değiştirmezseniz; dünyanın başka hiçbir ülkesinde olmayan %10 gibi bir seçim barajını partilerin önüne koyarsanız; oy kullanan seçmenlerin neredeyse %40’ının oylarını çöpe atarsınız; “yönetimde istikrar” sağlamak adına “temsilde adaleti” kanalizasyona süpürürseniz (ve üstüne üstlük yönetimde istikrarı da sağlayamazsanız) yapılacak seçimlerle hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Zaten siz de (AKP ve CHP) değişmesin istiyorsunuz.
Her seçime büyük umutlarla gidip, sonrasında hiç biri şeyin değişmediğini görünce, kahredip küfredecek yalnız kendi oy veren elini bulan seçmene ise artık ufka bakıp, birilerinin gelip bu makus talihini değiştirmesini beklemek kalır. Bu da yolumuzu “ergenekonlara” çevirir.
Bunun için söylüyorum; bu siyaset alanı, yani siyasi partiler kanunu ve seçim kanunu değişip düzelmedikçe, bu ülkede hiçbir şey düzelmez.