Birgün-25/02/08- Uğur Cilasun: ESNAFTAN SANAYİCİYE- EŞRAFTAN BURJUVAYA

Geçen hafta Ankara dışındaydım. Haftada iki gün yazdığım köşe yazılarımı yazamadım.

Önceki hafta yazdığım “Ben Zenginleri Severim” başlıklı yazıma çok tepki geldi. Hem olumlu, hem de olumsuz tepkiler aldım. Ama çoğunluğu, konuyu biraz daha açıklayıp tartışmaya açmamı öğütlüyordu. Ben de öyle yapacağım.

O yazımda demiştim ki, “Türkiye’de gelir bakımından yeni bir “üst” sınıf var. Bu sınıf “burjuva” olmaya çalışıyor. Bunun için ülke gelirinden şimdikinden daha fazla ve “sürekli” bir pay almak istiyor. Bunun gerçek olabilmesi için de toplumda “sürekli ve sabit” bir yoksul sınıfın olması gerekli. İşte AKP iktidarı bunu gerçekleştiriyor. Bir kesimi, sadaka, fitre, zekat ile “stabil” bir yaşam biçiminde tutuyor; ülkenin artan gelirinden kalan payı, kendi iktidarında yaratmak istediği sınıfa aktarıyor.”

Özetle böyle söylemiştim. Şimdi devam ediyorum.

Burjuvazi, ticaret burjuvazisi ile doğmuştur. Türkiye’de “çerçi” diye bilinen gezici satıcılar, Avrupa’da gezgin satıcı olarak başladıkları yaşamlarını, kentleşme ve sermaye birikimi sonucu, sabit yerleri olan, Türkçe’deki söylenişi ile “dükkanı” olan esnafa dönüşerek geliştirmişlerdir.

O esnaflar giderek dünyanın çeşitli yerleri ile ticaret yapan tüccarlara, sonraları da sattıkları malı üreten sanayicilere dönüşmüşler. Bütün bunlar para ile oluyor.

Bizde de öyle olmamış mıydı? Ankara’da, Ulus’ta Çengelhanda bir bakkal dükkanında iş hayatına başlayan merhum Vehbi Koç, Türkiye’nin bir numaralı sanayicisi ve burjuvası olmadı mı? Adana’da çekirdekli pamuk, yani “kütlü” satışı yapan Hacı Ömer Sabancı’nın oğulları, torunları, şimdi dünya çapında burjuvalar değil mi?

Bunları küçümseyerek ve kınayarak söylüyor değilim. Toplumsal gelişme işte böyledir ve Karl Marks ve Frederik Engels tam bunu anlatmışlardır.

Şimdi, Türkiye’de taşranın “esnafı” “sanayici” olmaya, “eşrafı da” “burjuva” olmaya deviniyor. Konuya devam edeceğim için bir örnekle keseceğim. Kayseri’li konfeksiyon sanayicisi gazeteciye anlatıyor: “Yıllar önce dükkanıma İstanbul’dan üç tane kadın mantosu getirdim. Birini karıma verdim; ikincisini kaymakamın karısına sattım; üçüncüsü bir yıl satılmadı. Ama ben şimdi Amerika dahil bütün dünyaya palto-manto satıyorum.”

Bu dönüşüme şapka çıkarılır ve dönüşüm hızlanarak devam ediyor.

Ben de devam edeceğim.

Basında SHP haberlerine dönmek için tıklayınız