Birgün-17/9/2008- Uğur Cilasun: PLAN MI PİLAV MI ?
Başlıktaki polemik 27 Mayıs İhtilalindan sonra Türkiye gündemine gelmişti. 1961 Anayasası bir “Devlet Planlama Teşkilatı” kurmayı öngörüyordu. Böylece yatırımlar planlanacak, devletin kıt kaynakları en yararlı ve zaruri olduğu alanlara kaydırılacak.
Dönemin sağcı politikacıları, planlamanın bir “komünist rejim işi” olduğunu iddia ettiler. Korkuları, devletin kaynaklarının böyle bir planlama örgütü eli ile kendilerinin kullanımına kapatılacağı yönündeydi ve elhak haklıydılar. Bu nedenle kamuoyunun karşısına, “halkımız pilav isterken siz plan istiyorsunuz” diye adinin bayağısı bir demagoji ile çıktılar.
27 Mayıs tabii ki bir askeri darbe idi. Sivil siyasetin gelişip boy atmasına engel oldu. Üç siyasetçinin asılması, sonrasında başka pek çok acının yaşanmasına neden oldu. Ama 27 Mayıs’ı değerlendirirken, getirdiği 1961 Anayasası ve onun ortaya çıkardığı çok değerli kurumları da göz ardı etmemek gerekir.
Geçenlerde 28. yılını idrak ettiğimiz 12 Eylül’ün bile en az bir takdir edilecek uygulaması vardır. Aziz Nesin Usta söylemişti: “12 Eylül hiç mi iyi bir şey yapmadı? Yaptı. Taksilere taksimetre koydu. Ama birader taksimetre taktırmak için de darbe yapılmaz ki” demişti.
Neyse 27 Mayıs’a dönelim. Herhalde getirdiği pek çok Anayasal kurum arasından Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) özel bir önemi olsa gereklidir. DPT geçen yıllar içerisinde yavaş yavaş önemini kaybetti. 12 Eylül’den sonra da varlığı ile yokluğu belli olmaz hale geldi.
Ve plansızlık dört yanı sardı. Hemen bir örnek vereyim: Bizim üreticimiz planlama fikrinden nasibini almamıştır. Fındık üreticileri, Karadeniz’de, iki yıl üstü üste fındık para edince yamaçlardaki fındık ağaçları ile yetinmemeye başladılar. Taban arazideki ağaçlarını söktüler yerine fındık ektiler. Bu sene Karadeniz tarihinde en yüksek fındık rekoltesini ortaya koydu. Ama bir yıl öncesinin stokları; artmayan iç tüketim ve neredeyse sabit dış satış rakamları şimdi onları elleri böğürlerinde koydu.
Halbuki planlama yapılabilseydi; taban arazisine fındık yerine başka ürünler ekilmesi önerilebilseydi; fındık, fındıktan başka bir şey yetişmesi zor, sarp araziye bırakılsaydı, belki bu yıl herkesin yüzü gülüyor olacaktı.
Ankara’da satılık ve kiralık konutlardan geçilmiyor. Kış uçmaz kervan geçmez çevre yolunun etrafı bile, dağ-taş ev olmuş. Uzmanlar Ankara’da en az 300.000 konut fazlası olduğunu söylüyorlar.
Eğer gerçek bir planlama yapılabilseydi milli servet böyle har vurup harman savrulur muydu?
SHP yeni “Yerel Yaşam” programına Türkiye’nin, Genel Başkan Murat Karayalçın’ın anlatımı ile, “Ağrı Dağının zirvesinden Saros Körfezi sahiline kadar” planlanması gerektiğini yazdı. Bu, yalnızca İstanbul’da ve bir yılda 4.000 küsur kez imar planı değişikliği yapan yağmacı sağ iktidarların hiç işine gelmeyecek ama “pilav yiyebilmek için de plan lazım ! “