Birgün-15/9/2008- Uğur Cilasun: “İÇMİŞİM BAŞIM DÖNÜYOR…”

Arkadaşlar!

“İçki bütün kötülüklerin anasıdır”.

Babası değil, anası. Çünkü kötülük ondan “doğuyor”. Doğuranlar, yani kadınlar şeytanın yeryüzündeki sureti değil mi? Tabii ki kötülükler de o cinsten doğuyor.

Bütün trafik kazaları içki nedeniyle oluyor. Adam çekiyor kafayı; arkadaşlarını arabaya dolduruyor; vuruyor en yakın direğe.

Cinayetler de içki yüzünden çıkıyor. Herif içip bulut gibi oluyor. Karısı küsüp annesinin evine gitmiş. Basıyor evi; veriyor mermiyi.

Siz hiç kafayı çekmeden cinayet işleyen gördünüz mü? O kendi arkadaşlarını “domuz bağı” ile bağlayan; sonra oturdukları evin tabanına sıra sıra gömen sakallı, şalvarlılar, ergenekoncuların uzantıları. Kendilerine “hizbullah” diyorlar ama aslında içkiciler. Zuladan kafaları çekiyorlar. Zaten kafayı bulmadan o işler yapılmaz.

Şimdi şu “Dişli” kardeşimi ele alalım. Ben meselenin aslını öğrendim. Anlatayım:

Efendim, bu İngiliz TESCO şirketi Silivri’de bir arsayı gözüne kestiriyor. Belediye Başkanımıza gidiyorlar; imar planı değişikliği istiyorlar. Mümin Belediye Başkanı kardeşim, “olmaz” diyor. “Orada saçı bitmemiş yetimin hakkı var” diyor. Bunun üzerine gavurlar bir plan yapıyorlar:

Kandil gecesi münasebeti ile bir “mevlit” düzenletiyorlar. Mevlitte şerbetler dağıtılırken, Dişli kardeşimin şerbetine basıyorlar votkayı. O da habersiz içip kafa kıyak olunca, belediye meclisi üyelerine “plan değişikliği yapacaksınız” diye bastırıyor. Hâttâ fırsattan istifade, bir de kağıt alıyor gavurlar Dişli kardeşimden. “Rüşvetin belgesi olur mu pezevenk!” şeklindeki özdeyişimiz sarhoşlukla gerçek oluyor.

Şimdi Dişli biraderimiz niye olayı hatırlamıyor, anladınız mı? Ayılınca hafıza siliniyor da ondan.

Arkadaşlar!

Bütün kötülükler içkiden oluyor. Bunun için belediyelerimiz içkiyi önlemek üzere ne yapsa yeridir.

Bakın gene bu içki yüzünden başımıza neler geldi?

Biliyorsunuz, Almanlar biracıdırlar. Hâttâ Münich’te “bira festivali” bile yaparlar. Bira hafif içki gibi durur ama adımı feci “din-don” eder.

Bizim Fener’in maçı var. Almanya’daki “Deniz Fenerci” kardeşlerimiz de izlemek için dev ekran bir yer arıyorlar. Bir birahanede buluyorlar. Ortalık kalabalık. Bir masaya sıkışıyorlar. Çantalarından zemzem sularını çıkarıyorlar. Maç heyecanlı; kaçan goller, atılan goller derken karışıklıkla zemzem yerine biraları götürüyorlar.

Fener galip geliyor. Bira sarhoşluğunun üzerine galibiyet sarhoşluğu ekleniyor. Derneğe geliyorlar. O kafa ile kasadaki paraları kendilerinin zannedip kırışıyorlar.

Ertesi gün bir şey hatırlamıyorlar. Tabii hatırlayamazlar. Sen zemzem diye içmişsin birayı; beyin olmuş paluze. Şimdi bu arkadaşlarımıza kim “suçlu” diyebilir? Her şey içkinin başının altından çıkıyor.

Bir de şimdi bir köşe yazarı bana “kadehini al da gel” diyor. Bakın şu mahalle baskısına!

Efendi, sayı ile kendine gel! İçireceksin bana şarabı; kafamı güzelleştireceksin; sonra bana el parası ile oğlum için” gemicik” aldıracaksın. Kafam iyiyken yakınlarıma TV-gazete falan sattıracaksın.

Bana banka satışlarında aracılık ettireceksin. Beni boğazıma kadar günaha sokacaksın.

Yok öyle şey!

“İçki bütün kötülüklerin anasıdır!”

Basında SHP haberlerine dönmek için tıklayınız