Birgün-16/04/08- Uğur Cilasun: YARDAN MI GEÇERSİN SERDEN Mİ?

Geçen hafta yazamadım. SHP Kurultay sürecini yaşıyor. İlçe kongreleri var, il kongreleri var. 24 Mayıs’ta da 3. Olağan Kurultay var. Çok yoğunuz.

Aslında içim içimi yiyor. “İşte bunları yazmalıyım” diyorum. Mesela adamın biri çıkıyor: “Demokrasinin önemi yanında laikliğin lafı olmaz” diyor. Belki tam böyle değil ama anlam olarak aynen böyle söylüyor.

Donup kalıyorum. Laikliğin olmadığı bir yerde demokrasiden söz etmek mümkün mü? Hem devleti, toplumu bir dinin kurallarına göre organize edeceksiniz hem de demokrasiden söz edeceksiniz. Aslında demek istediklerini anlıyorum: “Herkes dilediğince yaşar; isteyen başını örter isteyen kara çarşafını giyer; herkes kendi inancının hukukunu kendine çerçeve yapar. Bunun adına da “demokrasi” derler, diyorlar.

Böyle şey olur mu? Böyle toplum olur mu? Bu, toplumsal kaosun başlama noktasıdır. Demokrasi için laiklikten vazgeçmek ancak niyetleri bambaşka olan insanların bir dayatması olabilir.

Örneğin Fehmi Koru şöyle söylüyor: “Laikliğin demokrasi için vazgeçilmez şart olduğu bir şehir efsanesidir!”

Buyurun buradan yakın!

Fehmi Bey kendi kafasında kurguladığı topluma “demokrat toplum”, onun rejimine de “demokrasi” diyor. Ama bu toplumda laiklik yok. Dinle devlet iç içe. Devlet başka bir çok alan gibi inanç alanını da düzenliyor.

Örneğin anayasasına “zorunlu din eğitimini” koyuyor. Bu ülkenin aynı dinden olmayan çocukları zorunlu olarak tek bir dinin eğitimini görüyor. Ermenisi, Rumu ,Süryanisi çok azaldılar ama gene de varlar; Alevisi, ateisti, çocuklarının okul sıraları üzerinde namaz kılmayı öğrenmelerine; Arapça dualar ezberlemelerine; çocuklar beceremedikleri zaman, “dinsiz”, “gavur” gibi laflarla itilip kakılmalarına ses çıkaramıyor.

Ben böyle bir demokrasi istemiyorum. Daha doğrusu böyle bir “şeyi” bana demokrasi diye yutturmasınlar.

Bir otobüs şirketinin “ekspres-durmaksızın” (non-stop) kurallı yolculuğu Ankara’dan başlıyor. 45 dakika-bir saat sonra otobüsteki, takkeli, şalvarlı, sakallı; kendi aralarında Almanca konuşan grup seslerini yükseltmeye başlıyor. Şoför, mescidi olan bir tesise yanaşıp duruyor. Yolcular soruyor: Yanıt “namaz molası verdik”. Laiklik olmayınca, mahalle baskısı her şeyin üstüne çıkıyor. Dinin kuralı toplumsal yaşamın kuralı haline geliyor ve kuralı herkes kendi kafasına, kendi isteğine göre koyuyor. Siz buna demokrasi mi diyorsunuz?

Bizi “laiklik mi demokrasi mi?” ikilemine sokmak isteyenler, aslında “yardan mı geçersiniz serden mi?” demek istiyorlar.

Ne yardan geçeriz ne de serden. Demokratik toplumun çağdaş kurallara uygun yaşam biçimimize el uzatanların ellerini kırarız, kırarız.

Basında SHP haberlerine dönmek için tıklayınız