Birgün-12/05/08- Uğur Cilasun: KARLOS MARKOS

Yirmili yaşlarımdayım. Zamanı ve yeri bende saklı; Güney Amerika’lı, devrimci bir yoldaşla sohbet ediyoruz. Ortak dilimiz İngilizce. Yoldaş oldukça akıcı konuşuyor.Bense, benim kuşağımı İngilizce’den nefret ettiren Gatenby’nin ikinci kitabındaki, “Mr. and Mrs. Brown went to the seaside” düzeyinde kalmışım. Ama sohbet azmimiz yüksek. Üstelik politika konuşuyoruz.

Güney Amerika’lı yoldaşım, ağır bir İspanyol aksanı ile, hızlı hızlı bir şeyler anlatıyor. Ben de arada bir anlayabildiğim kelimelerden bir mânâ çıkartmaya çalışıyorum. Yoldaş arada bir “Karlos Markos”, “Karlos Markos” diyor.

“Ulan bu kimden bahsediyor?” diye düşünüyorum. “Douglas Bravo, Alberto Bayo” (bizi şehir gerillalığına özendiren o uydurma devrimciler) gibi Güney Amerika’lı bir devrimci mi?”

Sonunda dayanamıyorum; “Karlos Markos da kim?” diye soruyorum. Güney Amerika’lı yoldaş, çokça hayretle, biraz acıyarak, biraz küçümseyerek yüzüme bakıyor: “Kapitale !” diyor.

O zaman jetonum düşüyor. Yoldaş, Karl Marks’tan bahsediyor.

Asıl konuya geçmeden bir şey daha anlatayım. 12 Mart’ta yaygın bir hikayeydi. Polisler bir solcunun evini basıyor; Duvarda Marks’ın o meşhur sakallı resmi asılı.Bir polis ev sahibine “bu kim?” diye soruyor. Bizimki de “dedem” diyor. Polis, “ulan deden muhterem bir adammış; sen bu işlere neden bulaştın?” diyor.

İşte o muhterem zat geçenlerde gene gündeme geldi. İstanbul’daki bir toplantıda ünlü işadamı İshak Alaton, serbest piyasa ekonomisi konusunda bir konferans veren General Electric’in CEO’su Jack Welch’e bir soru yöneltmiş. Enerji fiyatlarındaki, gıda fiyatlarındaki artışların insanları yoksulluğa, açlığa ve hâttâ ölüme sürüklediğini söyleyen Alaton, kapitalizmin dünyayı bitişe sürüklediğini düşündüğünü söylemiş ve sormuş: “Serbest piyasa ekonomisi artık işlevini yerine getiremiyor mu? Adam Smith öldü sanırım. Çözüm için insanlığın Karl Marks’ı yeniden keşfetmesi mi gerekiyor?”

İshak Alaton’un sorusu, yanıtını içinde taşıyan cinsinden.

Evet, insanlığın Karl Marks’ı yeniden keşfetmesi gerekiyor. Ama O’nu, bir kutsal kitabı okur gibi değil, bir rehberi anlamaya, bir yol haritasını çözmeye çalışır gibi yeniden keşfetmek gerekiyor.

Bunun için, SHP’nin Genel Merkezinin giriş holünde, Karl Marks’ın o “muhterem” portresi asılı. Romain Gary’in ünlü eserini anımsadım. “Bunca Yoksulluk Varken”. Evet, bunca yoksulluk varken, yoksulluğu yok etmenin yüce ideolojisini, sosyalizmi, o en yüksek insanlık idealini dünyaya mal eden “Karlos Markos”u hatırlamamak olur mu?

Basında SHP haberlerine dönmek için tıklayınız