Birgün-12/03/08 - Uğur Cilasun: ELVEDA SEVGİLİ HOCAM
Ben çok talihli bir insanım. Muhteşem hocalardan eğitim aldım. İlkokul öğretmenim unutulmaz Meliha Haznecioğlu’nun, Ankara Atatürk Lisesinin efsane öğretmenlerinin rahle-i tedrisinden geçtim.
Hacettepe Tıp Fakültesinde, hepsi branşlarının en iyisi olan muhteşem hocalarımı-onlar, ben biraz fazla sol ve sert biri olduğum için beni pek sevmeseler de- sevgiyle, saygıyla hatırlıyorum.
Prof. Dr. Nusret Fişek’in önce öğrencisi idim; sonra asistanı oldum. Daha sonra o Türk Tabipleri Birliği Başkanı oldu, ben de Genel Sekreter oldum. O’nu anmadığım bir gün bile geçmiyor.
Öğrencisi olmadığım ama bana hocalık yapan, kendilerinden çok şey öğrendiğim ustalarım da var. Onlardan biri Dr.Erdal Atabek’tir. Erdal ağabey Türk Tabipleri Birliği Başkanı idi; ben de Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi ve Büyük Kongre delegesi idim. Erdal ağabeyden neler öğrendim neler! Şimdi hâlâ, bir toplantı yönetirken, bir konuyu tartışırken, kendimi aynen Erdal ağabey gibi davranır buluyorum. Çok hoşuma gidiyor. Hoca iyi olunca, öğrenci ister istemez öğreniyor.
1972 yılının Haziran ayında tutuklandım(tekrar). Mamak 2 Nolu cezaevine gönderildim. Burası eskiden astsubay gazinosu olarak kullanılan iki uzun koğuştan oluşuyordu. Beni verdikleri koğuştaki ranzalar ikili olarak birleştirilmişti. Alt katına yerleştiğim ranzanın üstünde Sadun Aren yatıyordu. Bitişiğinde TİP MYK’sından Bekir Yenigün vardı. Benim bitişiğimde de Timur (Ertekin) yatıyordu.
Bir süre sonra, artık çabuk çıkamayacağımız anlaşılınca, ben Ömer Madra’dan “özel” İngilizce dersleri almaya başladım. Sadun hocama da “hocam bir grup oluştursak; bize biraz ekonomi derisi verseniz” diye ricada bulundum. Çiçeği burnunda bir doktordum. Marksist’tim ama ekonomiden bihaberdim.
Sevgili hocam biz üç-dört kişiye her gün saat 10-12 arası “ekonomiye giriş dersi “ anlattı. Şimdi ne biliyorsam o zaman öğrendiklerimdir.
Hapishanede “konuşmak” yapabileceğiniz en iyi şeylerden ikincisidir. (Birincisi tabii ki okumak) Biz de çok konuşurduk. Günün olayları, siyasi gelişmeler her yönüyle yoruma tâbi tutulurdu. Yorumlayamadığımız, kavrayamadığımız şeyleri, doğal olarak, hocamıza sorardık. Bazen kendisinin de yorumlayamadığı şeyler olurdu. O zaman hafifçe tebessüm ederek, “vallahi Uğur bu akıllar bizim akıllar değil” derdi. Nasıl unuturum? Şimdi ben de bir şeye akıl erdiremeyince etrafımdakilere, tıpkı hocam gibi, “bu akıllar bizim akıllar değil” deyiveriyorum.
O zaman ben 26 yaşındaydım. Sadun hocam da 50’sinde imiş. Ama bana nasıl yaşlı, nasıl bilge görünürdü. Bilgeliyi doğruydu ama yaşlılığı doğru falan değilmiş. Avluda birlikte volta atmaya bayılırdım. Bir havalandırma süresince O’ndan neler öğrenmezdim ki!
Sonraki yıllarda da hocamdan kopmadım. SHP kuruluşunda, yeni dönemi, bu günün dünyasını kavramak için oluşturduğumuz tartışma grubuna başkanlık yaptı. Sevgili Hüseyin Ergün o tartışmaları kitaba dönüştürdü. O sürede de hocamdan pek çok şey öğrendim.
Şimdi O’nu yolcu ettik.
Elveda sevgili Hocam!
En azından benim yaşadığım süre içerisinde, sanki ölmemişsin gibi sıcacık hatırlanacaksın.