Birgün-05/03/08 - Uğur Cilasun: YURTTAŞLIK GELİRİ (V)

Bu aynı konuyu işlemeğe devam ettiğim beşinci yazım. Geçen günlerde, Deniz Bey’in grup konuşmasında, “elitlerden bahsediyorsunuz ama siz dabbetül arz ciplere biniyorsunuz; 1800 euroluk çantalar kullanıyor, kırmızı tabanlı İtalyan pabuçlar giyiniyorsunuz” dediğini okudum. Akşam gazetesinde Serdar Turgut da, “AKP fakirleri sever” diye yazdı. Ben de ilk yazımın başlığını “ben zenginleri severim” diye atmıştım. Ayrı uçlardan aynı şeyi söylüyoruz.

Bunlara memnun oluyorum. AKP’ye ve onun dayandığı toplumsal kesimlere sınıfsal bir bakış açısı ile yaklaşanların sayısı arttıkça, bunları çözmenin ve bunlardan kurtulmanın yolu daha kolay açılır diye düşünüyorum.

Geçen yazımı, AKP’nin yeni burjuvazisi ile, daimi yoksullar olarak bıraktığı oy tabanının, birbirleri besleyen kısır döngüsü kırılabilir mi? diye sorarak bitirmiştim.

Ülkenin zenginliğinden hak ettiği ölçüde pay alamayan ama AKP’nin sadaka, fitre, zekat; belediyenin kömür, yiyecek paketi ile beslediği daimi yoksulların bu durumdan kurtulmaları gerekiyor. Bunun için projelere ihtiyaç var.

Sosyaldemokrat Halk Partisi, kuruluşundan (Mayıs 2002) hemen sonra, “Yoksulluğun Yenilmesi İçin Acil Plan” adı ile bir proje hazırladı. Daha sonra bu yenilenerek yeniden yayınlandı. Bu planda, insanları yakan yoksulluğun devletin el koyması ile, kademe kademe nasıl ortadan kaldırılacağı ve bunun gerçekçi kaynakları gösterildi.

Son anayasa tartışmaları sırasında SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın yeni bir kavram ortaya attı. “Yoksulluğun giderilmesinin iktidarların keyfine bırakılamayacağını; öyle bırakılırsa, şimdi AKP’nin yaptığı gibi, konunun dinsel bir çerçeveye oturacağını ve “merhamet”, “iyilik”, “sevap” gibi insan onurunu zedeleyen kavramlar ile insanlara yaklaşılacağını; bunun doğru olmadığını” söyledi. Murat Bey bunun yerine anayasada yer alacak bir “yurttaşlık geliri” kavramı getirdi.

Buna göre insanlar, sırf Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı oldukları için, belediyelerin kömürüne, aşevlerine, iftar çadırlarına, yiyecek kolilerine; kaymakamlıkların fak-fuk fondan yapacakları yardımlara muhtaç olmayacakları bir “asgari gelire” sahip olmalıdırlar. Kendisini geçindirecek kadar bir gelire, bir işe sahip olmayan herkes bu olanaklara kavuşuncaya kadar bu geliri devletten bir anayasal hak olarak almalıdırlar. Bunun kaynakları şu an için bile vardır. Kaymakamların keyfine bırakılmış fak-fuk fon, ne işe yaradığı bilinmeyen ama kasasında katrilyonlar bulunan “işsizlik sigortası fonu” bile, insanları kimsenin inayetine muhtaç olmadan yaşayabilecekleri bir gelire, devlet eli ile sahip kılabilir.

Bu kısır döngünün yaklaşan ilk seçimlerle birlikte kırılmaya başlaması gereklidir. Bunun için de sol partilerin, bu sınıfsal bakış açısını varoşlara, kırsala taşımaları gereklidir. Solcu politikacılar, kimlikler üzerinden yaptıkları ucuz ve kolay politikayı bırakarak, insanlara bu sınıfsal sömürüyü anlatmalıdırlar. “Sadaka kültürü” ancak “ideolojik savaşım” ile yenilebilir.

Her yerde karşımıza çıkan, “AKP bunları veriyor, siz ne vereceksiniz?” diye soran insanlara kızmadan, onları aşağılamadan, bu yoksulluğun kader olmadığını; solun nihai hedefinin toplumsal üretimden “herkesin ihtiyacı kadar” almasının ötesinde, yükselen bir “refah toplumu” olmak olduğunu onlara anlatabilmeliyiz.

Basında SHP haberlerine dönmek için tıklayınız